Savaş beşinci gününe girerken, İran’a yönelik ABD-İsrail saldırısı giderek daha açık bir biçimde bir yok etme ve imha savaşı niteliğini kazanıyor.
Çarşamba günü İran’a 3.000 kilometreden fazla uzakta, uluslararası sularda bir İran gemisinin batırılması hiçbir hukuki ya da coğrafi sınır tanımayan sonsuz bir yıkım harekâtının son halkasıdır. Gemide 180 kişi bulunuyordu; Sri Lanka donanması 32 kişiyi kurtardı. Bu, 148 kişinin hayatını kaybettiği anlamına gelmektedir.
Savaşın ilk günlerinde Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, Ayetullah Ali Hamaney de dahil olmak üzere İran liderliğinin büyük bir bölümünü katletti. Tahran ve diğer şehirler defalarca hava saldırısına maruz kaldı. Hastaneler vuruldu. Minab’daki bir kız ilköğretim okulu bombalandı; 150’den fazla çocuk hayatını kaybetti. Toplam ölü sayısı çoktan 1000’i geçmiş durumda.
Medyada Trump’ın “bir stratejisi olmadığına” dair tekrarlanan bir nakarat var. Bu bir yalandır. Stratejisi var: İran devletini yok etmek ve halka karşı bir terör harekâtı yapmak. ABD ve İsrail’in Gazze’de denediği yöntemler artık 2 milyonluk bir bölgeden 90 milyonu aşkın nüfuslu bir ülkeye yayılıyor.
Bu, Venezuela’ya yapılan saldırı ve Küba’nın boğulmasının ardından, genişleyen küresel saldırganlığın bir sonraki aşamasıdır. ABD, satın aldığı saldırı köpeği İsrail’i kullanarak, emperyalist egemenliğe direnen her türlü toplumu parçalamaya ve boyun eğdirmeye çalışmaktadır.
Sivil kayıplar “askeri hedeflerin” yan ürünü değildir. Amaç toplu katliam yapmaktır.. Çarşamba günü Beyaz Saray bir video yayınladı. Video, Call of Duty oyunundan alınan görüntülerle başlıyor, ardından İran’da patlayan Amerikan bombalarının kızılötesi saldırı görüntülerinden oluşan bir montajla devam ediyor. “Ölümler”in ardından ekrana skor yansıyor. Yani ABD-İsrail operasyonunun “başarısı”, kaç insanın katledildiği ile ölçülüyor.
Trump ve “Savaş Bakanı” Pete Hegseth’in her açıklaması suç oluşturmaktadır ve faşizmin diliyle konuşmaktadır. Çarşamba günü Hegseth basın toplantısında katliamla övünerek, “Onlar yerdeyken yumruk atıyoruz ve bu tam olarak böyle olmalı,” dedi. “Tüm gün boyunca göklerden gelen bir ölüm ve yıkım” vaat etti; bunun “kararlı, ezici ve acımasız” biçimde yapılacağını söyledi.
Hegseth öldürülenleri sadistçe sıraladı: “İran’ın üst düzey liderleri öldü. Bir halef seçebilecek sözde yönetim konseyi, öldü.” Ve katliamların durmayacağını açıkça ortaya koydu: “Onları bulup öldüreceğiz.”
Hegseth, tüm İran halkın hedef alacak toplu ve yoğun bombardıman planlarını da duyurdu: “Gökyüzünün tam kontrolüyle, neredeyse sınırsız stokumuzun bulunduğu 225 kiloluk, 450 kiloluk ve 900 kiloluk GPS ve lazer güdümlü hassas bombaları kullanacağız.”
Hegseth uluslararası hukuku açıkça ihlal ederek İran gemisinin Hint Okyanusu’nda batırılmasıyla övündü. Bir önceki gün Pentagon brifinginde Hegseth, “aptalca angajman kuralları” olmayacağını böbürlenerek söylemişti. Bu, uluslararası hukukun geçerliliğinin reddedilmesidir. Nazilerin savaştığı gibi savaşma niyetinin ilanıdır.
Bu savaşın faşizan karakteri, Hristiyan-milliyetçi propagandanın sistematik biçimde öne çıkmasıyla pekiştirilmektedir. Guardian gazetesine göre komutanlar, askerlere İran’a karşı savaşın “Tanrı’nın ilahi planının bir parçası” olduğu anlatılıyor ve Vahiy Kitabı’na ve “Armageddon”a atıflar yapıyor. Bir askerin şikayetine göre, askerlere Trump’ın “İsa tarafından, İran’da Armageddon’u başlatmak ve dünyaya dönüşünü müjdelemek için işaret ateşi yakmakla görevlendirildiği”, yani sistematik bir imha yoluyla kıyamet olaylarını tetiklemekle görevlendirildiği söylenmiş.
Avrupalı güçler bu gelişmekte olan imha savaşının gönüllü suç ortaklarıdır. Salı günü Beyaz Saray’da Trump’ın yanında duran Almanya Şansölyesi Merz şunları söyledi: “Tahran’daki bu korkunç rejimi ortadan kaldırma konusunda hemfikiriz.” Britanya F-35 savaş uçaklarını konuşlandırdı. NATO Genel Sekreteri Rutte, bombardımanın uluslararası hukuku ihlal etmediğini öne sürdü.
Demokrat Parti ise usül konusunda kelime oyumları yapıp Trump yönetiminin iddialarını papağan gibi tekrarlayarak bu soykırım savaşına olanak sağlıyor. Senato’nun çarşamba günü Savaş Yetkileri kararnamesi üzerindeki oylaması baştan sona siyasi bir maskaralıktan ibaretti; savaşı durdurmak için değil, savaşa verdikleri desteğe bir kılıf takmak amacıyla tasarlanmıştı.
