Adalar Belediye Başkanı Ercan Akpolat’ı serbest bırakın! Siyasi cadı avını durdurun!

Adalar Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat etkinliğin açılış konuşmasını yapıyor.

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, cuma sabahı Adalar Belediyesi’ne yönelik geniş çaplı bir operasyon düzenledi. Cumhuriyet Halk Partili (CHP) Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat, başkan yardımcıları, birim amirleri, meclis üyeleri ve belediye personelinin de aralarında bulunduğu 40’tan fazla kişi eş zamanlı baskınlarla gözaltına alındı.

Dünya Sosyalist Web Sitesi ve Sosyalist Eşitlik Partisi – Dördüncü Enternasyonal, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu polis devleti operasyonunu kınamakta ve Akpolat dahil gözaltına alınanların derhal ve koşulsuz serbest bırakılmasını talep etmektedir. Siyasi farklılıklarımızı gizlemeden, bunun CHP’ye yönelik süregiden siyasi güdümlü yargı harekâtının bir parçası olduğunun altını çiziyor ve bu siyasi cadı avının durdurulmasını talep ediyoruz.

Büyükada tarihi öneme sahip bir adadır. Burası, 1917 Ekim Devrimi’ne Vladimir Lenin ile birlikte önderlik eden Lev Troçki’nin 1929-1933 arasında sürgün yıllarını geçirdiği, Hayatım ile Rus Devrimi’nin Tarihi’ni ve Almanya’da faşizmin yükselişine karşı benzersiz uyarılarını kaleme aldığı, 1933’te Dördüncü Enternasyonal’i kurma çağrısını yaptığı adadır.

Dünya Sosyalist Web Sitesi, 2023’ten beri Adalar Belediyesi ile Troçki’nin tarihi ve kültürel mirasının korunmasına yönelik ilkeli bir işbirliği geliştirmiştir. Troçki’nin 1940’ta Stalinist bir ajan tarafından suikasta uğramasının ardından hayatını kaybettiği 21 Ağustos haftasında, WSWS Uluslararası Yayın Kurulu Başkanı David North’un baş konuşmacı olduğu “Uluslararası Lev Troçki Anması” etkinlikleri düzenlendi. Bu süreç 2023’te önceki Adalar Belediye Başkanı Erdem Gül döneminde başladı ve 2024’ten beri Akpolat’ın başkanlığı döneminde devam etti. Bu ağustos için de yeni bir anma etkinliği planlanmıştı.

Akpolat, bir CHP üyesi olmasına rağmen, Troçki’nin tarihsel ve kültürel önemi ile Büyükada’da geçirdiği yıllar konusunda, partisinin sınıfsal ve tarihsel temellerinin çok ötesine geçen bir tutum sergiledi. 2024’teki etkinliğin açılış konuşmasında şunları söyledi:

Hem tarihi hem de güncel siyasi önem taşıyan bir program için bir aradayız. İşçi sınıfının yılmaz savunucusu, eşitlikçi bir dünya için mücadele veren ve bu uğurda hayatını kaybeden Lev Troçki’nin Büyükada’dan ayrılışının üzerinden tam 91 yıl geçti.

1940 senesinde suikasta uğramasının da 84’üncü yıl dönümündeyiz. Bu vesileyle kendisini saygıyla anıyorum.

Troçki, 1929’da Büyükada’ya yerleşerek dört yılını burada, adamızda geçirdi. Özgür ve eşitlikçi bir dünya temelli eserlerinin en önemlilerini Ada’daki evinde kaleme aldı. Yaşamı, sınıf mücadelesinin iniş çıkışlarıyla iç içe geçti. Ve bizler bugün burada, kaos içindeki dünyaya Troçki’nin dönüşünü, mücadelesini, eserleri ışığında konuşacağız. …

Troçki’den geriye kalan, uzun yıllardır ihmal edilen uluslararası önemde tarihsel ve kültürel bir mirasımız var. Troçki’nin Büyükada’da yaşadığı evin restore edilerek, uluslararası bir kütüphane ve müze ev haline getirilmesini hedefliyoruz. Bu yöndeki araştırmalarımız ve çalışmalarımız sürüyor… Yıllarca kaderine terk edilmiş atıl durumdaki bu evin tüm dünyaya kapılarını açan bir kültürel merkeze dönüştürülmesi sizce de çok güzel olmaz mı?

Konuşmamı bitirirken; Lev Troçki’yi ve daha yaşanılır bir dünya için mücadele verip bedel ödeyen tüm devrimcileri saygıyla, minnetle anıyorum…

Akpolat yönetimi, Troçki Evi’nin bu büyük Rus devrimciye layık şekilde restore edilerek dünyanın dört bir yanından işçilerin, gençlerin ve aydınların erişimine açık uluslararası bir kültür merkezine dönüştürülmesi projesinin önemli bir destekçisi oldu. Bu operasyon, uluslararası önemde bu tarihsel hafıza ve kültür projesini de nesnel olarak tehdit etmektedir.

