Perspektif

Trump’ın İran’ı yok etme tehditleri ve Amerikan demokrasisinin çöküşü

İran'ın başkenti Tahran'ın batısındaki Karaj kasabasında perşembe günü ABD hava saldırılarına maruz kalan bir köprü, 3 Nisan 2026 Cuma. [AP Photo/Vahid Salemi]

ABD Başkanı Donald Trump pazar günü Truth Social’daki küfür dolu mesajında bir dizi savaş suçu işleyerek İran’ın sivil altyapısını yıkma tehdidi savurdu.

“Salı günü İran’da Elektrik Santrali Günü ve Köprü Günü olacak; ikisi bir arada. Bunun gibisi görülmemiş olacak! Açın şu … boğazı, deli p..ler, yoksa cehennemde yaşayacaksınız — SADECE İZLEYİN! Allah’a hamdolsun.”

Bir gün önce ise Trump şunları yazmıştı: “Vakit daralıyor — 48 saat içinde üzerlerine cehennem yağacak. Tanrı’ya şükür!” Trump, pazar sabahı Fox News’e verdiği röportajda şöyle konuştu: “Eğer hızla bir anlaşma yapmazlarsa, her şeyi havaya uçurmayı ve petrolü ele geçirmeyi düşünüyorum.”

Müslümanların Tanrı için kullandığı isim olan Allah’ın adının Paskalya günü yayımlanan ve büyük çoğunluğu Müslüman olan bir ülkenin halkını “cehennem”le tehdit eden bir mesajda geçirilmesi, açıkça Hristiyan faşisti bir tutumun yansımasıdır; bu savaşa haçlı seferi rengi vermektedir.

Amerika Birleşik Devletleri başkanı, 90 milyon nüfuslu bir ülkenin elektrik şebekesini ve köprülerini, yani medeni yaşamın temelini yıkacağını ilan etmektedir. Bu açıklamalar, tamamen suç niteliğindedir; üstelik yasa dışı bir saldırı savaşı çerçevesinde yapılmaktadır.

Trump, uluslararası hukukun, demokratik normların ve temeli oluşturan yasallık çerçevesinin bütünüyle dışında hareket etmektedir. Onun söylemleri ve eylemleri, Amerikan demokrasisinin aşırı eşitsizlik, bitmek bilmeyen savaşlar ile toplumsal, ekonomik ve siyasi krizin basıncı altında nasıl çürüyüp çöktüğünün somut kanıtlarıdır.

Amerikalıların büyük çoğunluğu Trump’ın İran halkına yönelik bu yasa dışı savaşından iğrenmekte ve ona karşı çıkmaktadır. Halk, onu bir suçlu ve gangster olarak görmektedir.

Ancak bu durum şu soruyu gündeme getirmektedir: Ezici bir halk muhalefetinin varlığına, 28 Mart’ta milyonlarca insanın hükümete karşı sokaklara dökülmesine karşın bu gangster rejim nasıl iktidarda kalmaya devam edebiliyor?

Cevap, ismen muhalefet konumundaki partinin niteliğinde yatmaktadır. Demokrat Parti’nin Trump’ın açıklamalarına verdiği tepki, başkanın kişiliği ve akıl sağlığı üzerinde yoğunlaşmaktadır. Senatör Bernie Sanders pazar günü şunları yazdı: “Bunlar tehlikeli ve akıl dengesi bozulmuş bir bireyin sayıklamaları.” Senatör Chris Murphy, Trump’ın sözlerini “tamamen ve büsbütün dengesiz” olarak nitelendirdi. Senato Azınlık Lideri Chuck Schumer ise Trump’ın “sosyal medyada çıldırmış bir deli gibi saçmaladığını” ve “savaş suçları” işleme tehdidi savurduğunu söyledi.

Trump’ın açıklamaları gerçekten de hem suç niteliğindedir hem de delicedir. Ne var ki Demokratların tepkisi bir siyasi acizlik ifadesidir. Savaşın beşinci haftasında hiçbir Kongre komisyonu kamuya açık bir oturum düzenlememiştir. Savaşı kınayan hiçbir karar tasarısı oylamaya sunulmamıştır. Hiçbir soruşturma başlatılmamıştır.

Trump’ın hem suçlu hem de akli dengesi bozuk olduğunu kabul etmelerine karşın Demokratlar, onun görevden azlini kesin bir dille reddetmiştir. Meclis Demokrat Grubu Başkanı Pete Aguilar, 26 Mart’ta Punchbowl News’e şunları söyledi: “Hiçbir Demokrat [görevden azilden] bahsetmiyor. Bu konu tartışmalarımızda hiç gündeme gelmiyor.” Temsilci Susie Lee ise “Odaklanmamız gereken daha büyük önceliklerimiz var,” dedi.

Temsilci Maxine Waters 4 Mart’ta şöyle konuştu: “Meclis’i ele geçirdiğimizde Trump’ı görevden azletmeyi değerlendireceğimizi düşünüyorum.”

Demokratlar Trump’ın görevden azledilmesini reddetmekle kalmamış, onun yaptıklarına zemin de hazırlamıştır. Demokratlar, savaşı finanse eden 839 milyar dolarlık savunma bütçesine oy verdiler. Temsilci Alexandria Ocasio-Cortez, Trump yönetiminin İran hükümetinin on binlerce protestocu öldürdüğü yönündeki iddialarını tekrarladı ve böylece Trump’ın pazar günü Fox News’te bizzat itiraf ettiği üzere ABD hükümeti tarafından silahlandırılan bir rejim değişikliği operasyonunu desteklemiş oldu. Trump röportajda “Protestoculara çok sayıda silah gönderdik,” dedi.

