Umut-Sen Örgütlenme Koordinatörü Başaran Aksu serbest bırakılsın!

Bağımsız taban örgütü Umut Sendikası’nın (Umut-Sen) Örgütlenme Koordinatörü Başaran Aksu, yaptığı bir açıklamadan dolayı perşembe günü çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklandı. Aynı zamanda Bağımsız Maden İş’in örgütlenme uzmanı olan ve Soma’da bulunan Aksu’nun pazartesi günü Artvin Hopa’daki aile evine polis baskını düzenlenmişti.

Başaran Aksu bir Umut-Sen etkinliğinde konuşurken. [Photo: umut-sen.org]

Türkiye’de sendika bürokrasiye muhalefet içinde gelişen işçi mücadelelerinde ve fiili grevlerde önde gelen bir rol oynayan Aksu, en son İzmir’deki Polyak madenci grevinde gözaltına alınmıştı ve uzun zamandır büyük şirketlerin ve devletin hedef tahtasındaydı.

Sosyalist Eşitlik Partisi – Dördüncü Enternasyonal Genel Başkanı Ulaş Sevinç, X’te yaptığı açıklamada bu siyasi tutuklamayı kınayarak işçileri Aksu’yu savunmaya çağırdı:

Başaran Aksu, tıpkı BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen gibi, egemen sınıfın işçi sınıfına karşı son derece bilinçli bir saldırısı doğrultusunda tutuklandı.

Bu işçi önderleri, hakim sendika bürokrasisinin aksine, devletin ve şirketlerin bir uzantısı gibi davranmıyorlar. Yeniden gelişmekte olan işçi hareketinin ilk adımlarına önderlik ettikleri için, yani işçi sınıfının devrimci potansiyeline ifade verdikleri, bunda öne çıktıkları için büyük bir tehdit olarak görülüyorlar.

İşçi sınıfı, Başaran Aksu, Mehmet Türkmen ve Esra Işık’ın sınıf savaşı tutsakları olduğunu görmeli, onları savunmalı ve serbest bırakılmaları için harekete geçmelidir.

Loading Tweet ...
Tweet not loading? See it directly on Twitter

Aksu, mart ayı sonunda Esra Işık’ın tutuklanmasını sosyal medyadan protesto etmişti. Muğla’nın Milas ilçesindeki Akbelen Ormanı’nın dava sürecinde olan “acele kamulaştırma” kararnamesine ve Nihat Özdemir başkanlığındaki Limak Holding’e karşı köylü direnişinin lideri olan Işık, keşif heyetini protesto etmesinin ardından 31 Mart Salı günü tutuklandı.

Savcılık Aksu’ya “Nihat Özdemir’in talimatıyla Esra Işık’ı tutuklamak bağımsız yargımızın varacağı en üst level’i temsil ediyor. Tüm Akbelen köylülerini tutuklayın utanmazlar. Size bir milim eğilen alçak olsun” açıklamasını sordu.

Aksu savunmasında açıklamasını savunarak şunları söyledi: “Ben Nihat Özdemir’in Muğla bazında etkili insan olduğunu ve Akbelen’de meydana gelen olaylarda etkili olduğunu düşünüyorum. Akbelen muhtarının kızı olan Esra Işık’ın herhangi bir delil olmadan tutuklanmış olması da en somut kanıtıdır.”

Aksu’nun “yanıltıcı bilgiyi yayma” ve “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamalarıyla tutuklandı. Tutuklamanın siyasi karakteri ve keyfiliği, Aksu’nun sendikal faaliyetleri nedeniyle sürekli ikametinde bulunmadığı için “kaçma şüphesi” uyandırdığı iddiasıdır.

Mahkemeye göre “Başaran Aksu’nun katılmayı planladığı 12 Nisan 2026’da başlayacak sendikal eylemliğe katılmasını mahkemede beyan etmesi kaçma şüphesi ve adli kontrol kararına uymayacağı kanaati” oluşturdu. Ankara Beypazarı’ndaki Doruk Madencilik işçileri ücret, ihbar ve kıdem tazminatı hakları için 12 Nisan Pazar günü Termik Santrali önünde bir araya gelecek ve pazartesi sabah saat 10.00’da Ankara’ya yürüyüş başlatacaktı.

Loading Tweet ...
Tweet not loading? See it directly on Twitter

Aksu tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilirken şu açıklamayı yaptı: “Bugünün Türkiye’sinde halka yanıltıcı bilgi verme suçu işlenmeden gerçekleri ifade etmek, halkı kin ve düşmanlığa sevk etme suçu işlemeden Türkiye’deki kanlı sömürü rejimini teşhir etmek imkansızdır. Bu rejim holdingler ve sarı sendikalar üzerinde yükseliyor. Yargı mensupları ve kolluk da bu sürecin bir parçası. Çok güçlüler, çok büyük bir soygun, talan ve gasp faaliyeti yürütüyorlar.”

Aksu cezaevine götürülürken ise “Türkiye’de yargı bu durumdadır, holdingler ne diyorsa onu yapıyorlar. Holdingleri üzmeye devam edeceğiz,” diyerek bu hukuksuz karara meydan okudu.

