Çolakoğlu fabrikasında üç iş cinayeti: Kâr uğruna harcanan hayatlar

Çolakoğlu Metalurji tanıtım bülteninden bir görsel (Evrensel gazetesi aracılığıyla) [Photo: Çolakoğlu Metalurji]

Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde çelik ve sac üretimi yapan Çolakoğlu Metalurji fabrikasında 5 Nisan Pazar günü meydana gelen “iş kazası”nda üç işçi ölürken bir işçi yaralandı. Yaralanan işçinin salı günü hastaneden taburcu edildiği bildirildi. Olayla ilgili fabrikanın bölüm müdürü, bir mühendis ve bir iş sağlığı ve güveliği uzmanı tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Çelik ark ocağının üstünde günlük bakım gerçekleştiren üç bakım personeli ve bir taşeron temizlik işçisi, bulundukları döner platformun çökmesi sonucu yaklaşık 10 metre yüksekten düştü. İşçilerin başta yaşam halatı olmak üzere herhangi bir güvenlik önlemi alınmadan platforma çıkarıldığı anlaşılıyor.

Evrensel gazetesine konuşan Kocaeli İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi üyesi Selçuk Karstarlı “Çalışanların kendilerini bu yaşam hattına bağlaması beklenir. Yapılan yaşam hattı da EN 795 standardına uygun olması gerekir, yine bu hatta bağlanacak maksimum kişi sayısına göre tasarlanması, kurulması ve periyodik olarak kontrol edilmesi gerek,” dedi.

Gazetede ayrıca işyerindeki iş güvenliği uzmanlarının çöken platformla ilgili güvenlik önlemlerinin artırılması için fabrika yönetimine daha önce uyarılarda bulunduğu belirtildi. Fabrikada 2008 yılından bu yana 10 işçinin iş cinayetlerine kurban gitmesi, bu tür risk ve uyarıların gerçekliğinin ve şirketin kayıtsızlığının bir göstergesidir. 1.500’den fazla işçinin çalıştığı Çolakoğlu, 2024 verilerine göre Türkiye’deki en büyük üçüncü demir çelik fabrikasıdır ve Türkiye’nin en büyük 14. sanayi kuruluşudur. 2025 itibarıyla dünya çelik üretimi sıralamasında 7. sıraya yükselen Türkiye, Avrupa’da ise ilk sırada.

2023 yılında çubuk demir haddehanesi paketleme bölümünde çalışan Tuncay Özsoy elektrik akımına kapılarak hayatını kaybederken 2010’da Hamza Zengin isimli işçi, üzerine forklift düşmesi sonucu öldü. 2009’da ise fabrikanın malzeme bölümünde bakım çalışması yapan 30 yaşındaki Engin Gündüz, üretim bandında sıkışarak hayatını kaybetti.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin raporuna göre 2025 yılında Türkiye’de iş cinayetlerinde, en az 2 bin 105 işçi öldü. Ankara Tabip Odası’nın Aralık 2024 tarihli raporunda belirtildiği üzere, “SGK ve Avrupa Birliği İstatistik Ofisi’nin (Eurostat) 2019 verilerine göre, Türkiye’deki ölümlü iş kazası oranı, Avrupa Birliği (AB) ortalamasının yaklaşık 10 katıdır. İşçi ölümlerinde Avrupa’da ilk sırada yer alan Türkiye, iş kazalarında en fazla ölüm yaşanan ülkeler arasındadır.”

Bu durum, egemen sınıf ve uluslararası sermaye yararına izlenen politikaların bir sonucudur. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bunu Aralık 2020’de şöyle ifade etmişti: “Ülkemizi yerli ve uluslararası yatırımcılar nezdinde riski az, güveni yüksek, kazancı tatminkar bir cazibe merkezi haline getirmekte kararlıyız.” Kapitalist yatırımcılar için “tatminkar bir cazibe merkezi”, azami kâr elde etmek üzere iş güvenliği dahil kısıtlamaların olabildiğince azaltılması anlamına gelmektedir.

