CHP’nin “Toplumsal Barış ve Demokrasi Konferansı” üzerine

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), 31 Ocak Cumartesi günü İstanbul’da “Toplumsal Barış ve Demokrasi Konferansı” düzenledi. ABD’nin İran’a yönelik askeri saldırı tehditleri ortasında düzenlenen konferansta Ortadoğu’daki çatışmalar, Kürt sorunu ve “demokratikleşme” gibi konular ele alındı.

CHP lideri Özgür Özel 31 Aralık'ta düzenlenen “Toplumsal Barış ve Demokrasi Konferansı”nda konuşuyor. [Photo: CHP official website]

“Yurtta Barış, Dünyada Barış: Ulusal ve Bölgesel Deneyimler” başlıklı ilk oturumda İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı (İHH) Mütevelli Başkan Vekili Hüseyin Oruç ve Birleşik Krallık merkezli askeri bir düşünce kuruluşu Chatham House’tan Galip Dalay dikkat çeken konuşmacılardı.

İHH, Erdoğan hükümetinin dış politikası ile uyumlu olarak çalışan İslamcı bir yardım kuruluşu. İHH, rejim değişikliği savaşı boyunca Suriye’de cihatçıların önemli bir destekçisiydi.

Chatham House’un (Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü) yaptığı çalışmalar ise “demokratik” emperyalist politikalarla açık bir uyum içinde. Eski ABD dışişleri bakanları John Kerry ve Hillary Clinton gibi Demokratik Partili politikacıların yanı sıra Türkiye’nin eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül (AKP), Chatham House ödülü kazananlar arasında. 2023 yılında, ABD-NATO’nun Rusya’ya karşı savaşının ortasında, ödül Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’e verildi.

Evrensel gazetesinin aktardığına göre, Chatham House araştırmacısı Dalay yaptığı konuşmada, Ortadoğu’daki felaketin kaynağının ABD emperyalizmi ve müttefikleri değil ama İran olduğu yalanını tekrarlayarak, “İran merkezli olarak şekillenen dönemin artık yavaş yavaş sona erdiğini” ifade etti. Suriye’nin uzun süredir Türkiye’nin demokratikleşme sürecinde bir engel olduğunu iddia eden Dalay, son gelişmelerin bu “engel”in kaldırılması için önemli bir fırsat sunduğunu söylüyordu. Dalay bununla, Aralık 2024’te ABD’nin ve Türkiye’nin desteğiyle Şam’da iktidara gelen El Kaide kökenli Heyet Tahrir el-Şam’ın (HTŞ) Kürt milliyetçisi Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) saldırıya geçmesinin ardından anlaşmaya varılmasını kastediyordu.

“Demokratik Bir Geleceğin İnşası: Yurttaş İradesi, Eşitlik ve Kapsayıcılık” başlıklı ikinci oturumun davetlileri ise Ankara ile hapisteki Kürdistan İşçi Partisi (PKK) lideri Abdullah Öcalan arasında devam eden müzakereler bağlamında kurulan TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun üyeleriydi.

İktidardaki AKP daveti reddederken İslamcı Yeniden Refah Partisi, eski AKP liderlerinden Ali Babacan’ın DEVA Partisi, eski Başbakan Ahmet Davutoğlu liderliğindeki Gelecek Partisi, İslamcı Saadet Partisi’nin yanı sıra Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) ve Emek Partisi (EMEP) milletvekilleri konuşma yaptılar. Oturuma davetli olan faşist Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ile Türkiye İşçi Partisi (TİP) temsilcilerinin son anda katılamayacakları bildirildi. AKP dışında bu partiler aynı zamanda CHP’nin ittifak arayışında olduğu siyasi yelpazeyi oluşturuyor.

