Perspektif

Kapitalist oligarşi, UAW sendikası ve sınıf mücadelesi

Birleşik Otomotiv İşçileri (UAW) Sendikası Başkanı Shawn Fain, 19 Nisan 2026 Pazar günü Detroit’te düzenlenen Michigan Demokrat Partisi Eyalet Destek Kongresi’nde delegelere hitap ediyor. [AP Photo/Jose Juarez]

Birleşik Otomotiv İşçileri (UAW) Sendikası Tüzük Kurultayı’nın arifesinde, Amerikan kapitalizmi ilk trilyonerini yarattı. 12 Haziran Cuma günü, Elon Musk’ın serveti, şirketi SpaceX’in rekor kıran borsa çıkışıyla bir trilyon doları aştı.

Amerika Birleşik Devletleri, 4 Temmuz 1776’da Bağımsızlık Bildirgesi’nin yayımlanmasının 250’nci yıl dönümünü kutlamaya hazırlanıyor. Tek bir insanın elinde, dünya tarihinde hayal dahi edilemeyecek ölçekte toplanmış bu aşırı servet, Jefferson’ın “bütün insanlar eşit yaratılmıştır” iddiasıyla alay etmektedir.

Musk’ın servetinin büyüklüğü adeta akla meydan okuyor. Bir trilyon, bin milyar ya da bir milyon kere bir milyon demektir. Bir trilyon dolarlık banknot uç uca dizilse, yaklaşık 162 milyon kilometreye, yani Dünya ile Güneş arasındaki mesafeden daha uzun bir mesafeye ulaşırdı. Bir otomotiv işçisinin ücretiyle ölçüldüğünde, bir trilyon dolar 20 milyon yıllık çalışmaya denk düşmektedir.

Musk’ın serveti, kapitalist bir oligarşinin toplumu yağmalamasının yalnızca en çarpıcı örneğidir. O, ilk trilyonerdir. Günümüzün öteki mega-milyarderlerinin de trilyon dolarlık kulübe katılması fazla sürmeyecektir.

Mevcut servet yoğunlaşması düzeyinin, derinlemesine hastalıklı bir ekonomik sistemin ve işlevsiz bir toplumun belirtisi olduğunu kanıtlamaya pek gerek olmamalı. Amerika Birleşik Devletleri’nde hüküm süren toplumsal eşitsizlik düzeyi demokrasiyle bağdaşmaz. Trump rejimi, oligarşinin servetini faşizan bir polis devleti diktatörlüğü kurarak güvence altına alma dürtüsünün siyasi ifadesinden başka bir şey değildir.

Bütün bunların UAW Tüzük Kurultayı’nın açılışıyla ilgisi var mı? Kesinlikle. UAW sendikasının son yarım yüzyıl boyunca oynadığı rolü incelemeden, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki toplumsal eşitsizliğin patlamasını anlamak olanaksızdır.

Dayanışma Evi’ndeki [UAW Ulusal Merkezi] bürokratlar, başlıca amacı işçi sınıfının kapitalist sömürüye ve şirketlerin kâr dürtüsüne karşı her türlü direnişini bastırmak olan politikalar benimsediler. Onlarca yıl süren satışlar, grevlerin fiilen yasaklanması, taviz sözleşmelerinin dayatılması, ücret kesintileri, sosyal hakların budanması, 40 saatlik çalışma haftasının ortadan kaldırılması, verimlilikteki muazzam artışlar ve bunların sonucunda işçi sınıfının yaşam standartlarının çöküşü olmasaydı, oligarşik servet birikimi mümkün olmazdı.

1979 olayları belirleyici bir dönüm noktasıydı. Chrysler iflasın eşiğindeyken, UAW Başkanı Douglas Fraser görülmemiş ödünler vermeyi kabul etti ve 1980’de bunun ödülü olarak Chrysler’in yönetim kurulunda bir koltuk aldı; böylece, bir sendika başkanı ilk kez büyük bir Amerikan şirketinin yönetim kurulunda yer alıyordu. 1982’ye gelindiğinde UAW, Chrysler’e 1,1 milyar dolarlık bir ödün vermiş, on binlerce iş yok edilmiş, yaklaşık 30 fabrika kapanmış ve aynı saldırı Ford ile General Motors’da da (GM) dayatılmıştı.

UAW, 1980’lerdeki bir dizi toplu sözleşmeyle, emek ile sermaye arasında bir çıkar özdeşliği bulunduğu iddiasını, yani korporatizm programını benimsedi. Pratikte bu, sendika bürokratlarının, şirket yöneticilerinin ve devletin işçilere karşı sınırsız işbirliği anlamına geliyordu. Aygıt, giderek doğrudan şirketlerden aktarılan ortak “eğitim merkezi” fonlarıyla ayakta tutuluyordu; bu fonlar, daha sonra bir düzineden fazla üst düzey UAW yetkilisini hapse gönderen yolsuzluğun maddi temelini oluşturdu.

