Trump: İran anlaşmayı kabul etmezse “yok edilecek”

ABD’nin 8 Nisan’da ilan ettiği ateşkes neredeyse sona ererken, İran’la çatışma şiddetleniyor. Başkan Trump Tahran’a yeni askeri saldırı tehditlerini artırıyor.

[AP Photo/Julia Demaree Nikhinson]

Pazartesi günü Trump, İran’ın ABD’nin önerisine verdiği son cevap için “kesinlikle kabul edilemez” bir “çöp parçası” dedi ve “sonuna kadar bile okumadığını” söyledi. ABD’nin İran’ın askeri hedeflerine ateş açmasıyla geçen hafta fiilen sona eren ateşkesin “yaşam desteğine bağlı durumda” olduğunu belirtti.

Salı günü Çin’e gitmeden önce Trump, ABD’nin şartlarını İran’a dayatma tavrını sürdürdü. Pekin’le savaşı görüşüp görüşmeyeceği sorulduğunda Trump, Devlet Başkanı Şi ile savaş hakkında konuşacağını ama esas olarak ticareti ele alacağını söyledi ve ABD’nin durumu “tamamen kontrol altında” tuttuğu için İran’ın aslında gündemdeki konular arasında yer almadığını ekledi.

Gazetecilere İran’la “Sadece iyi bir anlaşma yapacağız” diyen Trump, “Ya bir anlaşma yapacağız ya da yok edilecekler. Öyle ya da böyle biz kazanacağız,” diye konuştu.

Trump, ABD’nin zaten “kazandığını” ve İran’la yapılacak bir anlaşmanın pek bir önemi olmadığını öne sürdü. İran’ı “yok etme” tehdidinin yanı sıra Trump, 7 Mayıs’ta, ABD’nin yakında “İran’dan yükselen büyük bir parıltıya bakmak zorunda kalacağı” uyarısında bulunmuştu; bu ifade, geniş çevrelerce bir nükleer saldırı tehdidi olarak yorumlandı.

Devlet televizyonu ve diğer haber kaynaklarının bildirdiğine göre, İran’ın teyit edilen son tutumu, herhangi bir anlaşmanın savaş tazminatlarını, yaptırımların kaldırılmasını, dondurulmuş varlıkların serbest bırakılmasını ve Hürmüz Boğazı üzerinde İran egemenliğinin tanınmasını içermesi gerektiği yönündedir. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, Tahran’ın “olağan dışı bir şey talep etmediğini” ve ülkenin yalnızca “meşru haklarını” talep ettiğini söyledi.

İran’ın teklifinde, zenginleştirilmiş uranyumunun bir kısmını seyreltmeye ve geri kalanını yurt dışına aktarmaya hazır olduğu da belirtiliyor ancak bu, Washington’a tam bir teslimiyet anlamına gelecek şartlar altında olmayacak.

Buradaki temel siyasi nokta, İsrail’in desteğiyle 13 bin hedefi füze saldırılarıyla vurarak ve ülkenin tüm siyasi liderliğini katlederek yasa dışı bir savaş yürüten ABD emperyalizminin dayattığı çerçeveyi İran’ın kabul etmeyi reddetmesidir.

Beyaz Saray İran’ın tutumunu tıkayıcı olarak nitelendirirken, Tahran tutarlı ve açık bir şekilde, herhangi bir barış anlaşmasını, verilen zararın tazmin edilmesiyle ve stratejik su yolu üzerindeki egemenlik haklarının tanınmasıyla ilişkilendirmiş durumda.

Son 48 saat içinde, Hürmüz Boğazı’nda İran ya da ABD’nin düzenlediği bir saldırı sonucu gemilerin batırıldığına dair kamuoyuna yansıyan hiçbir doğrulanmış haber bulunmamakla birlikte, bu su yolu savaşın merkezi stratejik gerilim noktası olmaya devam ediyor. ABD, deniz kuvvetleri aracılığıyla baskı uygulayarak boğazı yeniden açmak için çalıştığını iddia ederken, Tahran ise buradaki egemenlik haklarını koruduğunu vurguluyor.

Pratik açıdan bakıldığında, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent'in 4 Mayıs'taki açıklamasına rağmen, boğaz Washington'un “mutlak kontrolü” altında değildir. Devam eden geçişlerdeki aksamalar, askeri devriyeler ve müzakereler, boğazın ABD'nin kontrolü altında olmayan, çekişmeli bir dargeçit olduğunu göstermektedir.

