NATO Zirvesi yasakları ve öğretmenlerin mücadelesinde ileriye giden yol

Öğretmen atamalarının yapılması, özlük haklarının iyileştirilmesi ve özel sektörde taban maaşların artırılması için mücadele eden özel sektör eğitim emekçileri ve mülakat mağduru öğretmenler, 14 Haziran’dan beri devam eden Ankara’daki eylemlerine ve açlık grevine 27 Haziran’da ara verdiler. Aralıksız polis şiddetine uğrayan öğretmenler, 7-8 Temmuz’daki NATO Zirvesi öncesi yürürlüğe konan yasaklarla doğrudan tehdit ediliyorlardı.

Öğretmen Sendikası yaptığı açıklamada, Ankara Valiliğinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümetiyle koordineli bir şekilde yayımladığı “NATO Genelgesi”nin anayasal ve demokratik hakları resmi olarak yasakladığını ve buna açlık grevi eyleminin de dahil olduğunu belirtti ve ekledi: “Şu noktayı vurgulamak isteriz. Rafa kaldırılan haklardan bahsetmiyoruz. 14 gündür öğretmenlere uygulanan baskı ve şiddetin resmî bir hal alacak olmasının üzerinde duruyoruz.”

1 Haziran 2026'da Ankara'da düzenlenen öğretmen protestosundan bir kare. [Photo: [Photo: ogretmensendika / X]]

Açıklamada ayrıca şunlar belirtildi: “Arkadaşlarımızın, ailelerimizin hayatı ve yaşayabilecekleri olumsuz durumlar karşısında sorumlu davranıyor, kamuoyunun ve kamuoyunun temsiliyetini üstlenmiş aydın, akademisyen, sanatçı dostların çağrısına karşılık veriyor, Ankara’daki direnişimize ara veriyor, açlık grevimizi sonlandırıyoruz. Mücadelemiz illerde farklı biçimlerde büyük bir motivasyon ve enerji ile devam edecektir.” Öğretmenler, taleplerinin karşılanmaması halinde temmuz ortasında yeniden Ankara’da olacaklarını duyurdular.

Eylemler, bağımsız bir taban sendikası olan Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası ile Mülakat Mağduru Öğretmenler Platformu tarafından 1 Haziran’da başlatılmıştı. Platform sınavlarda yüksek puan almalarına karşın yapılan mülakatlarda puanları düşürülen ve ataması yapılmayan öğretmenleri temsil ediyor. 2024-2025 dönemi resmi rakamlarına göre, özel okullarda çalışan yaklaşık 180 bin öğretmen var. Ataması yapılmayan öğretmen sayısının ise 600 bini geçtiği tahmin ediliyor.

14 Haziran günü Ankara Güvenpark’ta toplanan ve Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) önüne yürüyerek basın açıklaması yapmak isteyen öğretmenler, aileleri ve destekçileri şiddetli bir polis saldırısıyla gözaltına alındılar. 15 Haziran’da Ankara’daki Kurtuluş Parkı’nda basın açıklaması yapmak isteyen öğretmenler, yine polisin biber gazlı saldırısının ardından ters kelepçeyle gözaltına alındılar. Ardından öğretmenler polis şiddetini protesto etmek için talepleri karşılanana kadar açlık grevine başladıklarını duyurdular. Ankara’daki sendika binasının önündeki açlık grevi ve protestolar farklı kentlere de yayıldı.

Öğretmenlere yönelik polis devleti baskısı, NATO zirvesi öncesi her türlü toplumsal ve siyasi muhalefeti bastırmayı hedefleyen ve bu amaçla 200’den fazla NATO karşıtını hukuksuzca tutuklayan fiili olağanüstü hâl rejiminin bir parçasıdır. NATO’nun emperyalist savaş makinesinde Türkiye’nin “vazgeçilmez” rolünü vurgulayan Erdoğan hükümeti, ABD Başkanı Donald Trump dahil zirveye katılacak emperyalist savaş suçluları için kırmızı halı sermeye hazırlanıyor.

Halk içindeki yaygın emperyalizm ve savaş karşıtı duyguların farkında olan hükümet, önleyici tutuklamaların yanı sıra geniş kapsamlı önlemler alıyor. Ankara Valiliği, 28 Haziran saat 00.00’dan 10 Temmuz saat 23.59’a kadar — yani 13 gün boyunca — kent genelinde toplantı, gösteri yürüyüşü, basın açıklaması, oturma eylemi, miting, açlık grevi, stant açma, çadır kurma, bildiri dağıtma ve afiş/pankart asma gibi tüm eylem ve etkinlikleri yasakladı. Ardından Adana, Bolu, Eskişehir, Karabük ve Mersin valilikleri de benzer kararlar aldı.

Özellikle Mart 2025’ten beri Cumhuriyet Halk Partili (CHP) belediyeleri siyasi bir yargı operasyonuyla hedef alan ve gelişen işçi hareketini bastırmaya çalışan hükümet, halk tarafından desteklenmeyen kemer sıkma, militarizm ve siyasi baskı gündemini sürdürebilmek için, NATO zirvesi öncesi ilan ettiği antidemokratik önlemleri kalıcı hale getirmek isteyecektir.

