El Kaide kökenli Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) önderliğindeki yeni Şam rejimi, bu yıl Halep’te Kürt güçlerin önderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolündeki mahallelere başlattığı saldırıyı “Rojava” denilen ülkenin kuzeydoğusuna genişletti.
SDG önderliği buna “tüm Kürdistan’da bir seferberlik ve direniş” çağrısıyla yanıt verirken bu akşam dört günlük bir ateşkes ilan edildi.
Türkiye ve Irak dahil birçok ülkede kitlesel protestolar düzenlendi. HTŞ rejiminin saldırıları sonucu SDG’nin kontrolündeki hapishanelerden Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) üyesi olduğu söylenen kişilerin firar ettiği bildiriliyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın Ortadoğu’daki adamı olan, Washington’ın Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack salı akşamı yaptığı açıklamayla HTŞ’nin askeri hücumunun ABD’nin onayıyla yapıldığını ortaya koydu. Washington’ın Suriye’de herhangi bir “ayrılıkçılığa ya da federalizme” karşı olduğunu ve 18 Ocak anlaşmasına göre SDG savaşçılarının bireyler halinde Suriye ordusuna katılması ve kontrol ettiği “IŞİD cezaevlerini” Şam rejimine aktarması gerektiğini ilan etti.
Bu açıklama, pazartesi günü SDG lideri Mazlum Abdi’nin Şam’da HTŞ lideri “geçici cumhurbaşkanı” Ahmed eş-Şara ile Barrack’ın da katılımıyla yaptığı görüşmenin devam eden çatışmaların ortasında başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından geldi.
Barrack, son açıklamasını yapmadan önce Ankara’da Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’la görüşmüştü. Türkiye’nin güney sınırında Kürt güçlerin özerklik arayışının bastırılması karşısında memnuniyetini ifade eden Erdoğan, pazartesi günü yaptığı açıklamada SDG’yi kastederek, “Suriye’nin kuzeyini işgal altında tutan silahlı unsurların provokasyonlarına rağmen Suriye ordusu başarılı sınav vermiştir,” diye konuştu.
SDG liderliği salı akşamı HTŞ ile ateşkese varıldığını duyurduğu açıklamasında “18 Ocak anlaşmasını uygulamaya devam etmeye hazır olduğu” ilan etti.
Suriye’de ortaya çıkan durum, Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin (WSWS) Aralık 2024’te Rusya ve İran destekli Devlet Başkanı Beşar Esad rejiminin El Kaide bağlantılı güçler tarafından devrilmesinin ardından yaptığı uyarıları doğrulamıştır. WSWS o zaman şöyle yazmıştı:
Bölgedeki Kürt ve diğer seçkinlerin çıkarları SDG’yi HTŞ ile bir uzlaşmaya doğru yönlendirse de Ortadoğu’daki emperyalist şiddet sarmalı ve kaynaklar üzerinde kontrol savaşı çatışmaların daha da derinleşeceğine işaret ediyor. … SDG, yeni Şam yönetimini yakından ilgilendirecek önemli petrol, doğalgaz ve tahıl kaynaklarını kontrol ediyor.
Sosyalist Eşitlik Partisi – Dördüncü Enternasyonal, HTŞ rejiminin Suriyeli Kürtlere yönelik Türkiye destekli saldırısına kesin bir dille karşıdır. Yüz binlerce kişinin ölümüne, milyonlarcasının sığınmacı haline gelmesine yol açan emperyalizm destekli bir vekil savaşı sonucunda, Washington’ın ve Ankara’nın desteğiyle Şam’da iktidara getirilen HTŞ, Kürtler dahil tüm azınlıkları şiddetle ezerek ülke genelinde iktidarını sağlamlaştırmaya çalışmaktadır.
İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırganlığına ve işgaline sessiz kalan ve Türkiye’nin ülkedeki askeri ve siyasi varlığını memnuniyetle karşılayan yeni Şam rejimi, ABD’nin İran’a karşı saldırganlığının daha geniş kapsamlı amaçlarının hizmetindedir. Suriye’deki rejim değişikliği ve İran’a ve onun Filistin, Lübnan ve diğer yerlerdeki müttefiklerine karşı savaş, ABD emperyalizminin Ortadoğu’da tam hakimiyet hedefinin ayrılmaz parçalarını oluşturmaktadır.
