Geçtiğimiz hafta Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okullarda birbiri ardına gerçekleşen silahlı saldırılarda saldırganlar dahil 12 kişinin ölmesi ve onlarca kişinin yaralanması ülke genelinde büyük şoka yol açtı.
Tüm ülkeyi sarsan bu eşi görülmedik saldırılar, psikolojik sorunların münferit patlamaları olarak açıklanamaz. Bunlar, kapitalist sistemden kaynaklanan toplumsal krizin, her yere yayılan şiddetin ve kitlesel ölümlerin normalleştirilmesinin trajik bir ürünüdür.
14 Nisan Salı günü Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ne okulun eski öğrencisi tarafından pompalı av tüfeği ile yapılan saldırıda 16 kişi yaralandı, ardından saldırgan intihar etti.
BBC Türkçe’nin haberine göre, okul müdürü hem savcılığa hem milli eğitime, eski öğrencinin bir saldırı düzenleme ihtimaline ilişkin bilgi vermişti. Olaydan sonra İlçe Emniyet Müdürlüğü ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nde görevli 4 yöneticinin soruşturma kapsamında görevlerinden uzaklaştırıldığı bildirildi.
Ertesi gün Kahramanmaraş’ta Ayser Çalık Ortaokulu’ndaki saldırı ise bir katliama dönüştü. Polis yetkilisi olan babasının silahlarını alan 14 yaşındaki öğrencinin yaptığı saldırıda, bir öğretmen ile saldırgan dahil on öğrenci hayatını kaybetti. Beşi yoğun bakımda olmak üzere onlarca öğrencinin de yaralandığı bildirildi. Saldırganın beş tabanca ve yedi şarjör kullandığı bildirildi.
Saldırıdan sonra 14 yaşındaki saldırganın WhatsApp profil fotoğrafına Elliot Rodger’ı koyduğu anlaşıldı. Rodger, Mayıs 2014’te Kaliforniya’da 6 kişiyi öldürmüş; saldırıdan önce YouTube’a bir “intikam” videosu yüklemiş ve uzun bir manifesto yazmıştı. Rodger’ın ailesi saldırı öncesi polisi uyarmıştı. Kahramanmaraş’ta ise farklı bir olay örgüsü var.
Psikolojik sorunları olduğu bilinen 14 yaşındaki saldırganın bir gün önce babası ile birlikte polis teşkilatı tarafından kullanılan bir poligonda silahlı talim yaptığı basına yansıdı. Polis müfettişi olan babası saldırının ardından tutuklanırken poligon görevlisi bir polis memuru açığa alındı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin genel tepkisi göstermelik soruşturmalar açmak, yayın yasağı uygulamak ve polisiye önlemler almak oldu. 17 Nisan tarihli resmî açıklamada 1.866 URL adresine erişim engeli getirildiği, toplam 411 kişinin yakalandığı, Telegram platformu üzerinde faaliyet gösteren 111 kanalın kapatıldığı belirtildi. Ayrıca ülke çapında ilk, orta ve lise dereceli okulların önüne iki kişilik polis ekibi görevlendirildi.
Erdoğan başsağlığı açıklamasında hükümetine yönelik tepkileri savuşturmaya çalışarak “Saldırının siyasi polemiklere… malzeme yapılmaması”nı istedi ve “Acının siyaseti olmaz,” dedi.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) askeri önlem alma çağrısı, tıpkı hükümetin polisiye önlemleri gibi tamamen iflas etmiştir ve meselenin derin toplumsal nedenlerini tümüyle görmezden gelmektedir. CHP Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili Zeynel Emre, “AK Parti’nin başarısız politikaları nedeniyle şiddet, eğitim yuvalarımız olan okullarımıza kadar inmiştir. Partimizin önerisi olan 65 bin uzman çavuşun okullarda güvenlik görevlisi olarak görevlendirilmesi acilen hayata geçirilmelidir,” dedi.
CHP lideri Özgür Özel ise “Kendi kusurunu örtmek için kimse bizim ne diyeceğimize bakmasın. Kendi sorumluluklarını alsınlar ve bu milletten özür dilesinler,” dedi.
Saldırıların ardından çeşitli eğitim sendikaları 16-17 Nisan tarihlerinde Türkiye genelinde iş bırakma eylemi düzenledi ve Millî Eğitim Bakanlığı ve İl Millî Eğitim Müdürlükleri önünde protestolar düzenledi.
Türkiye’nin farklı şehirlerinden Ankara’ya gelen öğretmenlerin perşembe günü Millî Eğitim Bakanlığı’na yürüyüşü ise polis tarafından engellendi. Milli eğitim bakanının istifasını talep eden öğretmenler gece geç saatlere kadar oturma eylemi yaptılar.
Eğitim-Sen Genel Sekreteri Zülküf Güneş, “Çocuklara dayatılan geleceksizlik ve umutsuzluk, açlık ve yoksullukla yatağa aç girmeleri, güvenli bir eğitim ortamında bulunmaları gereken yerde güvensizlikle ve ölümle karşı karşıya bırakılmaları kabul edilemez,” dedi.
Ana akım medyadaki tartışma ise oyun ve dizilerdeki şiddet içerikleri, ailesel ve psikolojik problemler, okullardaki güvenlik problemleri gibi konulara odaklandı. Bu tartışmalar bütün bir sosyoekonomik ve siyasi sistemin iflas ettiği gerçeğini örtbas etme işlevi görüyor.
