ABD’nin İran’a karşı savaşı Ortadoğu’ya yayılıyor ve emperyalist güçleri içine çekiyor

2 Mart 2026 Pazartesi günü İran'ın Tahran kentinde bir saldırının ardından dumanlar yükseliyor. [AP Photo/Mohsen Ganji]

Müstakbel diktatör Donald Trump’ın cumartesi gecesinin erken saatlerinde ABD/İsrail’in İran’a yönelik yasa dışı savaşını başlattığını duyurmasından saatler sonra, Dünya Sosyalist Web Sitesi ilk değerlendirmesinde bunun “büyük bir siyasi suç” olduğunu vurgulamış ve “savaşın kendisi kaçınılmaz biçimde tırmanacak ve tüm gezegeni içine alacaktır,” demişti.

Çatışmada yalnızca dört gün geçmişken bu tespitler açıkça doğrulanıyor. Son tahminlere göre Washington ve Siyonist müttefiki, İran’da 1.000’den fazla sivili katletti; devlet başkanını ve 50’yi aşkın üst düzey sivil ile askeri yetkiliyi suikastle öldürdü; okullara, hastanelere ve insanlığın ortak mirası niteliğindeki tarihi kültürel mekânlara ayrım gözetmeksizin saldırılar düzenledi.

Çarşamba sabahı erken saatlerde, ABD savaş makinesini yönetenlerin barbarlığı bir kez daha açıkça gözler önüne serildi: Bir Amerikan denizaltısı, Hindistan’daki eğitim görevinden dönen ve kimseye anlık bir tehdit oluşturmayan İran gemisini Sri Lanka yakınlarındaki Hint Okyanusu’nda torpille vurdu. Gemide yaklaşık 180 denizci bulunuyordu; şimdiye kadar yalnızca 32’si kurtarılabildi; bu da ölü sayısının 150’ye yaklaşabileceğine işaret etmektedir.

Faşist Savaş Bakanı Pete Hegseth katliam karşısında sevinç çığlıkları attı; çarşamba günkü Pentagon basın toplantısında bunun “adil bir dövüş” olacağını kimsenin söylemediğini belirterek böbürlendi. Gazze’de 75.000’den fazla Filistinliyi katleden soykırımcı Siyonist rejime atıfta bulunarak İsrail’in savaşı “eşsiz bir beceriyle” sürdürdüğünü ve İsrail’in yanında savaşmanın ABD için “rahatlık verici” olduğunu coşkuyla dile getirdi.

İsrail Savunma Bakanı Israel Katz ise aynı günün erken saatlerinde yaptığı açıklamada, Washington ile Tel Aviv’in İranlı liderlere yönelik suikast programını sürdüreceğini net bir dille ortaya koydu. Katz şunları söyledi: “İran terör rejimi tarafından İsrail’i yok etme planını sürdürmek, ABD’yi ve özgür dünyayı tehdit etmek, bölge ülkelerini hedef almak ve İran halkını ezmek üzere görevlendirilen her lider, hiçbir istisnası olmaksızın ortadan kaldırılacak hedefler olacaktır.”

Savaş, İran’a karşı ABD önderliğindeki büyük çaplı bir saldırının çok ötesine geçerek bölge genelinde bir yangının başlangıcına dönüşüyor. İsrail’in soykırımcı rejimi, Hizbullah’ın Tahran ile dayanışma içinde İsrail’e birkaç roket fırlatmasının ardından başkent Beyrut dahil Lübnan’ın pek çok noktasına kapsamlı hava saldırıları düzenledi. Litani Nehri’nin güneyinde yaşayan sakinlere İsrail ordusu tarafından bölgeyi tahliye etmeleri emri verildi. Çarşamba geç saatlerde BM’nin Lübnan barış gücü, İsrail kuvvetlerinin Mavi Hat’tı geçerek birkaç Lübnan köyünün kontrolünü ele geçirdiğini bildirdi.

Kışkırtılmamış ABD/İsrail’in saldırısına karşılık olarak İran Devrim Muhafızları, Körfez bölgesindeki Amerikan üslerine ve tesislerine füze ile insansız hava aracı fırlattı. Bahreyn ve Katar’daki ABD üsleri ile Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Amerikan büyükelçilik ya da konsolosluk binaları vuruldu. Onlarca İran füzesi ve İHA’sını durduran despotik Körfez devletlerinin savaşa resmi olarak dahil olabileceğine dair spekülasyonlar giderek yoğunlaşıyor.