Bununla birlikte, ortaya çıkan durum, Kürt milliyetçiliğinin emperyalizmle işbirliğine dayanan perspektifinin iflasını bir kez daha Kürt halkı zararına acı bir şekilde ortaya koymuştur. Abdi ve Türkiye’dekiler dahil çeşitli Kürt milliyetçisi önderlikleri günlerdir ABD’ye “duruma müdahale etme” çağrısı yapıyordu. Daha önce Abdi, SDG kontrolündeki bölgede bulunan yaklaşık 2000 Amerikan askerinin kendileri için bir güvence olarak bölgede kalmasını istediklerini açıklamıştı.
Suriye’deki rejim değişikliği savaşında ABD’nin başlıca vekil gücü olan SDG, Aralık 2024’te Esad’ın devrilmesini alkışlamıştı. Geçtiğimiz mart ayında, HTŞ rejiminin ülkedeki Alevi azınlığa yönelik katliamlarının ortasında, bizzat Abdi, eş-Şara ile bir mutabakat imzalayarak yeni rejime uyum sağlama isteklerini göstermişti.
Emperyalizm ile ittifak kurmanın ezilen halklar için hiçbir güvence veya kurtuluş olasılığı sunmadığı bir kez daha hızla ortaya çıktı.
Şimdi SDG’nin kardeş örgütü Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) liderlerinden Murat Karayılan, “Bu saldırı Kürt halkının tüm kazanımlara karşıdır. Bir komplo olarak hazırlanmıştır. Bu komploda hem uluslararası güçler hem de yerel güçler yer alıyor,” diyor ve ekliyor: “Bu güçler çıkarlarını burada gördüler. Bu saldırıları bu nedenle örgütlediler. Şu an uluslararası güçlerin saldırılara yol açma tutumu, başta ABD olmak üzere, İngiltere, Almanya, Fransa ve diğer uluslararası koalisyon devletleri için kara bir leke olacaktır.”
Bu, ABD önderliğindeki emperyalist güçlerin Kürt halkına felaket getiren ilk ihaneti değildir. Kürt halkı ve diğer Ortadoğu halkları içinde ve uluslararası ölçekte işçi sınıfını emperyalizme ve onun bölgesel kapitalist müttefiklerine karşı birleştirip seferber edecek enternasyonalist, sosyalist bir önderlik inşa edilene kadar da son ihanet olmayacaktır.
Sosyalist Eşitlik Partisi’nin bir parçası olduğu Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi (DEUK), 2019’da Türkiye’nin yine Trump liderliğindeki ABD’nin göz yummasıyla SDG’ye karşı başlattığı harekatın ardından şöyle yazmıştı:
Washington’ın Kürt müttefiklerine açıkça ihanet etmesi, Kürtlerin demokratik ve kültürel haklarını ilerletme adına bir strateji olarak Kürt milliyetçiliğinin iflasına ilişkin yeni bir acı ders oluşturmaktadır. …
Türkiye, Suriye, Irak ve İran geneline yayılmış durumda olan Kürt halkının demokratik haklarını savunmak için tek geçerli strateji, Türk halkının demokratik hakları için de olduğu gibi, bütün etnik kökenlerden işçilerin devlet iktidarını almak ve Ortadoğu ve Orta Asya Birleşik Sosyalist Devletleri’ni inşa etmek üzere birleşik devrimci mücadelesidir. …
Kürt milliyetçi hareketinin, emperyalizme karşı çıkmak şöyle dursun onun gönüllü müttefiki olması ve izlediği politika bir hata değil, onun burjuva sınıfsal karakterinin ürünüdür.
