Perspektif

G7 güçleri Évian zirvesinde yeni savaş planları yaptı

Dünya liderleri, 16 Haziran 2026 Salı günü Fransa’nın Evian-les-Bains kentinde düzenlenen G7 Zirvesi’nde grup fotoğrafı için poz verdiler. [AP Photo/Julia Demaree Nikhinson]

Fransa’nın Évian kentindeki G7 zirvesi, savaş sonrası kapitalist düzenin çöküşünde ve Üçüncü Dünya Savaşı’na doğru gidişte yeni bir adıma işaret ediyor. Katılımcılar —ABD, Japonya, Almanya, Birleşik Krallık, Fransa, İtalya ve Kanada— arasındaki gerilimler daha önce hiç bu denli keskin olmamıştı. Zirveye giden devlet ve hükümet başkanları, kendi ülkelerinde patlamaya hazır bir toplumsal barut fıçısının üzerinde oturuyorlar.

Trump’ın Kanada ve Grönland’ı ele geçirme tehditleri, Avrupa Birliği’ne (AB) ve diğer sözde ortaklarına yönelik ticaret tarifeleri, Rusya’yla görüşmelerde ve İran’a karşı yakın zamandaki savaşta sergilediği tek taraflı tutumu, Avrupa başkentlerinde ABD’ye bir müttefik olarak “artık güvenilemeyeceği” görüşünü pekiştirdi. ABD artık bir ortak değil, bir tehdit olarak görülüyor.

Avrupalı güçler bu duruma, emperyalist çıkarlarını ABD’den bağımsız olarak —ve gerekirse ABD’ye karşı— gözetebilmek için savaşa ve silahlanmaya muazzam meblağlar ayırarak yanıt veriyorlar. Bunun bedelini sosyal hizmetlerde yapılan kesintiler yoluyla halkın sırtına yıkıyorlar ve böylece İran savaşı, enflasyon ve ekonomik durgunlukla körüklenen toplumsal gerilimleri kopma noktasına götürüyorlar.

Ukrayna savaşında Avrupa, şimdiye dek tek taraflı olarak ABD’nin yürüttüğü Rusya’yla görüşmelerde masada bir yer edinmek için bastırıyor. ABD, Ukrayna’ya mali yardımını askıya aldığından bu yana savaş ağırlıklı olarak Avrupa tarafından finanse ediliyor. Almanya tek başına, savaşın başından beri Ukrayna’ya destek için 94 milyar avrodan fazla harcadı; AB de Ukrayna’nın savaşı sürdürebilmesi için yakın zamanda toplam 90 milyar avroluk yeni krediler verdi.

Avrupalı güçlerin ve Kanada’nın amacı, Rusya’ya herhangi bir taviz verilmesini engellemektir. Savaşın tırmandırılmasında ısrar ediyor ve böylece nükleer bir tırmanma riskini bilinçli olarak göze alıyorlar. G7’nin ev sahibi Emmanuel Macron, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’i zirveye davet etti; Zelenskiy hükümeti yakın zamanda Rusya’nın derinliklerindeki ve Moskova ile St. Petersburg gibi büyük şehirlerin yakınındaki enerji tesislerini kasten hedef alarak Rusya’nın sert tepkilerini kışkırtıyor.

Ukrayna savaşı, zirvenin gündemindeki ilk maddeydi. Bu konuda somut hiçbir karar alınmadı. Trump’ın Avrupa’nın tırmandırma politikasına bir tavizi olarak görülen, “Rusya üzerindeki baskının artırılması” üzerinde mutabık kalındı. Trump ayrıca, İran’a karşı savaş sırasında kaldırılan Rus petrolüne yönelik yaptırımların yeniden yürürlüğe konabileceği olasılığını da gündeme getirdi. Üç gün önce Britanya, Manş Denizi’nde Rus petrolü taşıyan bir tankere el koydu.

Zirvenin ikinci konusu İran savaşıydı. Pazartesi günü Trump, Tahran’la, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılacağı ve çatışmaların sona ereceği bir çerçeve anlaşmasına varıldığını duyurdu. Önümüzdeki 60 gün boyunca İran’ın nükleer programı ve diğer ihtilaflı meseleler üzerine bir anlaşmanın müzakere edilmesi öngörülüyor.

Cuma günü Luzern’de imzalanması beklenen anlaşmanın metni, bu yazı yazılırken, zirve katılımcılarına da kamuoyuna da henüz açıklanmamıştı. Anlaşmanın ne kadar kalıcı olduğu da belirsiz. Kesin olan, bunun Amerikan emperyalizmi için bir hezimet teşkil ettiğidir. Trump, kendi ilan ettiği savaş hedeflerinin —rejim değişikliği, İran’ın silah cephaneliğinin imhası ve nükleer programının tümüyle durdurulması— hiçbirine ulaşamadı. Bunun yerine Hürmüz Boğazı’ndaki abluka küresel ekonomik krizi ağırlaştırdı ve ABD’nin otoritesini zayıflattı.

