Perspektif

Trump ve Netanyahu İran’a karşı savaş konseyini topladı

ABD Başkanı Donald Trump, 29 Aralık 2025 Pazartesi günü Florida'da bulunan Palm Beach'teki Mar-a-Lago kulübüne varışında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun konuşmasını dinliyor. [AP Photo/Alex Brandon]

ABD Başkanı Donald Trump, çarşamba günü Beyaz Saray’da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile üç saat süren bir savaş konseyi toplantısı yaparak İran’a karşı büyük çaplı askeri saldırı planlarını görüştü. Amerika’nın diktatör adayı, yeni bir savaşın geçen haziran ayında ABD ve İsrail’in İran’a düzenlediği ve çoğu sivil binden fazla İranlının hayatını kaybettiği 12 günlük hava bombardımanını gölgede bırakacağını defalarca yineledi.

ABD, yılın başından bu yana bölgeye büyük miktarda askeri personel ve ateş gücü gönderirken, Trump ve yardımcıları sürekli olarak savaş tehditlerinde bulundu.

USS Lincoln uçak gemisinin önderliğindeki Amerikan donanması şu anda İran kıyılarını kuşatmış durumda. Tomahawk seyir füzeleri ve F-35 ve F-18 savaş uçaklarıyla donatılmış savaş gemileri, Umman Denizi’nde, Hürmüz Boğazı’nda ve daha kuzeyde Katar açıklarındaki Basra Körfezi’nde konuşlandırıldılar. Takip verileri, bölgedeki ABD askeri üslerine, her türlü silah sistemi, füze ve benzeri mühimmatı taşıyan çok sayıda Globemaster C-17 ABD askeri kargo uçağının geldiğini de gösteriyor.

Salı günü Trump, yakında bölgeye ikinci bir “donanma”, yani ikinci bir uçak gemisi savaş grubu gönderebileceğini söyledi. Haberlere göre, ABD Donanması şu anda İran petrolünü taşıyan tankerleri ele geçirmeye hazırlanarak Washington’un, savaş sebebi niteliğindeki kapsamlı yaptırımlarla İran ekonomisini boğmak için on yıllardır sürdürdüğü harekâta hız veriyor.

ABD, geçen ay Venezuela’ya yönelik yasa dışı saldırıdan önce, yani devlet başkanının kaçırılmasından ve Trump’ın Washington’un ülkenin devasa petrol rezervlerine el koyduğunu duyurmasından kısa bir süre önce bu Güney Amerika ülkesinin açıklarındaki tankerlere el koymaya başlamıştı.

Patolojik yalancı Trump, askeri bir çatışmayı önlemek umuduyla İran ile “müzakereler” yürüttüğünü iddia ediyor. Ne kadar büyük bir yalan! Müzakereler mafya tarzı bir “haraç kesme”dir ve Tahran’a teslimiyet ile savaş arasında bir seçim sunulmaktadır.

Çarşamba günü Netanyahu ile yaptığı görüşmenin ardından Trump, bir “anlaşma”yı “tercih ettiğini” söyledi ve ardından tehditkâr bir şekilde, “İran en son bir anlaşma yapmamanın daha iyi olacağına karar verdiğinde, Midnight Hammer (ABD ordusunun 21-22 Haziran’da İran’ın nükleer tesislerine düzenlediği saldırının adı) ile vuruldu. Bu onlar için pek iyi sonuçlanmadı,” dedi.

Çarşamba günü erken saatlerde, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance de İran’ı benzer şekilde tehdit etti. İran’ın kuzey komşuları Ermenistan ve Azerbaycan’a yaptığı gezinin sonunda Vance, gazetecilere Trump’ın İran’a saldırmak için “çok sayıda seçeneği” olduğunu, “çünkü dünyanın en güçlü ordusuna” sahip olduklarını söyledi.

Yağmacı emperyalist amaçların yön verdiği bu politika saldırgan olduğu kadar pervasızdır ve hızla feci bir savaşa yol açabilir.

ABD’nin bölgeye yaptığı büyük askeri yığınağın kendi siyasi ve askeri mantığı var. Binlerce asker ve milyarlarca dolarlık silah taşıyan gemiler bölgeye konuşlandırıldıkça, bunları kullanma baskısı artacaktır. Mali elit ve ordu-güvenlik aygıtının en saldırgan kesimleri, harekete geçmemenin, İran’ın önleyici bir saldırı düzenlemesi olasılığından “zayıf” görünmeye kadar kendi risklerini beraberinde getireceğini öne sürecektir.

