Perspektif

Trump ve Şi, emperyalist savaşın küresel patlamasının ortasında buluşuyor

11 Mayıs 2026 Pazartesi günü Pekin'de, ABD Başkanı Donald Trump'ın ziyareti öncesinde Pekin Uluslararası Başkent Havalimanı'na inen ABD Hava Kuvvetleri'ne ait Boeing C-17 Globemaster III nakliye uçağını izleyen insanlar. [AP Photo/Andy Wong]

İngilizce orijinali 12 Mayıs 2026’da yayımlandı.

ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Washington’ın başlattığı emperyalist savaşın tüm dünyaya yayıldığı bir ortamda Pekin’de bir araya geliyor.

Geçen yıl Güney Kore’deki APEC zirvesi sırasındaki görüşmelerinden bu yana geçen altı ay içinde Amerika Birleşik Devletleri, Venezuela devlet başkanını kaçırdı, İran’a savaş açtı ve Hürmüz Boğazı’nı abluka altına alarak küresel bir enerji ve gıda krizini tetikledi. Çin hem İran hem de Venezuela’nın petrol ihracatında en büyük alıcı konumundadır; Trump’ın bu ülkelere karşı başlattığı savaşlar, doğrudan Çin’i hedef alan küresel bir çatışmanın açılış çarpışmalarıdır.

Trump’ın körüklediği dünya çapındaki bu yangının ortasında New York Times, pazartesi baskısının manşetine şu başlığı yerleştirdi: “Trump Pekin’e Giderken, Çin Savaşa ‘Hazır ve Tetikte’.”

Oysa gerçekte, “hazır ve tetikte” olan Trump’ın Beyaz Saray’ıdır. Aylardır ABD ordusu, Karayipler ve Pasifik’te tekneleri denizde imha ediyor, sivilleri uyuşturucu kaçakçılığı iddiasıyla katlediyor ve uluslararası sularda “yaptırım kapsamındaki” petrolü taşıdığı gerekçesiyle tankerlere el koyuyor. Amerikan kuvvetleri 3 binden fazla İranlıyı öldürdü; Trump 7 Nisan’da “Bu gece bütün bir medeniyet yok olacak, bir daha geri dönmemek üzere” tehdidini savurdu.

Trump, derin bir kriz içindeki bir hükümete başkanlık etmektedir. İran savaşını, ülkedeki hükümetin hızla devrilmesini sağlayacağı beklentisiyle başlatan Trump, şimdi savaş hedeflerine ulaşamadan Çin’in desteğini aramaktadır — bu ziyaretin başlıca amaçlarından biri de budur. Hazine Bakanı Scott Bessent, 4 Mayıs’ta Fox News’e şunları söyledi: “Çinlileri bu uluslararası operasyonu desteklemeye davet ediyorum. Boğaz üzerinde mutlak kontrole sahibiz. Onların da biraz diplomasi yaparak İranlıları boğazı açmaya ikna etmelerini görmek istiyorum.”

Çin tarafından ise eski Global Times editörü Hu Şijin şu yanıtı verdi: “ABD berbat biçimde yönetilen bu savaşı Çin’in çıkarlarına zarar vermek için kullanmaya çalışıyorsa, Çin’in ABD’nin kazandığından çok daha fazlasını kaybetmesini garantileyecek pek çok kozu bulunduğuna inanıyorum.” Financial Times’tan Gideon Rachman ise şu tespiti yaptı: “Gerçek şu ki, — Trump’ın sevdiği ifadeyi kullanmak gerekirse — ‘elinde koz tutan’, Şi Cinping’dir.”

Trump Pekin’e giderken beraberinde çeşitli havuç ve sopalar götürüyor. Havuç tarafında, Tim Cook (Apple), Elon Musk (Tesla), Larry Fink (BlackRock), Stephen Schwarzman (Blackstone), David Solomon (Goldman Sachs), Jane Fraser (Citi) ve Boeing, Cargill, Meta, Micron, Qualcomm, Visa ile Mastercard’ın üst düzey yöneticilerinden oluşan kalabalık bir CEO ve finans şefi kafilesi yer almaktadır. Her iki taraf için de kârlı anlaşmalar masaya yatırılacaktır. Ancak tüm bunların arkasında, Pekin’e karşı ekonomik ve askeri eylemin büyük bir tırmanmaya dönüşeceğine ilişkin sürekli tehdit bulunmaktadır.