Washington’un boğazı “açmak” için Çin’e kamuoyu önünde çağrıda bulunması, ABD’nin boğazdan geçişi basit bir emirle açamayacağının açık bir itirafıdır. Salı günü Birleşik Arap Emirlikleri’nin İran’ın Lavan Adası’ndaki rafinerisine gizli bir saldırı düzenlediğine dair haberler, boğaz üzerindeki çatışmanın ABD emperyalizminin vekili olarak hareket eden çok sayıda bölgesel aktörü içerdiğini göstermektedir.

Abu Dabi bu olaya karıştığını kamuoyuna açıkça itiraf etmemiş olsa da, haberlere göre saldırı büyük bir yangına neden olmuş ve rafinerinin üretimini aylarca aksatması bekleniyor. Reuters’ın isimsiz kaynaklara dayandırdığı bir haberde de Suudi Arabistan’ın İran’a karşı gizli operasyonlara karıştığı belirtildi. Bu haberler, savaşın, Körfez bölgesinde devlet aktörleri, vekiller ve gizli operasyonlardan oluşan ve tamamı ABD hükümeti tarafından yönetilen bir ağ tarafından yürütüldüğünü teyit ediyor.

Salı günü, Pentagon’un en üst düzey bütçe yetkilisi Jules Hurst, milletvekillerine savaşın maliyetinin “ekipman onarım ve yenileme maliyetlerindeki artışın yanı sıra genel operasyonel maliyetler” nedeniyle yaklaşık 29 milyar dolara yükseldiğini söyledi.

Hurst’un ifadesi, Savaş Bakanı Pete Hegseth’in, on haftalık savaşın toplam maliyeti hakkındaki soruları yanıtlamayı reddederek, hem Temsilciler Meclisi hem de Senato bütçe komiteleri nezdindeki ifadesinde savaşın artan maliyetini örtbas etme çabasını ortaya çıkardı. Hegseth’in Kongre önüne çıkması, Beyaz Saray’ın 2027 yılı için yaklaşık 1,5 trilyon dolarlık bir askeri bütçe talebinde bulunmasının ardından gerçekleşti.

İran Sağlık Bakanlığı, İran’da 1.700’den fazla sivil dahil olmak üzere 3.468 kişinin öldüğünü ve 26.500’den fazla kişinin yaralandığını bildirdi. ABD tarafındaki kayıplar arasında yaklaşık 200 yaralı asker ve 13 ölü bulunuyor.

Salı günü Truth Social'da yaptığı bir paylaşımda Trump, savaşa yönelik medya eleştirilerini kınayarak, “Yalan haberler, İranlı düşmanın bize karşı askeri açıdan iyi durumda olduğunu söylediğinde, bu o kadar yanlış ve hatta saçma bir ifade ki, adeta VATANA İHANET sayılır,” diye yazdı. Yönetimin kamuoyundaki eleştirilere yönelik saldırıları, “güvenlik” gerekçesiyle basın kartlarının iptal edilmesi de dahil olmak üzere basının erişimini kısıtlayan Pentagon önlemleriyle birleşiyor.

Savaş Bakanlığı’nın politikaları Pentagon muhabirlerini de hedef alırken, askeri yayınlar konusunda içerik ve erișime daha sıkı bir denetim getirildi. Amaç, savaş koşulları altında sansürü ve yasal işlem tehditlerini genişleterek eleştirileri susturmaktır.

Trump'ın ABD'nin Çin'den herhangi bir yardıma ihtiyacı olmadığı yönündeki ısrarı, üst düzey ABD'li yetkililerin, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasına yardımcı olmak için İran üzerindeki nüfuzunu kullanması konusunda Pekin'e açıkça çağrıda bulunmaları gerçeğiyle keskin bir çelişki içindedir. Bakan Bessent, Çin'i diplomatik olarak “adım atmaya” çağırarak, Washington'un aksini iddia etse de Çin'den yardım istediğini açıkça ortaya koydu.

Lübnan’da ise İsrail saldırıları devam etti; Pazar günü Lübnan’ın güneyinde ABD’nin 8 Nisan’da ilan ettiği ateşkes neredeyse sona ererken, İran’la çatışma şiddetleniyor. Başkan Trump Tahran’a yeni askeri saldırı tehditlerini artırıyor.

