Aşağıdaki bildiri, Almanya’da 22 bin kişiyi işten çıkarma planını açıklamış olan Alman araç parçası üreticisi Bosch’ta çalışan işçilere hitaben yazıldı. Bu işten çıkarmaların birçoğu, otomotiv direksiyon bölümünün ana merkezi olan Baden-Württemberg eyaletindeki Schwäbisch Gmünd şehrinde yapılıyor.
Türkiye’de de Bursa Bosch fabrikasında 1.400 kişinin işten çıkarılacağı duyuruldu. Türkiye ve Almanya’daki Sosyalist Eşitlik Partileri, iki ülkede eş güdümlü bir saldırıyla karşı karşıya olan Bosch işçilerini, Taban Komitelerinin Uluslararası İşçi İttifakı (TK-Uİİ) altında birleşerek mücadele etmeye çağırıyor. Bursa’da bir taban komitesi kurmak için bizimle iletişime geçin.
Değerli meslektaşlarımız,
Schwäbisch Gmünd bir toplumsal yıkımla karşı karşıya. Yarınızdan fazlasını işten çıkarmak istiyorlar. Bu yerel bir talihsizlik ya da kaçınılmaz bir kader değildir. Bu, Bosch CEO’su Stefan Hartung tarafından belirlenmiş olan, kârı iki yıl içinde ikiye katlayarak 3,5 milyar avrodan en az 7 milyar avroya çıkarmak hedefinin bir sonucudur. Fabrikanızdaki iş kıyımı ekonomik bir sıkıntının ifadesi değil, işçilerin sırtından elde edilen kıyasıya bir kâr maksimizasyonunun aracıdır.
IG Metall Sendikası: Bir savunucu değil, suç ortağı
Birçoğunuz bunu bizzat deneyimlediniz: IG Metall aygıtı ve onun hakimiyetindeki iş konseyi sizin yanınızda değil. Onlar şirketin yanında yer alıyorlar.
Bosch Mobilite bölümü genel iş konseyi başkanı Frank Sell, 22 bin kişinin işten çıkarılacağının duyurulmasının ardından, yaşanan zor duruma “tam bir anlayış” gösterdiğini beyan etti. O zamandan beri, tüm lokasyonlardaki IG Metall Sendikası yetkilileri ve iş konseyi temsilcileri bu çıkarmaları kabul ettirmeye çalışıyorlar.
Onlar, başka bir alternatif olmadığını iddia edip duruyor. 70 yıllık fabrikanın tamamen kapatıldığı ve 560 kişinin işini kaybettiği Waiblingen’de, iş konseyi temsilcisi Stefano Mazzei sonucun “mevcut ekonomik koşullar altında kabul edilebilir” olduğunu ilan etti. Schwäbisch Gmünd fabrikasında ise IG Metall, 1.150 işçinin çıkarılmasının 150 işçinin “kurtarılması” anlamına geldiğini iddia ediyor; çünkü Bosch başlangıçta 1.300 kişinin çıkarılmasını talep etmişti.
Bu, sendika önlüğü giymiş şirket danışmanlarının dilidir.
Schwäbisch Gmünd’de, çoğunluğu üretimden olan 200’den fazla işçi bu gidişata isyan etti ve Mustafa Şimşek önderliğinde iş konseyi temsilciliği seçimleri için “Özgür Metal İşçileri” adıyla kendi listelerini oluşturdu. IG Metall’e yönelik kitlesel memnuniyetsizlik, Yakup Varol liderliğindeki resmi IG Metall listesini hedef aldı.
Sendika aygıtı buna bir mafya babasının yöntemleriyle karşılık verdi. Hakan Birlik yönetiminde, IG Metall tarafından özenle belirlenmiş olan seçim komitesi, 89 kişilik “Özgür Metal İşçileri” listesinin onaylanmasını reddetti. Listenin adayları; iş konseyi temsilcileriyle, seçim komitesiyle ve hatta amirlerle yapılan bireysel görüşmelerde baskı altına alındı. Şimşek, hiçbir gerekçe gösterilmeden özel görüşmeye çağrıldı. Şirket de ona karşı iş hukuku kapsamında adımlar atıyor.
Claudio Bellomo ve Andreas Reimer liderliğindeki sendika bürokratları, size karşı gerekli görülen saldırıları uygulayabilmek için kendi “listelerinin” yardımıyla iş konseyindeki hakimiyetlerini korudular.