Anadolu Ajansı’nın Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre hazırladığı bir dosyaya göre on yıl önce 150 bin civarı olan yıllık suça sürüklenen çocuk sayısı yaklaşık yüzde 20’lik bir artışla 180 binin üzerine çıktı. 2025’te suça sürüklenen çocukların ağırlıklı olarak karıştıkları suç tipleri kasten yaralama, hırsızlık, hakaret, tehdit, mala zarar verme olarak sıralandı.
GÜNDEMAR Araştırma’nın 21-24 Ocak 2026 tarihleri arasında, 60 ilde 2.255 kişi ile yaptığı son ankette “Türkiye’de gençlerin geleceğe umutla baktığı görüşüne ne ölçüde katılıyorsunuz?” sorusu soruldu. Katılımcıların yüzde 77’si bu görüşe katılmadığını belirtirken, yalnızca yüzde 10’u gençlerin geleceğe umutla baktığını düşünüyor. “Size göre gençlerde artan umutsuzluk, ileride en çok hangi soruna yol açabilir” sorusuna katılımcıların yüzde 59’u “suç ve şiddetin artması” cevabını verdi.
İki vaka da devasa bir önlenebilir ölüme ve toplumsal travmaya yol açan 2023 depreminin vurduğu illerde meydana geldi. Depremde Türkiye’de resmi olarak 53 binden fazla kişi ölürken hiçbir üst düzey görevli yargı önünde hesap vermedi.
Şiddet ve suçun çocuklara kadar inmesi temelleri kapitalist sistemde yatan toplumsal ve küresel bir meseledir. Devasa bir toplumsal eşitsizlik ortamında, düzgün bir iş ve huzurlu bir gelecek sahibi olma umudundan yoksun olarak yetişen genç kuşak, emperyalist saldırganlığın, soykırımın ve pandeminin yol açtığı kitlesel ölümlere tanıklık ederek büyüyor.
Türkiye’de 2011’de doğan ve bugün 15 yaşında olan bir çocuk, hayatı boyunca Libya, Suriye, Ukrayna savaşlarına, Gazze soykırımına ve şimdi İran’a karşı savaşa tanık oldu. Daha birkaç hafta önce ABD gibi bir emperyalist gücün başkanının ezilen bir ülke olan İran’ı ve medeniyetini yok etmekle tehdit edip hiçbir yaptırımla karşılaşmadığına ve halen Türkiye dahil dünya genelinde hükümetler tarafından saygı gördüğüne şahitlik etti.
Çocuklara düzgün bir gelecek sağlamaya ayrılmayan sosyal kaynaklar savaşa ve silahlanmaya harcanırken, bunların giderek artan maliyeti de yine kamusal eğitim ve halk sağlığı gibi sosyal harcamaları keserek karşılanıyor.
Küresel bir olgu olan bu toplumsal kriz en şiddetli ifadelerinden birini ABD’de gösteriyor. ABD’deki çocuklar ve eğitimciler, dünyanın herhangi bir yerindeki en yüksek kitlesel silahlı saldırı riski oranlarından biriyle karşı karşıyalar. 2022, 2023 ve 2024 yıllarında sırasıyla toplam 80, 82 ve 83 okul saldırısı gerçekleşti.
Bu saldırılar aslında eşi benzeri görülmemiş toplumsal eşitsizlik, yaygın polis şiddeti ve on yıllardır süren savaşlar sonucunda Amerikan toplumunun derinleşen çöküşü bağlamında meydana gelmektedir. Emperyalist şiddetin başlıca kaynağı olan ABD’de, Trump yönetimi kendi anayasasını çiğneyip göçmenleri hedef alan bir cadı avı yürütüyor ve federal ajanlar herhangi bir cezaya maruz kalmadan ABD topraklarından insanları öldürüyor.
Kapitalist sistemin emperyalist savaş, baskı ve toplumsal şiddete yol açan çelişkileri, aynı zamanda bu sorunları ortadan kaldırabilecek olan toplumsal devrime zemin oluşturuyor.
Ekim 2023’ten beri Amerika’dan Avrupa, Afrika, Asya ve Avustralya’ya kadar dünya genelinde geniş gençlik ve işçi kitleleri devlet baskısına meydan okuyarak Gazze’deki soykırıma kitlesel olarak karşı çıkıyor. ABD’de milyonlarca insanın Trump yönetimine karşı bir yıldan kısa bir süre içinde üç kez “Krallara Hayır” gösterilerine katıldı. Kenya, Fas, Madagaskar, Endonezya ve Nepal’de “Z kuşağı” eylemleri hükümetleri sarstı.
Türkiye’de de geniş öğrenci kitleleri, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun geçtiğimiz yıl mart ayında tutuklanmasına karşı protestolarda görüldüğü üzere, seçme ve seçilme hakkı dahil demokratik haklara artan saldırılara ve büyüyen toplumsal eşitsizliğe karşı mücadeleye atıldı.
Kritik mesele, gençliğe kendi geleceği uğruna mücadelenin sosyalizm uğruna mücadele olduğunu açıklamak ve onu bu mücadeleleri ileriye taşıyabilecek tek toplumsal güç olan uluslararası işçi sınıfına yönlendirmektir. Bu perspektifle hemfikir olanlar, Sosyalist Eşitlik Partisi – Dördüncü Enternasyonal’e ve onun gençlik hareketi Toplumsal Eşitlik için Uluslararası Gençlik ve Öğrenciler’e (IYSSE) katılmalıdır.