Mali sermayenin egemen kesimlerinin sözcüsü konumundaki Wall Street Journal (WSJ) yayın kurulu, Pekin zirvesini, Trump’ın “temel stratejik çıkarları tehlikeye atacak” bir “yumuşama” politikasına sürüklenip sürüklenmeyeceğinin sınavı olarak niteliyor. Beyaz Saray’ın “istikrar arayışı” retoriğine karşın WSJ, Trump’ın “kişisel” diplomasisinin ve anlaşma güdüsünün, Şi’nin “Amerika karşıtı hedefleri” ile çelişebileceği uyarısında bulunuyor.

En çarpıcı olanı ise WSJ’nin vardığı daha geniş stratejik sonuçtur: Çin’i ABD’nin hasımları için “başlıca finansör ve sanayi üssü” olarak tanımlayan gazete, “ikinci Trump yönetiminin bir yumuşama arayışında olduğunu ve Trump’ın baş güvercin olduğunu” öne sürüyor. Her türlü duraksamanın ancak yeniden silahlanma için bir nefes molası olarak kabul edilebileceğini ısrarla vurgulayan gazete, “1,5 trilyon dolarlık bir savunma bütçesi geçirilmesi” çağrısını açıkça dile getiriyor ve şu sert uyarıyı yapıyor: “Şi Cinping, ABD’yi dünyanın önde gelen gücü koltuğundan devirmek için uzun soluklu bir oyun oynuyor.”

Trump-Şi zirvesi, ABD egemen sınıfının karşı karşıya olduğu temel stratejik ikilemin gölgesinde yapılıyor: Washington’ın giderek daha saldırgan bir askeri güçle dengelemeye çalıştığı Amerikan ekonomik üstünlüğünün uzun soluklu erozyonu, Çin’in büyümesiyle eş zamanlı olarak yaşanmış ve bu büyümeyle derinleşmiştir.

Burjuva medya Çin ile savaşa doğru yönelme konusunda belirleyici bir rol oynamaktadır: Çin’in on yıllar boyunca ABD’nin bizzat teşvik ettiği “serbest ticaret” kuralları çerçevesinde ticaret, yatırım ve sanayi genişlemesi yoluyla gerçekleştirdiği ekonomik ve teknolojik gelişmeyi fiziksel bir tehdit olarak sunmakta ve ABD’nin zorbalığını, ablukasını ve savaşını “meşrulaştırdığını” iddia etmektedir.

Yıllardır artırılan gümrük vergileri ve teknoloji yasakları Çin sanayisini boğamadı. Aksine, Amerikalı işçilere yükselen fiyatlar ve ekonomik çalkantı yoluyla devasa bedeller yükledi; buna karşın temel eğilimi değiştirmeye yetmedi. Çin’in sanayideki konumu en somut verilerle ortaya konmaktadır: Çinli otomotiv üreticisi BYD, 2025 yılında Tesla’yı küresel ölçekte 600 binden fazla araçla geçerek 2,26 milyon tam elektrikli araba sattı. Bu araçlar yüzde 247,5’lik olağanüstü bir tarifeyle Amerikan pazarından dışlanıyor.

Çinli firmalar dünyada üretilen insansı robotların yaklaşık beşte dördünü ihraç etmektedir; yalnızca Unitree, 2025’te 5.500 birim gönderdikten sonra bu yıl 20 bin birime ulaşmayı hedeflemektedir. İnsansız hava aracı üreticisi DJI, Amerikan tüketici İHA pazarında hakimiyet kurmuş durumda ve uluslararası ticari İHA piyasasında da belirleyici bir paya sahip. Yapay zekâ alanında ise Çinli açık kaynaklı büyük dil modelleri, Amerikan “amiral gemisi” sistemlerine kıyasla çok daha düşük maliyetle bu sistemlere neredeyse eşdeğer değerlendirme puanlarına ulaştı.