Trump’ı anlaşma için tebrik eden Avrupalı güçler, durumu kendi lehlerine kullanmaya çalışıyor. Savaşı kötü hazırlanmış buldukları ve ganimetten dışlanacaklarından korktukları için savaşa mesafeli durmuşlardı. Trump onlara önceden ne danıştı ne de bilgi verdi.

Bununla birlikte, Trump’ın İran’ı boyunduruk altına alma ve İsrail’in yardımıyla Ortadoğu’yu bombalayıp sömürgeleştirme hedefini istikrarlı biçimde desteklediler. İsrail’i ve onun savaş suçlarını eleştirenler, tüm G7 ülkelerinde bastırılıyor ve takibata uğruyor. G7 liderleri İran’a karşı savaşı kınamadılar. Savaşın başlamasından dört gün sonra Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, çekim yapan kameraların önünde Trump’a desteğini güvence ettiği Oval Ofis’te oturuyordu.

Şimdi Avrupalı güçler, kendi askeri varlıklarını bölgede güçlendirmek için Amerikan hezimetinden yararlanıyor. ABD-İran çerçeve anlaşmasının haberi henüz kamuoyuna açıklanmıştı ki, Merz, Macron, Britanya’dan Keir Starmer ve İtalya’dan Giorgia Meloni ortak bir açıklamayla, Hürmüz Boğazı’nda bir askeri operasyon yoluyla ticari nakliyeyi güvence altına alma ve mayın temizleme hazırlıklarını duyurdular. Fransız uçak gemisi Charles de Gaulle de dahil olmak üzere ilgili savaş gemileri, operasyon bölgesine iki üç gün içinde ulaşabilmek için uzun süredir teyakkuzda bekliyor.

Macron ayrıca Mısır’ı ve Körfez ülkeleri Katar ile Birleşik Arap Emirlikleri’ni de Évian’a davet etti. Bunların, Avrupa’nın bölgedeki nüfuzunu güçlendirmeye yardımcı olması bekleniyor.

ABD-İran anlaşması —dolaysız sonucu ne olursa olsun— Ortadoğu ve dünyanın büyük emperyalist güçler arasında yeniden paylaşımı uğruna şiddetlenen mücadelede yalnızca bir aşamadır. Trump, Évian’da bizzat, İran’ı nükleer silah yapmaktan ya da edinmekten tümüyle vazgeçmemesi halinde topyekûn imhayla yeniden tehdit etti; bu, ABD nükleer silahlarının kullanılacağına yönelik açık bir tehditti.

Bu yazının kaleme alındığı sırada hâlâ tartışılmakta olan zirvenin üçüncü kilit konusu ekonomik meselelerdi.

Transatlantik ticaret savaşı şiddetle sürüyor. Trump, ayrılışından hemen önce Fransa’yı, büyük Amerikan dijital şirketlerine uyguladığı vergiyi geri çekmediği takdirde şaraba yüzde 100 tarife uygulamakla tehdit etti. Macron’un kendisi de Sam Altman (OpenAI), Alex Wang (Meta, Scale AI) ve Dario Amodei (Anthropic) dahil olmak üzere önde gelen dijital ve yapay zekâ şirketlerinin bir düzineden fazla CEO’sunu Évian’a davet etti.

Buna karşılık, Çin’e yönelik tutum konusunda bir uzlaşma belirmeye başladı. Burada bütün zirve katılımcıları, yükselen ekonomik güçle giderek büyüyen ticaret açığını ele almakta hemfikir oldu. Askerî açıdan da ABD, Japonya ve Avrupa, Çin’e karşı savaş hazırlıklarında yakın işbirliği yapmayı sürdürüyor.

ABD ile Avrupa arasındaki gerilimler öyle keskinleşti ki, Trump’ın zirveye hiç olmazsa katılmış ve Kanada’daki son G7 zirvesinde yaptığı gibi erkenden ayrılmamış olması bile bir başarı olarak görüldü. Daha en baştan, ortak bir sonuç bildirisi planlanmamıştı.

Bununla birlikte, Avrupalı güçlerin ABD’ye askeri ve ekonomik bağımlılığı hâlâ o denli büyük ki, askeri kapasitelerini güçlendirmeden önce tam bir kopuşu önlemeye çalışıyorlar. Bu nedenle ev sahibi Macron, yapay bir uyum cephesi yaratmak ve her türlü dış müdahaleyi bastırmak için hiçbir çabadan kaçınmadı.

