Ankara’daki NATO zirvesi öncesi fiili OHAL: 200’den fazla gözaltı

Türkiye’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümeti, 7-8 Temmuz’da Ankara’da toplanacak 36. NATO Zirvesi öncesinde sol ve savaş karşıtı muhalefete yönelik baskıyı tırmandırarak salı sabahı 209 kişiyi gözaltına aldı.

Sabah erken saatlerinde Ankara başta olmak üzere birçok kentte eşzamanlı ev baskınları düzenlendi. Polis, kapıları kırarak girdiği evlerde arama yaptı; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının açıkladığı rakamlara göre hakkında gözaltı kararı verilen 241 kişiden 209’u gözaltına alındı. Başsavcılık operasyonun “terör örgütlerinin ülke genelinde eylem ve faaliyetlerinin deşifre edilmesine yönelik yapılan çalışmalar kapsamında” yapıldığını iddia etti. Gözaltındakilere 24 saatlik avukatla görüş kısıtlaması getirildi.

Polisin baskınlar sırasında kırarak açtığı kapılardan biri [Photo: ÇHD Ankara Şube/X]

NATO karşıtı protestolara ve çalışmalara katıldığı için gözaltına alınanlar arasında çeşitli yasal siyasi parti ve kitle örgütü temsilcileri bulunuyor. Devrimci Parti Genel Başkanı Elif Torun Öneren, gazeteci Yıldız Tar, Halkevleri Genel Yürütme Kurulu üyesi Hediye Yıldırım, Pir Sultan Abdal Derneği Ankara Şube gençlik temsilcisi Ferhat Kaplan, Umut-Sen sözcüsü Burcu Arıkan, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Emel Memiş ve Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) üyesi avukatlar gözaltındakiler arasında. Ayrıca Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF), Özgür Üniversite Hareketi ve Halkın Hukuk Bürosu üyeleri de gözaltına alındı.

Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin (DEUK) Türkiye şubesi olan Sosyalist Eşitlik Partisi - Dördüncü Enternasyonal, NATO’ya ve savaşa karşı çıktıkları için gözaltına alınan ve tutuklanan siyasi muhaliflerin derhal serbest bırakılmasını talep etmektedir. Ankara’daki fiili olağanüstü hâl uygulaması ve yasaklar kaldırılmalı, tüm demokratik haklar koşulsuz güvence altına alınmalıdır. Bağımsız taban komiteleri inşa ederek NATO’ya ve emperyalist savaşa karşı ve demokratik haklar uğruna harekete geçirilmesi gereken toplumsal güç, uluslararası işçi sınıfıdır.

Operasyonlar, Ankara Valiliği’nin bir gün önce, 22 Haziran akşamı duyurduğu olağanüstü hâl benzeri yasak kararının ardından geldi. Valilik, “milli güvenliğin, ülkemizin itibarının” ve zirveye katılacak heyetlerin “can güvenliğinin en üst seviyede korunması” bahanesiyle, 28 Haziran saat 00.00’dan 10 Temmuz saat 23.59’a kadar — yani 13 gün boyunca — kent genelinde toplantı, gösteri yürüyüşü, basın açıklaması, oturma eylemi, miting, açlık grevi, stant açma, çadır kurma, bildiri dağıtma ve afiş/pankart asma gibi tüm eylem ve etkinlikleri yasakladı.

Ayrıca “Zirvenin yapılacağı alanlar, delegasyonun konaklayacağı yerler ve geçiş yapacağı güzergahlar başta olmak üzere belirlenen hassas bölgelere” girişler engellenecek.

NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik tarafından düzenlenen bir protesto, 15 Haziraz 2026. [Photo: Devrimci Parti Ankara İl Örgütü/X]

Bu baskı dalgası, ABD Başkanı Donald Trump başta olmak üzere emperyalist güçlerinin liderlerinin hiçbir protestoyla karşılaşmamalarını garanti altına almayı amaçlıyor. Bunun için Anayasada güvence altına alındığı iddia edilen toplanma, gösteri, ifade ve örgütlenme özgürlüğü toptan askıya alınıyor. Zirve öncesi önleyici tedbir olarak, yüzlerce kişinin hukuksuzca gözaltına alınması ve başkentin “kamu düzeni” adına 13 günlüğüne siyasal yaşamdan menedilmesi, Türkiye’de polis devletinin inşasında önemli bir kilometre taşıdır.

Son gözaltılar, haftalardır süren bir polis operasyonları dalgasının doruk noktasıdır ve bunun genişleyerek devam edeceği beklenmelidir.

Operasyon dalgası 12 Haziran sabahı başladı. Eskişehir ve Zonguldak merkezli soruşturmalar kapsamında sekiz ilde eş zamanlı ev baskınları düzenlendi ve Devrimci Gençlik Dernekleri (DGD) üyesi 14 öğrenci gözaltına alındı. Aynı gün Diyarbakır merkezli ayrı bir soruşturmada Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) ve SGDF üyesi 5 kişi gözaltına alındı.

Bunları İstanbul’daki tutuklama dalgası takip etti. 15 Haziran’da Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu (BDSP), Tüm Otomotiv ve Metal İşçileri Sendikası (TOMİS), Devrimci Tekstil İşçileri Sendikası (DEV TEKSTİL), Devrimci Gençlik Birliği (DGB), Devrimci Öğrenci Birliği (DÖB), İşçilerin Birliği Derneği, Mücadele Birliği Platformu ve Sosyalist Meclisler Federasyonu’na (SMF) karşı ev baskınları ve gözaltılar yapıldı. 18 Haziran’da adliyeye sevk edilen 23 kişiden 21’i tutuklandı.

