Güvenlik ve Dördüncü Enternasyonal

Smith Yasası Davası ve Amerikan hükümetinin Troçkist harekete sızması

8 Aralık 1941’de, 18 Troçkist, ABD hükümetinin devrilmesini savundukları gerekçesiyle hapis cezasına çarptırıldı. Bu makale, Donna T. Haverty-Stacke tarafından yazılan Trotskyists on Trial: Free Speech and Political Persecution Since the Age of FDR (Troçkistler Yargılanıyor: Roosevelt Döneminden Bu Yana İfade Özgürlüğü ve Siyasi Zulüm) adlı değerli kitaptan derlenen bilgilere dayanmaktadır. Buna ek olarak, Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin binlerce sayfalık duruşma tutanaklarına yönelik bağımsız soruşturmasından, Sosyalist İşçi Partisi’nin (SWP) arşiv materyallerinden ve Haverty-Stacke tarafından gün ışığına çıkarılan, daha önce ulaşılamayan FBI kayıtlarından yararlanmaktadır. Bu makalenin İngilizce orijinali ilk kez 8-9 Aralık 2016’da Dünya Sosyalist Web Sitesi’nde yayımlandı. Makale, Eric London’ın Agents: The FBI and GPU Infiltration of the Trotskyist Movement (Ajanlar: FBI ve GPU Troçkist Harekete Nasıl Sızdı) kitabında yer almaktadır.

1941 yılında Roosevelt yönetimi, Sosyalist İşçi Partisi’nin (SWP) 29 üyesini isyana teşvik ve hükümeti devirmek üzere komplo kurmakla suçlayarak ABD tarihinin en önemli siyasi davalarından birini başlattı. Federal Soruşturma Bürosu (FBI) ajanları 27 Haziran’da partinin Minneapolis’teki bürolarına baskın düzenledi ve savcılar kısa bir süre sonra büyük jüriyi topladı. 27 Ekim’de federal mahkemede yargılama başladı. Dava bir aydan fazla sürdü.

Sosyalist İşçi Partisi, dava sırasında siyasi olarak Dördüncü Enternasyonal’e bağlıydı. Parti, ABD’nin Avrupa’da ve Doğu Asya’da dünya savaşına girmeye hazırlandığı koşullarda kovuşturmanın hedefi oldu.

Sanıklar yargılamayı partinin sosyalist ilkelerini geniş bir kitleye sunmak için kullandılar. Tanık kürsüsünden SWP’nin emperyalist savaşa karşı çıkmasını savundular ve savcılığın sosyalist devrimi komplocu bir darbe olarak gösterme girişimini çürüttüler. Başlarının üzerinde federal hapis cezaları tehdidi sallanırken cesur ve ilkeli bir duruş sergilediler. SWP, partinin Ulusal Başkanı James P. Cannon’ın güçlü ifadesinin duruşma tutanağını, 1942’de Socialism on Trial (Sosyalizm Yargılanıyor) başlıklı bir broşür şeklinde yayımladı.

1 Aralık’ta jüri, sanıklardan 18’ini yeni yürürlüğe giren Smith Yasası’nı ihlal etmekten suçlu buldu ancak cezaların hafifletilmesini tavsiye etti. Japonya’nın Pearl Harbor’a saldırmasından bir gün sonra, 8 Aralık’ta, duruşma hâkimi “18’ler”e 12 ile 16 ay arasında değişen hapis cezalarını okudu. 22 Kasım 1943’te Yüksek Mahkeme sanıklar tarafından yapılan temyiz başvurusunu reddetti. Bir sonraki ay 18 kişi federal yetkililere teslim oldu ve hapse gönderildi. Binlerce işçinin ve birçok önde gelen entelektüel ve avukatın desteğini alan ulusal bir kampanyaya rağmen Roosevelt sanıklara af çıkarmayı reddetti. 18 kişiden altısı altı ay sonra, kalan 12 kişi ise bir yıl hapis yattıktan sonra Ocak 1945’te serbest bırakıldı.

Sosyalist hareketin tarihindeki bu önemli olay, davadan 75 yıl sonra Hunter College’dan Profesör Donna Haverty-Stacke tarafından yayımlanan yeni bir kitaba konu oldu. Trotskyists on Trial: Free Speech and Political Persecution Since the Age of FDR (New York University Press, 2016) başlıklı kitap önemli bir çalışma ve yazarını bu başarısından dolayı kutlamak gerekiyor. Haverty-Stacke sadece akademi tarafından görmezden gelinen bir konuyu ele almakla kalmamış, aynı zamanda kovuşturmanın daha önce bilinmeyen birçok detayını ve bunun siyasi ve hukuki sonuçlarını da gün ışığına çıkarmış durumda.

Haverty-Stacke, Adalet Bakanlığı ve FBI’ın daha önce incelenmemiş ya da ulaşılamamış arşiv materyallerini titiz bir incelemeye tabi tutmuş. Bu materyal, Troçkizmin Amerikan siyasi yaşamındaki önemli rolünü görmezden gelen akademisyenler tarafından büyük ölçüde keşfedilmemiş olarak kalmıştır (Bryan Palmer’ın James P. Cannon biyografisi ve 1934 Minneapolis Genel Grevi tarihi dikkate değer istisnalardır).

Haverty-Stacke’ın kitabının, Troçkist harekete FBI ajanları ve muhbirleri tarafından ne ölçüde sızıldığına ilişkin bol miktarda yeni bilgi sunması memnuniyet verici bir gelişme. Yazar, Roosevelt yönetiminin, 1798 tarihli Yabancılara Uygulanacak ve İsyana Teşvik Ceza Yasalarının kabul edilmesinden sonraki ilk barış zamanı isyana teşvik kovuşturmasını hazırlarken kendi içinde yaptığı tartışmaları sunuyor. Davada yer alan hukuki meseleleri, Sekizinci Temyiz Mahkemesi önündeki temyiz sürecini ve davanın 1940’lar ve 1950’lerdeki diğer antikomünist davalar için temel oluşturmadaki emsal rolünü ele alıyor. Yazar kitaba davanın arka planını ve sanıkların kısa biyografilerini sunarak başlıyor.

Sanıkların seçilmesi

Sosyalist İşçi Partisi, Amerikan solu içinde büyük bir güçtü. Bu hem 1930’lar boyunca önemli grevlere önderlik etmesinin hem de, en önemlisi, Lev Troçki’nin siyasi fikirleriyle özdeşleşmesinin ürünüydü. Vladimir Lenin ile birlikte 1917 Ekim Devrimi’nin lideri, Sovyetler Birliği’nin Stalinist yozlaşmasının amansız muhalifi ve zamanının en büyük yazarlarından biri olarak sahip olduğu muazzam itibar, Troçki’yi sürgündeyken bile dünya siyasetinde önemli bir şahsiyet yapıyordu. Troçki’nin fikirlerinin kalıcı etkisi, Ağustos 1940’ta öldürülmesinden sonra bile, Stalinistler, faşistler ve “demokrat” emperyalistler arasındaki düşmanlarını korkutuyordu. “Demokrat” emperyalistler kategorisinde yer alanların başında, Başkan Franklin Delano Roosevelt liderliğindeki ABD hükümeti geliyordu.

Smith Yasası ilk olarak Troçkistlere zulmetmek için kullanıldı. Burada, 1941 yılına ait fotoğrafta, Smith Yasası uyarınca mahkum edilen 18 Sosyalist İşçi Partisi (SWP) üyesinden 14’ü görülüyor. Arka sıra, soldan sağa: Farrell Dobbs, Harry DeBoer, Edward Palmquist, Clarence Hamel, Emil Hansen, Oscar Coover, Jake Cooper; Ön sıra, soldan sağa: Max Geldman, Felix Morrow, Albert Goldman, James Cannon, Vincent Dunne, Carl Skoglund, Grace Carlson [Photo: Minnesota Historical Society ]

Suçlanan 29 kişi arasında iki grup sanık vardı: SWP’nin New York’taki ulusal genel merkezinde bulunan partinin siyasi önderliği ve SWP’nin Minneapolis, Minnesota’daki temsilcileri. Bu temsilciler aynı zamanda Teamsters sendikasının bölgedeki 544. Şubesi’nin yönetiminde yer alıyorlardı.

İlk sanık grubu, SWP’nin uzun süredir görev yapan liderlerinden, görüşleri yirminci yüzyılın başlarındaki sınıf mücadelelerinde şekillenmiş profesyonel devrimcilerden oluşuyordu.

Haverty-Stacke, bu sanıklar arasında en başta gelenin, SWP’nin ulusal başkanı ve ABD’de Troçkizmin kurucusu olan James P. Cannon olduğunu belirtiyor. 1890 yılında Rosedale, Kansas’ta doğan Cannon, 1928 yılında Moskova’da düzenlenen Komünist Enternasyonal’in Altıncı Kongresi’ne katıldığı sırada Troçki’nin Stalinist politikalara yönelik eleştirilerini okudu. Amerika Birleşik Devletleri’ne döndükten sonra Troçki ile aynı fikirde olduğunu açıklayan Cannon, Komünist Parti’den ihraç edildikten sonra Sol Muhalefet’in ABD şubesini kurdu ve Troçki ile temasa geçti.

