7-8 Temmuz’da Ankara’da toplanacak 36. NATO zirvesi, dünyanın en büyük savaş suçlularını Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde bir araya getirecek. İran’a yönelik saldırı savaşını yöneten ve İsrail’in Gazze’deki soykırımını silahlandırıp destekleyen ABD Başkanı Donald Trump liderlik edecek. Ona, bu suçları destekleyen ve Ukrayna’da Rusya’ya karşı NATO savaşını tırmandırmaya çalışan Avrupalı emperyalist liderler eşlik edecek.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümeti bu zirveye, içeride NATO ve savaş karşıtı gruplara baskıyı artırarak hazırlanıyor. Zirveden haftalar önce başlayan ve son günlerde tutuklamalarla doruğa çıkan polis operasyonlarının amacı açıktır: Emperyalist savaş suçlularını ağırlarken ortaya çıkabilecek her türlü muhalefeti önceden bastırmak.
Operasyon dalgası 12 Haziran sabahı başladı. Eskişehir ve Zonguldak merkezli soruşturmalar kapsamında sekiz ilde (Balıkesir, Eskişehir, Karabük, Kastamonu, Mardin, Muğla, Van, Zonguldak) eş zamanlı ev baskınları düzenlendi ve Devrimci Gençlik Dernekleri (DGD) üyesi 14 öğrenci gözaltına alındı. DGD’nin açıklamasına göre soruşturmanın gerekçesi “NATO’ya ve emperyalizme karşı yürütülen faaliyetler”di. Birkaç gün içinde Balıkesir’de 1, Zonguldak’ta 3 ve Karabük’te 6 olmak üzere 10 öğrenci tutuklandı.
Operasyonun niteliği öğrencilere emniyette sorulan “NATO zirvesinde derneğiniz hangi faaliyetleri yürütecek?” sorusunda görülmektedir. Bu, henüz gerçekleşmemiş demokratik bir protestoyu cezalandırmaya dönük bir “düşünce ve niyet” sorgusudur.
Aynı gün Diyarbakır merkezli ayrı bir soruşturmada Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) ve Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyesi 5 kişi gözaltına alındı.
Bunları İstanbul’daki tutuklama dalgası takip etti. 15 Haziran’da Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu (BDSP), Tüm Otomotiv ve Metal İşçileri Sendikası (TOMİS), Devrimci Tekstil İşçileri Sendikası (DEV TEKSTİL), Devrimci Gençlik Birliği (DGB), Devrimci Öğrenci Birliği (DÖB), İşçilerin Birliği Derneği, Mücadele Birliği Platformu ve Sosyalist Meclisler Federasyonu’na (SMF) karşı ev baskınları ve gözaltılar yapıldı. 18 Haziran’da adliyeye sevk edilen 23 kişiden 21’i tutuklandı.
23 kişi, savcılık tarafından ifadeleri dahi alınmadan tutuklama talebiyle hâkimliğe sevk edildi. Bu, artık yerleşik bir yöntem hâline gelmiştir; BirGün muhabiri İsmail Arı da mart ayında savcılık tarafından ifadesi alınmadan, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla tutuklanmıştı. Arı 75 gün hapsedildikten sonra serbest bırakıldı.
Tutuklamaların ardından İstanbul Adliyesi önünde yapılan protestoda, dosyalarda “suç” olduğu öne sürülenler sayıldı: sendikal faaliyet yürütmek, 25 Kasım’da kadına yönelik şiddete karşı eylemlere katılmak, bildiri dağıtmak ve NATO karşıtı buluşma düzenlemek. Yani tümüyle yasal, anayasal ve meşru siyasal-sendikal etkinlikler, doğrudan tutuklama gerekçesi yapılmıştır. Bu liste, operasyonun savaş karşıtı siyasi muhalefeti hedef aldığının itirafıdır. İşçiler ve gençler, NATO’ya ve emperyalist savaşa karşı mücadelenin bir parçası olarak, tutuklananların derhal serbest bırakılmasını talep etmelidir.
Bu tutuklamalar, başkentte NATO zirvesi için fiilen bir olağanüstü hâl ilan edilmesiyle eş zamanlı ilerliyor. Ankara “kırmızı alan” ilan edilirken, TRT’nin bildirdiğine göre zirve boyunca yaklaşık 6 bin katılımcı için 55 bini polis ve jandarma olmak üzere 70 bin güvenlik görevlisi seferber edilecek.
6 Temmuz sabahından 12 Temmuz gece yarısına kadar sınav, panel, mezuniyet töreni, şenlik, konser ve “benzeri” tüm kamuya açık etkinlikler yasaklandı; bu yasak nedeniyle ülke çapındaki öğretmenlik sınavları dahi 26 Temmuz’a ertelendi. Liderlerin kalacağı otellerin çevresindeki işletmeler, yurtlar ve dernekler aranıyor, çalışanların kimlik bilgileri polis merkezlerine bildiriliyor. Şehre girişlerin protesto ihtimaline karşı sınırlandırılması planlanıyor. T24’ün bildirdiğine göre, Hava Kuvvetleri Komutanlığı da seferber edilecek: “Ankara’nın hava sahası, helikopterler, insansız hava araçları ve dronlarla kontrol altında tutulacak.”
Devlet aygıtının tüm gücü, bir emperyalist savaş zirvesi için temel demokratik hakları —toplanma, gösteri, ifade özgürlüğü—askıya alıyor.
