Doruk Madencilik işçilerinin direnişi ve sınıf mücadelesinin dönüşü

Doruk Madencilik işçilerinin ödenmemiş ücretleri ve diğer hakları için Eskişehir’den başkent Ankara’ya taşıdıkları mücadele, polis ablukası altında açlık grevi ile devam ediyor.

Doruk Madencilik işçileri Ankara'daki Kurtuluş Parkı'nda direnişlerini sürdürürken, 23 Nisan 2026. (Photo: umutsen.org)

Madencilerin Ankara’ya gelişi, sınıf mücadelesinin ülke gündemine taşınmasını da beraberinde getirdi. Ankara’da halk madencilere desteğini gösterirken ülkenin birçok yerinde fabrika veya meydanlarda işçilere destek açıklamaları yapıldı. Aralarında Hüsnü Arkan, İlyas Salman, Vedat Yıldırım, Orhan Alkaya, Menderes Samancılar, Ataol Behramoğlu, Müjdat Gezen, Suavi, Tülin Özel ve Füsun Demirel’in de bulunduğu onlarca oyuncu, müzisyen, şair, akademisyen, yazar ve gazeteci dayanışma videoları yayınladı.

Ankara’daki sınıf çatışması, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin müttefiki Trump yönetiminin, İsrail ile beraber, İran’a karşı emperyalist saldırı savaşının ortasında gerçekleşiyor. Hükümet “ateşkes” ve “barış” çağrılarına karşın fiilen ABD’nin yanında yer alıp İran’ın kendini meşru müdafaa hakkını kınarken, nüfusun yüzde 90’dan fazlası ABD-İsrail’in İran’a karşı savaşına karşı çıkıyor.

Bu koşullarda işçilerin siyaset sahnesine girişi ve kapitalist oligarşinin programının uygulanmasını engelleme potansiyeli, hükümet için kabul edilemez görülüyor. Bu yüzden son aylarda çok sayıda bağımsız işçi önderi tutuklandı. Sosyalist Eşitlik Partisi – Dördüncü Enternasyonal, sınıf savaşı tutsaklarının serbest bırakılması talebinin yaklaşan 1 Mayıs’ın başlıca taleplerinden biri olması çağrısı yaptı.

Sadece yüz kadar madencinin ödenmemiş ücretleri ve diğer sosyal hakları için verdiği mücadelenin geniş yankılar uyandırması, onlarca yıldır devlet baskısının yanı sıra sendikal aygıt ve kimlik siyaseti ile bastırılmaya çalışılan sınıf mücadelesinin belirleyici niteliğini gözler önüne seriyor. Madenciler, halkın ezici çoğunluğunun sosyal ve demokratik hakları için ve emperyalist savaşa karşı seferber edilmesi gereken toplumsal gücü gösteriyorlar.

Madenciler cuma sabahı günü Kurtuluş Parkı’ndan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na yürümek istediler; ancak bir kez daha polis engeli ile karşılaştılar. Etrafları tamamen polislerle çevrilen madenciler, anayasal barışçıl gösteri haklarını kullanmak üzere polis barikatını geçmek istediklerinde biber gazlı saldırısı ile karşılaştılar. İlk müdahalede 6 madenci fenalaşırken 3 madenci hastaneye kaldırıldı. İşçiler abluka altında, üstlerini çıkararak ve baretlerini yere vurarak protestolarına devam ediyorlar.

Loading Tweet ...
Tweet not loading? See it directly on Twitter

İşçilerin mücadelesine önderlik eden Bağımsız Maden-İş sendikasının örgütlenme uzmanı Başaran Aksu, yaptığı konuşmada “Madencilerden korkuyorlar, korkmakta haklılar! Madenciler yürüdüğünde ayakları titrer holdinglerin, iktidar merkezlerinin. Bu kuşatmanın nedeni o. Yarattıkları sefaleti, yoksulluğu, açlığı biliyorlar. Halk isyan etmesin, kulluk etsin diye mühendislik yapıyorlar,” dedi.

Bağımsız Maden-İş, 1000 kadar polis tarafından ablukaya alındıklarını duyurarak Ankara halkından destek istedi ve ülke genelinde protesto çağrıları yaparak “Tüm fabrikaları, ofisleri, kampüsleri Doruk Madencilik işçisine ses olmaya çağırıyoruz,” dedi. Kocaeli’de bulunan Elastron Kimya fabrikasında Petrol-İş üyesi işçiler, bir video açıklama yayınlayarak Doruk Madencilik işçilerini fabrikalardan destek olacaklarını duyurdular.

Madenciler; 5 aydır ödenmeyen ücretlerinin ödenmesini, işten çıkarılan işçilerin tazminatlarının verilmesini, ücretsiz izin dayatmasının sona erdirilmesini, madence güvenli çalışma koşullarının sağlanmasını, sendika üyeliği nedeniyle işten çıkarılanların geri alınmasını ve madenin kamulaştırılıp iş güvencesinin sağlanmasını talep ediyorlar.

