Trump İran’ı tehdit ederken ABD emperyalist savaş makinesi hazır durumda

26 Şubat 2026’da yayımlandı.

USS Gerald R. Ford uçak gemisi, Atlantik Okyanusu'nda USS Winston Churchill, USS Mitscher, USS Mahan, USS Bainbridge ve USS Forrest Sherman güdümlü füze destroyerleri ile birlikte seyir halinde, 12 Kasım 2024. [Photo: Navy Petty Officer 2nd Class Jacob Mattingly ]

İki uçak gemisi saldırı grubu ve yüzlerce uçaktan oluşan devasa bir savaş makinesiyle Ortadoğu’ya konuşlanan ABD emperyalizmi, İran’a karşı yasa dışı bir saldırı savaşının hazırlıklarını neredeyse tamamladı. ABD Başkanı Donald Trump, salı günü yaptığı Birliğin Durumu konuşmasında Tahran’a karşı yaklaşan askeri saldırıyı meşrulaştırmak amacıyla asılsız suçlamalar yöneltti.

Tahran’ın nükleer silah elde etmeye yönelik “sinsi” hırslarını kınayan Trump, ülkenin nükleer programı hakkında şunları söyledi: “[Programı] yerle bir ettik ve şimdi sıfırdan başlamak istiyorlar.” Bu ifade, geçen haziranda İsrail ve ABD’nin birlikte yürüttüğü 12 günlük savaşa atıfta bulunmaktadır. Trump’a göre Tahran yönetimi, “nükleer silah programı kurma girişiminde bulunmama” uyarısına uymamıştı.

Bunun yanı sıra müstakbel diktatör, “Avrupa’yı ve denizaşırı üslerimizi tehdit edebilecek füzeler geliştirdiler, yakın zamanda Amerika Birleşik Devletleri’ne ulaşabilecek füzeler yapıyorlar,” dedi ve “dünyanın bir numaralı terörü destekçisinin” kazanmasına izin vermeyeceğini taahhüt etti.

Bu yalanlar, 2003 işgalinden önce Irak lideri Saddam Hüseyin’e yöneltilen “kitle imha silahları” suçlamalarından farklı değildir. Gerçek şu ki İran’ın burjuva-dinî rejimi, nükleer silah üretme niyetinde olduğu iddiasını defalarca reddederek nükleer programının yalnızca sivil amaçlı olduğunda ısrar etmiştir. Tahran’daki burjuva milliyetçi rejim, nükleer programını ve balistik füzelerini Rusya ve Çin ile olan ticaret ve güvenlik ilişkileriyle birlikte, İran ekonomisini küresel kapitalizme entegre edecek bir anlaşmaya varmak için emperyalizme karşı bir koz olarak kullandı.

Öte yandan ABD emperyalizmi, Trump’ın kendi sözleriyle bir “deniz gücü”nü, Amerika Birleşik Devletleri’nden binlerce kilometre uzakta savaşa hazır şekilde konuşlandırmış durumda. Washington, İran ekonomisini onlarca yıldır acımasız yaptırımlarla boğuyor ve İsrail ile ABD istihbarat servisleri aracılığıyla sabotaj ve benzeri operasyonları yürütüyor.

Son iki buçuk yılda ABD hükümetleri, İran’ın en yakın müttefiklerinden biri olan Hamas’ı büyük ölçüde etkisiz kılan Gazze’deki Filistin soykırımını onayladılar. ABD’nin teşvikiyle İsrail, Lübnan’ı bombalayarak İran çizgisindeki Hizbullah’ın kapasitesini tahrip etti. ABD’nin lojistik desteği, Siyonist rejimin, Tahran’da İran rejiminin onu konuğu olan Hamas lideri İsmail Haniye’yi suikastla öldürmesini sağladı; geçen haziranda ise doğrudan ABD müdahalesiyle ülkenin nükleer tesisleri bombalandı. Komşu Suriye’de El Kaide’nin halefi olan, ABD destekli İslamcı güçler, Tahran destekli Esad rejimini devirerek İran’ın Lübnan’a ve Akdeniz kıyısına uzanan kilit erişim güzergahını kesti.

Trump’ın konuşmasında “diplomatik çözüm”ü tercih ettiğine dair sözleri kimseyi yanıltmamalı. ABD ile İran yetkilileri arasında perşembe günü Cenevre’de sürdürülecek olan görüşmeler, ABD ordusunun saldırgan tutumu ve Trump’ın tehditleri göz önünde bulundurulduğunda, bir mafya şantajından farksızdır. Washington’ın İran’ın nükleer programını sonlandırması, balistik füzelerini imha etmesi ve bölgedeki Tahran yanlısı hareketlerle her türlü iş birliğini kesmesi yönündeki ısrarı, bir ültimatom biçiminde sunulacak. Bunun alternatifi, ABD emperyalizminin önderlik ettiği bir savaştır.