Aksu’nun tutuklanması yaygın biçimde protesto edilirken, sözde muhalif DİSK dahil sendika konfederasyonları, işçileri Aksu’yu savunmak üzere harekete geçirmek şöyle dursun, bu saldırıyı tamamen görmezden geldiler.

İstanbul Barosu ise yaptığı açıklamada tutuklama tedbirinin, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına aykırı olduğunu vurguladı. Baro “‘somut ve yeterli delil bulunmadan’, yalnızca eleştirel ifadeler nedeniyle” tutuklama yapılmasını “yargı organlarının sendikal örgütlenme faaliyetlerin baskı altına alma aracı haline getirilmesi” anlamına geldiğini belirtti ve “bu durum, sendikal hak mücadelesinin meşru öznelerini sindirme etkisi yaratmaktadır,” diye ekledi.

Aksu’ya yöneltilen “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” ve “yanıltıcı bilgiyi yayma” gibi suçlamalar son aylarda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümeti tarafından işçi önderlerine, gazetecilere ve muhalif politikacılara karşı artan biçimde ve keyfi olarak kullanılmaktadır.

Aksu da tutuklanmadan önceki açıklamasının devamında, devlet, kapitalist oligarşi ve sendika bürokrasisinin işçi sınıfına karşı işbirliğine dikkat çektikten sonra şunları söylemişti:

Mehmet Türkmen bu yüzden tutukludur, suçu yoktur. Esra Işık bu yüzden tutukludur, suçu yoktur. [DW Türkçe muhabiri] Alican Uludağ, [BirGün muhabiri] İsmail Arı, [Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı] Selçuk Kozağaçlı, [Türkiye İşçi Partisi Hatay Milletvekili] Can Atalay, niceleri… Sadece bu güç ilişkilerine çomak soktukları için, sadece gerçekleri ifade ettikleri için içerideler.

Birleşik Tekstil, Dokuma ve Deri İşçileri Sendikası (BİRTEK-SEN) Genel Başkanı Mehmet Türkmen mart ayı ortasında yaptığı bir konuşmadan dolayı benzer gerekçelerle tutuklandı. Türkmen konuşmasında işçilerin ücretlerini ve haklarının şirketler tarafından gasp edilmesine karşı çıkmaları halinde karşılarında devletin polisini bulduklarına ama şirket patronlarının önlenebilir iş cinayetlerinin ve yaralanmalarının hukuki hesabını hiçbir zaman vermediklerine dikkat çekmişti.

Aksu’nun, Türkmen’in ve Işık’ın tutuklanmasının asıl nedeni, işçi sınıfının ve doğal kaynakların vahşice sömürülmesini, bu sömürüyle elde edilen haksız serveti ve bu kapitalist sömürü ilişkilerini koruyup sürdürmeye yönelik sınıf egemenliği yapısını teşhir etmiş olmaları ve bu düzene karşı gelişmekte olan bağımsız işçi hareketinde oynadıkları roldür.

Erdoğan hükümetinin bu saldırısının son aylarda yoğunlaşması bir tesadüf değildir. Bu dönemde, Türkiye’nin NATO müttefiki ABD, İsrail ile beraber İran’a karşı emperyalist saldırı savaşını başlatırken, aynı zamanda fiili grevler dahil sınıf mücadelelerinde dikkate değer bir yükseliş meydana gelmiştir. Artan hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısı içindeki halkın ezici çoğunluğu, yani yüzde 90’dan fazlası İran’a karşı savaşa açıkça karşı çıkarken, Erdoğan hükümeti fiilen ABD’den yana olmuş ve İran’ın kendini savunmasını kınamıştır.

Taban Komitelerinin Uluslararası İşçi İttifakı’nın (TK-Uİİ) lideri ve ABD’de Birleşik Otomotiv İşçileri (UAW) sendikasının başkanlık seçimine “yetki tabana” sloganıyla aday olan Mack Trucks işçisi Will Lehman, Türkmen’in tutuklanmasının ardından yaptığı açıklamada, artan otoriterleşme ile emperyalist savaş ve yükselen işçi hareketi arasındaki bağlantıya şöyle dikkat çekmişti:

Türkmen’in tutuklanması, Türkiye’de büyüyen işçi hareketine yönelik kapsamlı bir saldırının parçasıdır… Erdoğan hükümetinin büyüyen işçi hareketine yanıtı, ABD’deki Trump’ın tutumunda olduğu gibi, baskıdır. Türkiye giderek genişleyen Ortadoğu savaşının içine çekilirken, hükümet her türlü toplumsal ve siyasi muhalefete —özellikle de işçi sınıfından gelen muhalefete— hiçbir alan tanımamaya kararlıdır. Savaşa hazırlanan bir hükümet, bağımsız örgütlenen, ücretleri için greve giden ve susturulmayı reddeden işçilere tahammül edemez. Demokratik haklara yönelik saldırı ile işçilerin yaşam standartlarına yönelik saldırı aynı sürecin iki yüzüdür ve her ikisi de militarizm ve savaş yönelimiyle birlikte derinleşmektedir.

Dünya Sosyalist Web Sitesi, okurlarını, Türkiye’deki sınıf savaşı tutsaklarını, Başaran Aksu’yu, Mehmet Türkmen’i ve diğer tutukluları savunmaya ve derhal serbest bırakılmalarını talep etmeye çağırıyor.

Loading