Lev Troçki’nin Sürekli Devrim Teorisi’nde açıkladığı gibi, Ortadoğu gibi geç kapitalist gelişmeye sahip bölgelerde burjuvazi, emperyalizme göbekten bağlı olması ve her şeyden çok işçi sınıfından korkması nedeniyle azınlık haklarını tanıyan demokratik bir rejim kurmaktan, toplumsal eşitliği sağlamaktan ya da anti-emperyalist bir politika izlemekten acizdir. Bu görevler, sosyalizm mücadelesinin parçası olarak, tüm ezilenleri burjuvaziye ve emperyalizme karşı işçi iktidarı uğruna mücadelede kendi arkasında birleştirmesi gereken işçi sınıfına düşmektedir.
Suriye’de HTŞ’nin saldırıya geçmesi ve SDG’nin kontrolündeki kaynakları ele geçirerek Kürtlerin herhangi bir statüye sahip olmasını engelleme çabası, Ortadoğu’daki daha geniş kapsamlı paylaşım mücadelesinin bir parçasıdır.
Ankara, Ekim 2024’ten beri PKK ile ABD’nin de desteğini alan bir müzakere süreci yürütüyor. Erdoğan ve PKK’nin hapisteki lideri Abdullah Öcalan, İsrail’in Filistin, Lübnan, Suriye ve Ortadoğu genelinde artan etkisine ve “Büyük İsrail” emellerine karşı bir o kadar gerici “Türk, Kürt, Arap” ittifakını ileri sürdüler.
Ankara, Öcalan’ın çağrısıyla kendini fesheden ancak örgütsel varlığını koruyan PKK’nin Suriye’deki kardeş örgütü olan SDG’nin de herhangi bir yasal statü elde etmeden kendini feshederek yeni Şam rejimine tabi olmasını talep ediyor, aksi halde HTŞ üzerinden savaş açma tehdidinde bulunuyordu.
HTŞ’nin Ankara destekli saldırısı, Kürt hareketinin HTŞ’yle bir “demokratik uzlaşı”ya varma hedefi için olduğu gibi, PKK’nin Erdoğan hükümetiyle müzakerelerinin “barış ve demokrasi” getireceği iddialarının sahteliğini de gözler önüne sermektedir.
Doğrusu, 2015’te Suriye’deki gelişmelerin ağırlığı altında çöken önceki müzakere sürecinde olduğu gibi bu kez de söz konusu olan Kürt halkının meşru demokratik hakları değil, Türk ve Kürt burjuvazisinin gerici çıkarlarını ABD emperyalizmiyle uyumlu bir şekilde uzlaştırma çabasıdır. Suriye’deki gelişmeler, Ankara-PKK anlaşmasının kırılganlığına ve Türkiye’de 2015-16’da binlerce cana mal olan iç savaşı gölgede bırakabilecek bir askeri çatışmanın canlanması tehlikesine işaret etmektedir.
HTŞ’nin SDG ile müzakere süreci yerine askeri saldırıya geçmesi, Şam rejimi ile İsrail’in 6 Ocak’ta ABD himayesinde Paris’te görüşmesinin ve iki ülke arasında bir “güvenlik mekanizması”nın kurulmasının ardından geldi. Görüşme sonrası yapılan ortak açıklamada “… iki ülke, istihbarat paylaşımı, askeri gerilimin azaltılması, diplomatik ilişkiler ve ticari fırsatlar konusunda ABD’nin gözetiminde acil ve sürekli koordinasyonu kolaylaştırmak için ortak bir iletişim mekanizması kurmaya karar vermişlerdir,” denilmişti.
Şam ile Tel Aviv’in ABD himayesinde uzlaşmasını, Trump’ın Erdoğan’ı Gazze’deki yeni sömürgeci “Barış Kurulu”na davet etmesi izledi. Erdoğan Trump’ın Gazze planına destek vermiş ve Venezuela’yı istila edip seçilmiş Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu kaçırmasını sessizce kabullenmişti.