UAW yalnız değildi. 1981’de Reagan, greve çıkan 11 bin PATCO hava trafik kontrolörünü işten attığında, AFL-CIO onları savunmak için kılını dahi kıpırdatmadı; grevi yalnız bırakarak ezilmesine izin verdi. Bu ihanet, çelik, et paketleme, madencilik ve otomotiv sektörlerini kasıp kavuran bir sermaye saldırısının başlangıcına işaret ediyordu; sendika bürokrasisi her saldırıya “işleri kurtarma” adına ödünlerle karşılık veriyordu.

Dünya ekonomisinde de paralel süreçler yaşanıyordu; bunların başında, üretimin küreselleşmesi ve savaş sonrası ekonomik büyümenin ulusal olarak düzenlenen çerçevesinin çöküşü geliyordu. Kapitalist küreselleşmeyle yüz yüze gelen kapitalizm yanlısı ve milliyetçi bürokrasi, işçi sınıfı mücadelesine yönelik her türlü uluslararası stratejiyi reddederek kendisini giderek daha doğrudan biçimde şirket yönetimlerine ve devlete eklemledi.

İşçiler açısından bunun sonuçları yıkıcı oldu. UAW’nin üye sayısı, 1970’lerin sonundaki 1,5 milyondan bugün kabaca 370.000’e düştü. UAW, başta üniversiteler olmak üzere başka sektörlerde de aidat ödeyen üye topladığı için, otomotiv işçileri bu toplamın yalnızca yarısını oluşturuyor. Harvard’daki asistanların da yeni keşfettiği üzere, bu emekçiler de tıpkı otomotiv işçileri gibi aynı ihanetlere ve anti-demokratik ayak oyunlarına maruz kalıyorlar.

2009’da GM ve Chrysler’in, sendikanın tam işbirliğiyle yapılan Obama dönemi iflasları, yeni işe alınanların ücretlerini yarıya indirdi ve iki kademeli ücret sistemini iyice yerleştirdi. UAW aygıtı, oto yedek parça işlemlerinin —GM’den Delphi ve Ford’dan Visteon— daha düşük ücretli bir yedek parça sektörüne aktarılması sürecine nezaret etti.

Aynı on yıllar boyunca verimlilik fırlarken ücretler durağanlaştı ya da düştü. Gerçek tavan montaj ücreti kabaca 1978’deki düzeyinde duruyor ve otomotivdeki ortalama reel ücretler yalnızca 2008 ile 2023 arasında yüzde 19’dan fazla geriledi. Yeni işe alınanların emekli maaşları gasp edildi, emeklilik dönemi sağlık hakları, sendika denetimindeki VEBA (Gönüllü Çalışan Yardım Derneği) fonlarına devredildi ve işçilik maliyetleri bir aracın fiyatının çok küçük bir kısmına indirildi.

Ama üye sayısındaki ve işçilerin yaşam standartlarındaki çöküş, aygıtın maddi konumunu zayıflatmadı. Tam tersine, UAW 1,25 milyar dolarlık bir varlığı kontrol ediyor. UAW Uluslararası Başkanı Shawn Fain de dahil olmak üzere üst düzey yöneticiler yılda çeyrek milyon doların üzerinde para kazanıyorlar. Aygıtın bu geliri, ayrıcalıkları ve kurumsal konumu, sınıf mücadelesinin bastırılmasına ve şirketlerle kurduğu ortaklığın sürdürülmesine bağlıdır.

Dolayısıyla mesele, aygıtı iyileştirmek değildir. Fain yönetiminin üç yılı, başka hiçbir şeyi değilse bile bunu kanıtlamıştır. 2023’teki “ayağa kalkma grevi” işçileri iş başında tutmak için tasarlanmıştı ve zorla kabul ettirilen toplu sözleşmeler kitlesel işten çıkarmaların önünü açtı.

Kurultayın arifesinde UAW aygıtı, şirketin stok yapabilmesi için önceden fazla mesaileri koordine ettikten sonra, 1.000 American Axle işçisinin 10 günlük grevini sona erdirmek üzere bir geçici anlaşmayı apar topar yürürlüğe soktu. Saginaw’da Nexteer işçileri UAW destekli üç toplu sözleşmeyi reddetti ve yüzde 86 oyla greve gitme kararı aldı; çeşitli eyaletlerdeki Dana işçileri ise UAW destekli anlaşmaları yüzde 90 ya da daha yüksek oranlarla reddetti.