Pazartesi günü Trump, İran’ın ABD’nin önerisine verdiği son cevap için “kesinlikle kabul edilemez” bir “çöp parçası” dedi ve “sonuna kadar bile okumadığını” söyledi. ABD’nin İran’ın askeri hedeflerine ateş açmasıyla geçen hafta fiilen sona eren ateşkesin “yaşam desteğine bağlı durumda” olduğunu belirtti.

Salı günü Çin’e gitmeden önce Trump, ABD’nin şartlarını İran’a dayatma tavrını sürdürdü. Pekin’le savaşı görüşüp görüşmeyeceği sorulduğunda Trump, Devlet Başkanı Şi ile savaş hakkında konuşacağını ama esas olarak ticareti ele alacağını söyledi ve ABD’nin durumu “tamamen kontrol altında” tuttuğu için İran’ın aslında gündemdeki konular arasında yer almadığını ekledi.

Gazetecilere İran’la “Sadece iyi bir anlaşma yapacağız” diyen Trump, “Ya bir anlaşma yapacağız ya da yok edilecekler. Öyle ya da böyle biz kazanacağız,” diye konuştu.

Trump, ABD’nin zaten “kazandığını” ve İran’la yapılacak bir anlaşmanın pek bir önemi olmadığını öne sürdü. İran’ı “yok etme” tehdidinin yanı sıra Trump, 7 Mayıs’ta, ABD’nin yakında “İran’dan yükselen büyük bir parıltıya bakmak zorunda kalacağı” uyarısında bulunmuştu; bu ifade, geniş çevrelerce bir nükleer saldırı tehdidi olarak yorumlandı.

Devlet televizyonu ve diğer haber kaynaklarının bildirdiğine göre, İran’ın teyit edilen son tutumu, herhangi bir anlaşmanın savaş tazminatlarını, yaptırımların kaldırılmasını, dondurulmuş varlıkların serbest bırakılmasını ve Hürmüz Boğazı üzerinde İran egemenliğinin tanınmasını içermesi gerektiği yönündedir. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, Tahran’ın “olağan dışı bir şey talep etmediğini” ve ülkenin yalnızca “meşru haklarını” talep ettiğini söyledi.

İran’ın teklifinde, zenginleştirilmiş uranyumunun bir kısmını seyreltmeye ve geri kalanını yurt dışına aktarmaya hazır olduğu da belirtiliyor ancak bu, Washington’a tam bir teslimiyet anlamına gelecek şartlar altında olmayacak.

Buradaki temel siyasi nokta, İsrail’in desteğiyle 13 bin hedefi füze saldırılarıyla vurarak ve ülkenin tüm siyasi liderliğini katlederek yasa dışı bir savaş yürüten ABD emperyalizminin dayattığı çerçeveyi İran’ın kabul etmeyi reddetmesidir.

Beyaz Saray İran’ın tutumunu tıkayıcı olarak nitelendirirken, Tahran tutarlı ve açık bir şekilde, herhangi bir barış anlaşmasını, verilen zararın tazmin edilmesiyle ve stratejik su yolu üzerindeki egemenlik haklarının tanınmasıyla ilişkilendirmiş durumda.

Son 48 saat içinde, Hürmüz Boğazı’nda İran ya da ABD’nin düzenlediği bir saldırı sonucu gemilerin batırıldığına dair kamuoyuna yansıyan hiçbir doğrulanmış haber bulunmamakla birlikte, burası savaşın merkezi stratejik gerilim noktası olmaya devam ediyor. ABD, deniz kuvvetleri aracılığıyla baskı uygulayarak boğazı yeniden açmaya çalıştığını iddia ederken, Tahran buradaki egemenlik haklarını koruduğunu vurguluyor.

Pratik açıdan bakıldığında, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’in 4 Mayıs’taki açıklamasına rağmen, boğaz Washington’un “mutlak kontrolü” altında değildir. Devam eden geçişlerdeki aksamalar, askeri devriyeler ve müzakereler, boğazın ABD’nin kontrolü altında olmayan, çekişmeli bir nokta olduğunu göstermektedir.

Washington’un boğazı “açmak” için Çin’e kamuoyu önünde çağrıda bulunması, ABD’nin boğazdan geçişleri basit bir emirle açamayacağının açık bir itirafıdır. Salı günü Birleşik Arap Emirlikleri’nin İran’ın Lavan Adası’ndaki rafinerisine örtülü bir saldırı düzenlediğine dair haberler, boğaz üzerindeki çatışmanın ABD emperyalizminin vekili olarak hareket eden çok sayıda bölgesel aktörü içerdiğini göstermektedir.

