ABD’nin İran’a karşı savaşı kırılgan bir ateşkesle çıkmaza girmişken, bir Avrupa savaş filosu Hürmüz Boğazı’na doğru yola çıktı.
Fransız uçak gemisi Charles de Gaulle ve ona eşlik eden gemiler, stratejik boğazda operasyonlar için pozisyon almak üzere 6 Mayıs’ta Süveyş Kanalı’ndan geçti. Fransa ile birlikte misyonu yöneten Birleşik Krallık, HMS Dragon muhribini, RFA Lyme Bay çıkarma gemisini ve Tomahawk füzeleriyle donatılmış HMS Anson denizaltısını görevlendirdi. Almanya’yı mayın tarama gemisi Fulda ve ikmal gemisi Mosel temsil ederken, Yunanistan, İspanya ve İtalya da savaş gemileri gönderdi.
Bu misyon, 17 Nisan’da Paris’te düzenlenen bir konferansta ele alınmıştı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Avrupa, Asya, Afrika ve Latin Amerika’dan yaklaşık 40 ülkeyi davet ettiği konferansa, Hindistan ve Çin de dahil olmak üzere temsilciler yüz yüze veya video bağlantısı yoluyla katılmıştı. Ancak savaşın tarafları olan ABD, İsrail ve İran davet edilmemişti.
Savaş gemileri gönderen hükümetler, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşa katılmayacaklarını vurguluyorlar. Misyonun “koşullar elverdiği takdirde” yalnızca Hürmüz Boğazı’ndaki deniz taşımacılığının güvenliğini sağlamak amacıyla düzenlendiği söyleniyor.
Cumhurbaşkanı Macron çarşamba günü yaptığı açıklamada, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile telefonda görüştüğünü ve ona boğazda tarafsız bir misyon düzenlenmesi için Britanya ve Fransa’nın planlarını değerlendirmesini tavsiye ettiğini belirtti. Macron konuyu ABD Başkanı Trump ile görüşmeyi de planladığını söyledi.
Gerçekte bu misyon ne barışçıldır ne de tarafsızdır. Eski sömürge güçleri Fransa ve Britanya, Ortadoğu’da ABD’nin çıkarlarıyla uyumlu olmayan kendi emperyalist çıkarlarının peşinden koşuyor. Aynısı Almanya ve Avrupa Birliği için de geçerlidir.
Hepsi de Washington ile aynı hedefi paylaşıyor: bölgenin eski sömürge durumuna geri döndürülmesi. İran’a yönelik yaptırımları ve Trump’ın, Şah’ın diktatörlüğüne karşı 1979 devrimi sonrasında Tahran’da iktidara gelen rejimi devirme çabalarını destekliyorlar. Ve hepsi İsrail rejiminin arkasında duruyor; İsrail’in savaş suçları ne kadar kabul edilemez olursa, muhaliflere o kadar sert baskı yapıyorlar.
Ama Trump’ın İran’a yönelik suç niteliğindeki saldırısının, bedelini kendilerinin ödemek zorunda kalacağı bir bozgunla sonuçlanmasından da korkuyorlar. Hürmüz Boğazı’nın ablukaya alınmasının sonuçları, şimdiden Avrupa’da ve dünya ticaretinde ekonomik büyüme ve fiyatlar üzerinde yıkıcı etkiler yaratıyor. Bu nedenle Avrupa güçleri, —1973’te Vietnam’da veya 2021’de Afganistan’da olduğu gibi— ABD’nin küçük düşürücü bir geri çekilme yaşamak zorunda kalmasından önce Hürmüz Boğazı’nda askeri bir varlık oluşturmaya çalışıyor.
Hürmüz Boğazı, Amerikan ve Avrupa çıkarlarının çatıştığı parlama noktalarından sadece biridir. Avrupa otomobillerine yeni cezai gümrük vergilerinin getirilmesi, Almanya’dan 5 bin ABD askerinin çekilmesi ve Trump’ın kamuoyu önünde Almanya Başbakanı Friedrich Merz’i hedef alması ile birlikte, transatlantik ilişkiler son dönemde bir kez daha önemli ölçüde gerilmiş durumda.
5 Mayıs’ta Ermenistan’ın başkenti Erivan’da düzenlenen Avrupa Siyasi Topluluğu (EPC) zirvesi, söz konusu geniş kapsamlı jeopolitik çıkarları ortaya koydu.
EPC, Ukrayna’ya saldırmasının ardından Rusya’yı tecrit etmek amacıyla Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un girişimiyle 2022 yılında kurulmuştu. Macron bu süreçte “Avrupalı” terimini oldukça geniş bir anlamla yorumladı. EPC, Birleşik Krallık, tüm Balkan ülkeleri, Ukrayna ve Gürcistan’ın yanı sıra İran’a sınırı olan Türkiye, Azerbaycan ve Ermenistan’ı da içeren 47 üye ülkeden oluşuyor; bu sayı, Avrupa Birliği’nin (AB) üye ülke sayısının neredeyse iki katı. Kanada Başbakanı Mark Carney de Erivan zirvesine katılanlar arasındaydı.
Zirve, Ermenistan’ı AB’ye sıkıca bağlamayı amaçlıyordu. Dağlık-Karabağ’daki ihtilaflı bölge nedeniyle Azerbaycan’la yaşadığı çatışma sırasında Rusya’nın askeri yardımına bel bağlayan Ermenistan, uzun süredir Kafkasya’da Moskova’nın kalesi olarak görülüyordu. Ancak 2023 yılında Azerbaycan, Dağlık-Karabağ’ı ele geçirdi. ABD’nin baskısı altında kalan Ermenistan, bir anlaşma imzalamak zorunda hissetti ve o günden bu yana Batı’ya yöneliyor.