Taleplerine bir karşılık bulmak için 13 Nisan’da Eskişehir’den yola çıkan maden işçileri, dokuz gün süren yaklaşık 190 kilometrelik yürüyüşlerinin ardından pazartesi Ankara’ya ulaştılar. Yürüyüşün hemen öncesinde sendika liderlerinden Aksu’nun keyfi biçimde tutuklanması Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin nasıl bir yanıt vermeye hazırlandığının işaretini vermişti.

Pazartesi günü Ankara girişinde polis işçilere biber gazıyla saldırarak Aksu ile sendikanın Genel Başkanı Gökay Çakır dahil olmak üzere 30 kişiyi gözaltına alındı ve daha sonra serbest bıraktı. Salı günü ise Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde barışçıl bir protesto eylemi yapmak isteyen ve açlık grevine başlayan 110 madenci polis tarafından gözaltına alındı. Gözaltıların hukuksuzluğu ve hükümetin işçilere uyguladığı zulme yönelik artan toplumsal tepki karşısında madenciler 14 saatin ardından serbest bırakıldı. Ancak ne talepleri karşılandı ne de şiddetli devlet baskısı tehdidi ortadan kalktı.

İşçiler çarşamba günü meclisteki siyasi partileri ziyaret ederek destek talep ettiler. Perşembe günü işçiler Doruk Madencilik’in sahibi Yıldızlar SSS Holding önünde protesto eylemi düzenlemek istediklerine yine polis engeliyle karşılaştılar.

Sendikanın başkanı Gökay Çakır, işçi sınıfının hakları ve mücadelesi söz konusu olduğunda kanunların görmezden gelinmesinin görmezden gelindiğini belirtti: “[Holdingin önü] Özel mülk diyorlar. Evet, onlar kutsal. Bu arkadaş [holding] pervasızca işçinin hakkına çökmüş, 15 senedir işçinin tazminatını, maaşlarını vermemiş, ihbar kıdem dememiş, 6 bin [maden çıkarma] ruhsatı var. Maden sektörünün de yüzde 70’i bu arkadaşımızda… Kişi başı 10 polis düşüyor bize. Yazık be! Bu kanun bu adam için mi geçiyor yalnız?... Köle miyiz? Köle kanunu çıkarın öyle yapalım! 12 ayda iki kere maaş almak ne demek?” Çakır’ın sözleri, hükümetin ve devlet aygıtının kapitalist oligarşinin çıkarlarının bir aracı olduğunun açık bir ifadesidir.

Daha sonra işçiler, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla “babamızın hakkını almaya geldik” diyen çocukları ve eşleriyle Kurtuluş Parkı’nda bir araya geldiler. Çok sayıda siyasi parti ve kitle örgütü temsilcisi de madencileri ziyaret ederken etkinlik bir mitinge dönüştü.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) lideri Özgür Özel de işçileri ziyaret ederek, “siz emekçiler açısından iyi örneksiniz ama rejim bunu kötü örnek kabul ediyor. Çünkü rejim, bugünkü yönetim sermayenin yanında, emekçinin karşısında kendini konumlamış durumda,” dedi ve ekledi: “İleride bu iktidar değişip gerçekten halkın [CHP] iktidarı geldiğinde … Türkiye işçi sınıfı örgütlenecek ve herkes söke söke hakkını alacak. Kimse emekçinin emeğini sömürmeyecek.”

Özel’in “işçi sınıfı dostu” söylemi gerçek dışıdır. Sadece bu hafta içinde CHP’nin yönetimde olduğu İzmir’in Bayraklı, Konak, Karşıyaka ve Buca belediyelerindeki işçiler toplu sözleşme kapsamındaki haklarını talep etmek için protesto eylemleri düzenlediler. Erdoğan hükümeti ile aynı kapitalist oligarşinin bir temsilcisi olan CHP’nin “emeğin sömürüsüne son verme” iddiası da bir o kadar asılsızdır.

Toplumsal sorunların temelinde yatan kapitalist sömürü ve özel mülkiyetin sonlandırılması acil görevi, işçi sınıfının iktidarı kendi ellerine almasını gerektirmektedir. Doruk Madencilik işçilerinin mücadelesinin gündeme getirdiği en önemli soru da budur: Toplumu ve ekonomiyi kim yönetiyor? Doruk Madencilik işçilerinin karşı karşıya olduğu sorunlar, özünde Türkiye ve dünya genelinde işçi sınıfının sorunlarının bir parçasıdır. Bu sorunların kökten çözümü, ekonominin bir avuç kapitalist oligarkın değil, toplumun çıkarları doğrultusunda sosyalist bir temelde yeniden düzenlenmesini gerektirmektedir.