Hükümet bu baskıyla, ABD’de milyonlarca insanın “Krallara Hayır” gösterilerinde protesto ettiği Trump’ın Türkiye’de protesto edilmesini de engellenmek istiyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, “Cumhurbaşkanımız olmasa Trump gelmeyecekti,” diye övünüyor. Yani hükümet, bizzat İran’a savaş açan, onu nükleer silahlarla yok etmekle tehdit eden ve Gazze’de Filistinlilerin soykırımına ortak olan bir savaş suçlusunu ağırlamayı bir prestij meselesi sayıyor.
Erdoğan’ın Gazze konusundaki “yüksek perdeli” söylemi ile ABD-NATO ekseninde izlediği politika arasındaki uçurum tam da burada görünür hâle geliyor: İsrail’e karşı miting meydanlarında atıp tutan hükümet, soykırımın baş hamisi Trump’ı kırmızı halıyla karşılarken, onun “rahat etmesi” için savaş karşıtı gençleri hapse atıyor. Yaklaşan NATO zirvesi, Türkiye burjuvazisinin ve siyaset kurumunun emperyalizme bağımlılığının ve sözde “anti-emperyalist” söyleminin sahteliğini ifşa ediyor.
Ankara’daki NATO zirvesi ve hükümetin savaş karşıtı muhalefete baskısı, sınıf mücadelesinin şiddetlendiği koşullarda meydana geliyor. Son aylarda Türkiye, birbirini izleyen işçi mücadelelerine sahne oldu. Hükümet, işçi liderlerini hukuksuzca tutuklatarak ve giderek artan sayıda işçiyi gözaltına alarak bu hareketi bastırmaya çalışıyor.
Doruk Madencilik işçileri ödenmemiş ücretleri ve diğer alacakları için yaklaşık 190 kilometre yürüyerek Ankara’da önemli bir mücadele verdiler ve sınıf mücadelesini ülkenin gündemine taşıdılar. Kendilerine verilen sözler tutulmayınca bir kez daha başkente geldiler ve 4 Haziran’da tüm alacaklarını almayı başardılar. Edirne’deki Özşen Madencilik işçileri ise kendilerine yönelik silahlı saldırıya meydan okuyarak sürdürdükleri mücadelede taleplerini kabul ettirdiler. Ayrıca özel sektör öğretmenleri taban ücret ve atanma talebiyle Ankara’ya geldiler ve defalarca gözaltına alındılar.
İstanbul Tuzla’da 2 bin işçinin çalıştığı Sedef Tersanesi’nde de işçiler sendikal aygıta isyan ettiler. 1 Haziran’da ezici çoğunlukla grev kararı alıp 18 Haziran’da greve çıkmaya hazırlanan işçilerin iradesi, sendika bürokrasisi tarafından çiğnendi: Türk-İş konfederasyonuna bağlı Dok Gemi-İş genel başkanı tersaneye gelip işçilere danışmadan bir toplu sözleşmeye imza attı. İşçilerin 10 bin TL seyyanen zam talebine karşılık sözleşmeye yalnızca yüzde 9 zam ve yarım ikramiye kondu. İşçiler bu satış sözleşmesine karşı tersane içinde “Sendika istifa” sloganlarıyla yürüdü ve sendika bürokratlarını kovaladı.

Bu deneyim, devletin baskısı ile sendika bürokrasisinin rolü arasındaki işbölümünü açıkça göstermektedir. Bir yanda hükümet, NATO ve savaş karşıtlarını ifadeleri bile alınmadan tutuklarken; öte yanda sendikal aygıt, greve hazırlanan işçilerin mücadelesini şirketlerle gizli anlaşmalar yaparak boğuyor. Bu işbirliği, işçi sınıfının, kapitalist sömürüye, emperyalist savaşa ve onun yıkıcı sonuçlarına karşı bağımsız bir sosyal ve siyasal güç olarak sahneye çıkmasını engellemeyi amaçlıyor.
NATO zirvesi öncesi tutuklamalar, emperyalist savaşın mantığının içerideki ifadesidir. Halkın ezici çoğunluğunun ABD emperyalizmine, NATO’ya ve onların savaşlarına karşı olduğu Türkiye’de hükümet, bu güçlerle ittifakını derinleştirdikçe büyüyen toplumsal muhalefete göz yumamaz. Savaş ve diktatörlük, küresel kapitalist sistemin aynı krizin iki tezahürüdür.
Savaşa ve şiddetli kemer sıkmaya karşı toplumsal muhalefet, siyaset kurumu içinde hiçbir ifade bulamamaktadır. Kendisi de hükümetin siyasi baskısı altında olan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), NATO’nun ve Türkiye’nin emperyalist ittifak içindeki yerinin kararlı bir savunucusudur.
NATO zirvesine ve emperyalist savaşa karşı seferber edilmesi gereken toplumsal güç, Türkiye ve uluslararası işçi sınıfıdır. Sosyalist Eşitlik Partisi – Dördüncü Enternasyonal, işçi sınıfını tüm kapitalist siyaset kurumundan ve sendika bürokrasisinden bağımsız taban komiteleri temelinde örgütlenip harekete geçmeye çağırıyor. Tutuklanan gençlerin ve işçilerin derhal serbest bırakılması talebi, bu daha kapsamlı mücadelenin ayrılmaz bir parçasıdır.
Daha fazlasını okuyun
- Manş Denizi’nde ateş açıldı: Britanya, Rusya ve Üçüncü Dünya Savaşı tehdidi
- Sosyalist Eşitlik Partisi temsilcisi İzmir’de Özşen Madencilik işçileriyle dayanışma konuşması yaptı
- NATO’nun Ankara’daki savaş zirvesi yaklaşırken emperyalist saldırganlık tırmanıyor
- NATO ve Ukrayna, Rusya’ya karşı savaşı tırmandırıyor
