Geçtiğimiz hafta İran’ın birçok bölgesinde artan ekonomik sıkıntılara karşı büyük protestolar düzenlendi ve devlet baskısına rağmen protestolar devam etti.
Protestocular ile güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmalarda ölenlerin sayısı konusunda çelişkili haberler var; en az 10 kişinin öldüğü belirtiliyor. Cumartesi günü, devlete bağlı Mehr Haber Ajansı, İran’ın batısında Kürt nüfusun yoğun olduğu Melikşahi kasabasında, protestocuların bir polis karakoluna saldırmaya çalıştıkları sırada, İslam Devrim Muhafızları’na mensup bir kişi ile iki protestocunun öldürüldüğünü bildirdi.
2022’den bu yana meydana gelen bu en büyük protestolar, sosyal ve politik açıdan heterojen bir karakter taşıyor.
Bu protestolar, İran’daki işçiler ve kır emekçileri arasında, hızla artan enflasyon, kitlesel işsizlik, giderek büyüyen toplumsal eşitsizlik, çökmekte olan kamu altyapısı ve işçi sınıfının her türlü öz örgütlenmesinden korkan burjuva milliyetçi, din adamları liderliğindeki rejimin yaygın baskısı üzerine köklü sosyal şikayetler tarafından besleniyor.
Protestocular, ekonomik yardım taleplerinin yanı sıra, İslam Cumhuriyeti ve onun Yüce Lideri Ayetullah Hamaney’e karşı sloganlar attılar.
Kuzey Amerika ve Avrupa’nın emperyalist güçleri, İran’a karşı saldırganlıklarını meşrulaştırmak ve genişletmek için protestoları hemen fırsat olarak değerlendirdiler. Bu saldırganlık, 2025 yılında, önce İsrail-ABD’nin İran’a açtığı savaşla, ardından da Britanya, Almanya ve Fransa’nın talebiyle uygulanan ağır ekonomik yaptırımların geri getirilmesiyle çarpıcı bir şekilde yoğunlaştı. Yaptırımlar, Tahran’ın 2016 yılında BM’nin desteklediği İran nükleer anlaşmasına uymadığı gerekçesiyle haklı gösterildi. Oysa 2018 yılında anlaşmayı reddeden ve ardından Trump ve Biden yönetimleri altında İran ekonomisini çökertmek ve rejim değişikliğini hızlandırmak amacıyla “azami baskı” harekâtı yürüten ABD idi.
Cuma sabahı erken saatlerde Trump, gülünç bir şekilde kendini demokrasi ve insan hakları savunucusu gibi göstererek İran’ı doğrudan tehdit etti. Truth Social platformunda, İran’ın “barışçıl protestocuları şiddetle öldürmesi” halinde ABD’nin “onların yardımına koşacağını” ilan ettikten sonra tehditkâr bir şekilde, “Hazırız, ateş etmeye hazırız,” diye ekledi.
Amerika’nın müstakbel diktatör-başkanı, 29 Aralık Pazartesi günü, Amerikan emperyalizminin öncülüğünde bir “Yeni Ortadoğu” yaratma yöneliminin sonraki adımlarını (buna İran’a karşı olası yeni askeri harekatlar da dahildir) görüşmek üzere İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile bir araya geldikten sonra savaş tehdidinde bulunmuştu. Pentagon ise o akşam Venezuela’ya saldırı hazırlıklarını tamamlıyordu. Amerikan emperyalizminin yırtıcı iştahını kamufle etme girişimlerinden vazgeçen Trump, ertesi gün ABD’nin Venezuela’nın petrol zenginliklerini ele geçireceğini ve öngörülebilir gelecekte ülkeyi yöneteceğini açıkça ilan etti.
İran’daki protestolar, 28 Aralık’ta, Tahran Büyük Çarşısı’nda, tarihsel olarak rejimin bir dayanağı olan çarşı tüccarları ve esnafları tarafından kepenk kapatılmasıyla başladı. Sonraki günlerde, protestolar İsfahan, Meşhed ve Ahvaz gibi önemli sanayi merkezleri de dahil olmak üzere ülkenin büyük bir bölümündeki şehir ve kasabalara yayıldı. Haberler, protesto hareketinin Kürdistan da dahil olmak üzere etnik azınlıkların yoğun olarak yaşadığı bölgelerde özellikle güçlü olduğunu gösteriyor.