1906’da New York’ta doğan Felix Morrow, SWP siyasi komite üyesiydi ve parti basınında yazan devrimci bir gazeteciydi. Revolution and Counter-Revolution in Spain (İspanya’da Devrim ve Karşıdevrim) kitabının yazarı olarak saygı görüyordu. Duruşmada savcılık Morrow’un partinin teorik dergisi Fourth International’ın (Dördüncü Enternasyonal) yayın kurulundaki pozisyonuna vurgu yaptı.

SWP’nin bir diğer önde gelen ismi olan Albert Goldman, 1904 yılında yedi yaşındayken Belarus’tan Amerika Birleşik Devletleri’ne göç etmişti. Goldman en çok 1937’de Dewey Komisyonu’nun Stalin’in göstermelik duruşmalarına yönelik soruşturmasında Lev Troçki’nin avukatlığını yapmasıyla tanınıyordu. Roosevelt yönetimi bu üç kişi hakkında iddianame hazırlanmasını istedi çünkü üçünün siyasi birlikteliği ve Cannon ile Goldman’ın durumunda da kişisel ilişkiler, hükümeti devirmeye yönelik bir komplo kurulduğunun yasaya uygun olarak iddia edilmesinin merkezinde yer alıyordu. Sanıklar listesinde yer almaması dikkat çeken bir isim, üç yıl boyunca Troçki’nin sekreteri olarak görev yapan Joseph Hansen’di. Hükümetin onu ideal bir sanık olarak görmesi mantıklı olurdu. Hansen’in listede yer almamasını daha sonra ele alacağız.

İkinci sanık grubu, SWP’nin Minneapolis’teki önderleriydi. Partinin Teamsters sendikasını yönetmesi, Troçkist hareketi binlerce işçinin saygısını kazanan önemli bir siyasi güç haline getirmişti. Troçkist sanıkların çoğu, 1934’te kamyon şoförlerinin İkiz Şehirler’deki (Minneapolis ve St. Paul) muzaffer genel grevine bizzat önderlik etmiş ve Orta Batı eyaletlerinde sendikaya 200.000 üye kazandırma mücadelesinde yer almışlardı.

Haverty-Stacke komünist hareketin bölgedeki tarihini anlatırken, Stalinist Komünist Parti’nin 1928’de Troçkistleri partiden ihraç etmesinin ardından Minneapolis’in Sol Muhalefet için nasıl bir destek merkezi haline geldiğine dikkat çekiyor: “[Cannon] ile birlikte, Minneapolis’te geleceğin diğer Smith Yasası sanıkları olacak olan Vincent Dunne, Carl Skoglund ve Oscar Coover da [Troçkist kampa] geçmişti.” [1]

Genel grevi takip eden yıllarda, Roosevelt’in yakın sırdaşı olan Daniel Tobin’in liderliğindeki Teamsters sendikası, en saldırgan antikomünist propagandayı kullanarak, 544. Şube’yi (ve onun önceli olan 574. Şube’yi) Troçkist yöneticilerden temizlemeye çalıştı ancak başarısız oldu.

Hükümetin kovuşturmayı başlatmasından önceki haftalarda, 544. Şube, Teamsters sendikasının Minneapolis örgütünün yönetimini almak için yeni bir siyasi mücadeleye girişmişti. Tobin ve Teamster yönetimi, kısmen SWP’nin ABD’nin İkinci Dünya Savaşı’na girmesine muhalefeti nedeniyle Troçkistleri görevlerinden uzaklaştırmak için yeni bir girişim başlatınca, binlerce kamyon şoförü, şubenin Amerikan Emek Federasyonu’ndan (AFL) ayrılıp Endüstriyel Örgütler Kongresi’nde (CIO) yeniden yetki alması lehine oy kullandı.

Minneapolisli sanıklar, yetki devri çabalarında kilit rol oynamışlardı. Vincent Dunne bunlardan biriydi ve sanık sandalyesinde ona kardeşleri Miles ve Grant eşlik ediyordu. Her üçü de Skoglund ile birlikte genel greve öncülük etmişti. Grant kovuşturmanın yarattığı büyük baskıya dayanamadı ve 4 Ekim’de intihar etti.

Kamyon şoförü Harry DeBoer, genel grev sırasında aktifti ve polis tarafından vurulmuştu. Minneapolis’teki SWP’nin önemli bir üyesi olan DeBoer, birkaç yıl sonra Meksiko’da Troçki’yi ziyaret edecekti.

Sosyal hizmet çalışanı Grace Carlson, eskiden Minnesota Üniversitesi’nde profesördü.1940 yılında savaş karşıtı bir programla partinin ABD Senatosu adayı olmuş ve 8.500’den fazla oy almıştı.

Yine Minneapolis’ten Jake Cooper, 1940’ta dört ay boyunca Coyoacan’da Troçki’nin muhafızı olarak görev yapmıştı.

Eski bir kömür deposu işçisi olan Farrell Dobbs, Orta Batı’da yüz binlerce kamyon şoförünün grevlerini örgütledikten sonra 1939 yılında SWP’nin ulusal emek sekreterliğine getirilmişti. Nihayetinde hüküm giyen Minneapolis merkezli diğer sanıklar arasında Max Geldman, Clarence Hamel, Emil Hansen, Carlos Hudson, Karl Kuehn, Edward Palmquist ve Oscar Schoenfeld de bulunuyordu.

Partinin Fourth International dergisinin yayın kurulu, iddianame listesinin yayımlanmasının ardından Temmuz 1941’de şunları yazdı “Evet, bu zulüm ve kovuşturmaların Gestapo-FBI tarafından bu zamanda, bu yerde ve özel olarak belirlenmiş kurbanlara karşı başlatılmasının derin bir anlamı var.” [2]

Bu anlam, savcılığın sanıklardan bazılarının Meksika’daki Lev Troçki ile olan yakın ilişkilerine dair kanıtlar sunduğu duruşmada da kendini gösterecekti. Cooper, DeBoer, Vincent Dunne, Cannon ve Dobbs’un Meksika ziyaretleri ve Goldman’ın davadan önceki yıllarda Troçki ile olan yakın ilişkisi, hükümet karşıtı bir komplonun delilleri olarak sunuldu. Hükümet, Troçki ile SWP’nin iddia edilen toplumsal devrim hazırlıkları arasında komplocu bir bağlantının var olduğunu kanıtlamak niyetiyle, “özel olarak belirlenmiş kurbanlar”ı tek tek seçmişti.

Smith Yasası

Sanıklara iki ayrı suçlama yöneltilmişti. Bu 29 sanığa yöneltilen iki suçlamadan ilki, köle sahiplerinin isyanını bastırmak için çıkarılmış bir İç Savaş yasasını (18 US Code Section 6) ihlal ederek “18 Temmuz 1938’den iddianame tarihine kadar [23 Haziran 1941] … Birleşik Devletler hükümetini zorla yıkmak için yasa dışı komplo kurmak” şeklindeydi. [3]

İkinci suçlama, suçlananların “silahlı kuvvetlerde kasıtlı olarak itaatsizliği öğütledikleri ve aynı amaçla yayın dağıttıkları” ve “Kongre’de tasarıyı sunan (Virginia’dan Demokrat) Howard Smith’e atfen ‘Smith Yasası’ olarak da bilinen Yabancılar Kayıt Yasası’nı bilerek ve isteyerek ihlal ederek, Birleşik Devletler hükümetini zor ve şiddet yoluyla devirme ve yok etme görevini, gerekliliğini, arzu edilebilirliğini ve uygunluğunu savundukları, azmettirdikleri, öğütledikleri ve öğrettikleri” iddiasını içeriyordu. [4]

Haverty-Stacke, Birinci Dünya Savaşı’nı izleyen “Kızıl Korku” döneminin “suç örgütleri yasaları”ndan 1938’de Teksaslı Demokrat Kongre Üyesi Martin Dies tarafından kurulan Amerikan Karşıtı Faaliyetleri İzleme Komitesi’ne kadar Smith Yasası’nın antikomünist atalarını ayrıntılı olarak anlatıyor.

Smith Yasası’nın isyana teşvikle ilgili ceza maddeleri, ABD hükümetinin devrilmesini savunmayı, bunun için yazı yazmayı ya da örgütlenmeyi 20 yıla kadar hapisle cezalandırılabilecek bir suç haline getiriyordu. Yasanın göçmenlikle ilgili bölümleri 5 milyon göçmenin derhal kayıt altına alınmasını gerektiriyordu; bunların 900 bini kısa bir süre sonra “düşman yabancılar” olarak kategorize edilerek enterne edilecek ve/veya derhal sınır dışı edilecekti. Sosyalistleri ve komünistleri hedef almak için kullanılan bu yasa, savaş sırasında Batı Yakası’nda 120 bin Japonya kökenli Amerikalının enterne edilmesi için de kullanılmıştı. Roosevelt, kendisini demokratik hakların savunucusu olarak gösterme çabalarının aksine, baskıcı polis önlemlerinin yoğunlaştırılmasının tam merkezinde yer almıştır.