Akpolat ve belediyesini hedef alan operasyona ilişkin iddialar, daha önceki benzerlerin izinden gidiyor. Gözaltına alınanlara “rüşvet”, “irtikap”, “resmî belgede sahtecilik”, “suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme”, “2863 sayılı yasaya muhalefet” ve “görevi kötüye kullanma” suçlamaları yöneltildi. Ayrıca arkeolojik sit alanındaki binalarda yapılan esaslı tadilat ve inşaat faaliyetlerine “basit onarım” adı altında izin verildiğine dair ihbarlar üzerine soruşturma başlatıldığı belirtildi.

Adalar Belediyesi yazılı açıklamasında masumiyet karinesine vurgu yaptı ve hukuki sürecin şeffaf yürütülmesini beklediğini belirtti. Bunu, Mersin’in CHP’li Silifke Belediyesi’ne yapılan bir başka operasyon izledi.

Daha önce Kürt siyasi hareketini hedef alan bu tür siyasi operasyonlar, CHP’nin ülke genelinde birinci parti haline geldiği Mart 2024 seçimlerinden itibaren CHP’ye yöneldi.

Siyaset yapma, seçme ve seçilme, adil yargılanma ve ifade özgürlüğü gibi temel demokratik haklar tehdit altındadır. Söz konusu olan, halkın oylarıyla seçilmiş siyasetçilerin görevlerinin başındayken, herhangi bir kaçma şüphesi olmadığı halde polisiye operasyonlarla gözaltına alınmaları, tutuklanmaları ve herhangi bir yargı kararı olmadan görevden alınmalarıdır. İşçiler, anayasal ve yasal haklardan geriye kalanları da ortadan kaldıran bu polis devleti yöntemlerine karşı çıkmalı ve temel demokratik hakları sınıf mücadelesi yöntemleriyle savunmalıdır.

Bu operasyon, 19 Mart 2025’te İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik baskınla başlayan, ardından ülke geneline yayılan sistematik bir yargı harekâtının yeni halkasıdır. O tarihten bu yana halkın oylarıyla seçilmiş 20’yi aşkın CHP’li belediye başkanı tutuklandı, İmamoğlu dahil 25 başkan görevden uzaklaştırıldı, bir dizi belediyeye kayyım atandı ve bazı belediyelerin yönetimi Adalet ve Kalkınma Partisi’ne (AKP) geçirildi ya da CHP’li belediye başkanları AKP’ye geçti.

Bianet’in 1 Nisan 2026 tarihli haberine göre, başlarına kayyım atanan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM) yönetimindeki belediyelerle beraber, söz konusu belediyeler için 31 Mart 2024’te sandık başına giden 17,2 milyon seçmenin 8,8 milyonunun oyunu alan belediye başkanları artık görevde değil.

Bunların yanı sıra Eylül 2025’te CHP’nin İstanbul il yönetimine kayyım atandı; bunu önleyici bir yargı darbesi olarak, CHP’nin Özgür Özel başkanlığındaki seçilmiş yönetiminin geçtiğimiz ay bir mahkemenin “mutlak butlan” kararıyla hukuksuzca görevden alınması ve yerine eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminin geri getirilmesi izledi.

WSWS, bunun ardından Erdoğan’ın “önümüzdeki seçimlerde muhtemel bir yenilgiyi engellemek için başlıca rakibini etkisiz hale getirmeye” çalıştığını ancak meselenin sadece bir sonraki seçimin sonucuyla sınır olmadığını açıkladı.

Türkiye’de egemen sınıf, bir toplumsal barut fıçısının üzerinde oturuyor. Polis devleti baskısı giderek artan oranda, gelişmekte olan işçi hareketini hedef alıyor. Aynı anda Erdoğan, nüfusun ezici çoğunluğunun nefret ettiği Donald Trump başkanlığındaki ABD emperyalizmi ile işbirliğini derinleştiriyor. 7-8 Temmuz’da Ankara’da NATO zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanan hükümet, son günlerde 30’dan fazla kişiyi önleyici bir adım olarak tutuklatarak emperyalizme karşı her türlü muhalefeti bastıracağını ilan ediyor.

Bu, demokratik ve sosyal haklar uğruna ve emperyalizme karşı mücadelenin birbirinden ayrılamayacağını göstermektedir. Tam da bu yüzden, Erdoğan rejiminin polis devleti baskısının hedefi haline gelen CHP, Erdoğan’ın AKP’si ile aynı egemen sınıfın çıkarlarını temsil ettiği ve aynı emperyalist güçlere bağlı olduğu için bu mücadeleye önderlik etmekten acizdir. Bu mücadele, işçi sınıfının hem Erdoğan rejimine hem de arkasındaki egemen sınıfa ve emperyalizme karşı sosyalist bir program temelinde bağımsız siyasi seferberliğini gerektirmektedir.

Loading