Reimer ve Bellomo, iş konseyi seçimine yönelik hukuki itiraza karşı çıkmak için de her yola başvuruyor. İş konseyi seçiminin durdurulması için yapılan ihtiyati tedbir başvurusunun ardından, Hâkim Görke başkanlığındaki Aalen İş Mahkemesi, seçime yönelik hukuki itirazın uzun sürebileceğini, muhtemelen fabrikanın büyük kısmının kapatılmasından sonraya kalabileceğini açıkça belirtti.
IG Metall aygıtının sert eylemleri bir güç göstergesi değildir. Bunlar bir korku belirtisidir. Bürokrasi biliyor ki, eğer sadece tek bir işyerinde bile kontrolü kırılırsa, direniş bir orman yangını gibi yayılabilir.
Yalnız değilsiniz ve belirleyici olan da budur
Schwäbisch Gmünd fabrikasında olanlar her yerde yaşanıyor. Feuerbach, Schwieberdingen, Bühl, Waiblingen ve Homburg’daki Bosch fabrikalarında, tıpkı Volkswagen, Ford, Schaeffler ve diğer pek çok şirkette olduğu gibi binlerce kişilik istihdam yok ediliyor. Ve aynı oyun her yerde oynanıyor: Yönetim işten çıkarmaları açıklıyor, IG Metall medya için protesto gösterileri yapıyor ancak daha sonra bu kesintileri “sosyal açıdan kabul edilebilir” bir biçimde gerçekleştirmek üzere müzakere ediyor.
Ancak direniş büyüyor. Sosyalist Eşitlik Partisi (Sozialistische Gleichheitspartei, SGP) üyeleri son haftalarda Schwäbisch Gmünd, Feuerbach, Schwieberdingen ve Waiblingen’deki Bosch fabrikalarının kapıları önünde vardiya değişimlerinde işçilerle konuştuklarında, IG Metall’e duyulan öfke her yerde hissedilebiliyordu. Sendika üyesi olan veya olmayan, pek çok işçi, bağımsız taban komitelerinin kurulmasını destekliyor.
Diğer Bosch işçileri ise, Schwäbisch Gmünd’deki olaylar hakkında hiçbir şey duymamıştı; çünkü sendika aygıtı, farklı lokasyonlar arasında bilgi alışverişini engellemek için elinden gelen her şeyi yapıyor. Bu sendika bürokrasisinin en belirleyici kontrol aracıdır: Böl ve yönet. Bürokratlar, işçileri fabrika fabrika, ülke ülke birbirine düşürürler.
Farkına vardığınızda, gücünüz tam da burada yatmaktadır: Feuerbach’taki, Waiblingen’deki, Reutlingen’deki işçiler ve Türkiye Bursa’daki, Macaristan Maklár’daki, ABD’deki ve Çin’deki Bosch fabrikalarındaki meslektaşlarınız sizin rakipleriniz değildir. Bu işçiler sizin müttefiklerinizdir. Onlar aynı şirket yönetimine, aynı kâr mantığına, aynı sendikal ihanetlere karşı mücadele ediyorlar.
Şimdi somut olarak ne yapmalı?
İşlerinizin şirkete, IG Metall aygıtına ve iş konseyine karşı savunulması mahkemelere bırakılamaz. Bu mücadeleyi kendi ellerinize almalısınız. Bunun için sendika bürokrasisi ve onun iş konseyindeki yandaşları tarafından değil, işçiler tarafından kontrol edilen, demokratik olarak örgütlenmiş, bağımsız bir taban komitesi inşa edilmelidir.
Böyle bir taban komitesi, “ama”sız ve “fakat”sız bir şekilde, tüm işçilerin işlerinin savunulmasını sarsılmaz bir temel ilke olarak belirlemelidir. Yarın hâlâ bir işinizin olup olmayacağına şirketin nakit durumu ya da dünya pazarındaki rekabet gücü karar vermemelidir. Buna işçilerin örgütlü mücadelesi karar vermelidir.
Somut olarak, taban komitesi derhal şu adımları atabilir:
* Sendikal aygıt, iş konseyi ve Bosch şirketi tarafından baskı altına alınmak istenen Mustafa Şimşek’i ve diğer işçileri savunun.
* İş konseyinin soruları yanıtlamak zorunda olduğu toplantılar (bilgilendirme etkinlikleri) düzenleyin.