İran’ın herhangi bir eyleme karşı misilleme yapması durumunda, sarsılan Trump yönetiminin taktik nükleer silah kullanmaya başvurması tamamen mümkündür.

Washington, İran’dan Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması kapsamında sivil nükleer programa sahip olma hakkından vazgeçmesini, Hamas, Hizbullah ve “Direniş Ekseni”nin diğer üyelerine verdiği tüm desteği kesmesini ve balistik füze programına kapsamlı sınırlamalar getirmesini talep ediyor. Bu taleplerin kabul edilmesi, İran’ı ABD ve İsrail’in saldırganlığı karşısında savunmasız ve güçsüz bırakacak ve onu fiilen bir yarı sömürge haline getirecektir.

İran, tarihsel olarak ezilen bir ülkedir ve gelişimi, önce Britanya, sonra da ABD emperyalizmiyle karşılaşması nedeniyle son bir buçuk yüzyılda kalıcı bir şekilde bozulmuş ve engellenmiştir. Şii din adamlarının önderliğindeki burjuva milliyetçi rejiminin işçi sınıfı karşıtı karakterine bakılmaksızın, İran emperyalist saldırganlığa karşı savunulmalıdır.

Trump, Demokratik Parti’nin ve uysal şirket medyasının desteğiyle, İran’a karşı tırmanan askeri saldırganlığı meşrulaştırmak için çeşitli bahaneler öne sürdü. Nükleer silahların yayılmasını durdurmaktan İran halkını devlet baskısından “koruma”ya kadar, her biri bir öncekinden daha grotesk bahaneler.

On yıl önce, BM destekli İran nükleer anlaşması kapsamında Tahran, sivil nükleer programının çoğunu ortadan kaldırmayı ve geri kalanını Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun (UAEK) şimdiye kadar tasarlanmış en müdahaleci denetim rejimine tabi tutmayı kabul etmişti. Ancak 2018’de anlaşmayı Trump bozdu ve İran ekonomisini çökertip rejim değişikliğini tetiklemek amacıyla, Washington ve Wall Street’in dünya finans sistemi üzerindeki kontrolüyle uygulanan tek taraflı bir yaptırım rejimi dayattı.

ABD egemen sınıfı ve onun Demokrat ve Cumhuriyetçi siyasi temsilcileri, İran’daki işçilerin ve kır emekçilerinin demokratik haklarına, Filistinlilerin, Körfez devletlerinin mutlak monarşileri altında yaşayanların veya Mısır’daki General el-Sisi’nin kanlı diktatörlüğü altında yaşayanların demokratik haklarına duydukları ilgiden daha fazla ilgi duymuyorlar.

Washington, ABD’nin kurduğu Şah’ın tiranlık rejimini deviren anti-emperyalist ayaklanmanın sonucunda 1979’da “İran’ı kaybetmiş” olmasını hiçbir zaman kabullenmedi. On yıllardır yaptırımlar, tehditler, sabotajlar ve askeri saldırılar yoluyla rejim değişikliği amacının peşinden koştu.

İran’a yönelik yaklaşan saldırı, İsrail’i Amerikan emperyalizminin bekçi köpeği olarak kullanıp şiddet yoluyla bir “Yeni Ortadoğu” oluşturma projesinden kaynaklanmaktadır. Biden döneminde başlatılan bu proje, ikinci Trump yönetimi altında kesintisiz bir şekilde sürdürülmektedir. Ekim 2023’ten bu yana Washington ve İsrail, saldırganlık, savaş ve Gazze’de açıkça soykırım yoluyla, ABD’nin sınırsız hakimiyeti altındaki Ortadoğu’da Büyük İsrail’i kurmak için bölge çapında şiddetli bir saldırı başlattı.

Amerikan emperyalizmi, Ortadoğu’nun kontrolünü ele geçirerek, Çin başta olmak üzere tüm büyük güç rakipleri karşısında mutlak hakimiyet elde etmeyi umuyor. Ortadoğu, dünyanın en önemli petrol ihraç eden bölgesi olmasının yanı sıra, dünya nüfusunun yüzde 90’ından fazlasının yaşadığı üç kıtanın kesişme noktasında bulunuyor.

İşçi sınıfından korkan İran’ın kuşatılmış burjuva rejimi, emperyalizme karşı ortak bir mücadele için bölgedeki kitlelere, hele ki dünyadaki işçilere, ilerici bir çağrı yapmaktan acizdir. Trump, Tahran’ın anlaşmaya varma konusunda çaresiz olduğunu böbürlenerek söylediğinde, şüphesiz bir kez olsun doğruyu söylüyor. Çarşamba günü İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, bir tür uzlaşma sağlamaya yönelik açık bir girişimde bulunarak, ülkenin nükleer tesislerini “her türlü incelemeye” açacağını açıkladı.