Abu Dabi bu olaya karıştığını kamuoyuna açıkça itiraf etmemiş olsa da haberlere göre saldırı büyük bir yangına neden oldu ve rafinerinin üretiminin aylarca aksaması bekleniyor. Reuters’ın isimsiz kaynaklara dayandırdığı bir haberde de Suudi Arabistan’ın İran’a karşı gizli operasyonlara karıştığı belirtildi. Bu haberler, savaşın, Körfez bölgesinde devlet aktörleri, vekiller ve gizli operasyonlardan oluşan ve tamamı ABD hükümeti tarafından yönetilen bir şebeke tarafından yürütüldüğünü teyit ediyor.

Salı günü, Pentagon’un en üst düzey bütçe yetkilisi Jules Hurst, milletvekillerine savaşın bedelinin “ekipman onarım ve yenileme maliyetlerindeki artışın yanı sıra genel operasyonel maliyetler” nedeniyle yaklaşık 29 milyar dolara yükseldiğini söyledi.

Hurst’un ifadesi, Savaş Bakanı Pete Hegseth’in hem Temsilciler Meclisi hem de Senato bütçe komisyonları önünde savaşın artan maliyetini örtbas etme çabasını ortaya çıkardı. Hegseth on haftalık savaşın toplam maliyeti hakkındaki soruları yanıtlamayı reddetmişti. Hegseth’in Kongre önüne çıkması, Beyaz Saray’ın 2027 yılı için yaklaşık 1,5 trilyon dolarlık bir askeri bütçe talebinde bulunmasının ardından gerçekleşti.

İran Sağlık Bakanlığı savaşta İran’da 1.700’den fazlası sivil olmak üzere 3.468 kişinin öldürüldüğünü ve 26.500’den fazla kişinin yaralandığını bildirdi. ABD tarafındaki kayıplar arasında yaklaşık 200 yaralı asker ve 13 ölü bulunuyor.

Salı günü Truth Social’da yaptığı bir paylaşımda Trump, savaşa yönelik medya eleştirilerini kınayarak, “Yalan haberler, İranlı düşmanın bize karşı askerî açıdan iyi durumda olduğunu söylediğinde, bu o kadar yanlış ve hatta saçma bir ifade ki, adeta VATANA İAHNET sayılır,” diye yazdı. Yönetimin kamuoyundaki eleştirilere yönelik saldırıları, “güvenlik” gerekçesiyle basın kartlarının iptal edilmesi de dahil olmak üzere basının erişimini kısıtlayan Pentagon önlemleriyle birleşiyor.

Savaş Bakanlığının politikaları Pentagon muhabirlerini de hedef alırken, askeri yayınlar konusunda içerik ve erişime daha sıkı bir denetim getirildi. Amaç, savaş koşulları altında sansürü ve yasal işlem tehditlerini genişleterek eleştirileri susturmaktır.

Trump’ın ABD’nin Çin’den herhangi bir yardıma ihtiyacı olmadığı yönündeki ısrarı, üst düzey ABD’li yetkililerin, Pekin’e Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına yardımcı olmak için İran üzerindeki nüfuzunu kullanması konusunda açıkça çağrıda bulundukları gerçeğiyle keskin bir çelişki içindedir. Bakan Bessent, Çin’i diplomatik olarak “adım atmaya” çağırarak, aksini iddia etse de Washington’un Çin’den yardım istediğini açıkça gösterdi.

Lübnan’da ise İsrail saldırıları devam etti; pazar günü Lübnan’ın güneyinde sağlık komitesi tesislerine düzenlenen saldırılarda iki sağlık görevlisi öldürüldü. Sağlık emekçilerinin öldürülmesi —ki bu, Gazze soykırımı boyunca Siyonist rejimin stratejik bir hedefi olmuştur— Lübnan’a yönelik harekatın canice karakterini ortaya koymaktadır.sağlık komitesi tesislerine düzenlenen saldırılarda iki sağlık görevlisi hayatını kaybetti. Tıbbi personelin öldürülmesi — ki bu, Gazze soykırımı boyunca Siyonist rejimin stratejik bir hedefi olmuştur — Lübnan’a yönelik harekatın suçlu karakterini ortaya koymaktadır.

Loading