* IG Metall aygıtı tarafından bilinçli olarak yürütülen tecrit politikasına karşı Feuerbach, Reutlingen ve Waiblingen’deki Bosch işçileriyle bağlar kurun.
* Türkiye Bursa’daki ve Macaristan Maklár’daki Bosch fabrikalarındaki meslektaşlarınızla temasa geçin. Ortak bildiriler yayımlayın ve ortak toplantılar düzenleyin.
* Taban komitesini, dünya çapında sektörler arası işyeri mücadelelerini koordine eden Taban Komitelerinin Uluslararası İşçi İttifakı’na (TKUİİ) dahil edin; dünyanın her yerinden otomotiv işçilerini bilgilendirme ve tartışma etkinliklerine davet edin.
Dünya Sosyalist Web Sitesi (WSWS), bu mücadelenin her adımında size açıkça eşlik edecek, bunu duyuracak ve uluslararası alanda yayacaktır; böylece Schwäbisch Gmünd gözlerden uzak kalmayacak, herkes için bir işaret fişeği olacaktır!
Belirleyici soru: üretimi kim belirliyor?
Taban komitesinin sorması gereken başlıca soru şudur: Neyin üretileceğine ve kimin işe sahip olup olmayacağına kim karar veriyor? Hissedarlar ve spekülatörler mi, yoksa her şeyi üreten ve yaratan işçiler mi?
Bosch’ta başlatılan iş kıyımı bu nedenle daha geniş bir siyasi bağlam içinde görülmelidir. Burada olanlar, kapitalist sistemin dünya çapındaki derin krizinin bir parçasıdır. Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarında olduğu gibi, pazarlar ve hammaddeler için yürütülen amansız mücadele, bir kez daha şiddetli askeri çatışmalar biçimini almıştır. ABD’li ve Avrupalı güçlerin, Rusya’ya ve İran’a karşı yürüttükleri savaşların ve Çin’e karşı savaş hazırlıklarının nedeni budur.
Bu savaşların “özgürlük” ya da “demokrasi” ile bir ilgisi yoktur. Bunlar ABD ve Avrupa’daki hükümetlerin de hedef tahtasındadır. Trump, Merz, Starmer ve Macron yönetimindeki hükümetler, dünya ekonomisine hâkim olmak ve rakiplerine şantaj yapmak için Ortadoğu’nun enerji kaynaklarını ve Rusya’nın hammaddelerini kontrol etmek istiyorlar. Emperyalist güçler dünyayı yeniden paylaşmak için savaşıyorlar ve bunun için tüm insanlığı barbarlığa ve ölüme sürüklemeye hazırlar.
İşçilerin ve ailelerinin, savaşın bedelini sadece işten çıkarmalar ve ücret kesintileriyle değil, aynı zamanda sağlık ve uzun süreli bakım ödeneklerinde, emekli maaşlarında ve işsizlik yardımlarında yapılan kesintilerle ve kamu altyapısının (eğitim, toplu taşıma, enerji arzı vb.) çökertilmesiyle üstlenmesi bekleniyor. Silahlanmanın ve savaşların faturasını artan fiyatlar yoluyla halihazırda ödüyoruz.
Dolayısıyla, işleri savunma mücadelesi, ancak işçilerin toplumsal ihtiyaçlarını şirketlerin kâr gaspının üstünde tutan bir perspektifle yürütülürse başarıya ulaşabilir. Bu mücadele, kapitalizme ve savaşa karşı uluslararası bir mücadelenin başlangıç noktası haline gelmelidir.
Çalışma hakkı temel bir haktır. Bu hak, büyük hissedarların kâr arayışlarından daha üstün olmalıdır. On yıllar boyunca sizin emeğinizle inşa edilmiş olan ve milyarlarca avro kâr elde eden Bosch gibi bir şirketin, sizin ve ailelerinizin geleceği hakkında bunlar bir bilanço kalemiymiş gibi karar vermeye hakkı yoktur.
Mevcut saldırılara verilecek yanıt, İş Konseyi Kanunu uyarınca, yönetimle “sosyal açıdan kabul edilebilir” kesintiler için müzakere etmeye çağrılacak farklı bir iş konseyi seçmek değildir. Yanıt, üretimde işçi denetimi olmalıdır. Bu talep, mücadelenin başlangıç noktası olmalıdır.
Bizimle iletişime geçin! Şu numaradan WhatsApp üzerinden bağlantı kurun: +49 163 337 8340. İsminizin tamamen gizli kalacağını garanti ederiz.
