ABD İran’ı vurmaya hazırlanıyor

ABD ordusu haftalardır bölgeye çok sayıda savaş gemisi, bombardıman uçağı ve asker konuşlandırmasının ardından İran’a saldırmaya hazırlanıyor.

Nimitz sınıfı uçak gemisi USS Abraham Lincoln, 28 Temmuz 2022'deki Rim of the Pacific tatbikatı sırasında. [Photo: Canadian Armed Forces photo by Cpl. Djalma Vuong-De Ramos]

On yıllardır Amerikan emperyalist saldırganlığına maruz kalan, tarihsel olarak ezilen bir ülke olan İran’a karşı dizilen güçler arasında şunlar var:

  • Tomahawk seyir füzeleri, F-35 ve F-18 savaş uçakları ve EA18 Growler elektronik savaş uçaklarıyla donanmış, dünyanın en büyük uçak gemisi USS Abraham Lincoln’ın önderliğindeki bir “donanma”, şu anda İran’ın güney kıyılarındaki Umman Denizi’nde konuşlandırılmış durumda;
  • Stratejik öneme sahip Hürmüz Boğazı’nda, Basra Körfezi’nde konuşlanmış iki muhrip ve Katar kıyılarının daha kuzeyinde üç savaş gemisi daha;
  • Bölgedeki iki düzineden fazla ağır silahlı üssünde ek savaş uçakları ve gözetleme uçaklarından oluşan filolar, hava savunma bataryaları ve 40.000 asker;
  • Neredeyse kesin olarak bir veya daha fazla nükleer denizaltı. (Pentagon’un nükleer denizaltı saldırı gücünün bulunduğu yerle ilgili bilgiler son derece gizlidir.)

ABD’nin başlıca müttefikleri de savaşa hazırlanıyor. Geçen haziran ayında ABD ile beraber İran’a karşı 12 gün süren yasa dışı ve kışkırtılmamış bir savaş açan İsrail, askeri güçlerini “yüksek alarm” durumuna geçirdi. Geçen hafta sonu itibarıyla Britanya, altı adet F-35 hayalet savaş uçağını Kıbrıs’a gönderdi. Bu uçaklar, Irak ve Suriye’deki operasyonlarda görev yapan Typhoon savaş uçakları filosuna katıldılar.

Trump yönetimi tüm Ortadoğu’yu ateşe vermek üzereyken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu Washington’a yapacağı geziyi bir hafta öne aldı. Netanyahu, İran’a boyun eğdirmeyi hedefleyen ortak projelerini görüşmek üzere çarşamba günü Trump ile bir araya gelecek. Jerusalem Post’a göre, üst düzey İsrailli kaynaklar Netanyahu’nun “İran’ın balistik füzeler konusunda belirlediğimiz kırmızı çizgiyi aşması halinde tek başımıza saldırı düzenleyeceğimizi Amerikalılara ileteceğini” söyledi.

Pazar günü, Netanyahu’nun aşırı sağcı hükümeti, işgal altındaki Batı Şeria’da İsrail’in mülk satın alımlarını ve yerleşimlerini kolaylaştırmak için yasal değişiklikler yaptı. Faşist Maliye Bakanı Bezalel Smotriç, bu adımın “Filistin devleti fikrini ortadan kaldırmak” amacıyla atıldığını övünerek söyledi.

Askeri yığınak ve Washington’un ezici ekonomik yaptırımların uygulanmasını daha da sıkılaştırma hamleleri, İran’a boyun eğdirmeyi ve lider kadrosunun kesin bileşimi ne olursa olsun, İran’ın enerji kaynaklarını ABD emperyalizminin hizmetine sunacak ve Tahran’ın Çin ve Rusya ile stratejik bağlarını koparacak bir rejim kurmayı amaçlayan çok yönlü bir stratejinin temel unsurlarıdır.

Geçen yılın sonlarından bu yana, Amerika’nın diktatör olmak isteyen faşist başkanı Donald Trump, İran’ın sivil nükleer programını ortadan kaldırmaktan, İran devletinin baskısından protestocuları “korumaya” kadar, çeşitli bahanelerle defalarca İran’ı saldırıyla tehdit etti.

Trump, şu anda İran’ı tehdit eden ABD deniz kuvvetlerinin, Washington’un geçen ay Güney Amerika ülkesi Venezuela’ya saldırmadan, Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu kaçırmadan ve ülkenin petrol kaynaklarını ele geçireceğini ilan etmeden önce Venezuela açıklarına konuşlandırdığı kuvvetlerden çok daha büyük olduğunu övünerek söyledi.

Trump ayrıca, ABD’nin İran’a yönelik saldırısının, sekiz ay önce ABD ve İsrail’in İran’a düzenlediği ve çoğu sivil olmak üzere 1.000’den fazla kişinin ölümüne neden olan saldırıdan çok daha büyük ve ölümcül olacağını da ilan etti. Trump ve danışmanları, ABD’nin İran’a yönelik bu saldırısının, İsrail’in Haziran 2025 savaşında yaptığı saldırıdan daha büyük bir “kafa kesme saldırısı” olabileceğini ve potansiyel olarak İran’ın 86 yaşındaki Dini Lideri Ayetullah Hamaney’i hedef alabileceğini de ima ettiler.

