Salı günü Manş Denizi’nde bir Rus savaş gemisinden havaya açılan ateş, yakındaki bir İngiliz yatına yönelik bir uyarıydı. Ne var ki Avrupa işçi sınıfı bunu, hükümetleri tarafından Rusya’yla bir savaşın içine giderek daha kesin biçimde sürüklendiklerine dair bir uyarı olarak görmelidir.
Doğal olarak, olaya ilişkin çelişkili anlatımlar var. Rus ordusu, yatın tehlikeli bir yaklaşım rotasında olduğunu ve Amiral Grigoroviç’ten havaya beş uyarı atışı yapılmadan önce defalarca temas kurmaya çalışıldığını ve işaret fişekleri atıldığını öne sürüyor. Yattaki çift ise hiçbir işaret fişeği atılmadığını ya da telsiz çağrısı yapılmadığını iddia ediyor ancak atışların uyarı amaçlı yapıldığını doğruluyor. Olayı izlemekte olan Britanya ordusu da başlangıçta Rusların eylemlerini yalnızca “olası bir çarpışmayı önleme girişimi” olarak nitelendirdi.
Olaylar tam olarak nasıl gelişmiş olursa olsun, iki olgu belirleyici ve çürütülemez niteliktedir. Rusya ile Britanya arasındaki gerilimler bir ateş hattına getirilmemiş olsaydı, ateş açılmazdı. Bu gerilimler, Avrupalı güçler ile Rusya arasındaki bir de facto savaş hâlinin sonucudur; bu savaş hâli, Ukrayna’da hâlihazırda süren felaketi tüm kıtaya yayma riski taşımaktadır.
İki gün önce, aynı sularda, Britanya kuvvetleri Rusya’nın gölge filosunun bir parçası olan, Kamerun bayraklı Smyrtos tankerine, Hindistan’a petrol taşırken el koydu. Bu, Belçika, Fransa, İsveç, Finlandiya ve Almanya’nın da aralarında bulunduğu Avrupa hükümetlerinin, Moskova’ya karşı ekonomik yaptırımları uygulamak için gerçekleştirdiği bir dizi el koyma ve alıkoyma eyleminin sonuncusuydu.
Britanya’nın Manş Denizi’nde gemilere müdahale etmeye hazır olduğunun sinyalini vermesi, riskleri önemli ölçüde artırıyor. Burası, Rusya’nın başlıca Baltık limanlarından —Ust-Luga, Primorsk ve St. Petersburg— yola çıkan tankerlerin kullandığı ana güzergâhtır. Sunday Times’ın bir araştırmasına göre, 2022’den bu yana bu su yolundan yaklaşık 239 milyar sterlin (319 milyar dolar) değerinde Rus petrolü geçti.
Britanya Başbakanı Keir Starmer, yat olayına Rusya’nın “pervasız” eylemlerini kınayarak yanıt verdi. Bu suçlama, on katıyla Starmer’a ve İşçi Partisi hükümetine geri çevrilmelidir. Bakan Nick Thomas-Symonds’ın, “bu, geçen hafta sonu gölge filoya ait Rus petrol tankerine el konulmasıyla ilgili değildir,” yönündeki iddiaları saçmadır.
Britanya ve Avrupalı güçler, 2014’teki aşırı sağcı Maydan darbesini desteklemelerinden bu yana, on yıldan fazla bir süredir Rusya’yla çatışmayı saldırgan biçimde körüklüyorlar. Biden yönetiminin de desteğini alan Avrupalı güçler, Rusya’nın 2022’de Ukrayna’yı istila etmesini, NATO’nun doğuya doğru genişlemesine verilen bu gerici yanıtı, bulunmaz bir fırsat olarak gördüler. Ukrayna’yı ekonomik sömürüye açık bir vasal devlete indirgerken, Rusya’yı bataklığa saplayıp kan kaybettirebileceklerini, hatta bir rejim değişikliğini bile kışkırtabileceklerini düşündüler.
Dört yılı aşkın bir savaşın ardından, bu hedefler çılgın bir coşkuyla güdülüyor. Bu süreç artık, bu savaşa ilgisini kaybetmiş görünen Trump yönetiminin değil, Avrupalı güçlerin önderliğinde yürütülüyor. Trump yönetimi, Ukrayna üzerinde kendi ekonomik denetimini güvence altına alırken, Rusya’yla nadir toprak elementleri, petrol, doğal gaz ve diğer stratejik varlıklar konusunda elverişli ticari ilişkiler kurmayı tercih ediyor.
Tankerlere el konulması, Ukrayna’daki Zelenskiy rejiminin öncülük ettiği, Rusya’nın enerji ihracatına yönelik daha geniş bir askeri saldırının ve Avrupalı emperyalistlerin yürüttüğü bir ekonomik taarruzun parçasıdır.