EPC zirvesinde Ermenistan, ulaşım, enerji ve dijital işler alanlarını kapsayan, AB ile Bağlantı Ortaklığı anlaşmasını imzaladı.
Zirveye katılan AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Başbakan Nikol Paşinyan’ı bol bol övdü. Onu iktidara getiren 2018 “Kadife Devrimi”ni takdirle andı. Ülkenin bu yolla Avrupa değerlerine bağlılığını gösterdiğini söyledi. Macron ise ev sahiplerini memnun etmek için piyano eşliğinde Ermeni-Fransız şarkıcı ve söz yazarı Charles Aznavour’un bir şarkısını seslendirdi.
AB ile ortaklığın merkezi bir bileşeni, Azerbaycan ile Türkiye arasındaki ulaşım bağlantısının yeniden kurulması ve modernizasyonudur. Bu bağlantı, Zengezur Koridoru olarak adlandırılan ve Ermenistan topraklarından geçen 43 kilometrelik bir güzergâhtır. Bu, AB’yi Rusya, İran ve Karadeniz’i atlayarak Orta Asya ve Çin’e bağlayan ve Küresel Geçit (Global Gateway) programı olarak adlandırılan yeni bir ticaret koridorunun parçasıdır.
Yaklaşık 4 bin kilometre uzunluğundaki Orta Koridor üzerinden ürünler, demiryolu veya karayolu ile Kazakistan’ı geçerek Hazar Denizi’ne, oradan Azerbaycan’a ve ardından Zengezur Koridoru üzerinden karayoluyla Türkiye’ye ulaştırılabilecek. Türkiye Avrupa’ya giden sayısız kara ve deniz bağlantısına sahip. Deniz yoluyla 42 gün süren yolculuk yerine, ürünler Çin’den Avrupa’ya 12 günde ulaştırılabilecek.
Tek sorun, Zengezur Koridoru’nun ABD’nin elinde olmasıdır. Bu koridor, 2023 yılında Ermenistan ile Azerbaycan arasında ABD’nin arabuluculuğunda yürütülen barış müzakerelerinin merkezinde yer almıştı. Koridor sadece ABD şirketleri tarafından yapılıyor. Bu stratejik geçidin kontrolünün kimde olduğuna dair hiçbir şüpheye yer bırakmamak için, koridorun resmi adı “Uluslararası Barış ve Refah için Trump Rotası” (TRIPP) olarak belirlenmiştir.
Tabii ki AB, planlarının ABD’nin girişimiyle “yüzde 100” uyumlu olduğunu vurguluyor. Ancak bu, diplomatik bir söylemden ibarettir. ABD ile Avrupalı emperyalist güçler, rakipler olarak giderek daha fazla çatışmaya giriyorlar. Bu durum, Erivan’daki EPC zirvesinde de açıkça görüldü. Zirve, Avrupa güçlerinin ABD’den kopmayı amaçlayan silahlanma planlarını ilerletmeleri için bir sahne işlevi gördü.
AB Dışişleri Komiseri Kaja Kallas, Trump’ın Almanya’dan asker çekme açıklamasının sürpriz olduğunu söyledi. Bu, “NATO’nun Avrupa ayağını gerçekten güçlendirmemiz ve daha fazlasını yapmamız gerektiğini” gösteriyor, dedi. AB Komisyonu Başkanı von der Leyen, Avrupa’nın “hemen” silah üretimini artırması ve bu alana büyük miktarda para yatırması gerektiğini söyledi.
Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Avrupa’nın “savunma ve güvenlik konularında daha fazla bağımsızlığa” ihtiyacı olduğunu savundu. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ise yaptırımlar yoluyla Rusya’ya yönelik baskının artırılması ve “Ruslar ile yapılacak görüşmeler için ortak bir Avrupa sesinin geliştirilmesi” çağrısında bulundu.
Emperyalist güçler, giderek tırmanan bir dünya savaşının girdabına kapılmış durumdalar. Bir çatışma bir sonrakine yol açıyor. NATO’nun Ukrayna’da Rusya’ya karşı yürüttüğü savaş ile ABD’nin İran’a karşı savaşı, Erivan’daki zirvenin de gösterdiği gibi, birbiriyle yakından iç içe geçmiştir. Daha önce çok az kişinin adını bildiği yerler —Hürmüz Boğazı, Zengezur Koridoru veya Suwałki Boğazı (Polonya ile Litvanya arasındaki bağlantı)— küresel bir yangının tutuşabileceği stratejik parlama noktaları haline gelmektedir.
Bu tür felaketi ancak uluslararası işçi sınıfının savaşa ve onun temel nedeni olan kapitalizme karşı mücadele eden bağımsız bir hareketi önleyebilir. Avrupa savaş gemilerinin Hürmüz Boğazı’na sevk edilmesi kayıtsız şartsız reddedilmeli ve bu gemilerin derhal geri çekilmesi talep edilmelidir.
Daha fazlasını okuyun
- Avrupa Birliği, İran’a karşı savaşa katılım için şartlar ileri sürüyor
- Avrupa emperyalizmi, ABD-İsrail’in İran’a karşı yasa dışı savaşına dahil oluyor
- ABD’nin Kafkasya’da Türkiye destekli “ekonomik koridor” planı Rusya ve İran’ı hedef alıyor
- Dağlık Karabağ’dan kitlesel göç sürerken tanınmayan Artsah yönetimi varlığına son veriyor