Paris’teki anlaşmanın ertesi günü Şam güçleri Halep’te SDG kontrolündeki iki mahallede savaş ilan etti. 100 binden fazla sivili kenti terk etmeye zorlayan ve çok sayıda ölüme yol açan bu saldırıyla kent genelinde kontrolü ele geçirdi. Ardından SDG içindeki Arap aşiretlerinin Şam yanlısı bir pozisyona geçmeleri ile HTŞ güçleri Deyrizor ve Rakka gibi vilayetlere girdi ve Kürt yoğunluklu şehirlere yöneldi.
SDG’nin Şam heyetinde yer alan Kadın Savunma Birlikleri (YPJ) Genel Komutanı Rohilat Efrin, görüşmenin ardından Rudaw TV’ye yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Daha önce 4 Ocak’ta yapılan teknik görüşmelerde DSG’nin üç tümen halinde orduya katılması ve özerk yapının korunması üzerinde bir anlayış birliği vardı. Ancak bu son toplantıda her şeyi inkar ettiler. Bize ‘Haseke ve Kobani’yi derhal boşaltın, silahları bırakın ve orduya tek tek (bireysel) katılın’ dediler.”
Efrin, “Daha önce bu anlaşmayı bir ay içerisinde uygulayabileceklerini söylemişlerdi. Ancak Deyrizor ve Rakka’daki saldırıların ardından şartlarının hemen kabul edilmesini istediler. Bunu bir oldu bittiye getirmek istediler ki belli ki daha önceden planlanmıştı,” diye ekledi.
Rohani kanalına demeç veren Abdi ise hayal kırıklığını şöyle ifade etmişti: “Her şeyden önce, bu savaş bize dayatılmıştır. Bu ayın 4’ünde Şam’da bir toplantı gerçekleştirdik; ardından birçok görüşme yaptık ve son olarak Erbil’de bir araya geldik. Amacımız, bu savaşın önünü almaktı. Ancak maalesef bu savaş birçok güç tarafından planlanmıştı ve ısrarla dayatılarak bugüne gelindi.”
Abdi bu güçlerin kimler olduğunu açıklamıyor. Bununla birlikte Ortadoğu’da tam egemenliğini kurmak ve İran, Rusya ve Çin’in etkisini tamamen ortadan kaldırmak isteyen ABD, Suriye’deki müttefiklerinin bir an önce anlaşması yönünde baskı yapıyordu. Trump yönetiminin İran’da askeri müdahale ve rejim değişikliği planları yaptığı bir dönemde Suriye’deki müttefiklerini hizaya getirmek istiyor. SDG’ye, HTŞ’nin şartlarına göre buna uygması için ültimatom verilmiş durumda.
Bununla birlikte, Suriyeli Kürtleri “doğal müttefiki” ilan eden İsrail’in duruma müdahale etmesi veya Trump’ın tavır değiştirmesi, Türkiye ile İsrail’i veya ABD’yi doğrudan karşı karşıya getirebilir.
Her halükârda, emperyalizmle ve Türkiye ya da İsrail gibi onun hizmetindeki bölgesel güçlerle uzlaşma ve işbirliği yapma şeklindeki milliyetçi siyasetin iflası açıkça kanıtlanmıştır. İşçiler ve ezilen halklar, tüm bu güçlere ilkesel olarak karşı çıkmadan ve kendi bağımsız siyasetlerini geliştirmeden demokrasi, toplumsal eşitlik ve barış uğruna mücadeleyi ilerletemezler.
Suriye’de Kürt halkının karşı karşıya olduğu vahim durum, Gazze’de soykırıma uğrayan Filistin halkının ve 35 yılı aşkın süredir emperyalist saldırı altında bulunan Ortadoğu halklarının kaderinden ayrı düşünülemez. İleriye giden tek yol yol, bütün milliyetlerden işçi sınıfının emperyalizme ve onun burjuva vekillerine karşı Ortadoğu Sosyalist Federasyonu uğruna ortak bir devrimci mücadele içinde siyasi birliğinin sağlanmasından geçmektedir.
Belirleyici siyasi görev, bu mücadelede işçi sınıfına önderlik etmek üzere Suriye’de, Türkiye’de ve Ortadoğu genelinde DEUK’un şubelerini inşa etmektir.