Savaşın İran’ın NATO üyesi komşusu Türkiye’ye sıçrama ihtimaline de çarşamba günü bir adım daha yaklaşıldı: NATO hava savunma sistemleri, Türkiye hava sahasına yaklaşan bir füzeyi düşürdü.

Avrupa’nın emperyalist güçleri de giderek savaşın içine çekiliyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, salı akşamı ülkenin tek uçak gemisi olan Charles de Gaulle’ü Doğu Akdeniz’e gönderdiğini duyurdu. Rafale savaş uçakları, hava savunma sistemleri ve hava radar birimleri de adı açıklanmayan Ortadoğu ülkelerine konuşlandırıldı. Macron, Fransız kuvvetlerinin savaşın ilk aşamasında insansız hava araçlarını düşürme operasyonuna katıldığını açıkladı ve daha kapsamlı adımlar atılabileceği uyarısında bulundu. Macron, Fransa’nın Kuveyt, Katar ve BAE ile savunma anlaşmaları bulunduğunu; bu haftanın başında bir insansız hava aracının isabet ettiği Britanya hava üssüne ev sahipliği yapan Kıbrıs ile de stratejik ortaklık ilişkisi içinde olduğunu hatırlattı.

Amerikan emperyalizmi ile İsrail’in İran’a yönelik imha savaşındaki saldırganlık, çatışmanın bölgesel bir kan banyosuna dönüşme olasılığını daha da güçlendirmektedir. Bu iki ülke, barbarca ve ayrım gözetmeyen şiddet yoluyla, onlarca yıl boyunca bölgede körükledikleri savaşlar ve rejim değişikliği operasyonlarının yarattığı toplumsal ve siyasi yıkımın üstesinden geleceklerini sanmaktadır. Trump’ın savaşın başlangıcını duyurduğu andan itibaren ABD’li yetkililer, 90 milyon nüfuslu ülkeye yönelik vahşi bombardımanı meşrulaştırmak için İran’ın “günahlarını” 1979 İran Devrimi’ne kadar uzanan bir liste halinde sıraladılar. İsrail ise İran toplumunu yerle bir etmede ABD’ye destek vermenin yanı sıra Lübnan’da Hizbullah’ı tamamen yok etmeyi hedefliyor. Hizbullah, 1980’lerde ABD müdahalesi ve İsrail’in güney Lübnan’ı vahşice işgali sonucunda patlak veren iç savaşın kanlı sarsıntılarının ardından yoksul Şii Müslümanların kitlesel hareketi olarak doğmuştu.

ABD ve İsrail, İran’ın kurumlarını, şehirlerini ve altyapısını yerle bir etmekle kalmıyor; Irak ve Suriye’de yıkıcı bir etkiyle kullandıkları planları yeniden devreye sokarak ülkede etnik ve mezhepsel bölünmeleri kışkırtmaya çalışıyorlar. CNN’in çarşamba günü yayımladığı habere göre CIA, Batı İran’da bir Kürt ayaklanmasını kolaylaştırmak amacıyla, kuzey Irak’ta konuşlu İranlı Kürt gruplara aylardır silah temin ediyor. Haberde şu ifadelere yer verildi:

Görüşmelere yakın bir kişi, fikrin şu olduğunu söyledi: silahlı Kürt kuvvetleri İran güvenlik güçleriyle boy ölçüşüp onları meşgul edecek; böylece büyük şehirlerdeki silahsız İranlılar, ocak ayındaki huzursuzluklarda olduğu gibi bu sefer katledilmeden sokaklara dökülme fırsatı bulacak.

Bir başka ABD’li yetkili ise Kürtlerin bölgede kaos yaratmaya ve İran rejiminin askeri kaynaklarını yıpratmaya yardımcı olabileceğini söyledi.

Bu operasyon bizzat Trump tarafından desteklenmektedir. CNN’in haberine göre Trump, pazar günü Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ni arayarak silahların İran’a geçişini kolaylaştırmasını talep etti. Trump salı günü de İran Kürdistan Demokrat Partisi’nin lideriyle görüştü. Bu parti yakın zamanda emperyalist güçlerin desteğini almayı hedefiyle bir koalisyon anlaşması imzalayan beş İranlı Kürt partisinden biridir.