Washington’ın hedefi, dünyanın en önemli petrol üretim bölgelerinden biri üzerindeki hegemonyasını pekiştirmektir. Hem Biden hem de Trump döneminde ABD, Büyük İsrail, İran’da “rejim değişikliği” ve Rusya ile Çin’in devre dışı bırakılmasına dayanan bir “yeni Ortadoğu” gündemini sürdürmüştür. Hindistan’dan Avrupa’ya uzanan ticaret yolları, despotik Körfez şeyhlikleriyle yatırım ortaklıkları ve Amerikan sermayesi tarafından enerji kaynaklarının doğrudan sömürülmesi bunun sonucu olacaktır. Emperyalist güçlerin Gazze soykırımına verdikleri toplu destek, bu hedefleri gerçekleştirmek için kullanmaya hazır oldukları barbarca yöntemleri göstermektedir.

Washington, Avrupalı emperyalist güçler arasında yağma savaşına karşı hiçbir muhalefet olmadığı için bu kadar küstahça suç işleyebiliyor. Aksine, bu güçler de Tahran’da bir kukla rejim kurma girişiminden aynı derecede heyecan duyuyorlar, çünkü ülkenin ekonomisini küresel mali sermayenin ve büyük enerji şirketlerinin acımasız sömürüsüne açarak kendi çıkarlarını güvence altına almayı umuyorlar.

Pazartesi günü basına konuşan Alman hükümet sözcüsü Stefan Kornelius, Trump yönetiminin Tahran’a yönelik taleplerini neredeyse kelimesi kelimesine tekrarladı. Kornelius, krizin çözümü için “İran’ın askeri nükleer programını doğrulanabilir bir şekilde durdurması gerekiyor. İran’dan İsrail veya Körfez ülkelerine balistik füze fırlatılmamalı ve bölgedeki istikrarı bozan faaliyetler son bulmalı,” dedi. Geçen ay, Şansölye Friedrich Merz Hindistan’da İran rejiminin “günlerinin sayılı olduğunu” söylemişti. Bu, geçen yıl İsrail’in İran’a yönelik şiddetli bombardımanını, Siyonistler “bu kirli işi hepimiz için yapıyorlar” diyerek öven bir siyasi liderin ABD’nin savaş planlarına açıkça destek verdiğinin bir göstergesidir.

Kuzey Amerika ve Avrupa hükümetlerinin sınırsız savaş çığırtkanlığı, emperyalizm yanlısı orta sınıfın geniş kesimlerine de yayılmıştır. Bunun bir göstergesi, bu ayın başlarında Münih, Toronto ve Los Angeles’ta, sağcı İranlı sürgün grupları ve iş insanları tarafından, emperyalistlerin önderliğinde bir “rejim değişikliği” yapılması programına dayanan gösterilerde önemli sayıda insanın seferber edilmesi oldu. Bu program, 1979 İran Devrimi ile devrilen son Şah’ın oğlu Veliaht Prens Rıza Pehlevi’nin Tahran’da monarşiyi geri kurmasını içeriyor. Polis, Münih’te 250.000, Toronto’da ise on binlerce kişinin gösterilere katıldığını bildirdi. Katılımcılar eski monarşi ve İsrail bayrakları taşıyarak Pehlevi yanlısı sloganlar attılar.

Siyaset kurumuna bağlı resmi “sol” siyaset de rejim değişikliği savaşı ihtimali karşısında bir o kadar heyecanlı. Amerika’nın Demokratik Sosyalistleri (DSA) üyesi Alexandria Ocasio-Cortez, bu ay Münih Güvenlik Konferansı’na katıldı; konferansta Pehlevi’ye de kırmızı halı serilmişti. Ocasio-Cortez, “İran rejiminin şu anda yaptığı şeyler, özellikle protestocularla ilgili olanlar, korkunç bir katliam. Bazı tahminlere göre şu anda on binlerce kişi öldürüldü,” dedi. Bu, CIA destekli sürgündeki “insan hakları” örgütlerinden gelen ve Trump tarafından savaş hazırlıklarını meşrulaştırmak için tekrarlanan kanıtsız bir ölü sayısıdır.