Üstelik Fain, makamını işçilere değil, onların oy verme hakkını bastıran bir aygıta borçludur. UAW yetkililerinin, devlet tarafından sendikaya dayatılan 2022-23 doğrudan seçimi bir sahtekârlıktı: Üyelerin yüzde 10’undan azı oy kullandı ve Fain yalnızca birkaç yüz oyla kazandı.

Sosyalist taban adayı ve Mack Trucks işçisi Will Lehman, oy verme hakkının sistematik gaspını belgeledi. Lehman şimdi delegelere kendisini kurultay kürsüsünden aday göstermeleri çağrısında bulunuyor.

Lehman’ın kampanyası, işçi sınıfının gereksinim duyduğu alternatifin pratik ifadesidir ve şu soruyu doğrudan gündeme getirmektedir: İşçi sınıfı, servetini Musk’a ve oligarşiye teslim eden bir aygıta zincirlenmiş kalmaya devam mı edecek, yoksa bağımsız seferberlik yolunu mu tutacak?

Kurultaydaki delegeler arasında, salt aygıt içinde mevki peşinde olmayanlar da var. Bu delegeler, Fain’in ve aygıtın, kurultayı kendi iflas etmiş politikalarını aklama törenine dönüştürme çabalarına meydan okuyarak inisiyatif almalı ve Lehman’ın aday olmasını sağlamalıdır.

Lehman’ın kampanyasında belirttiği gibi, ileriye giden yol aygıttan değil, aygıtın lağvedilmesinden ve her işyerinde taban komitelerinin geliştirilmesi yoluyla yetkinin işçiler geri verilmesinden geçmektedir. Taban Komitelerinin Uluslararası İşçi İttifakı (TK-Uİİ), her işyerinde, sendika aygıtından ve her iki kapitalist partiden bağımsız; fabrikalar, sanayiler ve sınırlar arasında koordine olan bu tür komitelerin geliştirilmesini teşvik etmektedir.

Bu komiteler, işçi sınıfı örgütlenmesinin ve mücadelesinin kaleleri haline gelmeli; bant hızı, üretim standartları, işe alım ve iş güvenliği üzerinde işçi denetimi için mücadele etmeli ve işçilerin hayatı tehlikeye girdiğinde üretimi durdurma yetkisine sahip olmalıdır. Bir daha asla, hiçbir işçi, sendikanın onayladığı hız artışları ve yeni donatımlar yüzünden fabrikalarda ezilerek ölen Antonio Gaston, Ronald Adams Sr. ve Gregory Knopf gibi ölmemelidir.

Bu, otomotiv şirketlerinin ve büyük sanayilerin, üretimin özel kâr için değil toplumsal ihtiyaçlar temelinde örgütlenebilmesi amacıyla işçi sınıfının demokratik denetimi altında ulusallaştırılması gereğini gündeme getirmektedir.

Bu mücadele, özünde uluslararasıdır. Amerika Birleşik Devletleri’nde sınıf mücadelesinin yükselişi, her kıtada patlak veren bir hareketin bir parçasıdır. Dünyanın dört bir yanındaki işçiler tırmanan aynı savaşla, diktatörlüğe doğru aynı gidişle, aynı kapitalist krizle karşı karşıyadır. Otomotiv ve yedek parça devleri, küresel işletmeler olarak faaliyet gösteriyorlar; her yerde ücretleri aşağı çekmek için bir ülkenin işçilerini diğerlerine karşı kışkırtıyorlar. Bunlara ancak işçi sınıfının uluslararası birliğiyle, her sınırın ötesinde koordine edilen bir birlikle karşılık verilebilir.

Musk’ın trilyon dolarlık servetinin en bariz ifadesi olduğu oligarklar diktatörlüğü, yüzeysel değişikliklerle son bulmayacaktır. Buna ancak toplumun kökten yeniden düzenlenmesiyle son verilebilir. Bu, ekonomik yaşamın mali aristokrasinin elinden çekilip alınması ve toplumsal ihtiyaçlar ile gerçek eşitlik temelinde yeniden kurulması demektir.

Sosyalizmin perspektifi budur. Bunun gerçekleşmesi, Amerikan ve uluslararası işçi sınıfının büyük devrimci ve sosyalist geleneklerinin —sendikal bürokrasinin kuşaklar boyu gömmek için çabaladığı geleneklerin— bilinçli biçimde yeniden canlandırılmasını gerektirir. Her otomotiv işçisine ve her işçiye bu mücadeleyi sahiplenme çağrısı yapıyoruz: Taban komitelerini inşa edin ve sosyalist bir gelecek mücadelesine katılın.

Loading