Bunun sonucunda şirketler, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemelerini gereksiz bir maliyet unsuru olarak görmektedir. Sendika konfederasyonları da işçi sınıfına güvencesiz, “esnek” ve tehlikeli çalışma koşullarının dayatılmasına suç ortaklığı yapmaktadır. Çolakoğlu fabrikasında Türkiye’nin en büyük sendikası olan Türk Metal örgütlüdür.

Yargının bu ölümlerin arkasındaki kapitalist mülkiyet ve sömürü ilişkilerine dikkat çekenlere verdiği tepki, devletin egemen sınıfın bir aracı olduğu gerçeğine tanıklık etmektedir. Geçtiğimiz ay bağımsız taban sendikası Birleşik Tekstil, Dokuma ve Deri İşçileri Sendikası (BİRTEK-SEN) Genel Başkanı Mehmet Türkmen, Gaziantep’te Sırma Halı işçilerinin iş bırakma eyleminde yaptığı konuşmada işyerinde işçi ölümlerinin ve yaralanmalarının şirketler, devlet ve sendikal aygıt işbirliği altında kurulan bu mekanizma sonucu meydana geldiğine dikkat çektiği için halen tutukludur.

Türkmen, “Fabrikalarda dökülen her damla kanın sorumlusu, sadece o fabrikanın patronu değil; denetim yapmayan devlet, sarı sendikalar ve işçiyi kölelik düzenine mahkûm eden bu sistemdir,” demişti. Türkmen’in tutuklanması, iş cinayetleri dahil kapitalist sistemin yıkıcı sonuçlarını sorgulayan ve giderek mücadeleye giren tüm işçilere yönelik bir gözdağıydı.

Fabrikanın bulunduğu Dilovası ilçesi, petrokimya ve çelik fabrikalarının yoğun olduğu önemli bir sanayi merkezidir. Bu bölge, Türkiye’de kapitalist kâr sistemin işçiler üzerinde en vahşi sonuçlarının görüldüğü yerlerden biri olarak nam salmıştır.

Geçtiğimiz yıl 8 Kasım’da Dilovası’nda Ravive Kozmetik firmasına ait bir parfüm dolum deposunda patlama ve yangın meydana gelmiş üçü çocuk yedi işçi yanarak ölmüştü. Tesis, yıllardır hiçbir güvenlik denetiminden geçmeden, ruhsatsız ve koruma önlemleri olmaksızın faaliyet yürütüyordu. İşçiler kayıtsız ve sigortasızdı. Çalışanların ve mahalle sakinlerinin şikayetlerine rağmen bu felaket göz göre göre yaşandı.

Dilovası’nda fabrikalar sadece işçiler açısından değil mahalle sakinleri için de ölüm saçıyor. İlçe, orada yaşayanlar tarafından “zehir ovası” veya “kanser ovası” ismi ile anılıyor. Çevre Mühendisleri Odası Kocaeli Şubesi Başkanı Sait Ağdacı, 2017 verilerine göre, kanserden ölümlerin oranının dünyada yüzde 12,5, Türkiye’de yüzde 12,9 olduğuna ancak Dilovası’nda bu oranın yüzde 33,7’ye çıktığına dikkat çekmişti.

İş cinayetlerine ve yaralanmalara yol açan tehlikeli çalışma koşulları, her yerde hüküm sürüyor ve bu durum tüm düzen partilerinin suç ortaklığıyla mümkün oluyor.