90 milyon nüfuslu ve çok sayıda azınlığa ev sahipliği yapan İran’ın etnik temelde bölünmesi, Suriye’de yaşananları devede kulak gibi bırakacak sonuçlar doğuracaktır. CIA destekli ve 14 yıl süren Suriye iç savaşı —İran yanlısı Esad rejimini devirmek amacıyla körüklenen bu savaş— yüz binlerce insanın canına mal olmuş, milyonlarcasını mülteciye dönüştürmüştür. ABD önce Kürt güçlerin liderlik ettiği Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) desteklemiş, ardından eski El Kaide lideri Ahmet eş-Şara önderliğindeki Sünni gruplara yönelmiştir. Eş-Şara’nın Aralık 2024’te iktidara gelmesinin ardından Şam’da kurulan mezhepçi otoriter rejim, Alevi azınlığa yönelik katliamları yönetmiş ve Kürtleri mevzilerinin büyük bölümünden çıkarmıştır.

Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin Türkiye şubesi olan Sosyalist Eşitlik Partisi, Kürt milliyetçilerinin emperyalizm yanlısı tutumunun iflasını ele alan bir açıklamada İran’ın olası bölünmesine ilişkin şunları yazdı:

Türkiye, İran’dan geriye kalan parça ve Arap egemenliğindeki topraklar gibi düşman komşularla çevrili, denize kıyısı olmayan bir Kürt devleti, hayatta kalmak için tamamen ABD veya İsrail’in himayesine bağımlı olacaktır — tıpkı Irak’taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (KBY) olduğu gibi. Yozlaşmış burjuva-aşiret kliklerinin egemenliğindeki KBY, halk yoksulluk içinde boğulurken ABD politikasının bir aracı olarak hizmet etmektedir.

Azeri oluşumu, Türkiye’nin bir uydusu olacak ya da Ankara, Moskova ve Batı’nın petrol çıkarları arasında uğruna rekabet edilen bir ganimet haline gelecektir. Dünyanın kanıtlanmış petrol rezervlerinin önemli bir bölümünün bulunduğu Huzistan’daki bir Arap oluşumu hızla Körfez monarşileri, ABD ve küresel enerji şirketlerinin çekişmesine sahne olan bir emperyalist yağma bölgesi haline gelecektir. Bir Beluci oluşumu, Hint Okyanusu, Hürmüz Boğazı ve Orta Asya’yı denize bağlayan kara yolları üzerinde büyük güçlerin mücadelesinde yeni bir cephe olacaktır.

Bu durumun insani sonuçları bir felaket olur. İran’daki etnik gruplar, birbirinden net bir şekilde ayrılmış farklı bölgesel alanlara yayılmış değildir. Tahran’da milyonlarca Azeri yaşamaktadır; Kürtler, Lurlar ve Farslar İran’ın batı kesimlerine dağılmış durumdadır; Araplar ve Farslar Huzistan’da bir arada yaşamaktadır. Etnik sınırlar çizilmeye çalışılması, Yugoslavya’daki felaketi bile gölgede bırakacak ölçekte kitlesel göç, etnik temizlik ve iç savaşa yol açabilir.

Trump ve faşist çetesinin temsil ettiği mali oligarşi için, bölgeyi sömürgeleştirmelerine imkân tanıyacaksa bu katliam göze alınabilecek bir bedeldir. Ne kadar cana mal olursa olsun, hedefleri petrol ve doğal gazın yağmalanması, ticaret yolları üzerinde denetim kurulması ve Rusya ile Çin gibi rakiplerin devre dışı bırakılmasıdır. Bundan şüphe duyanlar Gazze soykırımını unutmamalıdır.

Bu 21. yüzyıl emperyalist barbarlığına son verebilecek tek toplumsal güç, uluslararası işçi sınıfıdır. Ortadoğu’daki işçiler, emperyalist savaş ve yağmanın asıl kaynağı olan kapitalizme son vermek için Kuzey Amerika ve Avrupa’nın emperyalist merkezlerindeki işçilerle sosyalist ve enternasyonalist bir program temelinde birleşmelidir.

Loading