Ancak Amerikan emperyalizminin yayın organları hiçbir zaman şu açık soruyu sormaz: Çin neden bu denli hızlı biçimde ABD ekonomisine yaklaşıyor, hatta kimi alanlarda onu geçiyor? Sonuçta ABD’nin muazzam bir başlangıç avantajı vardı. ABD'nin payı 1980’de dünya GSYİH’sinin yaklaşık yüzde 25’ini oluşturuyordu; Çin’in payı ise yüzde 2’ydi.

On yıllardır Amerikan politikasını belirleyen tek bir amaç olmuştur: Egemen seçkinlerin her ne pahasına olursa olsun semirmesi. Amerikan emperyalizmi, bu sınıfı zenginleştiren bir finansallaşma politikası izledi, ABD sanayisinin çöküşüne göz yumdu ve dünya genelinde savaşlar sürdürdü. Amerikan savaşları, militarizm ve zenginlerin bitmek bilmez kurtarma paketleriyle şişirilen federal borç bugün 40 trilyon dolara yaklaşmaktadır.

New York Times pazartesi günü şu tespiti yaptı: “Amerika’nın büyüyen borç yükü ve rakiplerini Batı finans sisteminden koparmak için yaptırımları agresif biçimde kullanması, doların dünya rezerv para birimi olarak güvenilirliğine ilişkin ciddi şüpheler doğurdu.”

Amerikan oligarşisi, dünya sahnesinde küçülmüş bir konumu kabul etmeyecektir. Zirveden hangi somut sonuç çıkarsa çıksın, Amerikan emperyalizmi Trump’ın bu yıl attığı adımların işaret ettiği hedefe hazırlanmaktadır: Doğrudan Çin’e karşı bir savaş. İran, Lübnan, Ukrayna, Venezuela ve Karayipler’deki çatışmalar bu savaşın laboratuvarı, provası ve ilk çarpışmalarıdır.

Demokrat Parti ise Trump yönetimini Pekin ile yüzleşmeye yeterince odaklanmamakla eleştiriyor. Rhode Island Demokrat Senatörü ve Senato Silahlı Kuvvetler Komitesi’nin kıdemli üyesi Jack Reed, Fox News Sunday’e şunları söyledi: “Başkan Trump bu toplantıya son derece zayıflamış biçimde giriyor. Şu an bir çıkmaz yaşanıyor. İranlılar dünyanın petrol arzının yüzde 20’sini tehlike altında tutuyor.”

Demokratların bu canice savaşla hiçbir sorunu yok; asıl sorunları Ortadoğu’daki bozgunun kaynakları ve güvenilirliği temel hedeften, yani Çin ile çatışmanın tırmanmasından uzaklaştırmasıdır.

Çin bürokrasisinin hiçbir ilerici çıkış yolu yok. Dünya kapitalist piyasasına ve ulusal devlet çıkarlarının savunulmasına bağlı olan bu bürokrasi, defalarca emperyalizmle bir uzlaşma arayışına girmiştir — ancak Washington böyle bir uzlaşmayı kabul etme konusunda giderek daha az istekli ve daha aciz hale gelmektedir.

Kriz, yalnızca uluslararası işçi sınıfının bağımsız müdahalesiyle, yani Amerikalı, Çinli ve dünyanın dört bir yanındaki işçilerin savaşa, diktatörlüğe ve bunları doğuran kapitalist sisteme karşı ortak mücadelede birleştirilmesiyle çözüme kavuşturulabilir.

WSWS Uluslararası Yayın Kurulu Başkanı David North, 2026 Uluslararası Çevrimiçi 1 Mayıs Toplantısı’nı açarken, “Dünya savaşı gelecekteki bir tehdit değil, şu anda yaşanan bir gerçekliktir,” demişti. Sürmekte olan savaşlar, North’un sözleriyle, “dünya ekonomisi ile ulus devlet sistemi arasındaki aynı çözümsüz çelişkinin yönlendirdiği kesintisiz bir sürecin parçalarıdır.”

Emperyalist barbarlığın küresel patlaması ancak uluslararası işçi sınıfının sosyalist bir program temelinde müdahalesiyle durdurulabilir. Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi, Sosyalist Eşitlik Partileri ve Taban Komitelerinin Uluslararası İşçi İttifakı, bu mücadelenin örgütlerini dünya genelinde inşa etmektedir.

Loading