Protestolara üniversite öğrencileri, esnaflar, kamyon şoförleri ve kamu emekçileri de dahil olmak üzere çeşitli sosyal katmanlar katıldı ve protestolar “sektör grevleri”nin yanı sıra kısa gösteriler ve kitlesel toplantılar şeklinde gerçekleşti.
29 Aralık Pazartesi günü, protesto hareketi Tahran’ın ötesine hızla yayılırken, İran Merkez Bankası Başkanı Muhammad Reza Farzin istifasını sundu. İran’ın para birimi riyalin değerindeki büyük düşüş, İran’da enflasyonun yüzde 40’ın üzerinde olmasının ana nedenlerinden biri.
Ertesi gün, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan protestocularla “diyalog” çağrısında bulundu ve “Para ve bankacılık sistemini reform etmek ve halkın satın alma gücünü korumak için gündemimizde temel önlemler var,” dedi.
Aslında, İran hükümetlerinin son yıllarda Dünya Bankası ve IMF’nin politika önerileri doğrultusunda uyguladığı “serbestleştirme” önlemleri (özelleştirme ve temel mallara verilen sübvansiyonların kaldırılması veya azaltılması vb.), yalnızca emekçileri yoksullaştırırken, küçük bir burjuva elitini daha da zenginleştirmiştir.
Cumartesi günü, Yüce Lider Hamaney protestolarla ilgili sessizliğini bozdu. İran ekonomisinin durumuna ilişkin şikâyet ve hayal kırıklıklarını kabul ettiği hoşnutsuz burjuva ve küçük burjuva kesimlere yaptığı çağrıyı, “şakiler” olarak tanımladığı, itaat etmeyen işçi sınıfı unsurlarını ve gençleri vahşice bastırma tehditleriyle birleştirdi.
Hamaney, “Çarşı sınıfı, İslam Devrimi’ne en sadık kesimler arasındadır,” dedi ve ekledi: “Esnaf haklıydı. Bu koşullarda iş yapamazlar.”
86 yaşında ve İslam Cumhuriyeti’nin 36 yıldır en üst düzey lideri olan Hamaney, “Biz protestocularla konuşuyoruz. Yetkililer de onlarla konuşmalı,” dedi. “Ancak şakilerle konuşmanın bir faydası yok. Şakilere hadleri bildirilmeli.”
Hamaney, rejime destek toplamak amacıyla, Trump’ın tehditlerine ve Washington önderliğindeki emperyalist güçlerin İran’ı Şah’ın monarşik diktatörlüğü gibi bir yeni sömürgeci boyunduruğa geri döndürme çabalarına işaret etti.
Oysa gerçekte İran burjuvazisi ve İslam Cumhuriyeti’nin siyasi-dini yönetimi, İran’ın emperyalist güçlerle çatışmasının tüm yükünü işçi sınıfı ve kır emekçilerinin sırtına yüklemeye çalışırken, kendilerini zenginleştirmekte ve Washington’la ve Avrupalı emperyalist güçlerle uzlaşma yoluna gitmeye çalışmaktadır.
Yıllarca süren ağır yaptırımlar; İran burjuvazisinin bencil sınıf çıkarlarının peşinde koşması; geçen yıl İsrail ile 12 gün süren ve ABD’nin İran’ın sivil nükleer tesislerine saldırmasıyla sonuçlanan savaş; geçen ekim ayında daha da kapsamlı yaptırımların geri getirilmesi ve petrol fiyatlarının düşmesi; tüm bunlar İran ekonomisi ile sıradan İranlıların yaşam standartları ve hayatları üzerinde yıkıcı bir etki yarattı.
Köhnemiş altyapının bir sonucu olarak İran, ciddi enerji kıtlığıyla karşı karşıya kalmış ve bu da aralıklı elektrik kesintilerine yol açarak üretimi aksatmış ve Tahran’ın devlet dairelerini geçici olarak kapatmasına ve ülkenin büyük bir bölümünde daha kısa bir çalışma haftası uygulamasına neden olmuştur. İran’ın büyük bir kısmı, iklim değişikliğinin yol açtığı kuraklıktan da ciddi şekilde etkilenmiş, bu da gıda fiyatlarını daha da artırmış ve kırsal kesimin gelirlerini düşürmüştür.