Trump’a, hediyelerle keyfi yerinde tutulması gereken inatçı bir çocuk muamelesi yaptı. Trump’ın 80’inci yaş gününü kutlamak üzere Beyaz Saray önündeki askerî geçit törenine katılabilmesi için zirveyi bir gün erteledi ve ABD başkanını, çarşamba akşamı zirvenin kapanışında Versay Sarayı’nın tarihi görkemi ve şaşaası içinde özel bir akşam yemeğine davet etti.

Resmî vesile, Amerika Birleşik Devletleri’nin bağımsızlığının 250’nci yıldönümüydü. Amerikan Bağımsızlık Savaşı’nı resmen sona erdiren ve ABD’nin Büyük Britanya’dan bağımsızlığını mühürleyen barış antlaşması, 1783’te Versay’da imzalanmıştı.

Ne var ki Macron, Versay’la yakından bağlantılı bir başka tarihi —5 ve 6 Ekim 1789’u, “Kadınların Versay Yürüyüşü”nü— Trump’a hatırlatmamayı yeğledi. O tarihte Paris halkı, maiyetiyle birlikte tarifsiz bir lüks içinde yaşayan Kral XVI. Louis’yi Paris’e taşınmaya zorlamış, kral daha sonra burada başını yitirmişti.

Devrim hayaleti Évian zirvesinin üzerinde de dolaşıyordu. Halk yığınları ile tüm G7 uluslarında politikayı belirleyen süper zenginler arasındaki uçurum, artık kitlesel direnişe, protestolara ve grevlere yol açıyor. G7 liderleri öylesine sevilmiyorlar ki, kimi bir parti liderlik seçiminde devrilmenin eşiğinde (Starmer), kiminin artık parlamentoda çoğunluğu yok (Macron), kimi de anketlere göre yeniden seçilemeyecek durumda (Merz). Bu duruma, devlet aygıtını güçlendirerek ve demokratik hakları ayaklar altına alarak yanıt veriyorlar. Trump bu konuda yalnızca başı çekiyor.

Macron bu durumu Évian’da kanıtladı. Her türlü siyasi muhalefeti uzak tutmak için, Alpler’in eteklerinde, Cenevre Gölü kıyısındaki bu sakin kaplıca kasabasını üst düzey bir güvenlik bölgesine dönüştürdü. Devlet ve hükümet başkanlarını korumak için, askerler, gümrük memurları, itfaiyeciler ve çok sayıda tekne, dron, motosikletli devriye ve köpekli birimin desteğiyle 13 binden fazla polis seferber edildi. Évian’a yapılan tren ve tekne seferleri tümüyle durduruldu.

Macron tüm protestoları yasakladığı için, gösteriler 40 kilometre uzaklıktaki Cenevre’ye taşınmak zorunda kaldı; burada İsviçre, yalnızca uluslararası mali oligarşinin bankeri değil, aynı zamanda polisi olduğu yönündeki ününü fazlasıyla hak etti.

İsviçre, pazartesi günü zirveye karşı gösteri yapan geniş bir G7 karşıtı ittifakı bastırmak için, İsviçre Ordusu’ndan 4 bin askerin desteğiyle 7 binden fazla güvenlik görevlisi konuşlandırdı. Yerel medya ve yetkililer çatışma çıkacağı korkusunu körüklerken, lüks mağazalar ve bankalar vitrinlerini kapattı.

Sonunda polis, organizatörlere göre 60 bin, polise göre ise 20 bin kişinin katıldığı, büyük ölçüde barışçıl olan gösteriyi göz yaşartıcı gaz ve tazyikli su kullanarak şiddetle dağıttı. Yaklaşık 200 göstericiyi abluka altına aldılar, orada bulunan herkesin kimlik bilgilerini kaydettiler ve birçok kişiyi gözaltına aldılar.

Évian zirvesi, bugün dünyanın durumunun bir mikrokozmosu işlevi görüyor: Bir tarafta üst düzey güvenlikli bir tesise kapanmış, yeni savaşlar ve sosyal programlara saldırılar planlayan egemen seçkinler; diğer tarafta ise devletin yoğunlaşmış gücüyle karşı karşıya gelen büyük bir muhalefet.

Kapitalizmi savunan hiçbir hükümet ve hiçbir parti, savaşa ve diktatörlüğe doğru bu gidişi durduramaz. Bunu yalnızca, uluslararası işçi sınıfının sosyalist bir program uğruna mücadele eden bağımsız bir hareketi yapabilir. Savaşa, diktatörlüğe ve faşizme karşı mücadele, oligarkların mülksüzleştirilmesine ve toplumun sosyalist bir temelde yeniden örgütlenmesine kopmaz biçimde bağlıdır.

16 Haziran 2026

Loading