NATO teknolojisiyle desteklenen Ukrayna ordusu, Rusya topraklarının derinliklerindeki hedeflere ulaşma kapasitesini önemli ölçüde geliştirdi. Son altı ayda bir düzineden fazla rafineri ve diğer petrol ve doğal gaz altyapısı ile yarım düzine liman ve petrol terminali vuruldu. Rusya’nın Davos’u olarak bilinen bir ekonomi forumu sırasında, Devlet Başkanı Vladimir Putin’in memleketi St. Petersburg’a yapılan başarılı saldırılar, siyasi açıdan özellikle yıkıcı oldu.
Manş olayının yaşandığı gün de dahil olmak üzere, kargo gemileri ve tankerler de vuruldu.
Ekonomik cephede ise Britanya ve Avrupa Birliği tarafından 2 bin ile 3 bin arasında kişi ve kuruluş yaptırıma tabi tutuldu; kritik sektörlerde ticaret durduruldu ve Rus petrolüne bir G7 fiyat tavanı konuldu. Hâlihazırda süren G7 zirvesi, “Rus savaş ekonomisi üzerindeki baskıyı” artırma yönünde yazılı bir taahhütte bulundu: “Bu çerçevede, petrol ve doğal gaz sektörlerine yönelik olanlar da dahil olmak üzere yaptırımlarımızı güçlendireceğiz.”
Çok sayıda gösterge, bu baskının etkisini göstermeye başladığına işaret ediyor. Rusya’nın büyüme tahminleri aşağı çekildi, ulusal bütçe açığı tıpkı özel sektör borçları ve ödenmemiş borçlar gibi şişiyor ve kritik petrol ihracatı bile azaltılırken ülke artık bir yakıt sıkıntısı yaşıyor. Çok sayıda izleme kuruluşu ayrıca, Rusya’nın son aylarda ele geçirdiği toprak miktarında ciddi bir düşüş olduğunu belirtiyor. Askere alma çabalarının da sekteye uğradığı bildiriliyor.
Avrupalı güçler, iddia ettikleri gibi bunu görüşmeleri zorlamak için bir koz olarak kullanmak bir yana, “barış” müzakerelerinin yalnızca Rusya’nın teslimiyet müzakereleri biçiminde gerçekleşmesini sağlama niyetlerini açıkça ortaya koydular.
Rusya buna kısmen, büyük kentsel merkezlere yönelik hava savaşını yoğunlaştırarak yanıt verdi; Birleşmiş Milletler’e göre, Ukraynalı sivil kayıplar —274 ölü ve 1.763 yaralı— açısından, mayıs ayı savaşın en kötü ayı oldu. Rus oligarşisinin en militarist ve milliyetçi kesimlerinde, daha kapsamlı ve saldırgan bir yanıt için baskı artacak ve bu da Putin’i giderek daha korunmasız bir konuma sokacaktır.
Savaş boyunca pek çok kez, Rus yetkililer, Ukrayna savaşına artan müdahalelerine tepki olarak, Ukrayna dışındaki Avrupa hedeflerini vurmakla tehdit etti.
2024’te Putin, Ukrayna jetleri için kalkış noktası olarak kullanılan herhangi bir NATO hava üssünün “meşru bir hedef” olacağını ima etmişti. Aynı yıl, Paris Ukrayna’ya asker gönderme fikrini gündeme getirdiğinde ve Londra uzun menzilli füzelerinin Rus hedeflerini vurmak için kullanılmasına izin verdiğinde, Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov “yeni bir tırmanma” konusunda uyarıda bulunmuş, Rusya da stratejik nükleer silahları içeren tatbikatları kamuoyuna açıklamıştı.
Bu yıl, Rusya Savunma Bakanlığı, Ukrayna’nın dron üretmesine yardım eden Avrupa şirketlerinin adreslerini sıraladı ve bu şirketlerin savaşa müdahil olmasının, “keskin bir tırmanmaya” yol açacak biçimde “bu ülkelerin Ukrayna için stratejik bir artçı haline gelmesi” anlamına geldiğini belirtti.
Bu uyarılar Britanya basınında neredeyse hiç yer almıyor ve hükümet tarafından halkı sahte bir güvenlik duygusuyla yatıştırma çabasıyla, rutin biçimde bir “blöf” olarak nitelendiriliyor. Oysa Britanya’nın silahlı kuvvetlerinin başındakiler, Rusya’yla topyekûn bir savaş için planlar yapılması gerektiğinde ısrar ediyorlar.
2022’de, savaşın patlak vermesinden birkaç ay sonra, Britanya Ordusu’nun başına o zaman yeni atanmış olan General Sir Patrick Sanders, Sky News tarafından yayımlanan bir konuşmasında, bir askeri toplantıda şunları söylemişti: “Artık müttefiklerimizin yanında savaşabilecek ve Rusya’yı muharebede yenebilecek bir ordu oluşturmak için yakıcı bir zorunluluk var. Orduyu bir kez daha Avrupa’da savaşmaya hazırlaması gereken kuşak biziz.”