Komisyonun kendisi gibi bu oturum da sağcı burjuva partilerin demokratikleşmeyi ve barışı sağlayabileceği yanılsamasını yayıyordu. Temel hedefi ABD’nin Ortadoğu’daki emperyalist hedefleri ile uyumlu bir şekilde Türk ve Kürt burjuvazisinin çıkarlarını ortaklaştırmak olan bu müzakerelere verdiği siyasi destekle Stalinist ve sahte sol partiler özellikle yıkıcı bir rol oynuyorlar.

Oturumda konuşan EMEP Milletvekili İskender Bayhan bölge emekçilerinin karşı karşıya olduğu üç temel sorunu “ucuz emek sömürüsü”, “bölgesel ölçekte süren yeniden paylaşım ve nüfuz mücadelesi” ve “demokratik hak ve özgürlüklerin sistematik biçimde ortadan kaldırılması” olarak nitelendirdi.

Ancak Bayhan, bu sorunların konferansta yer alan tüm partilerin savunduğu ABD-NATO emperyalizmiyle ya da egemen sınıfın gerici emelleriyle bağını kurmadı. Bunun yapılması halinde, konferanstaki partilerin işbirliği yapılabilecek muhataplar değil, tıpkı AKP gibi işçi sınıfının ve demokratik hakların düşmanı sağcı partiler olarak teşhir edilmesi gerekirdi.

Bu aynı zamanda müzakerelerin “barış ve demokrasi” arayışı ile hiçbir ilgisinin olmadığını, emperyalist yağma ve paylaşım savaşına tabi olduğunu açıklayarak meclis komisyonundan çekilmeyi ve hükümete ve burjuva partilerine değil işçi sınıfına yönelmeyi gerektirirdi. Söz konusu müzakereler esas olarak Washington, Ankara, Tel Aviv, HTŞ rejimi ve Kürt hareketi arasındaki pazarlıklar üzerine kuruludur. Trump yönetimi Ortadoğu’da tam hakimiyet arayışı bağlamında söz konusu müttefiklerini İran karşıtı bir eksende bir araya getirmeye çalışıyor.

CHP de Türk egemen sınıfının çıkarları doğrultusunda müzakereleri ve komisyon çalışmalarını destekliyor. Özel yaptığı açılış konuşmada bu desteği sonuna kadar sürdüreceklerini ilan etti: “Biz bunu bu milletin evlatlarının beka meselesi olarak gördük ve görüyoruz… Meclis’teki komisyondayız. Tüm baskılara ve tüm provokasyonlara rağmen orada kaldık, kalmaya devam edeceğiz. Ve çalışmaları nihayete hep birlikte erdireceğiz,” dedi.

AKP ve MHP müzakerelerin amacını “terörsüz Türkiye” olarak tarif ederken, CHP buna “demokrasi” kılıfını ekliyor. Özel, “Terörün bitmesi, silahların susması ve bu meselenin demokratik zeminde çözülmesine dair irademiz tamdır… Bu yüzden biz bu sürece ‘terörsüz ve demokratik Türkiye süreci’ dedik ve bunun için gayret göstermeye devam ediyoruz,” diye konuştu.

Ne var ki, Ekim 2024’te son müzakere sürecinin başlamasından bu yana, Erdoğan’ın bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçiminde başlıca rakibi olarak gördüğü İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu dahil çok sayıda CHP’li tutuklandı ve genel olarak demokratik haklar daha da aşındırıldı.

Bununla birlikte, Suriye’deki fiili Kürt özerk yönetiminin ortadan kaldırılması ve PKK’nin müttefiki Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) tasfiyesi, Türk egemen sınıfının ortak kırmızı çizgisidir. Özel, SDG kontrolündeki toprakların büyük kısmının ve enerji kaynaklarının tamamının Şam rejimine devredildiği ABD destekli entegrasyon anlaşması karşısında “Suriye’den gelen uzlaşma haberleri hepimizi sevindirmiştir,” dedi.