Diğer yandan 14 Haziran’dan bu yana, taban maaş güvencesi, insanca çalışma koşulları ve mülakat mağduru öğretmenlerin mağduriyetinin giderilmesi talebiyle Ankara’da mücadeleye başlayan ve açlık grevi yapan özel sektör öğretmenleri, her gün artan polis şiddetiyle ve gözaltılarla karşılaşıyor. Valiliğin Ankara’da “açlık grevi yapmayı” yasaklaması, doğrudan öğretmenleri hedef almaktadır.

Erdoğan hükümeti, Türkiye’nin çevresinde şiddetlenen emperyalist savaşa ve içeride yoğunlaşan sınıf mücadelesine, başkanlık diktatörlüğünü inşasını pekiştirerek yanıt veriyor. Erdoğan bunu ABD başta olmak üzere NATO üyesi emperyalist müttefiklerinin onayıyla ve Türk egemen sınıfı adına yapıyor.

Erdoğan, NATO’nun ikinci büyük ordusuna liderlik ediyor. Ankara, ABD’nin İran’a karşı savaşının ve Rusya’ya karşı NATO savaşının tırmanmasının ortasında emperyalist müttefikleriyle bağlarını kuvvetlendiriyor. NATO’nun, ek hava savunma sistemleri ve yeni bir kolordu ile Türkiye’deki varlığını takviye etmesi ve İstanbul’da Britanya ve Fransa ile Rusya’ya karşı “Gönüllüler Koalisyonu” kapsamında bir deniz karargâhı kurulması bunun işaretleridir. Ankara, zirvenin ev sahibi olarak Washington ve Avrupa başkentlerine savaşa, soykırıma ve militarizme karşı her türlü kitlesel muhalefetin bastırılacağı mesajını veriyor.

Ankara’nın kırmızı halı sereceği NATO liderleri, İran’a karşı savaşa ve Filistinlilere yönelik İsrail soykırımına destek veriyor, silahlanma yarışına girerek sosyal harcamaları kesiyor ve demokratik haklara saldırıyorlar.

Türkiye’de işçiler ve gençler arasında ABD emperyalizmine, NATO’ya ve savaşa karşı derin bir muhalefet var. ABD ve NATO, halk için yalnızca savaşlar ve askeri darbeler anlamına geliyor. Areda Survey’in mart ayında yaptığı ankete göre, halkın yüzde 90’dan fazlası ABD-İsrail’in İran’a karşı savaşına ve ülkedeki ABD üslerine karşı çıkıyor.

Erdoğan hükümeti, Binyamin Netanyahu hükümetine yönelik retorik eleştirilerine karşın, kritik Azerbaycan petrolünün İsrail’e sevkiyatına aracılık etmeye devam ediyor. Ankara Hamas’a teslimiyeti dayatan anlaşmada kritik bir rol aldı ve İsrail’in Gazze’yi işgalini meşrulaştıran Trump’ın “Barış Kurulu”na katıldı. Bunlara yönelik siyasi muhalefet, soykırımın başından itibaren şiddetle bir polis baskısıyla karşılaştı.

Diğer yandan Türkiye’deki NATO üsleri ABD’nin Ortadoğu’da tam hakimiyet için sürdürdüğü savaşlarda lojistik desteğini sürdürdü. Ankara İran’a karşı savaşta ABD’yi kınamazken İran’ın meşru müdafaa niteliğindeki misillemelerini kınadı.

NATO zirvesi öncesi artan devlet baskısı, emperyalizme ve savaşa karşı mücadele ile demokratik hakları savunma mücadelesi arasındaki bağı ortaya koymaktadır. Küresel kapitalist sistemin krizinin ürünleri olan savaş ve diktatörlüğe karşı mücadele, ancak işçi sınıfına dayanan uluslararası ve sosyalist bir mücadele olarak ilerletilebilir. Bu, aynı zamanda, demokratik hakları savunmaktan doğası gereği aciz olan tüm kapitalist düzen partilerinden bir kopuşu ve Sosyalist Eşitlik Partisi’nin işçi sınıfının devrimci önderliği olarak inşasını gerektirmektedir.

Sosyalist Eşitlik Partisi, bu perspektif doğrultusunda işçileri ve gençleri aşağıdaki talepler etrafında NATO’ya ve emperyalizme karşı harekete geçmeye çağırmaktadır:

  • ABD ve İsrail’in İran’a karşı savaşı, Lübnan’daki istila ve Gazze’deki soykırım derhal ve koşulsuz olarak durdurulsun.
  • ABD’nin Ortadoğu’daki tüm silahlı kuvvetleri ve Türkiye’dekiler dahil emperyalist askeri üsler kapatılsın.
  • NATO güçlerinin kışkırttığı ve halen tırmandırmaya çalıştığı Ukrayna’daki savaş sona erdirilsin.
  • NATO zirvesi iptal edilsin; Türkiye NATO’dan çıksın, NATO dağıtılsın. Militarizme ve savaşa harcanan tüm kaynaklar toplumun ihtiyaçları doğrultusunda yeniden tahsis edilsin.
  • İran’a, Küba’ya Rusya’ya ve diğer ülkelere karşı uygulanan her türlü yaptırım ve ekonomik savaş sona erdirilsin.
  • Tüm savaş suçlularından hesap sorulsun.
  • Gözaltına alınan veya tutuklanan tüm siyasi tutsaklar derhal serbest bırakılsın. Demokratik hakları çiğneyen yasaklar kaldırılsın. Kürt halkının temel demokratik hakları tanınsın.
Loading