Oysa İslam Cumhuriyeti’nin 1990’ların başından bu yana Washington ile uzlaşma için yaptığı müzakereler defalarca reddedildi.

Bu arada Amerikan emperyalizmi, küresel ekonomik gücünde büyük bir erozyon yaşadı ve bu da onu daha da gözü dönmüş ve yağmacı hale getirdi. Gangster Trump, Amerikan emperyalizminin dünyaya hükmetme hırsının vücut bulmuş halidir.

Tahran, kamuoyuna açıkladığı tutumuna göre, Trump’ın taleplerini kabul etmeyi rejimin intiharı olarak görüyor. Bir saldırı durumunda, bölgedeki ABD üslerine ve İsrail’e misilleme yapacağına söz verdi. Çarşamba günü, Şah’ın devrilmesinin 47. yıldönümünde, aralarında mevcut rejime karşı derin bir öfke besleyenlerin de bulunduğu milyonlarca insan, ABD emperyalist saldırganlığına karşı seslerini duyurmak için İran’ın dört bir yanında sokaklara döküldü.

Önümüzdeki gün ve haftalarda olayların seyrinin ne olacağı belirsizliğini koruyor. Ancak Trump ve ABD emperyalizmi, her an Ortadoğu’yu ateşe verebilir ve 93 milyonluk bir ülkeye karşı, tüm bölgeyi hızla sarıp diğer büyük güçleri de içine katabilecek bir rejim değişikliği savaşını pervasızca başlatabilir.

Trump yönetimi krizlerle boğuşuyor. Göçmenlere karşı ICE öncülüğünde yürütülen terör harekâtına ve daha genel olarak başkanlık diktatörlüğü kurma çabalarına karşı kitlesel muhalefetle karşı karşıya. Aynı zamanda öğretmenler, sağlık emekçileri ve başka sektörlerdeki işçilerin büyüyen bir grev hareketi söz konusu. Epstein skandalı, tüm siyasi ve mali seçkinlerin -ve Trump’ın, kabine üyelerinin ve önemli milyarder destekçilerinin- aşırı zenginliklerin cezasızlık sağladığı bir yolsuzluk ve suç ağına bulaştığını ortaya koyuyor.

Trump, Amerikan medyası tarafından uzun süredir karalanan bir düşmana karşı açılacak bir savaşı, kendisini ve yönetimini sayısız krizden kurtarmanın bir yolu olarak görebilir. İran’la savaşı, kuşkusuz, savaş karşıtı protestocuları vatan haini ilan etmek de dahil olmak üzere, diktatörlüğünü yoğunlaştırmak için fırsat olarak değerlendirecektir.

Savaş, çözülemeyen sorunlar ve artan toplumsal muhalefetle karşı karşıya kalan hükümetler ve egemen sınıflar için sıkça başvurulan bir yoldur. Bu, 1914’te birçok Avrupa liderinin, özellikle de Rus Çarı II. Nikolay’ın oynadığı bir kumardı. Çar sonunda, Ekim 1917’de işçi sınıfının Bolşeviklerin önderliğinde iktidara geldiği devrimin ilk aşamasında devrildi.

Bir çakal, yaralandığı zaman daha da vahşi ve tehlikeli hale gelir. Amerikan emperyalizmi ve geçtiğimiz yüzyılın büyük bir bölümünde siyasi ve ekonomik olarak desteklediği küresel kapitalist sistem, gözle görülür şekilde çürümeye başlamıştır. Amerika Birleşik Devletleri önderliğindeki emperyalizmi saldırganlığa ve dünya savaşına iten aynı nesnel süreçler, sosyalist bir perspektifle donatılabilecek ve donatılması gereken küresel bir işçi sınıfı kabarışını da beslemektedir.

ABD’deki ve dünyanın dört bir yanındaki işçiler, İran halkını savunmalı, Ortadoğu’dan tüm ABD askeri güçlerinin derhal çekilmesini ve İran’a uygulanan tüm yaptırımların kaldırılmasını talep etmelidir.

Savaşa karşı mücadele, kapitalizme karşı mücadele demektir. Bu mücadele, uluslararası işçi sınıfının devrimci seferberliğine dayanmalıdır. Yeniden silahlanma ve savaşa karşı muhalefet, işçilerin yaşam standartlarını ve sosyal ve demokratik haklarını savunma, oligarşiye ve diktatörlüğe karşı çıkma ve toplumsal eşitlik mücadelesiyle birleştirilmelidir.

Loading