Demokratların bu tutumu iki temel nedene dayanmaktadır: Birincisi, Trump ile taktik farklılıkları ne olursa olsun, bu parti Wall Street’in ve CIA’nın partisidir; ABD emperyalizminin Ortadoğu’ya hâkim olma stratejik hedefini paylaşmaktadır. İkincisi, tabandan yükselen halk muhalefetinin büyümesinden ölesiye korkmaktadır.

Gerçek anlamda bir halk seferberliği, yalnızca savaşı durdurmakla sınırlı kalmayacaktır. Servet dağılımı sorununu, mali oligarşinin iktidarını ve her iki partinin de varlığını sürdürmek için savunduğu bütün toplumsal düzeni gündeme getirecektir. İşte bu nedenle, Trump karşıtı “Krallara Hayır” protestoları sırasında Demokratlar ve onların siyasi uzantıları, İran’a karşı savaşı kasıtlı olarak geri plana itmişlerdir. Oysa bu, meselenin özünü oluşturmaktadır.

Trump’ın Amerikan siyasetinin zirvesine yükselişi, tüm toplumsal ve siyasi düzenin tarihsel iflasını yansıtmaktadır. WSWS Uluslararası Yayın Kurulu Başkanı David North’un 2 Nisan’da yazdığı üzere Trump, yeraltı dünyasının iktidara geldiğini göstermektedir. Onun dili “suça alışmış ve artık bundan özür dilemek zorunda hissetmeyen bir toplumsal tabakanın temel özelliğidir.”

Bu oligarşi servetini üretken emek yoluyla değil, dolandırıcılık, spekülasyon ve hırsızlık yoluyla biriktirmiştir. Onun toplumsal fizyonomisi, Epstein skandalında simgesel ifadesini bulmaktadır; bu skandal, Amerikan egemen sınıfının işleyişinde yüksek finans, devlet iktidarı ve cinsel şantajın nasıl iç içe geçtiğini —yalnızca kısmen de olsa— gözler önüne sermiştir. Epstein’in çevresinde kümelenen bu ayrıcalık, yolsuzluk ve dokunulmazlık ağları, suçluluğun bir sapkınlık değil; bir yönetme metodu olduğu siyasi sistemi ayakta tutmaktadır.

Trump yoktan var olmadı. O, daha geniş kapsamlı bir egemen sınıf politikasını, hiçbir süsleme yapmadan açıkça dile getirmektedir. Onun soykırımcı tehditleri, ABD’nin onlarca yıl boyunca artan emperyalist suçlarında yeni bir aşamaya girildiğine işaret etmektedir. Bu suçlar; Bush’un uydurma bahanelerle Irak’ı istilasını, Obama’nın demokratik ya da hukuki hiçbir denetim mekanizmasına tabi olmaksızın yürüttüğü küresel insansız hava aracı suikastları programını ve Biden’ın İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü soykırımı silah ve parayla desteklemesini içermektedir.

Aynı egemen sınıf, yurt içinde de işçi sınıfına karşı tam anlamıyla bir savaş yürütmektedir. Çarşamba günü Trump, Beyaz Saray’daki Paskalya öğle yemeğinde katılımcılara hükümetin çocuk bakımı, Medicaid, Medicare ya da Sosyal Güvenlik’i karşılayamayacağını söyledi; çünkü bu paranın savaşmak için gerektiğini ileri sürdü. Trump, on milyonlarca insanın yaşamsal olarak bağlı olduğu bu programları “küçük dolandırıcılıklar” olarak nitelendirdi ve federal hükümetin tek bir görevi olduğunu savundu: “askeri koruma.” Onun önerdiği bütçe, iç harcamaları kıyasıya keserken Pentagon için yüzde 44 artışla 1,5 trilyon dolar talep etmektedir.

Bir kez daha vurgulamak gerekir: Demokratlar, tabandan gelecek her türlü halk seferberliğine karşı çıkmaktadır; çünkü böyle bir hareket bu geniş kapsamlı sorunları derhal gündeme taşır. Trump’ın İran’ın sivil altyapısını yerle bir etmeye yönelik küfür dolu tehditlerinin açığa çıkardığı şey, yalnızca onun kişisel ahlaki yozlaşması değildir. Bu tehditler, demokratik kurumların çöküşünü gözler önüne sermektedir. Mevcut siyasi kurumlar içinde Trump’a ciddi biçimde karşı koyabilecek hiçbir mekanizma kalmamıştır; üstelik rejim, hiçbir kısıtlama kabul etmeyeceğini açıkça ilan etmiştir.

Muhalefet, Demokrat Parti’ye bırakılamaz. Muhalefetin bir sınıf hareketi olarak geliştirilmesi gerekmektedir. İşçiler ve gençler, savaşa, sosyal programların kaldırılmasına ve savaşı, diktatörlüğü ve toplumsal eşitsizliği üreten kapitalist sisteme karşı işyerlerinde, sektörler genelinde ve sınırlar ötesinde bağımsız biçimde örgütlenmelidir.

Loading