Perşembe günü madencileri ziyaret eden çok sayıda parti, Erdoğan hükümetinin işçi mücadelelerini zor yoluyla bastırmaya çalışarak korumaya uğraştığı aynı kapitalist düzenin ve egemen sınıfın temsilcileridir. Onların CHP ve Halkların Demokrasi ve Eşitlik Partisi (DEM Parti) gibi bir kısmı, işçi sınıfı içinde gelişen toplumsal muhalefeti sosyal reform ve demokratikleşme yanılsamalarıyla kontrol altına almaya çalışıyor.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları da madencileri ziyaret ederek, “Doruk Maden işçilerinin direnişinin yanındayız,” diye konuştu. DEM Parti bir yandan hükümetin toplumsal muhalefete ve işçi sınıfına yönelik baskısını eleştirirken diğer yandan Ankara ile Kürdistan İşçi Partisi (PKK) arasında yürütülen müzakereler çerçevesinde hükümetin demokratik hakları genişletebileceği yanılsamasını yayıyor.

Perşembe günü İslamcı Yeniden Refah Partisi temsilcisi de işçileri ziyaret etti. Önceki gün ise aşırı sağcı İYİ Parti milletvekili Şenol Sunat meclisteki konuşmasında madencilere destek açıklaması yaptı. Ayrıca birçok sendika temsilcisi de madencileri ziyaret ederek destek açıklamasında bulundu.

CHP ve DEM Parti dahil olmak üzere, madencilere desteğini ilan eden bu düzen partilerinin ve sendika bürokratlarının hiçbiri, şu ana kadar kitleleri madencileri savunmak üzere harekete geçirmek için hiçbir şey yapmadılar. Doğrusu, ülke genelinde kitlesel bir işçi sınıfı hareketinin patlamasını onlar da Erdoğan kadar istemiyorlar.

Hükümet ve şirket şimdi polis baskısının yanında çürümüş sendikal aygıtı devreye sokarak madencileri yatıştırmaya çalışıyor. İşçilerin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına yürümesi polis zoru ile engellenirken bakanlık kapıları yıllardır ortada görünmeyen ve şirketin işçilere saldırısına suç ortaklığı yapan Türk-İş konfederasyonuna bağlı Türkiye Maden-İş Sendikası’na açıldı. Çarşamba günü bakan Alparslan Bayraktar, Türkiye Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Nurettin Akçul ile görüştü.

Bakan Bayraktar sinik bir şekilde “Devlet olarak sektörümüzü desteklemek adına önemli teşvikler versek de sektörün bu desteklerden faydalanmasının ön koşulu işçi haklarının korunması ve çalışana olan borçların ödenmesidir. İşçi kardeşlerimizin alacaklarının ödenmesinin ve haklarını zamanında alabilecekleri bir istihdam ortamının sağlanmasının takipçisi olacağız” dedi.

Bağımsız Maden-İş Örgütlenme Uzmanı Aksu, “Ülkede bir tek holdingler korunuyor. Buna son vermeden çözüme ulaşamayız. Ücretler alınsa da işçiler sömürülmeye devam edecek. Bu mağduriyetin sorumlusu olan sarı sendikayı bakanlık görüşmeye çağırıyor” diyerek duruma tepki gösterdi.

Yıldızlar SSS Holding İnsan Kaynakları da perşembe günü X’te yaptığı açıklamada ücretsiz izin ve işçilerin yaşadıkları zorlukların piyasa koşullarından kaynaklandığını ileri sürdü ve bu saldırıları “mevzuat çerçevesinde yetkili sıfatına haiz Türkiye Maden-İş sendikası ile sürekli iletişim halinde sürdürdüklerini” itiraf etti.

Geçtiğimiz aylardaki Polyak madencilerinin ve Migros depo işçilerinin grevleri, sendika bürokrasisinin kontrol altına alamadığı militan bir işçi hareketinin gelişme potansiyelini açıkça ortaya koymuştu. Şimdi, işçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günü 1 Mayıs öncesinde, Doruk madencileri aynı sınıf mücadelesinin haritasını izliyorlar. Bu, özünde uluslararası bir mücadeledir ve işçilerin uluslararası bir strateji ve örgütlenmeyle, bir bütün olarak kapitalist sisteme yönelik bir karşı hücumu geliştirmesini gerektirmektedir.

Bu yıl on üçüncüsü düzenlenecek Uluslararası Çevrimiçi 1 Mayıs Toplantısı’nın çağrıcılarından Taban Komitelerinin Uluslararası İşçi İttifakı (TK-Uİİ), her yerde sendikal bürokrasinin işçi sınıfını şirketler ve onların iktidarı yararına ulusal temelde bölmesine son vermek ve gelişen işçi mücadelelerini sınırların ötesinde birleştirmek için mücadele ediyor. Tüm işçileri işyerlerinde TK-Uİİ ile bağlantılı taban komiteleri kurmaya ve Doruk Madencilik işçileriyle ve diğer işçi mücadeleleriyle örgütlü dayanışma göstermeye ve Uluslararası 1 Mayıs Toplantısı’na katılmaya çağırıyoruz.

Loading