Bu nedenle eğitim emekçilerinin, mücadeleye atılan madencilerin ve diğer işkollarındaki işçilerin, geleceğine sahip çıkmak isteyen gençlerin, ormanına ve yaşam alanına sahip çıkmak isteyen köylülerin ve NATO’ya karşı çıkanların mücadeleleri birbirinden ayrı düşünülemez. Öğretmenler için ileriye giden yol, tüm eğitim emekçilerinin ve işçi sınıfının diğer kesimlerinin kolektif gücünü harekete geçirecek bir mücadelenin inşasından geçmektedir. Öğrenci gençlik de bu mücadelenin önemli bir müttefikidir.

Eğitim emekçilerinin mücadelelerinin işçi sınıfının diğer kesimlerinin desteğini alabilmesi için güçlü potansiyel mevcuttur. Çocukların eğitimi ebeveynlerin önemli bir kaygısı iken, hükümetin eğitim politikası kamusal eğitimin ve emekçilerin her açıdan zayıflatılması üzerine kuruludur. Bu yolla özellikle son çeyrek yüzyılda eğitim sistemi şirketler için kârlı bir yatırım alanı haline getirildi. Fahiş özel okul bedellerini karşılayamayan işçi sınıfı ailelerinin çocukları ise bilimsel olarak içi boşaltılmış ve gerici ideolojilerle beslenen bir eğitime tabi tutuluyor ve kapitalistler için ucuz işgücü olmaya hazırlanıyorlar. Bu yüzden hükümet, 12 yıllık zorunlu eğitimi bile kısaltmayı planlıyor.

Özel sektördeki eğitim emekçileri, kamuda çalışan öğretmenlerden çok daha düşük (yaklaşık yarısı) olan asgari ücret (28 bin lira) civarında ücretlerle çalışıyor. 2014 yılında 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nda yapılan değişiklikle, özel okul öğretmenlerinin kamudaki denklerinden daha düşük ücretle çalıştırılamayacağı hükmünün kaldırılmasıyla bu şiddetli saldırının önü açılmıştı. Öğretmenleri kamu ve özel sektör olarak bölen politika, kamu okullarında çalışan öğretmenleri de kadrolu (915 bin), sözleşmeli (65 bin) ve ücretli (86 bin) öğretmenler olarak bölmüş durumda. Sözleşmeli öğretmenler güvencesiz çalışırken, ücretli öğretmenler asgari ücret alıyorlar.

Eğitimin tamamen kamulaştırılması ve nitelikli ve bilimsel eğitime büyük kaynak ayrılması talebi, öğretmenleri öğrenciler ve aileleriyle birleştirecek çimento olacaktır. Bu, öğretmen atamalarının gerçekleşmesinin, ücretlerde ve çalışma koşullarında iyileştirmenin de zemini olacaktır. Böyle bir mücadele, kaynakların savaşa, silahlanmaya ve kapitalist oligarşiye aktarılması politikasına ve bunun arkasındaki sınıf ilişkilerine karşı çıkmayı gerektirir.

Bu mücadele, dünyanın dört bir yanında aynı sorunlarla karşı karşıya olan eğitim emekçilerini ve gençleri ortak bir mücadelede birleştirmeyi hedeflemelidir. Şirketlerin ve devletin bir uzantısı haline gelen sendika bürokrasileri böyle bir mücadeleyi örgütlemeyecektir. Kamu sektöründe örgütlü Eğitim-Bir-Sen/Memur-Sen, Türk Eğitim-Sen/Türkiye Kamu-Sen, Eğitim-İş/Birleşik Kamu-İş ve Eğitim-Sen/KESK gibi sendikalar, eğitimin özelleştirilmesini ve özel sektördeki öğretmenler ile işsiz öğretmenleri görmezden geldiler. 

Öğretmenlerin mücadelesinde ileri giden yol, bilimsel, nitelikli, laik, anadilinde ve ücretsiz eğitim temelinde, sendikal bürokrasiden bağımsız, kamu, özel veya atanmamış tüm eğitim emekçilerini tabandan birleştirilmesinden geçmektedir. Bu komiteler işçi sınıfının diğer kesimleriyle ve öğrencilerle bağlantı kurmalı ve onları da harekete geçirmelidir. Taban Komitelerinin Uluslararası İşçi İttifakı (TK-Uİİ), işçi sınıfının böylesi mücadeleleri için küresel bir araç olarak kurulmuştur.

Bu mücadelede şu talepler yükseltilmelidir:

  • Bilimsel, nitelikli, anadilinde ve ücretsiz bir eğitim sistemi için tüm özel okullar kamulaştırılsın!
  • Özel okullarda çalışan tüm eğitim emekçileri ve atanmayan öğretmenler kamuda tam ücret ve özlük haklarıyla, güvenceli olarak istihdam edilsin!
  • Kaynaklar savaşa ve şirketlere değil, eğitim, sağlık, ulaşım, barınma, depremlere hazırlık ve diğer acil sosyal ihtiyaçlar için kullanılsın!
  • Bu talepler için tüm okullarda ve iş yerlerinde bağımsız taban komiteleri inşa edelim!
  • Tüm sektörü kapsayan bir iş bırakma eylemi dahil olmak üzere mücadeleyi genişletmek için hazırlık yapalım! İşçi sınıfının diğer kesimleri ve öğrencilerle ortak mücadele kanalları inşa edelim!
  • Demokratik hakların çiğnenmesine, emperyalist savaşa ve NATO zirvesine karşı çıkalım! Gözaltına alınan tüm siyasi tutsakların serbest bırakılmasını, fiili OHAL ve yasakların kaldırılmasını talep edelim!
Loading