Çarşamba günü Temsilciler Meclisi’nde Demokrat grubun basın toplantısında her bir konuşmacı yönetimin söylemlerini yineledi. Temsilci Ted Lieu “katil, teokratik rejimi” kınadı. Temsilci Houlahan “O liderlerin yasını tutmuyorum” dedi. Temsilci Goodlander, İran’ı “acımasız ve kararlı bir düşman... eline Amerikalı vatandaşlarımızın kanını bulaştırmış bir rejim” olarak nitelendirdi.
Tüm bunlar, İran’a karşı savaşın Trump’ın kafasında doğaçlama geliştirilmiş bir şey olmadığını kanıtlamaktadır. Bu savaş son 35 yılda başlatılan emperyalist savaşlar zincirinin son halkasıdır: Körfez Savaşı; Irak’a yönelik on yıllık yaptırım kuşatması; 2003 istilası ve işgali; Afganistan savaşı; Libya’nın yıkımı; Suriye’de rejimi değiştirmeye yönelik CIA destekli operasyon; ABD’nin Ortadoğu’daki operasyonlarının genişlemesi ve Gazze’de devam eden soykırım.
Bu suçları birbirine bağlayan tek bir karşıdevrimci amaç vardır: 20. yüzyılda ezilen kitlelerin devrimci ve sömürgecilik karşıtı hareketleri sonucunda emperyalizmin uğradığı yenilgileri geçersiz kılmak ve tersine çevirmek.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio üç hafta önce bu gerici programı açıkça ortaya koymuştu. Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşmada Rubio, İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden —yani Nazilerin yenilgisinden— bu yana “büyük Batı imparatorluklarının,” “Allahsız komünist devrimler ve sömürgecilik karşıtı ayaklanmalar tarafından hızlandırılan ölümcül gerileme dönemlerine” girdiklerini ilan etti. Emperyalist güçlerin “suçluluk ve utançla ellerinin kollarının bağlandığından” yakınan Rubio, bu kısıtlamalardan kurtularak “Batı’nın egemenlik çağının” yeniden canlandırılabileceğini söyledi.
Hegseth ise çarşamba günkü basın toplantısında “47 yıl”dan bahsetti; bu, ABD destekli bir diktatörlüğü deviren ve Washington’ın Basra Körfezi üzerindeki doğrudan kontrolünü parçalayan 1979 İran Devrimi’ne yapılan bir göndermeydi. Amerikan emperyalizmi artık dünyanın en stratejik bölgelerinden biri üzerinde emperyalist egemenliği yeniden tesis ederek İran’dan “öç almaya” kararlıdır.
Bu yöntemleri tek bir savaş alanına ya da tek bir halka hapseden hiçbir “sınır çizgisi” yoktur. Aynı yöntemler, emperyalizmin direnişle karşılaştığı her yerde uygulanacaktır: Kahire ve Karaçi’de, Nairobi ve Lagos’ta, İstanbul ve Cakarta’da, Moskova ve Pekin’de, Seul ve Manila’da, Meksiko ve Johannesburg’da.
Amerika’daki, Almanya’daki, Britanya’daki ve tüm emperyalist ülkelerdeki işçiler, Tahran sokaklarında kendi geleceklerini görmektedir. Bu haydutça dış politika, Amerika Birleşik Devletleri’nde demokratik haklara yapılan saldırıdan ve başkanlık diktatörlüğünün inşasından ayrı düşünülemez. Yabancı liderleri öldürme ve kuralsız bir savaş yürütme hakkını iddia eden hükümet, yurt içinde muhalefete tahammül gösteremez. Minneapolis’te halihazırda uygulanmış olan şiddet ve cinayet yöntemleri, şirket ve finans oligarşisinin buyruklarına yönelik tüm direnişe karşı daha geniş çaplı bir biçimde kullanılmak üzere hazırlanmaktadır.
Saldırının vahşeti, bir çaresizlik unsurunu da dışa vurmaktadır: Hedeflerine siyasi araçlarla ulaşamayan bir egemen sınıf, direnişi sindirmek ve kırmak için toplu katliama başvurmaktadır. Fakat bu savaş İran halkını ezemeyecektir. Savaşın devam ettiği her gün, dünya genelinde —ve bizzat Amerika Birleşik Devletleri’nde— işçiler ve gençler arasındaki öfke ve isyanı beslemektedir.
Ne var ki öfke, ne kadar yaygın olursa olsun, yeterli değildir. Belirleyici mesele, siyasi bir perspektifin, bilinçli bir programın ve barbarlığa doğru gidişi durdurma gücüne sahip tek toplumsal güç olan uluslararası işçi sınıfının bağımsız seferberliğinin geliştirilmesidir.
Dünya Sosyalist Web Sitesi, 8 Mart Pazar günü saat 22:00’de (TSİ) bu savaşın kökenlerini, savaşa yön veren toplumsal güçleri ve savaşı durdurmak için gereken stratejiyi ele almak amacıyla küresel bir çevrimiçi acil durum semineri düzenleyecek [Toplantı İngilizce olacak]. Tüm okurlarımızı bu açıklamayı mümkün olduğunca geniş bir çevreye yaymaya, toplantıya katılmaya ve emperyalist savaşa ve diktatörlüğe karşı bilinçli, örgütlü bir hareket inşasına yardımcı olmaya davet ediyoruz.