Siyasi talimatlarını Moskova’dan ve Sovyet gizli polisi GPU’dan alan Komünist Parti (CPUSA), Troçkistlere yönelik Smith Yasası kovuşturmasını canıgönülden destekledi (daha sonra Japonya kökenli Amerikalıların enterne edilmesini desteklediği gibi). CPUSA lideri Milton Howard, sanıklar “emek ve ulusal güvenlik dostlarının desteğini Nazilerden daha fazla hak etmiyor” gerekçesiyle “faşist beşinci kol”un kovuşturulmasını destekledi. [5] Minneapolis’te konuşan Stalinist memur Robert Minor, Roosevelt yönetiminin Amerikalı Troçkistlere karşı, Moskova tarafından [1936-39 Büyük Terörü sırasında] oluşturulmuş olan emsali izlemesi gerektiğini söyledi. [6]

Smith Yasası’nın kabulü, devletin ABD’de faaliyet gösteren sosyalist grupları gözetleme yetkilerini ciddi ölçüde artırdı. Haverty-Stacke, 1939 yılında “Temsilciler Meclisi’nin Yabancılar Kayıt Yasası olarak bilinen H.R. 5138’i Senato’ya göndermesinden üç gün önce, Başkan Roosevelt’in ‘tüm yerel soruşturmaları [casusluk, karşı casusluk ve sabotaj] FBI, Askeri İstihbarat Başkanlığı ve Donanma İstihbarat Ofisi’ne bağlayan’ gizli bir emir yayımladığını ve FBI’ın merkezi koordinasyon kurumu yapıldığını” belirtiyor. [7]

FBI Direktörü J. Edgar Hoover, daha 1936’da Roosevelt’e Troçkist önderleri de içeren “yerel yıkıcılar” hakkında raporlar gönderiyordu. [8] Hoover, gözetimini yoğunlaştırma yetkisi almak için başkana baskı yapmayı sürdürdü ve Roosevelt 29 Haziran 1940’ta yasa tasarısını imzaladı. Haverty-Stacke, tasarı yasalaştığında FBI’ın SWP’ye sızma faaliyetlerinin çoktan başlamış olduğunu yazıyor: “1939’un sonlarına doğru hem Minneapolis’teki Teamsters 544. Şubesi hem de Sosyalist İşçi Partisi’nin New York genel merkezi, büronun [FBI] soruşturmalarının hedefi haline gelmişti.” [9]

Dava açma kararı

ABD aktif bir şekilde savaşa girmeye hazırlanırken, Roosevelt savaş çabaları için gerekli olan sınıf disiplinini empoze etme zorluğuyla karşı karşıya kaldı. Stalinist Amerika Birleşik Devletleri Komünist Partisi (CPUSA), önceki 22 ay boyunca, Ağustos 1939 tarihli Stalin-Hitler Paktı’na uygun olarak, ABD’nin Avrupa’daki savaşa katılmasına karşı çıkmıştı. Ancak Almanya’nın 22 Haziran 1941’de Sovyetler Birliği’ni istila etmesiyle birlikte CPUSA, ABD’nin savaşa müdahalesine karşı çıkmayı bırakıp Roosevelt yönetiminin savaş hamlesine tam destek vermeye geçiş yaptı. Stalinistler derhal aygıtlarını işçi sınıfına polislik etmek ve ülke çapında “greve hayır” politikasını uygulamak için bir mekanizmaya dönüştürmeye başladılar.

Roosevelt yönetimi, Almanya’nın Sovyetler Birliği’ni istilasının ertesi günü, 23 Haziran 1941’de Troçkistlere dava açmaya karar verdi. CPUSA’nın önceki tutumunu değiştirerek savaş yanlısı bir parti haline gelmesiyle birlikte SWP, ABD’deki en önemli savaş karşıtı sosyalist parti olmuştu. Roosevelt yönetimi, Troçkist hareketin emperyalist savaşa karşı ilkeli muhalefetinin onu Amerikan işçi sınıfı içinde savaş karşıtlığının çekim merkezi haline getireceğinden endişe ediyordu.

Dava açma kararı, Adalet Bakanlığı ve FBI’ın en üst kademelerinde aylarca süren yoğun tartışmaların ardından alındı. Haverty-Stacke, hükümetin karşı karşıya kaldığı tartışmalı hukuki ve siyasi sorunları inceliyor.

FBI Direktörü J. Edgar Hoover

Hoover kovuşturmanın ilk savunucularından biriydi. Ama Adalet Bakanlığı ve bizzat Roosevelt için kovuşturma bir dizi riski beraberinde getiriyordu. Adalet Bakanlığı Dava Vekili Francis Biddle gibi önde gelen hükümet yetkilileri, kovuşturmanın geniş bir muhalefet yaratarak SWP’yi güçlendirebileceğinden ve Roosevelt yönetiminin liberal tabanını soğutabileceğinden endişe ediyorlardı.

Haziran 1941’de Hoover, ABD’nin savaşa girmesi halinde Sosyalist İşçi Partisi’nin “o civarda Ulusal Savunma ile ilgili sözleşmeleri olan fabrikalara malzeme gidiş gelişinin sekteye uğramasına neden olabileceğini” iddia ederek Roosevelt’e baskı yapmaya çalıştı. [10] Aynı ay ABD Savcıları Victor Anderson ve Wendell Berge kovuşturma için desteklerini belirttiler. [11] Teamsters Başkanı Tobin 12 Haziran’da Roosevelt’e kovuşturma talep eden bir telgraf gönderdi. Haverty-Stacke şöyle yazıyor: “Tobin, merkezi eyaletlerde şoförleri örgütlemeyi başaran Troçkistlerin, ülkenin ticari ulaşım ağlarını aksatabilecek bir konumda olduklarını ve savaş krizinden yararlandıkları takdirde hükümeti devirip sosyalist bir devlet kurabileceklerini öne sürüyordu.” [12]

SWP, dava sırasında ve sonrasında, Roosevelt’in partiyi Tobin’in 12 Haziran tarihli telgrafı sonucunda yargılamaya karar verdiğini iddia etti. Ama bu sadece kısmen doğruydu. Haverty-Stacke durumu şöyle açıklıyor:

Tobin, bu telgraf nedeniyle, SWP ve 544. Şube’nin yirmi dokuz üyesinin tutuklanmasına yol açan olaylar zincirini başlatmakla suçlandı. Bu tutuklamalar sırasında ve dava sürecinde savunma, Tobin’in Roosevelt’ten siyasi bir iyilik istediğini ve Başkan’ın sendika içi bir anlaşmazlığa müdahale ederek ilk Smith Yasası kovuşturmasını başlattığını iddia etti. Bu ‘siyasi borç’ savı, davayla ilgili sınırlı akademik literatürde farklı derecelerde varlığını sürdürmüş ve SWP içinde kovuşturmaya dair popüler hafızayı şekillendirmiştir. Ne var ki, Adalet Bakanlığı, FBI’ın 1940 sonbaharına kadar uzanan bağımsız soruşturmasına dayanarak, daha 1941’in Nisan ayında bu tür bir kovuşturmayı ciddi ciddi düşünmeye başlamıştı. [13] (Vurgu sonradan eklenmiştir)

Nihayetinde, Haverty-Stacke’ye göre, Adalet Bakanlığı Dava Vekili Francis Biddle “bu davadaki hamlesini büyük ölçüde FBI’dan aldığı istihbarat sayesinde yapmıştır.” [14]

Lev Troçki’nin kovuşturma davasındaki merkezi önemi

Haverty-Stacke kitabında bu konuya odaklanmasa da WSWS’nin duruşma kayıtlarına ilişkin soruşturması, savcılığın dava teorisinin, SWP’li sanıklar ile Lev Troçki arasında bağlantı kurulmasına odaklandığını açıkça ortaya koymaktadır. Bu, tüm davanın etrafında döndüğü en önemli hukuki mesele olmuştu. Bu teoriye göre Troçki, SWP’nin Minneapolis’teki ve ülke çapındaki faaliyetlerinin mimarı, eğitmeni ve yöneticisiydi. Troçki kovuşturma davası için o kadar merkezi bir öneme sahipti ki, bir önceki ağustos ayında öldürülmüş olmasına rağmen büyük jüri evresinde suç ortağı olarak listelenmişti.

Adalet Bakanlığı’nın deneyimli ABD’li avukatları, her iki suçlamadan da “suçsuz” kararı çıkmasının yönetim için büyük bir utanç kaynağı olacağının farkındaydılar ve mahkûmiyet kararlarını garantilemeyi amaçlayan bir strateji belirlediler. Davaya ilişkin teorileri, Troçki ile SWP’li sanıklar arasındaki bağlantıyı göstermek etrafında dönüyordu.