Almanya’da ise Sol Parti, Alman hükümetinin emperyalist rejim değişikliği operasyonuna daha saldırgan bir şekilde katılmasını savunuyor. Ocak ayında, Sol Parti’nin Federal Meclis’teki grubu, dünya çapında savaşmak için ordusuna 1 trilyon avro yatırım yapan Alman devletinin, “İran’daki sivil toplumun demokratik çabalarını ve kendi kaderini tayin hakkını” güçlendirmek için adımlar atmasını talep eden bir önerge sundu. Önerge, bunun İran İslam Devrimi Muhafızları’na (IRGC) yönelik yaptırımları da içermesi gerektiğini vurguladıktan sonra, sinik bir şekilde, “ekonomik ve mali” yaptırımların sivil nüfusu etkilememesi için önlemler alınması gerektiğini ekliyordu. Oysa IRGC’nin imalat, petrol ve doğal gaz, bankacılık ve telekomünikasyon gibi sektörlerdeki ticari faaliyetleri yoluyla İran ekonomisinde önemli bir rol oynadığı bilinmektedir. Önergenin sunulmasından iki hafta sonra, Avrupa Birliği IRGC’yi resmen “terör örgütü” ilan etti.

Emperyalistlerin saldırganlığı, İran’ın burjuva-milliyetçi rejiminin iflasını da ortaya koyuyor. İran rejimi, uzun süredir bir yandan Çin ve Rusya ile ekonomik ve askeri ilişkilerini sürdürüp diğer yandan Batı emperyalizmiyle bir anlaşma sağlamak arasında bir denge kurmaya çalışıyor. Ne var ki, Amerikan ve Avrupalı emperyalistlerin talepleri ancak Tahran onların zorbalık tehditlerine tamamen boyun eğerse karşılanabilir.

1979 devriminden sonra kazanılan sosyal hakların neredeyse tamamını ortadan kaldıran burjuva-dinî rejim, ülke içinde artan toplumsal öfkeyle karşı karşıya. Aralık ayı sonunda, geleneksel olarak hükümetin önemli bir destek tabanı olan çarşı tüccarları arasında patlak veren protestolar, siyasi olarak sağcı, emperyalizm ve monarşi yanlısı güçlerin hakimiyetinde olsa da işçiler ve kır yoksulları arasında öfke ve hayal kırıklığı büyüyor. İran’ın para birimi, ABD’nin yaptırımları nedeniyle büyük değer kaybetti ve temel ihtiyaçlar karşılanamaz hale geldi. Rejimin emperyalizme verdiği her türlü taviz, bu toplumsal gerilimleri daha da şiddetlendirecektir.

İran’daki diğer burjuva eğilimler, İslam Cumhuriyeti’ni devirmek üzere emperyalist güçlerin desteğini almak için yarışıyorlar. Pehlevi’nin önderliğindeki monarşi yanlısı güçlerin yanı sıra, beş Kürt milliyetçi partiden oluşan bir grup geçen hafta, Amerikan emperyalizminin desteğini almak için “İran Kürdistanı Siyasi Güçleri Koalisyonu”nun kurulduğunu duyurdu. Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK), Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK), İran Kürdistan Demokrat Partisi (PDKI), İran Kürdistanı Mücadele Örgütü (Sazman-ı Xebat) ve Komele Partisi tarafından 22 Şubat’ta yapılan açıklamada, Washington’un 2003’teki Irak işgalinden bu yana bölgeye en büyük askeri gücünü konuşlandırmış olmasına rağmen, İran’a karşı yaklaşan emperyalist savaştan hiç bahsedilmedi. Kürt milliyetçilerinin emperyalist desteğe bel bağlamasının feci sonuçları, 1990’ların başındaki ilk Körfez Savaşı’ndan Suriye’deki son “rejim değişikliği” operasyonuna kadar, son on yıllarda defalarca kanıtlandı. Son örnekte Washington, eski El Kaide üyesi Ahmed eş-Şara’yı Şam’daki İslamcı rejimin başına getirdikten sonra eski Kürt müttefiklerini kurtların önüne attı. Yeni rejim, diğer hizmetlerinin yanı sıra Suriye’nin petrol pazarını ABD’li enerji devi Chevron’a açmış durumda.

İran ve tüm Ortadoğu’daki işçiler ile Kuzey Amerika ve Avrupa’daki emperyalist merkezlerdeki işçi sınıfının önündeki acil görev, emperyalist barbarlığın bir kez daha patlak vermesini engellemek için birleşik bir savaş karşıtı hareketin inşa edilmesidir. Bunun tek yolu, işçileri, emperyalist savaş ve sömürünün temel nedeni olan kapitalist kâr sistemine son vermek için sosyalist ve enternasyonalist bir programla donatmaktır.

Loading