Emekli Rus Korgeneral Yevgeniy Bujinskiy buna, Rus devlet yayın kuruluşuna konuşarak şöyle yanıt vermişti: “[Sanders] Üçüncü Dünya Savaşı’nın sonucunda Britanya’nın fiziken var olmaktan çıkacağını anlamıyor. Ada yok olacak, dolayısıyla kendisinin ya da torunlarının nerede yaşayacağına dair hiçbir fikrim yok.”
İşçi sınıfı, kendisini şu anda yöneten bu manyakların iktidarda kalmasına izin veremez. Avrupalı yetkililer, Rusya’yla savaştan, sanki bu insanlık için bir felaket değil de hayatın talihsiz bir gerçeğiymiş gibi, “on yılın sonuna kadar” ya da “birkaç yıl içinde” diye söz ediyorlar.
Bu koşullar altında, en küçük bir olay bile hızlı bir tırmanma sarmalının başlangıç noktası haline gelebilir. Ciddi olaylar şimdiden düzenli olarak yaşanıyor. Hem Ukrayna’ya hem de Rusya’ya ait dronlar, Litvanya, Letonya, Polonya ve Romanya hava sahasına girdi. Geçen ay Karadeniz üzerinde bir RAF casus uçağı Rus avcı jetleri tarafından önlendi; birkaç gün önce de İsveç jetleri Rus avcı uçaklarını önledi.
Avrupalı güçler hızla silahlandıkça, benzer olaylar daha sık ve daha vahim hale gelecek. SIPRI Askeri Harcama ve Silah Üretimi Programı’ndan Jade Guiberteau Ricard’a göre, 2025’te Avrupa’nın NATO üyeleri orduya toplam 559 milyar dolar harcadı; harcamalar “1953’ten bu yana herhangi bir zamandakinden daha hızlı yükseldi.”
Kıta genelinde savaş tamtamları çalınıyor. Starmer geçen hafta, hükümeti “tehditlerin arttığı bu dönemde” askeri harcamaları yeterince yükseltme konusunda “yetersiz ve isteksiz” olmakla suçlayarak istifa eden Savunma Bakanı John Healey’nin istifasıyla sarsıldı.
Selefi Ben Wallace, BBC Radio 4’ün Today programına yakınarak, Manş olayının Rusya’nın “tarafımızca caydırılmadığını” gösterdiğini söyledi. Avam Kamarası Savunma Komisyonu Başkanı Tan Dhesi ise, “Belli ki, savunma harcamalarını artırmak da dahil olmak üzere çok daha hızlı hareket etmemiz gerekiyor,” dedi.
Bu konuda başı Almanya çekiyor. Almanya 2025’te askeri harcamasını yüzde 24 artırarak —üst üste üçüncü kez çift haneli büyümeyle— 114 milyar dolarla dünyanın silahlı kuvvetlere en çok harcama yapan dördüncü ülkesi haline geldi. Rusya, 190 milyar dolarla üçüncü sırada; Rus hükümeti, kazanamayacağı gerici bir savaş ile sağ çıkmakta zorlanacağı bir “barış” arasında sıkışmış durumda.
Manş Denizi’ndeki olaylar gelişirken Trump, Évian’daki G7 zirvesinde, dünyanın emperyalist güçlerine, İran’la barışın yalnızca bir “mutabakat muhtırası”nın imzalanmasına bağlı olarak birkaç gün uzakta olduğunu böbürlenerek anlatıyordu. Oysa dünya, Rusya’yla açık bir savaşa doğru bir adım daha yaklaştı.
Çatışan tarafların hiçbiri, bu cehennemden bir çıkış yolu sunamaz. Bunlar, çıkarlarını savunmak için giderek savaş ve diktatörlük yöntemlerine bağımlı hale gelen bir kapitalist oligarşinin hiziplerini temsil ediyor: ister emperyalist güçler örneğinde olduğu gibi yeni nüfuz bölgeleri oluşturma yoluyla olsun, ister Rusya örneğinde olduğu gibi bu çabalara direnebilecekleri güçlü bir bölgesel pozisyon oluşturma girişimi yoluyla.
Avrupa’daki işçi sınıfı, bunun bedelini giderek daha sert bir kemer sıkma politikası ve temel demokratik hakların yok edilmesiyle şimdiden ödüyor. İşçiler, tıpkı Ukraynalı ve Rus kardeşleri gibi, bunun bedelini canlarıyla da ödeyecek.
Şimdi acil ihtiyaç, savaş karşıtı kitlesel bir sosyalist hareket inşa etmektir. Tırmanan küresel savaşı kendi yöntemiyle durdurabilecek olan, yalnızca işçi sınıfıdır. Bu yöntem, uluslararası sosyalist devrimdir.