Savcılar, sanıkların Troçki ile buluştuklarını veya yazıştıklarını ya da Meksiko’ya seyahat ettiklerini gösteren deliller aradılar. Teorilerini geliştirmek için SWP ile Troçki arasındaki en ufak bağlantıları bile delil olarak sundular.

Savcılığın açılış konuşmasında ABD’li avukatlar şu iddialarda bulundular:

SWP, Ağustos 1940’ta hayata gözlerini yuman Lev Troçki adında bir adam tarafından oluşturulmuş bir araçtı. Vefat ettiği sırada, sanırım Meksika Cumhuriyeti’nde sürgündeydi ve bu parti Troçki’nin Partisi’ydi, ya da parti yeryüzünde, özellikle de Amerika Birleşik Devletleri’nde bir hükümet kurma konusunda Lev Troçki’nin fikirlerini, planlarını ve görüşlerini hayata geçirmeye adanmıştı. Bu partinin programı veya bu partinin temelindeki fikirler, Lev Troçki’nin ve onun çağdaşı olan Sovyetler Birliği’nin ilk yöneticisi V. İ. Lenin’in görüşlerini temsil ediyordu ve onların felsefesi, bir işçi devleti kurarak tüm sorunlarına bir çözüm bulabilecekleri şeklindeydi... ve sanıkların veya büyük bir kısmının, burada yargılanan tüm bu sanıkların bilgisi dahilinde, zaman zaman onun danışmanlığını, rehberliğini ve yönlendirmesini almak amacıyla Meksika’daki Lev Troçki’ye seyahatler yaptıkları ve Lev Troçki’ye yalnızca kişisel koruma ve güvenlik sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda suikastına kadar Meksika’daki Meksiko’nun dış mahallelerinde bulunduğu süre boyunca Lev Troçki’ye ve faaliyetlerine katkıda bulundukları belirtilmiştir. Lev Troçki’nin bu fikirleri Sosyalist İşçi Partisi’nin fikirleridir ve bu davanın sunacağı delillerin göstereceği üzere, yargılanan tüm sanıklar için olumlu ve pozitif fikirlerdir. [15]

Coyoacan’da Troçki’ye yapılan tek bir ziyaret bile savcılar tarafından komplonun delili olarak gösterildi. Devlet savcıları o kadar yüzsüzdü ki, SWP’li avukat ve sanık Albert Goldman, savcılığın SWP’nin Meksika’ya yaptığı ziyaretlere ilişkin delillere aşırı güvenmesine yasal itirazlarda bulundu. Goldman, hükümetin Troçki’yi ziyaret etmeyi başlı başına komplocu bir eylem gibi gösterdiğini iddia etti. ABD Savcısı Schweinhaut şöyle cevap verdi:

Eminim ki avukat da biliyordur; komplo ile ilgili kanun, bir komplonun yalnızca yasa dışı bir eylemde bulunarak değil, örneğin yasa dışı bir amaç için yasal eylemlerde bulunarak da gerçekleştirilebileceği şeklindedir. Burada verilen ifadeler, bu adamların Troçki’yi liderleri olarak gösterdiklerini çoktan ortaya koymuştur ve yine ortaya koyacaktır. Sanıkların Troçki ile şahsen ilişkisini göstermek önemli bir mesele haline gelmektedir ve bunu yaparken ilişkinin niteliğinin ne olduğu gösterilebilir. [16]

Savcılık özellikle SWP’nin iki “komplocu” politikasını -proleter askeri politika ve Sendika Savunma Muhafızları- Troçki’nin oluşturduğunu göstermeye çalıştı.

Proleter askeri politika Troçki tarafından geliştirilmiş ve Troçki’nin Ağustos 1940’ta öldürülmesinden önceki yıllarda kişisel toplantılar ve kapsamlı yazışmalar yoluyla SWP önderliğine iletilmişti. [17] Sendika Savunma Muhafızları önerisi, işçileri ve sosyalistleri Minneapolis’te varlık gösteren faşist paramiliter örgütlerin saldırılarına karşı savunmak amacıyla Troçki tarafından yapılmıştı.

Savcılığın dava teorisi, (a) bu tür programların var olduğunu ve Minneapolis’te SWP tarafından uygulandığını, (b) bunların Troçki tarafından tasarlandığını ve (c) Troçki’nin önerilerinin, sanıklardan bazılarıyla kişisel iletişim yoluyla SWP’ye iletildiğini göstermeye dayanıyordu. ABD savcıları, duruşmada beş haftayı, her bir bağlantıyı kanıtlamak için aylar süren soruşturmalar sonucunda toplanmış delilleri kullanarak geçirdiler.

Devletin SWP’ye sızmasının daha önce bilinmeyen boyutu

Haverty-Stacke’nin kitabı, 1940’ın sonlarına doğru FBI’ın SWP’nin faaliyetleri hakkında kapsamlı bilgi edinmiş durumda olduğunu ve partinin New York’taki genel merkezinde üst düzey muhbirleri olduğunu ortaya koymaktadır.

Troçkist hareketin gözetlenmesi 1930’ların ortalarında, FBI’ın bazı parti liderlerini gözetim altına almasıyla başlamıştı. Haverty-Stacke şöyle yazıyor: “Troçkistler kendilerini hem SDU’nun [Özel Savunma Birimi] tavsiyelerinin hem de FBI’ın Gözaltı listesinin hedefi olarak buldular. ‘18’ler’den birkaçı kovuşturmaya uğramadan önce Hoover tarafından en tehlikeli grup olan ‘A1’e çoktan dahil edilmişlerdi.” [18]

Haverty-Stacke’nin belirttiği gibi, 1939’un sonlarına doğru FBI, Minneapolis ve New York’ta SWP’yi çoktan hedef almış durumdaydı. Ama ertesi yıl bile sızma hâlâ biraz ilkel düzeydeydi. Nisan 1940’ta FBI, Chicago’daki bir etkinlik merkezinde, SWP kongresine katılacak delegelerle ilgili çöp kutularından bilgi toplamak için bir hademeye para verme yoluna başvurmuştu.

Haverty-Stacke, bu dönemde hükümetin partiye sızmasının iki temel unsuru olduğunu belirtiyor. İlk olarak, hükümet, 544. Şube’nin Troçkist yönetimine antikomünist bir temelde karşı çıkan azınlık hizbinden muhbirler çıkardı. Devletin duruşmadaki en önemli tanığı James Bartlett bu gerici unsuru temsil ediyordu. İkinci olarak, hükümet, sızma programını SWP içinden muhbirler kazanmaya dayandırdı.

Haverty-Stacke’ye göre FBI, SWP önderliği içinden ajan devşirmeye çalıştı. Roosevelt yönetiminin kovuşturma kararı almasından önceki aylarda SWP liderleriyle temas kurmaya ve onları ajan yapmaya çalıştılar.

FBI muhbiri Henry Harris’in ifadesine göre, FBI Ajanı Perrin 1941 yılı başlarında Harris’ten SWP’li sanık Carl Skoglund’a bir teklif iletmesini istemiştir. [19] İsveç doğumlu bir sosyalist olan Skoglund, ABD’de uygun göçmenlik belgeleri olmadan yaşıyordu. FBI Skoglund’a, dokunulmazlık ve göçmenlik sorunlarının kalıcı olarak çözülmesi karşılığında FBI’a bilgi vermesini teklif etti. Skoglund bu teklifi reddetti. FBI’ın partiye sızmasının temel unsurlarından biri, kilit isimlere muhbir olmaları ve savcılığa yardımcı olmaları için “dokunulmazlık” teşviki sunmaktı. [20]

FBI Ajanı Roy Noonan ifadesinde FBI’ın 1940 sonbaharında önemli bir yeni bilgi kaynağı elde ettiğini söyledi. Noonan, Minnesota’da SWP’ye karşı delil toplama operasyonunu yönetmekle görevlendirilen başmüfettiş pozisyonundaydı.

ABD Savcısı Henry Albert Schweinhaut ve SWP Avukatı Albert Goldman, Ajan Noonan’ı sorguladılar. Noonan, 1941 yılına gelindiğinde FBI’ın “geçmiş yıllara ait dosyalarında Sosyalist İşçi Partisi hakkında birçok soruşturma bulunduğunu” belirtmiştir. [21]

Schweinhaut Noonan’a FBI’ın SWP sanıklarıyla ilgili soruşturmaya ne zaman başladığını sorduğunda Noonan şu cevabı vermiştir: “Geçmiş yıllarda dosyalarımızda bunlardan birkaç tane vardı fakat 1940’ın ikinci yarısında özellikle iki veya üç tane vardı.” [22] (Vurgu sonradan eklenmiştir)

Çapraz sorgu sırasında Goldman ile Noonan arasında aşağıdaki diyalog geçmiştir:

Goldman: Bildiğiniz kadarıyla soruşturma bundan ne kadar önce başladı?