Sosyal Refah Bakanlığı, 2024 yılında İranlıların yüzde 57’sinin yetersiz beslenme sorunu yaşadığını tespit etti. Et lüks bir ürün haline geldi ve geçen yıl genel olarak gıda fiyatları yaklaşık yüzde 70 arttı. 2025 yılında yüzlerce hayati ilacın fiyatı iki katına çıktı veya daha fazla arttı, bu da birçok insanı yaşamsal sağlık ihtiyaçlarından vazgeçmeye zorladı.
İran’ın din adamları önderliğindeki burjuva-milliyetçi rejimi, Şubat 1979’da Şah’ın tiranlık rejimini deviren anti-emperyalist ayaklanmanın ardından, devrimin doruk noktasında solu ve işçi sınıfının kurduğu bağımsız örgütleri acımasızca bastırarak iktidarını pekiştirmişti.
Bununla beraber, devrimin hemen ardından işçi sınıfına ve kır emekçilerine verilen bazı sosyal tavizleri sürdürmek zorunda kaldı. Son 15 yılda, bunlardan geriye kalan az sayıdaki taviz de sistematik saldırılara maruz kaldı. İran hükümetleri, ister IMF ile uyumlu “reformcular” isterse de sözde ABD karşıtı, dindar “sertlik yanlıları” (Prensipçiler) yönetimde olsun, özelleştirme ve sübvansiyon kesintilerinden güvencesiz sözleşmeli işçiliğin teşvikine kadar “piyasa yanlısı reformlar” uyguladı.
Sonuç olarak, rejimin kent ve kır yoksulları arasındaki destek tabanı büyük ölçüde erozyona uğradı. 2018 sonlarında İran genelinde kitlesel işçi protestoları patlak verdi [bkz. İran’da Emperyalizme Karşı İşçi İktidarı Uğruna Mücadele] ve 2022 sonbaharında, 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin İran’ın “ahlak polisi” gözetimindeyken ölmesiyle tetiklenen kitlesel protestolar ile ülke yeniden çalkalandı.
Son aylarda öğretmenler, hemşireler ve petrol işçilerini kapsayan bir dizi işçi protestosu ve grevi yaşandı. 11 Kasım’da, Güney Pars’taki bir düzine rafineride çalışan sözleşmeli işçiler protesto yürüyüşleri ve mitingler düzenlediler.
Rejim, uzun süredir, Batılı emperyalist güçlerle hızlı bir yakınlaşmayı savunan bir hizip ile Çin ve Rusya ile ekonomik ve askeri-stratejik bağlara öncelik verip “Direniş Ekseni” (Hamas, Hizbullah ve Aralık 2024’te çökene kadar Suriye’deki Esad rejimini de içeren bir müttefikler ağı) aracılığıyla ABD-İsrail askeri baskısına karşı koyarak daha sert bir pazarlık yapmaya çalışan bir hizip arasında bölünmüş durumda. Yüce Lider olarak Hamaney, büyük güçler arasında manevra yapmaya ve İran içinde giderek patlamaya doğru giden sınıfsal çelişkileri kontrol altına almaya çalışan kendisi ve İran burjuvazisi adına, önce bir hizbi, sonra da diğerini destekleyerek iki hizip arasında manevra yapmaya çalışıyor.
Olaylar, İslam Cumhuriyeti’nin siyaset kurumunun ve İran burjuvazisinin tüm hiziplerinin iflasını, emperyalizmle mücadele iddialarının boşluğunu, işçi sınıfına düşmanlıklarını ve Ortadoğu’daki kitleleri emperyalist baskıya karşı tüm dini ve etnik sınırların ötesinde ortak bir mücadelede seferber etmekten doğaları gereği aciz olduklarını ortaya koymuştur.