Bununla birlikte Özel, hükümet ile ilişkilerini düzeltmekte olan DEM Parti’nin desteğini almadan cumhurbaşkanlığı seçimini kazanamayacağını düşünerek dikkatli bir dil kullanıyor: “Kürtleri hedef alan, onurlarını zedeleyen ve ‘Kürt eşittir terörist’ algısını yeniden üretmeye çalışan eski, yıkıcı, dışlayıcı söylemleri açıkça reddediyoruz. Türkiye’deki Kürtleri de Suriye’deki akrabalarını da inciten hiçbir politikaya boyun eğmedik, eğmeyeceğiz. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı da Suriye’de çatışmanın tarafı değil, barışın ve uzlaşının güvencesi olmak zorundadır.”

Özel’in konuşmasındaki bir bölüm, kapitalist sistemin krizinin insanlığı sürüklediği toplumsal ve siyasi felaketlere dikkat çekerken aynı zamanda CHP’nin doğası gereği buna vereceği ilerici bir yanıtın olmadığını ortaya koydu. “İki dünya savaşı görmüş, vekalet savaşları, bölgesel çatışmalar, soğuk savaşlar geçirmiş mevcut sistemin dengelerinin yeniden bozulması tehdidi ile karşılaştık. Demokrasiler zayıflıyor. Güvencesizlik artıyor. Eşitsizlikler derinleşiyor,” diyen Özel şunları ekliyordu: “Sermaye birikim sistemi değişiyor. Şirketler sermayeyi de savaşları da yönetiyor. Barış, maalesef süper güçlerin küresel sermaye ile el ele pazarlandığı bir renkli masal haline dönüştürülmeye çalışılıyor. Örneğin Gazze’de olan budur. Soykırımı yapanlar, 71 bin insanı öldürenler şimdi bir demokrasi havarisi gibi barış adı altında fiili işgale başlıyorlar.”

İşçi sınıfının bu durumdan çıkaracağı sonuç, toplumsal eşitsizlik, emperyalist savaş, soykırım ve diktatörlüğün kaynağı olan kapitalist sisteme karşı işçi iktidarı ve uluslararası sosyalizm uğruna mücadele etmek olmalıdır. Çünkü egemen sınıfın iktidarına ve servetine cepheden bir saldırı olmaksızın hiçbir temel sorunun üzerine gidilemez.

Ancak emperyalizme göbekten bağlı bulunan ve sorunların bir parçası olan Türk burjuvazisinin çıkarlarından meseleye bakan Özel, çözüm önerisinde ne emperyalizmi ne de sermayeyi sorguluyor. Bunun yerine işçi sınıfının bu sorunlar karşısında burjuvazinin iktidarına teslim olması çağrısı yapıyor: “Böylesi bir atmosferde Türkiye’nin bekası içeride birlik ve beraberliği büyüten, dışarıda ise aklı ve soğukkanlılığı esas alan bir siyaset çizgisine bağlıdır.”

Nitekim “Toplumsal Barışın Sosyoekonomik Zemini: Kapsayıcı Kalkınma” başlıklı oturum, “içeride birlik ve beraberliğin” işçi sınıfının burjuvazinin çıkarlarına tabi olması anlamına geldiğini gizlemiyordu. Oturumun davetlileri, burjuvazinin ana örgütü olan Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD), Türk İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) ve Diyarbakır Ticaret Odası’ydı. Özel ocak ayında Yalova’da yaptığı konuşmada da “Cumhuriyet Halk Partisi asla ve asla ne sermayenin, ne iş insanının ne fabrikatörün düşmanıdır,” diye vurgulamıştı.

Yapılan konuşmalar ve katılımcıların profili bu konferansın temel amacını şöyle ortaya koyuyordu: Ortadoğu’da emperyalist saldırganlığın yarattığı istikrarsızlık ve kriz ortamında Türk egemen sınıfı ve emperyalist müttefikleri, çıkarlarını CHP önderliğinde kurulacak bir hükümetle daha iyi savunabilirler.

Loading