Noonan: Soruşturmanın [1941] şubat ve mart aylarında yürütüldüğünü biliyorum ve bazı sanıklarla ilgili bilgilere bundan çok daha önce sahip olduğumuzu da biliyorum.

G: Ne kadar önce?

N: Kasım 1940’ta sahip olduğumuzu biliyorum. [23]

Kasım 1940 tarihi, Haverty-Stacke’nin, kovuşturma kararının “FBI’ın 1940 sonbaharına kadar uzanan bağımsız soruşturmasına dayandığı” yönündeki tespitiyle örtüşmektedir. [24]

FBI, Kasım 1940’ta sanıklar hakkında daha fazla bilgi edindikten sonra, sızma ağının genişletilmesi sürecini yönetebilmiştir. Noonan duruşmada verdiği ifadede gözetlemenin “bu yılın [1941] şubat ve mart aylarında yoğunlaştırıldığını” belirtmişti. [25]

Yakın zamanda gizliliği kaldırılan FBI yazışmaları, Kasım 1940’tan 1941 ortalarına kadar FBI’ın sızma ağında niteliksel bir gelişme olduğunu göstermektedir. FBI dosyaları Omaha, Kansas City, St. Louis, Minneapolis, Seattle, Los Angeles, Mississippi, New York, New Jersey ve başka yerlerde bulunan ajanlar tarafından gizli muhbirlerden alıntı yapan onlarca rapor içermektedir. FBI’ın 1941 yılına ait dosyalarında şube toplantılarının tutanakları ve parti basınının tam abone listeleri de yer almaktadır. FBI her şubenin ne kadar para topladığını ve ne zaman toplantı yaptığını biliyordu. FBI, kamuoyuna duyurulmadan önce ulusal konuşma turlarının tam programlarına ve Siyasi Komite toplantılarının tutanaklarına sahipti. Kontrol Komisyonu da dahil olmak üzere kimin hangi ulusal kurulda görev yapmak üzere seçildiğinden haberdardı. FBI ayrıca Dördüncü Enternasyonal’in yabancı üyeleri hakkında da önemli bilgiler edinmişti ve bu da New York’taki genel merkeze yüksek derecede sızma olduğunu gösteriyordu.

Haverty-Stacke, “1941 ilkbaharında,” diye yazıyor, “soruşturma Minneapolis’teki Teamsters’ın ötesine uzanarak SWP’nin New York’taki ulusal liderlerine yönelik mevcut soruşturmalarla iç içe geçti.” [26] O zamana gelindiğinde, partinin “en aktif iki şubesi [Minneapolis ve New York], iyi yerleştirilmiş muhbirlerle dolu yoğun FBI gözetlemesi altındaydı.” [27] (Vurgu sonradan eklenmiştir). Haverty-Stacke’ye göre, “FBI SWP’nin özellikle New York’taki ulusal genel merkezini çok yakından izliyordu.” [28]

Hoover’ın davadaki önceliği: SWP içindeki muhbir ağının ortaya çıkmasının engellenmesi

Haverty-Stacke tarafından ortaya çıkarılan resmî belgeler de Hoover’ın bir muhbirde aradığı niteliklere ışık tutuyor. Haverty-Stacke, Haziran 1941’de Hoover, Adalet Bakanlığı’nın önde gelen hukukçularından Francis Biddle ve ABD Savcıları Schweinhaut ve Berge arasında yapılan bir görüşmeye dikkat çekiyor. Adalet Bakanlığı hukukçuları, bu görüşme sırasında, FBI’ın mahkemeye hazırlık amacıyla delil toplamak üzere New York’taki SWP genel merkezine kendi ajanlarını yerleştirmesini önermişler.

Bu eylem planını Hoover’a ilk öneren Schweinhaut olmuş. Berge de Schweinhaut’u destekleyerek Haziran 1941 ortalarında Hoover’a şunları yazmış: “Soruşturma açısından, en iyi şekilde benimle telefonda konuştuğunuz yöntemle elde edilebilecek bilgiler olduğunu düşünüyorsanız, böyle bir soruşturma emri vermeye yetkilisiniz.” Ardından yönetimin avukatları “hükümet ajanları sadece delil elde etmek amacıyla yasa dışı eylemlerde bulunmaya teşvik etmedikleri sürece, bunun tuzağa düşürme anlamına gelmeyeceği konusunda hemfikir olduklarını” belirtmiştir. [29]

Hoover’ın verdiği yanıt, SWP’ye sızma stratejisine ışık tutmaktadır. Onun endişeleri iki yönlüdür.

Hoover, Adalet Bakanlığı avukatlarına cevap verirken, ilk olarak, duruşma için delil toplamak amacıyla genel merkeze yerleştirilmiş FBI ajanlarının, “ajanın daha sonra tanık olarak kullanılması ve açık mahkemede ifade vermek zorunda kalması halinde … Büro için ciddi bir utanç olasılığı” oluşturabileceği korkusunu dile getirmiştir. [30]

Hoover yanıt mektubuna ilave edilmiş bir bölümde (Haverty-Stacke’ın atıfta bulunmadığı bir bölüm) Adalet Bakanlığı’nın önerisinin riskli olmasının yanı sıra bilgi toplama açısından da etkisiz olacağını açıklar.

Hoover şunları yazmıştır: “Böyle bir düzenleme yoluyla yakın gelecekte önemli deliller elde etme olasılığı çok şüphelidir, çünkü Parti’nin yeni bir üyesinin gizli bilgiler edinmeden önce kendini kanıtlaması ve Parti liderlerini güvenilirliği konusunda tatmin etmesi gerekecektir” ve bu “önemli miktarda zaman, muhtemelen aylar” alacaktır. [31]

Bu alıntılardan şu sonuç çıkarılabilir: Hoover’a göre bir muhbir (a) mahkemede tanıklık yaparak kamuoyuna ifşa olmaktan korunabildiği, (b) zaten SWP’nin en üst kademelerinde faaliyet gösterdiği ve SWP önderliğinin güvenini kazandığı ve (c) dışarıdan bir ajanın parti önderliğine kendini kabul ettirmesiyle ilgili riskler ve gecikmeler olmaksızın FBI’a hemen bilgi sağlayabildiği ölçüde değerliydi.

Bu tartışma 1941 yılının haziran ayı ortalarında yapılmıştır. Ondan sekiz ay önce Hoover, FBI’ın New York’taki baş ajanı B. E. Sackett ile Troçki’nin Meksiko’daki sekreteri olarak görev yapmış olan SWP’nin kilit liderlerinden Joseph Hansen arasındaki görüşmeleri bizzat izlemeye başlamıştı.

Hansen, Hoover’ın tüm kriterlerini karşılıyordu. Parti yönetiminin güvenini çoktan kazanmıştı ve FBI’a gecikmeden ve en az riskle “önemli deliller” sağlayabilecek bir pozisyondaydı. Takip eden aylarda kovuşturma ilerledikçe, Hansen’in adı açıklaması güç bir şekilde SWP sanıkları listesinde yer almadı.

Haverty-Stacke, FBI’ın 1941’de Smith Yasası Davası’nda SWP’nin 29 üyesinin yargılanmasına nasıl hazırlandığını araştırmak için duruşma kayıtlarından ve yeni ulaşılan FBI kayıtlarından yararlanıyor.

Haverty-Stacke tarafından sunulan materyaller, sosyalist hareketin tarihindeki bu kilit döneme ilişkin çok daha net bir resim sağlıyor. Bunlar, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi tarafından 1975 yılında Güvenlik ve Dördüncü Enternasyonal soruşturması kapsamında ortaya çıkarılan ve ABD Dışişleri Bakanlığı ile FBI’ın Eylül 1940’tan itibaren SWP’nin önde gelen isimlerinden Joseph Hansen ile görüşmeler yaptığını ortaya koyan belgelere büyük bir ağırlık kazandırıyor. Haverty-Stacke tarafından yayımlanan yeni materyal bağlamında, çok önemli bir soru ortaya çıkıyor: Smith Yasası Davası’nda Joseph Hansen neden sanık listesinde yer almadı?

İlk Güvenlik ve Dördüncü Enternasyonal soruşturmasında yayımlanan belgeler, Joseph Hansen’in Troçki suikastından sonra ABD hükümetiyle iletişim kurduğunu göstermektedir. Soruşturma 1975-1978 yılları arasında şu soruyu gündeme getirdi: Hansen neden hükümetle iletişime geçmek istemiş olabilir ve bunu neden SWP önderliğine haber vermeden yaptı? Hansen, Healy’s Big Lie’da (Healy’nin Büyük Yalanı) FBI ile “sadece bir kez” görüştüğünü iddia etmişti. [32] Bunun doğru olmadığı kanıtlandı.