İran rejimi, Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşüne müzakere ricalarıyla yanıt verdi ve Trump İran’ı savaşla tehdit edip İsrail’in Gazze’deki soykırım saldırısına desteğini yoğunlaştırırken de bu politikayı sürdürdü. İran’ın ulusal güvenlik aygıtının liderleri, ABD’ye karşı durdukları yönündeki tüm gürültü patırtılara rağmen, ABD emperyalizmi ve onun İsrail adlı saldırı köpeğinin kendileri için kurduğu tuzağa göz göre göre düştüler. Bu tuzak; Trump’ın, 13 Haziran’da İsrail’in İran askeri kurmaylarının büyük bir kısmını başarılı bir şekilde ortadan kaldırarak başlattığı saldırının arifesinde, İran ile müzakerelerin devam edeceği iddiasıydı.
O zamandan bu yana İran aynı stratejiyi izleyerek, Trump ile pazarlık yapmayı ve İran ekonomisini büyük ölçekli ABD yatırımlarına açmayı teklif etmeye devam ederken, Washington’u pazarlık masasına oturmaya zorlamak için sivil nükleer tesislerini yeniden inşa etmeye çalışıyor.
Tahran, öfkesinin çoğunu Avrupalı emperyalistlere sakladı. Uzun süre onları Washington’dan daha “makul” ve yakınlaşmaya daha yatkın olarak görüyordu ancak geçen sonbaharda Birleşik Krallık, Fransa ve Almanya, Trump’ın gözüne girmek ve Ukrayna savaşı sırasında Rusya’ya verdiği sınırlı askeri destek nedeniyle İran’ı cezalandırmak için BM yaptırımlarının “geri getirilmesi” sürecini başlattılar.
İran işçi sınıfı, kendi sınıf çıkarlarını ancak İran burjuvazisinin tüm hiziplerine karşı çıkarak ve gerici kapitalist İslam Cumhuriyeti’ne karşı İran’da işçi iktidarı için mücadele ederek savunabilir. Emperyalizme ve onun Siyonist vekiline karşı, ancak kır emekçilerini de arkasına toplayan işçi sınıfının kitlesel sosyalist hareketinin geliştirilmesi yoluyla gerçekten mücadele edilebilir.
20. yüzyılın başındaki Anayasa Devrimi’nin başarısızlığı ve 1953’te Musaddık’ın milliyetçi rejiminin devrilmesinden, 1979 İran Devrimi’nin çalınıp bastırılmasına ve İslam Cumhuriyeti’nin 47 yıllık iktidarına kadar, modern İran’ın tüm tarihi, İran işçi sınıfı için tek geçerli stratejinin Sürekli Devrim stratejisi olduğunu göstermektedir. İlk kez Lev Troçki tarafından formüle edilen Sürekli Devrim stratejisi, 1917 Rus Devrimi’ne ve tecrit koşulları altında işçi sınıfından iktidarı gasp edip nihayetinde kapitalizmi restore eden ulusalcı Stalinist bürokrasiye karşı mücadeleye temel oluşturdu. Bu strateji, emperyalist çağda, 18. ve 19. yüzyılların tarihi burjuva devrimleriyle ilişkili demokratik görevlerin —ulusal bağımsızlık ve birliğin sağlanması ile din ve devlet işlerinin ayrılması dahil— ancak işçi iktidarının kurulmasıyla ve dünya sosyalist devrimi mücadelesinin bir parçası olarak gerçekleştirilebileceğini saptamıştır.
Kuzey Amerika ve Avrupa’daki işçiler, ABD önderliğindeki emperyalistlerin küresel savaş yoluyla dünyayı yeniden bölüşme çabasının ayrılmaz bir parçası olarak İran’a karşı devam eden emperyalist saldırganlığa yorulmak bilmeksizin karşı çıkmalıdır.
Daha fazlasını okuyun
- Mehring Yayıncılık’tan yeni kitap: İran’da Emperyalizme Karşı İşçi İktidarı Uğruna Mücadele
- İran’da düzmece davalar ve idamlarla hükümet karşıtı protestolara yönelik baskı artıyor
- İran, göstermelik yargılamanın ardından ikinci protestocuyu idam etti
- İran’da protestolar devam ederken emperyalist güçler Tahran üzerindeki baskıyı artırıyor
