Bu konuşma, Sosyalist Eşitlik Partisi (Almanya) Ulusal Sekreteri Christoph Vandreier tarafından, WSWS ve Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi tarafından düzenlenen 2026 1 Mayıs Çevrimiçi Toplantısı’nda yapılmıştır.
Bombaları, yıkımı bilen ve Nazi imha savaşının başladığı şehir olan Berlin'den devrimci 1 Mayıs selamlarımızı getirdim. 70 milyon insan hayatını kaybetti. Avrupa harabeye döndü ve dünyanın dört bir yanındaki işçiler yemin etti: “Savaş; bir daha asla! Faşizm; bir daha asla!”
Ancak Nazi liderlerinin barışa karşı işledikleri bu suçlar nedeniyle idama mahkum edilmelerinden 80 yıl sonra, ABD ve müttefikleri benzer suçları yeniden işliyorlar. İran'a karşı yürütülen acımasız saldırı savaşı ve Trump'ın tüm ülkeyi yok etme tehditleri de aynı zihniyetin ürünüdür ve gelişmekte olan bir dünya savaşının parçasıdır.
Bu çılgınlık sadece ABD başkanının hastalıklı zihninden kaynaklanmıyor. Bu, başlıca emperyalist güçler tarafından desteklenmesinden de anlaşılmaktadır. Şansölye Merz savaşın başlamasından hemen sonra Oval Ofis'e giderek Trump'ın yüzüğünü öptü ve barbarca harekâta destek verdi. Bugüne kadar, savaşın uluslararası hukuku ihlal ettiğini söylemeyi reddetti. Bunun yerine, Amerikan üstünlüğüne karşı kendini savunmaya cüret ettiği için İran'ı uluslararası hukuku çiğnemekle suçluyor.
Merz, Alman ekonomisi için feci sonuçları olmasına rağmen savaşı destekliyor. Bir yandan da bu şekilde ABD ile Ukrayna üzerinden bir çatışmaya girmekten kaçınmak istiyor. Ancak her şeyden çok Trump'ın faşist yöntemleri onu cezbediyor. Alman emperyalizmi dünya çapında ekonomik çıkarlarını korumak için bir kez daha aynı yollara başvuruyor.
Federal Şansölye, Almanya'nın yeniden 'güç politikasının dilini' konuşması gerektiğini ilan etti ve Hitler'den bu yana en büyük silahlanmayı başlattı. Amaç, geçmişte olduğu gibi hammaddeleri, pazarları ve işgücünü güvence altına almaktır. Almanya, ABD'ye karşı çıkarlarını savunabilmek için Avrupa'ya hakim olmalı, Ukrayna'yı yağmalamalı ve Rusya'ya haddini bildirmelidir.
Açık olalım: Almanya uzun zamandır Rusya ile yeniden savaş halindedir. 2014 Ukrayna darbesi ve ardından yaşanan tırmanışla birlikte Alman hükümeti sistematik olarak Rus istilasını kışkırtmıştır. Almanya şu anda Ukrayna'nın en büyük silah tedarikçisidir ve uzun zamandır Rusya'nın kalbine saldırmak için kullanılan silahları tedarik etmektedir. Alman tankları yine Rusya'ya doğru ilerliyor.
Nisan ayı ortasında Merz, Zelenskiy'i Berlin'de ağırladı ve yeni bir stratejik ortaklığı duyurdu. Almanya ve Ukrayna, Rusya'yı yenmek için silah geliştirmek ve üretmek üzere yakın işbirliği içinde çalışacak. Şansölye Merz, Almanya'nın Ukrayna'yı savunma çabalarından vazgeçmeyeceğini ve Rusya'nın bu savaşı kazanma şansının olmadığını söyledi.
Kısa bir süre sonra Savunma Bakanı Pistorius ilk kez bir 'Alman askeri stratejisi'ni sundu. Rusya merkezi bir tehdit olarak tanımlanırken, silahlı kuvvetlerin büyüklüğünün daha da aşırı bir şekilde arttırılacağı duyuruldu. Buna ek olarak, şirketler savaş ekonomisine dönüştürülecek ve tüm toplum militarize edilecektir.
Almanya, insanlık tarihinin en kötü suçlarını işleyerek Rusya'yı iki kez istila etmiştir. Şimdi üçüncü bir seferin içindeler, hatta sadece Almanya ve Avrupa'yı değil tüm dünyayı yerle bir edecek bir nükleer savaşı bile kabul ediyorlar.
Bu çılgınlığın bedelini şimdiden işçi sınıfı ödüyor. Son yıllarda, Almanya'yı ticaret savaşına uygun hale getirmek için 250 bin iş yok edildi. İran'a karşı savaşla birlikte enflasyon yükselmeye devam ediyor ve reel ücretlerde ciddi kesintiler oluyor. Ve bu durumda federal hükümet birbiri ardına kemer sıkma paketleri açıklıyor. Ardından, tarihi silahlanmayı finanse etmek için sağlık hizmetleri büyük ölçüde kesilecek.
Bu saldırılara ve savaş politikasına karşı çok büyük bir muhalefet var. Ancak bu, resmi kurumlara hiçbir şekilde yansımıyor. Federal Meclis'in tamamında savaşa karşı çıkan tek bir muhalif ses bile yok. Faşist AfD militarist tonu belirliyor ve SPD teknokratik bir soğukkanlılıkla silahlanmayı organize ediyor. Yeşillerin eski pasifistleri en kötü savaş kışkırtıcıları haline geldi.
Sol Parti Bundesrat'ta savaş kredilerini destekledi ve Merz'in hızla Şansölye seçilmesini sağladı. İran'a karşı savaş başladığında ise Sol Parti lideri Jan van Aaken, İran liderliğinin İsrail ve Amerikan bombalarıyla öldürülmesine şu sözlerle alkış tuttu: “Cehennemde yansınlar.” Sözde solcu bir siyasetçinin ağzından sanki Trump konuşuyor.
Ama Almanya'daki savaş kışkırtıcılığına karşı çıkan bir parti de var: Sosyalist Eşitlik Partisi (SGP). Biz açıkça şunu söylüyoruz: Savaş hükümete seslenerek, dilekçelerle, yarın savaş kredilerini onaylayacak partilerle ittifak kurarak değil, kapitalist sisteme karşı işçi sınıfının yeni bir kitle hareketini inşa ederek durdurulacaktır.
Bu soyut bir formül değil, çağımızın temel stratejik gerçekliğidir. Tüm toplumsal zenginliği işçi sınıfı üretiyor. Onlar olmadan hiçbir tank hareket edemez, hiçbir savaş uçağı uçamaz, hiçbir mühimmat nakliyesi yapılamaz. Bu, küresel üretim sayesinde tüm sınırların ötesinde birbirine bağlı olan uluslararası bir sınıftır. Bu sınıfın çoğunluğu savaş politikasını reddetmektedir.
Eksik olan mücadele isteği değil, devrimci bir önderlik ve sosyalist bir programdır. Biz, Dördüncü Enternasyonal'in Uluslararası Komitesi'ndeki kardeş partilerimizle birlikte tam da bunun için mücadele ediyoruz.