Hansen, Coyoacan, Meksika’da Troçki’nin asistanı olarak üç yıl geçirmişti. Troçki’nin yerleşkesinde ikamet eden bir avuç Amerikalı arasında Hansen siyasi olarak en ilgili olanıydı ve ABD’deki SWP önderliğiyle en yakın bağlantılara sahipti. Troçki’nin 21 Ağustos 1940’taki ölümünden on gün sonra Hansen, ABD hükümeti ile gizli bir ilişki başlatma umuduyla Meksiko’daki ABD Büyükelçiliği ile temasa geçti.

Hansen’in görüşmeleri Amerikan hükümetinin en üst kademeleri tarafından dikkatle takip edildi. George P. Shaw, Robert McGregor ve B. E. Sackett gibi isimler soruşturmayı yönetmek ve takip etmek üzere görevlendirildi. Dışişleri Bakanlığı’nda üst düzey bir diplomat olan Shaw, Tegucigalpa, Honduras; San Luis Potosi, Meksika ve Ciudad Juarez, Meksika’daki ABD konsolosluklarında çalışmış ve daha sonra Nikaragua, El Salvador ve Paraguay’da büyükelçi olarak görev yapmıştı. [33] McGregor Meksika’daki ABD konsolosluğunun sekreteri olarak görev yaparken, Sackett da FBI’ın New York masasından sorumlu özel ajandı. Hansen’in ilk temasından sonraki haftalar içinde J. Edgar Hoover, Hansen ile hükümet yetkilileri arasındaki görüşmeleri bizzat takip etmeye başladı.

Hansen vakasını takip eden diğer yetkililer arasında Dışişleri Bakanlığı’ndan Raymond E. Murphy ve FBI’dan H. H. Clegg de vardı. Murphy, daha sonra casus olduğundan şüphelenilen J. Alger Hiss’in yargılanmasını savunmuş, iyi bağlantılara sahip bir Dışişleri Bakanlığı görevlisiydi. Murphy, Whittaker Chambers hakkındaki bilgileri Amerikan Karşıtı Faaliyetleri İzleme Komitesi’nden Kongre üyesi Richard M. Nixon’a ilk sunan Dışişleri Bakanlığı yetkilisiydi. [34] Clegg, daha sonra FBI’da müdür yardımcısı olarak görev yapacak kıdemli bir FBI ajanıydı. [35] Hükümet yetkilileri konuyu büyük bir hassasiyet ve ilgiyle ele aldılar.

ABD Büyükelçiliği yetkilisi George P. Shaw’ın Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği 1 Eylül 1940 tarihli bir mektupta “31 Ağustos 1940 tarihinde bu ofisten Konsolos [Robert G.] McGregor ile ölen Lev Troçki’nin sekreteri Bay Joseph Hansen arasında gerçekleşen bir görüşmenin muhtırası” yer almaktadır. [36]

Muhtırada şunlar yazılıdır: “Ölen Bay Troçki’nin sekreteri Bay Joseph Hansen, cumartesi sabahı Bay Troçki suikastıyla ilgili konuları görüşmek üzere geldi.” [37]

Hansen bu ilk görüşme sırasında hükümete suikastla ilgili bilgi verdi. Bu arada Hansen ABD hükümetine 1938 yılında üç ay boyunca Stalin’in gizli polis teşkilatı GPU’nun ajanlarıyla görüştüğünü iletti. McGregor’un 31 Ağustos tarihli toplantıya ilişkin raporunda Hansen’in “bir GPU ajanı tarafından kendisine yaklaşıldığını ve Dördüncü Enternasyonal’i terk edip Üçüncü Enternasyonal’e katılmasının istendiğini” söylediği belirtilmektedir. Raporda Hansen’in üç ay boyunca “John” adında bir GPU yöneticisiyle görüştüğü belirtilmektedir. [37] Hansen’in şaşırtıcı itirafı bu görüşmelere olan ilgiyi artırmıştı.

Hansen birkaç gün sonra, 4 Eylül’de ABD Büyükelçiliğine geri döndü ve hükümete bir “görüşme muhtırası” verdi. George P. Shaw’dan ABD Dışişleri Bakanı’na gönderilen ikinci bir rapor “Çok Gizli” ibaresini taşıyordu ve 4 Eylül tarihliydi. Raporda şöyle yazıyor: “Ölen Bay Troçki’nin sekreteri Bay Joseph Hansen tarafından 4 Eylül 1940 tarihinde bu ofise teslim edilen bir görüşme muhtırasının bir kopyasını... Bakanlığın özel ilgisine sunmaktan onur duyarım.” [39]

4 Eylül tarihli raporda, Troçki’ye 20 Ağustos’ta yapılan saldırının detayları hakkında “Bay Hansen ekibimin bir üyesini bilgilendirdi,” deniyor. Rapora ekli bir muhtırada Hansen’in “Başkonsolosluğa [Troçki’nin yayımlanmamış yazılarının] bir kopyasının temin edilmesinden çok memnun olacağını söylediği” belirtiliyor. [40]

Elçilik yetkilisi McGregor 14 Eylül’de Dışişleri Bakanlığı’na “Çok Gizli” ibareli bir mektup daha göndererek Hansen’in o gün ABD hükümetine gizli bilgi sunmak üzere konsolosluğa döndüğünü bildirdi. Rapor şöyle başlıyordu: “Ölen Lev Troçki’nin sekreteri Bay Joseph Hansen bu sabah uğradı ve ekte fotokopisi bulunan bir muhtıra sundu.” [41] Bu “W Muhtırası”; SWP’nin, daha sonra 1940’ların sonu ve 1950’lerin başındaki antikomünist cadı avında ABD hükümetine yardım edecek eski bir Komünist Parti üyesi olan Whittaker Chambers’dan aldığı GPU ajanlarının isim listesiydi.

14 Eylül tarihli raporda ayrıca Hansen’in hükümete, daha sonra Smith Yasası davasında sanık olacak olan Albert Goldman hakkında bilgi verdiği belirtilmektedir. Raporda şöyle deniyor: “Hansen, ölen Lev Troçki’nin avukatı Albert Goldman’ın dün Jacson’ı sorguladığını söyledi [“Jacson”, Troçki’yi öldüren Ramon Mercader’in takma adıydı]. Jacson ona 13 Haziran 1940’ta bir bavulu kendi adına Railway Express ile New York’taki gümrüğe gönderdiğini söylemiş...” [42]

25 Eylül 1940’ta Meksika’daki ABD Büyükelçiliği’nden Dışişleri Bakanlığı’na gönderilen bir başka mektupta Washington’a “Ölen Bay Troçki’nin Sekreteri Bay Joseph Hansen’in dün bu ofisi ziyaret ettiği” bildiriliyordu. Hansen sonra Ramon Mercader ile bağlantılı kişileri “sorgulaması” sonucunda elde ettiği bilgileri sunmuş. Mercader’in Troçki’nin Coyoacan’daki evine girebilmek için baştan çıkardığı genç SWP üyesi Sylvia Ageloff da Mercader ile bağlantılı kişiler arasındaydı. [43]

George P. Shaw tarafından ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan Raymond E. Murphy’ye gönderilen 25 Eylül tarihli bir başka mektupta ise şu ifadeler yer almaktadır: “Ölen Bay Troçki’nin sekreteri Bay Joseph Hansen’in sizinle ve sizin aracılığınızla New York’tan bu ofisle iletişim kurabileceği gizli araçlar oluşturulması arzusu hakkında sizi bilgilendirmek için yine şahsi bir mektuba başvuruyorum.” [44]

George P. Shaw ayrıca Hansen’in “Bakanlığın ilgileneceği bazı bilgilerin kendisine ulaşmasının mümkün olduğuna inandığını” belirtiyor ve ekliyor: “Bu nedenle, New York’ta bulunan ve gizli bilgilerin dokunulmazlık karşılığında aktarılabileceği, size güvenen biriyle temasa geçmek istiyor.” [45]

Shaw’un Hansen’in “dokunulmazlık” karşılığında “gizli bilgi” verme talebini ileten mektubuna cevaben Raymond E. Murphy 28 Eylül’de FBI’dan J. B. Little’a telefon eder. Murphy aynı gün FBI’daki bağlantısına yazdığı takip mektubunda şunları ifade eder: “Hansen’in herhangi bir bilgi edinmesi durumunda iletişim kurabileceği bir kişinin adını öğrenmek istediği anlaşılıyor. Bu nedenle, New York ofisinizin yaklaşık on gün içinde New York’ta bulunacağı zamana kadar onunla görüşmek üzere bir ajan göndermesi takdirle karşılanacaktır.” [46]