1 Nisan Çarşamba günü Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) yönetimde olduğu İzmir Büyük Şehir Belediyesi’ne bağlı İZSU Çiğli Atıksu Arıtma Tesisi’nde sürücü Sabri Kılınç’ın trajik bir iş cinayetine kurban gitmesi, bu gerçeğin altını çizmektedir. Olayda, Kılınç’ın sürdüğü atık toplama kamyonu çamur dolu çukura düştü. En ilkel güvenlik önlemlerinin (bariyer, aydınlatma, sinyalizasyon) dahi “gereksiz masraf” olarak görülmesi ve Kılınç’ın tek başına tehlikeli bir alana gönderilmesi sonucu meydana gelen bu ölüm, CHP’ye yönelik ezici bir suçlama niteliğindedir.

Sosyal medyada belediyenin “elim bir kaza sonucu ölüm” açıklamasına tepki gösteren Kılınç’ın yeğeninin açıklaması, burjuva partilere hâkim olan ikiyüzlülüğü gözler önüne serdi:

Loading Tweet ...
Tweet not loading? See it directly on Twitter

12 saatte taş kesilmiş, çıkabilmek için çabalamış ama nafile... Biz durumun ciddiyetini anlamasak belki bir 12 saat daha kalacaktı orada. Koskoca belediye cenazemizi çamurdan çekmek için bir vinç bile yollamadı. Kendi cenazemizi o balçığın içinden kendi imkanlarımızla, tuttuğumuz vinçle çıkardık. Güle oynaya kurban gibi gönderirken bir şey yoktu, ölüsünü alırken çil yavrusu gibi dağılmış herkes…

Süslü cümlelerle rahmet dilemişsiniz ama bizim ocağımıza kor ateş düştü! Oraya bir çit çekmek, bir beton dökmek bu kadar mı zor olmamalıydı ya. Kumar oynar gibi neresi balçık belli olmayan bir yere içinde kurbanla tonluk kamyon göndermek nedir, biri açıklasın dayanamıyorum artık.

Her yıl Türkiye ve dünya genelinde sayısız işçinin canına mal olan bu olaylar birer kaza değil, kapitalist kâr sisteminden kaynaklanan cinayetlerdir. Ailesini geçindirme kaygısı ile her sabah işe giden milyonlarca işçi o gün hayatlarına son verecek koşullarda çalıştığının farkında olamayabilir. Ama şirketler, sendikal aygıt, düzen partileri ve bir bütün olarak devlet aygıtı, işyerlerinde yasalara göre zorunlu hangi önlemlerin alınmadığını ve bunun sonucunda neler olabileceğini çok iyi bilmektedir. Onlarca yıldır süregelen bu cinayetler zincirinin her halkasının arkasında, kâr uğruna görmezden gelinmiş bir güvenlik ihlali, asla yapılmamış bir bakım-onarım ve mahkemelerde asla verilmemiş cezalar bulunmaktadır.

Onlarca yıllık deneyimden gerekli dersler çıkarılmalıdır: Bu cinayetlerin son bulması ve güvenli çalışma koşullarının sağlanması, şirketlerin insafına bırakılamaz. Yetkililere yapılacak çağrılar veya mahkemelere güvenmek de bir işe yaramayacaktır. 2014’te 301 madencinin öldüğü Soma katliamı ile ilgili şirket sahibi, ölen her işçi başına yalnızca 8 gün hapis yatarken resmi sorumlulardan hiç kimse ceza almadı.

İşçiler, şirketlerin kayıtsızlığına, resmi denetimsizliğe ve görmezden gelmeye ve sendikaların suç ortaklığına karşı bu duruma müdahale etmelidir. Bunun için her bir fabrikada Taban Komitelerinin Uluslararası İşçi İttifakı’nın (TK-Uİİ) bir parçası olarak bağımsız taban komiteleri kurulmalıdır. Bu komiteler iş kazalarını bağımsız olarak soruşturmalı ve güvenlik önlemlerinin en katı ve tavizsiz şekilde uygulanması için müdahale etmelidir. Bu mücadele, iş cinayetlerini tamamen sona erdirmenin işçi sınıfının iktidarı almasını ve kapitalist kâr sistemini ortadan kaldırmasını gerektirdiği anlayışı yol göstermelidir.

Loading