Krizlerle boğuşan, Şii din adamlarının önderliğindeki burjuva milliyetçi rejim, tırmanan emperyalist saldırganlığa, geçen hazirandaki savaşın ardından olduğu gibi Trump yönetimine müzakere çağrısı yaparak yanıt verdi. Tahran, ekonomik yaptırımların hafifletilmesi karşılığında sivil nükleer programında önemli tavizler vermeye hazır olduğunu belirtiyor. Bu tavizlerin, İran’ın zenginleştirilmiş uranyumunun neredeyse tamamının ülke dışına çıkarılması ve İran’ın Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması kapsamında bu hakkı kullanma egemenliğini korumak için sivil nükleer programın sadece temel unsurlarının muhafaza edilmesi olduğu bildiriliyor.

Ancak İslam Cumhuriyeti’nin ciddi şekilde zayıfladığını hesaplayan Washington daha fazlasını istiyor.

Avrupalı emperyalist güçlerin yardımıyla Washington, İran ekonomisini büyük ölçüde çökertmeyi başararak kitlesel yoksulluğu ve rejime karşı öfkeyi körükledi, çünkü Tahran emperyalizmle çatışmanın yükünü İranlı işçi ve emekçilerin sırtına yüklemiş durumda.

Aralık sonundan ocak ortasına kadar İran’ı sarsan protestolar, ABD destekli kanlı Pehlevi monarşisinin geri dönüşünü isteyen sağcı, küçük burjuva güçlerin hakimiyetine girmeye başladı. Bununla birlikte, devlet baskısının boyutu, keyfi niteliği, Tahran’ın dünyayla internet bağlantısını yeniden kurmamış olması ve devam eden kitlesel tutuklamalar, rejimin sosyal yalıtılmışlığını ve giderek azalan halk desteğini ortaya koyuyor.

Suriye, Lübnan ve Filistin dahil olmak üzere bölgedeki müttefiklerinin son iki yılda yaşadığı yenilgiler, Tahran’ın krizini daha da ağırlaştırdı. Ekim 2023’ten bu yana Washington ve onun İsrailli saldırı köpeği, saldırganlık, savaş ve Gazze’de açıkça soykırım yoluyla, sınırsız Amerikan emperyalist egemenliği altında bir “Yeni Ortadoğu” yaratma çabalarını çarpıcı bir şekilde artırdı.

ABD ordusu İran’ı kuşatıp savaşa hazırlanırken geçen cuma günü Tahran ile başlatılan “müzakereler” Washington açısından büyük ölçüde bir gözetleme operasyonu niteliğindedir. Bu müzakereler, İslam Cumhuriyeti’nin dinî-burjuva siyaset kurumu ve askeri-güvenlik güçleri içindeki bölünmeleri şiddetlendirmeyi ve bunlardan yararlanarak taviz koparmayı amaçlıyor. Müzakereler aynı zamanda savaş açma kararını gizlemek için de kullanılabilir. Geçen haziran ayında Trump, İranlıları müzakereleri sürdürme niyetinde olduğuna inandırmıştı. Oysa İsrail’in yaklaşan saldırısına çoktan yeşil ışık yakmıştı.

Trump, İran’ın ısrarı üzerine ABD’nin NATO müttefiki Türkiye yerine Umman’ın Muscat kentinde yapılan geçen cuma günkü görüşmelerin “çok iyi” geçtiğini iddia etti ve “İran fena halde anlaşmak istiyor gibi görünüyor,” diye ekledi. Trump bu hafta müzakerelerin süreceğini söyledi.

Ancak aynı gün Trump, Washington’un tek taraflı olarak uyguladığı yaptırımlara ve gümrük vergilerine karşı gelerek İran ile ticaret yapan ülkeleri hedef alan bir başkanlık kararnamesi imzaladı. Ayrıca, İran ekonomisinin can damarı olan petrol ihracatını daha da boğmak amacıyla, İran petrolünün taşınmasında rol oynadığı iddia edilen nakliye şirketlerine ve gemilere ek yaptırımlar getirdi.

Ayrıca, Trump ve yönetimi İran’a yönelik askeri bir saldırının eli kulağında olabileceğine dair sinyaller vermeye devam ediyor.

Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt perşembe günü, Tahran ile yapılacak görüşmelerin hiçbir şekilde askeri saldırı tehdidinden geri adım atıldığı anlamına gelmediğini vurguladı. Leavitt, “Bu müzakereler sürerken, İran rejimine hatırlatmak isterim ki, başkan, dünya tarihinin en güçlü ordusunun başkomutanı olarak diplomasi dışında birçok seçeneğe sahiptir,” dedi.