Yine 28 Eylül’de Dışişleri Bakanlığı’ndan Raymond Murphy, ABD Büyükelçiliği’nden George P. Shaw’a şöyle yazmıştır: “Bay Joseph Hansen’in benimle ve benim aracılığımla sizin ofisinizle iletişim kurma arzusuyla ilgili olarak... Bay Hansen’e, New York, Foley Meydanı, Birleşik Devletler Adliyesi, 607 numaralı odada bulunan Bay B. E. Sackett ile temasa geçmesini ve bu ofisi irtibat noktası olarak kullanmasını öneririm. Federal Soruşturma Bürosu’nun New York Bölgesi’nden sorumlu ajanı olan Bay Sackett, Washington’daki ofisi aracılığıyla Birleşik Devletler’deki Troçki davasının soruşturmasını yürütmektedir. Bakanlık bu kanalların kullanılmasını tercih etmektedir, çünkü, aslını söylemek gerekirse, bu nitelikteki bir dava için gerekli olan kapsamlı soruşturmayı yürütmek üzere kendi imkânları bulunmamaktadır... Federal Soruşturma Bürosu Bay Hansen’in oradan ayrılışından haberdar edilmiştir ve şüphesiz New York’ta kendisiyle temasa geçecektir.” [47]

George P. Shaw 30 Eylül’de Hansen’e “ABD’ye gitmeden önce burada [Meksiko’da] yaptığınız soruşturmaya cevaben” bir mektup yazdı. Shaw, Hansen’e kendisinin “aracı”sının B. E. Sackett olacağını bildirmiştir. McGregor el yazısıyla yazdığı notta, SWP üyesi olsun ya da olmasın hiç kimsenin “Joe”ya yazılan mektubu açmadığından emin olmak için şöyle demektedir: “Sevgili Joe: Lütfen bunu aldığınızı onaylayın ve teslim aldığınızı belirtin.” [48]

Hansen’in “dokunulmazlık” alarak “bilgi aktarmaya” çalıştığına dair haberler çok geçmeden J. Edgar Hoover’a ulaştı ve Hoover, hükümetin Hansen ile yaptığı görüşmeleri ve Hansen’in muhbirlik statüsünü yönetmeye bizzat dahil oldu.

J. Edgar Hoover, B. E. Sackett’e yazdığı 1 Ekim 1940 tarihli bir mektupta şunların doğruluğunu kabul eder: “Ölen Lev Troçki’nin sekreteri Joseph Hansen, Troçki suikastıyla ilgili bağımsız bir soruşturma yürütmek üzere kısa süre içinde New York’a gitmek üzere Meksiko’dan ayrılıyor. Kendisi Dışişleri Bakanlığı’ndan, edinebileceği herhangi bir bilgiyi temin etmek üzere kiminle temasa geçebileceği konusunda tavsiye talep etti.” [49]

Hoover FBI’a Hansen’in dokunulmazlık karşılığında bilgi verme teklifini kabul etmelerini emreder: “Hansen New York Ofisi’ni ararsa, kendisine nazik davranılmalı ve sağlayabileceği tüm bilgiler ve bu soruşturmada yardımı alınmalıdır. Elbette, Büro tarafından yürütülen soruşturmanın gidişatıyla ilgili olarak kendisine hiçbir bilgi verilmemelidir.” [50]

Hansen 23 Ekim’de George P. Shaw’a cevap verdi. Hansen, Shaw’un 30 Eylül tarihli mektubuna cevaben “Bay Sackett’in iyi durumda olduğuna dair mektubunuzu aldım ve kısa süre içinde kendisini ziyaret edeceğim,” diye yazdı. [51] Hansen, SWP’nin hiçbir üyesinin mektubu ele geçirmemiş olduğunu hükümete bildiriyordu.

SWP önderliğinin Hansen’in irtibatına ilişkin tanıklığı

Hansen ABD hükümetiyle görüşmelerini SWP önderliğinden gizli yürüttü. SWP’nin bazı önde gelen isimleri Hansen’in hükümetle temaslarından haberdar oldukları iddiasını yalanladılar ve önderliğin Troçki’nin ölümünden sonra FBI’a başvurmayı düşünmediği konusunda ısrar ettiler.

2 Haziran 1977’de, Sosyalist Eşitlik Partisi’nin önceli İşçiler Birliği’nin Ulusal Sekreteri David North, 1940 yılında SWP Siyasi Komitesi’nde görev yapmış olan Smith Yasası sanığı Felix Morrow ile aşağıda kaydı aktarılan bir görüşme yaptı.

Soru: O dönemde Sosyalist İşçi Partisi’nin suikast hakkında, suikastın nasıl gerçekleştirildiği hakkında daha fazla bilgi edinmek için attığı adımlarla ilgili bir anınız olup olmadığını merak ediyordum. Özellikle de [SWP’nin] Amerikan hükümetinden herhangi bir şekilde yardım alıp almadığını.

Morrow: Hiç [almadı].

Soru: Hiç mi?

Morrow: Hiç.

Soru: Peki, sizce FBI’ın suikast karşısındaki tutumu neydi?

Morrow: Hiçbir şekilde ilgilenmediler.

S: Peki, bildiğiniz kadarıyla SWP’nin FBI’dan yardım almaya çalışmak gibi bir politikası var mıydı?

Morrow: [Bunun için] Hiçbir sebep olamazdı. Bu kolay çözümlenebilir bir davaydı. Jacson yapmıştı. Tek sorun Jacson’ın GPU ajanı olduğunu kanıtlamaktı.

Soru: Anlıyorum. O zaman bildiğiniz kadarıyla SWP, herhangi bir zamanda FBI ile temas kurmak için herhangi bir girişimde bulunmadı?

Morrow: Asla. Asla.

Soru: Hiç mi?

Morrow: Bundan eminim.

Soru: Bundan emin misiniz?

Morrow: Evet.

Soru: Size bir şey sormama izin verin. Parti içinde Troçki’nin ölümünü araştırmaktan aşağı yukarı kim sorumluydu? Goldman’ın suikast üzerine bir kitap yazdığını biliyorum.

Morrow: Bu işe dahil olan herkes, yani tüm Pol-Com (Siyasi Komite).

Soru: Anlıyorum. Peki ya Joseph Hansen?

Morrow: O Meksika’daydı.

Soru: Peki, 1940 Eylül’ünün sonlarında geri döndüğü zaman?

Morrow: O Siyasi Komite üyesi değildi.

Soru: Bu nedenle kendisine özel bir sorumluluk verilmez miydi?

Morrow: Verilmezdi.

Soru: Sackett ismi size bir şey ifade ediyor mu?

Morrow: Hayır.

Soru: Hiçbir şey mi?

Morrow: Hiçbir şey.

S: Siyasi olarak konuşmak gerekirse, hatırladığım kadarıyla o dönemde SWP’ye ve işçi hareketine karşı FBI tarafından yapılan baskılarla ilgili ciddi sorunlar vardı. Bu, savaştan önceydi.

Morrow: Hı-hı.

S: 1940 yılında, ağustos ayı civarında, Minneapolis davasına doğru gelişen baskılar başlamış mıydı?

Morrow: Öyle diyebilirim.

Soru: Ne şekilde?

Morrow: Detayları tam olarak hatırlayamıyorum ama bilirsiniz işte...

Soru: Gerilim artıyor muydu?

Morrow: Gerilim artıyordu.

Soru: Ve 1941 başlarında durum muhtemelen oldukça ciddi bir hal almıştı?

Morrow: Evet.

Soru: Bunların ışığında, Troçki’nin işçi devletini savunma konusundaki siyasi pozisyonları, emperyalizme ve Stalin’e karşı tutumu göz önünde bulundurulduğunda, parti nasıl bir tavır takınırdı, SWP’nin o dönemdeki önderliği, Siyasi Komite, FBI’a güvenme konusunda nasıl bir tavır takınırdı?

Morrow: FBI’a güven söz konusu değildi.

Soru: Anlıyorum.

Morrow: Öyle bir şey yoktu.

Soru: Ama siyasi olarak konuşursak, bu olağan dışı bir durum olarak değerlendirilirdi…

Morrow: Elbette!

Soru: … eğer biri bunun yapılmasını önerseydi?

Morrow: Evet.

Soru: Bunu soruyorum çünkü mesele belgeye dayalı kanıtlarda gündeme geldi ama sizin için bu tamamen beklenmedik bir haber olurdu.

Morrow: Bu doğru.

Soru: Anlıyorum ve bu konuda hiçbir zaman bir yetkilendirme olmadığından eminsiniz.

Morrow: Hiç olmadı. [52]

Morrow’un bu sözleri, SWP Siyasi Komite üyeleri Farrell Dobbs ve Morris Lewit ile Morrow’un Gelfand Davası sırasında alınan ifadeleriyle desteklenmiştir. [53] Bu önde gelen SWP yetkililerinin her biri, Hansen’in FBI ile yaptığı gizli görüşmeler hakkında hiçbir bilgilerinin olmadığını ifade etmiştir.

11 Nisan 1982’de Dobbs, Gelfand’ın avukatı John Burton tarafından sorgulandı:

Burton: Bay Hansen’in 1940 yılında New York’ta FBI ile yüz yüze görüşmeler yaptığını biliyor muydunuz?

Dobbs: Bilmiyordum…

Soru: Bay Hansen ile FBI ile yaptığı görüşmeler hakkında hiç konuştunuz mu?