Trump’ın Umman’daki baş müzakerecileri, ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve Trump’ın damadı Jared Kushner, bunu daha da vurgulamak için, ertesi gün, ABD ordusunun Merkez Komutanlığı Başkanı Amiral Brad Cooper’ın daveti üzerine USS Lincoln’ı ziyaret ettiler.

Cuma günkü görüşmeler, Trump’ın tamamen ortadan kaldırmayı vaat ettiği İran’ın nükleer programıyla sınırlı gibi görünse de Trump yönetimi, İran’ı tek taraflı olarak silahsızlandırarak ABD ve İsrail’in tehditleri karşısında savunmasız ve güçsüz bırakacak bir dizi talep öne sürdü. Bu taleplerin başında şunlar geliyor: Hizbullah, Hamas, Yemen’deki Husi milisleri ve “Direniş Ekseni”ndeki diğer müttefiklere verilen tüm desteğin kesilmesi; İran’ın balistik füze kapasitesinin önemli ölçüde azaltılması ki buna İsrail’e ulaşabilecek füzelerin yasal olarak yasaklanması da dahildir.

Gelişmeleri en iyi şekilde göstermeye çalışan Tahran, Trump’ın söylediği gibi cuma günkü görüşmelerin sonucunun olumlu olduğunu iddia etti. İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, İran devlet televizyonuna verdiği demeçte, “Görüşmelerin devamı konusunda bir mutabakat var. ... Bu süreç devam ederse, iyi bir mutabakat çerçevesi oluşturacağımızı düşünüyorum,” dedi.

Görüşmelere aşina olduğu söylenen bir “bölgesel diplomat”a göre İran, nükleer programını büyük ölçüde azaltması ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun düzenli denetimlerine yeniden başlaması karşılığında “bankacılık ve petrol dahil olmak üzere yaptırımların derhal kaldırılması ve ABD’nin askeri varlıklarının İran’dan uzaklaşması”nı talep etti.

İran rejimi, kamuoyuna yaptığı açıklamalarda, müzakerelerin sadece nükleer programla sınırlı kalması gerektiğini ısrarla vurguladı. Ama yaptırımların kaldırılması durumunda daha geniş kapsamlı müzakerelere hazır olabileceğini de ima etti. On yıllardır, rejimin önemli bir hizbi —ki mevcut Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan da bu hizbin temsilcilerinden biridir— İran ekonomisini Batı yatırımlarına açmak da dahil olmak üzere, Avrupalı emperyalist güçler ve Washington ile yakınlaşma yanlısı bir tutum sergiliyor. “Sertlik yanlısı” denilen Prensipçi hizip ve İslam Devrimi Muhafızları liderliği genellikle buna karşı çıkmış ve bunun yerine Çin ve Rusya’ya yönelmeyi savunmuştur. Dini Lider Ayetullah Hamaney, iki hizip arasında denge kurmaya çalışmıştır.

Ancak Şah’ın zalim monarşik diktatörlüğünün kaybını hiçbir zaman kabullenmeyen Washington, Tahran’ın girişimlerini defalarca reddetti. Amerikan emperyalizminin göreceli ekonomik gücünde ve dünya konumunda meydana gelen büyük erozyon, onu daha saldırgan hale getirmiş ve İran halkını yeniden yeni-sömürgeci boyunduruğa sokarak kaynaklarını yağmalamak ve rakiplerini stratejik olarak zayıflatmak konusunda daha kararlı hale getirmiştir. Çin, İran’ın en büyük ihracat pazarıdır ve İran’ın petrol ihracatının yüzde 90’ından fazlası Çin’e gitmektedir.

ABD’nin tehditkâr askeri konuşlandırması karşısında Tahran, İran’ın ABD saldırısına uğraması halinde geçen yıldan çok farklı bir yanıt vereceği uyarısında bulundu. Haziranda ABD, dünyanın en güçlü nükleer olmayan bombasını da kullanarak İran’ın nükleer tesislerine saldırıp savaşa açıkça katıldıktan sonra, Tahran Washington’a önceden haber verdiği tek bir sembolik misilleme saldırısı düzenlemişti. Beklenildiği gibi, saldırı can kaybına veya önemli bir hasara yol açmadı.

Washington’un bölgedeki birçok müttefiki, bölgesel bir savaşın, ekonomileri ve huzursuz halkları üzerinde yaratacağı etkiden duydukları korkuyu dile getirdi. Söylenmeyen şey ise, ABD-İran savaşının sadece bölgesel güçleri değil, büyük güçleri de içine çekebileceği ihtimalidir. Zira bu savaş, dünyanın başlıca petrol ihraç eden bölgesi olan ve Asya, Afrika ve Avrupa’nın kesişme noktasında yer alan Ortadoğu’yu yeniden bölüşmek için ABD önderliğinde girişilen seferde önemli bir yeni aşamayı başlatacaktır.

Loading