Cevap: Size bu konuda hiçbir şey bilmediğimi söyledim. [54]

Cannon, Morrow, Dobbs ve diğerleri hapisteyken SWP’ye Morris Lewit liderlik etmişti. Lewit’in 13 Nisan 1982’de ifadesi alınmış ve o da benzer ifadeler vermiştir.

Burton: O sırada Hansen’in Troçki suikastının ardından New York’ta FBI ile görüşüp görüşmediğini biliyor muydunuz?

Lewit: Bunu Healycilerin açıklamalarından, belgelerden biliyor olabilirim. Bilmiyorum.

Soru: O zamanlar bu iddianın yalan olduğunu düşünüyor muydunuz?

Cevap: Yalan değil ama eğer – Joe’nun yaptığı bir şey varsa parti liderlerinin bilgisi dahilinde ve onların yönlendirmesiyle yapıldığını biliyordum. O bu tür bir insandı. [55]

Hansen, SWP önderliğini FBI ile yaptığı görüşmeler hakkında bilgilendirmemişti. FBI Özel Ajanı M. R. Griffin’in 9 Aralık 1940 tarihli bir raporu, ajanın SWP genel merkezine yaptığı ziyareti detaylandırmaktadır:

Yazar [Bu raporun yazarı], Troçki olayıyla ilgili olarak James P. Cannon ve Joseph Hansen ile görüşmüş ve onlardan bilgi veremeyeceklerini öğrenmiştir. Konuyu tartışmak konusunda çok isteksiz göründüler ve raportör ajanın kendilerine yönelttiği sorulara çok kısa yanıtlar verdiler. [56]

ABD hükümetinin iç raporları, Hansen’in hükümet yetkilileriyle özel olarak konuşmak konusunda hiçbir “isteksizlik” göstermediğine işaret etmektedir. Hansen sadece James P. Cannon’un huzurunda FBI ile karşılaştığında sessiz kalmıştır.

Hansen’in ABD hükümetiyle yaptığı görüşmelerin zamanlaması

Trotskyists on Trial kitabında Donna Haverty-Stacke, FBI’ın SWP’ye sızma faaliyetinin 1940 sonbaharında, tam da Hansen’in FBI ile temas kurduğu dönemde köklü bir değişim geçirdiğine dair delilleri sergiliyor. FBI Ajanı Roy T. Noonan duruşmada verdiği ifadede teşkilatın “1940’ın ikinci yarısında” SWP’nin kilit liderleri hakkında özel dosyalar hazırladığını belirtmiştir. [57] (Vurgu sonradan eklenmiştir).

Haverty-Stacke bu sızmanın 1941 ilkbaharında yoğunlaştığını ve o dönemde SWP’nin New York’taki genel merkezinin “iyi yerleştirilmiş muhbirlerle dolu” olduğunu belirtmektedir. [58] “FBI, SWP’nin özellikle New York’taki ulusal merkezini çok yakından izliyordu.” [59]

Hansen 23 Ekim 1940 tarihinde George P. Shaw’a yazdığı mektupta FBI Ajanı B. E. Sackett’i New York’taki ofisinde “kısa süre içinde ziyaret edeceğini” bildirmişti. Hansen bu görüşmeyi daha önce, hükümete “dokunulmazlık” karşılığında “bilgi vermek” amacıyla talep etmişti.

Hansen New York’a “1940 sonbaharında” döndü ve Ajan Noonan sızmanın daha yüksek bir aşamaya ulaştığı tarih olarak “Kasım 1940”ın üzerinde durdu. Böyle bir tarih, Hansen’in ABD’ye dönüşü ve 23 Ekim’de B. E. Sackett’i kısa süre içinde, yani Ekim sonu ya da Kasım 1940 başında ziyaret edeceğine dair verdiği sözle son derece uyumludur.

Hansen ile FBI arasındaki irtibatın kamuya açık kayıtları 23 Ekim 1940 tarihli nottan sonra durmaktadır. Bu da Hansen New York’a döndükten sonra ilişkinin daha yüksek bir gizlilik seviyesine ulaştığını ve yazışmaları kamuoyundan gizleyen daha katı sınıflandırma kurallarına tabi olduğunu göstermektedir.

Joseph Hansen’in “dokunulmazlık” talebi

Haverty-Stacke’nin kitabı, Hansen’in hükümetle bilgi paylaşması karşılığında “dokunulmazlık” alacağı anlaşmada yer alan tuhaf dil için bir bağlam sağlamaktadır. Black’s Law Dictionary’ye göre “dokunulmazlık” şu anlama gelmektedir: “Cezadan muafiyet; kişinin eylemlerinin zararlı etkilerinden bağışıklık. Immunity ile kıyaslayın.” [60] Hansen’in kişisel yasal koruma talebi tamamen bireysel bir nitelik taşımaktadır. SWP’nin onayı ile FBI ile temasa geçmiş olsaydı böyle bir talepte bulunmazdı.

Hansen’in hükümet tarafından cezalandırılmaktan muaf tutulmak istemesinin iki muhtemel nedeni vardır.

Bunlardan ilki George Mink’in kaybolmasıyla ilgiliydi. J. Edgar Hoover, Hansen’in, 1940 yılının başlarında ortadan kaybolan ve öldürüldüğü tahmin edilen Stalinist ajan Mink’in kaybolmasıyla ilgili olarak sorgulanacağını özellikle belirtmişti. Hansen’in GPU ile olan itiraf edilmiş bağları, FBI’a onun Mink’in kaybolmasıyla bağlantılı olduğuna inanması için bir neden vermişti.

J. Edgar Hoover, 1 Ekim 1940’ta B. E. Sackett’e yazdığı mektupta, ajanına Hansen’in GPU ile olan bağları ve Mink’in kayboluşuyla ilgili olası bilgileri hakkında arka plan bilgisi verdi.

Hoover şöyle yazıyordu:

…Dışişleri Bakanlığı tarafından, Hansen ve ortaklarının George Mink’i altı ay önce, 1940 Mayıs’ında Troçki’ye yapılan ilk saldırıdan kısa bir süre önce, Mink’i bağlayıp Meksiko’dan yaklaşık elli kilometre uzakta bir kratere atarak tasfiye ettiklerine dair bilgiler de sağlanmıştır...

…kendisine nazik davranılmalı ve sağlayabileceği tüm bilgiler ve bu soruşturmada yardımı alınmalıdır. Elbette, Büro tarafından yürütülen soruşturmanın gidişatıyla ilgili olarak kendisine hiçbir bilgi verilmemelidir. Bununla birlikte, George Mink ile ilgili raporun doğruluğunu tespit etmek için her türlü girişimde bulunulmalıdır. [61]

FBI Mink’le ilgileniyordu çünkü kendisi tanınmış bir GPU ajanıydı ve ABD vatandaşıydı. Eskiden Philadelphia’da taksi şoförlüğü yapmış olan Mink, Moskova’ya ve Avrupa’ya gidip gelmiş ve 1935 yılında Stalinist bir casus olarak Danimarka’da hapse atılmıştı. Mink serbest bırakıldıktan sonra İç Savaş sırasında İspanya’da GPU için çalıştı. Anarşist Carlo Tresca, Mink’i Barselona’da GPU adına anarşist Profesör Camillo Berneri’yi öldürmekle suçladı. [62] Mink’in ortadan kaybolması ve nerede olduğu FBI için büyük önem taşıyordu.

Hoover’ın Mink’in ölümünden Troçkistlerin sorumlu olduğunu düşündüğünü gösteren hiçbir şey yoktur. Hoover’ın “Hansen ve ortakları” terimini kullanması, Hoover’ın Mink’i öldürdüğünden şüphelendiği GPU’ya yapılan bir göndermedir. Troçkistler siyasi bir ilke olarak muhaliflere suikast düzenlememişlerdir ve bu ölümden sorumlu olmaları mümkün değildir. Dahası, yetenekli bir GPU katilinin suikastını gerçekleştirecek ne insan gücüne ne de beceriye sahiptiler. Troçki’nin Coyoacan’daki konutunun Mayıs 1940’ta Stalinist suikast timi tarafından basılması ve korumaların ateşe karşılık verememesi, Troçki’nin savunma muhafızlarının deneyimsizliğine işaret etmektedir.

Hansen’in cezadan muaf tutulmak istemesinin ikinci nedeni de hükümetin SWP’ye dava açma ihtimalinden kaynaklanıyordu. Hansen Troçki suikastını hükümetle ilişki kurmak için bir bahane olarak kullandı. Bu noktada, FBI SWP’yi zaten izliyordu ve kovuşturma olasılığını değerlendiriyordu. Hansen yasal “dokunulmazlık” talep ederek ne geçmişteki eylemlerinin ne de verdiği bilgilerin kendisine karşı iddianame veya kovuşturma gerekçesi olarak kullanılmamasını sağlamaya çalıştı. Davada sanık ya da tanık olarak yer almamış olması, aslında dokunulmazlık elde ettiğini göstermektedir.

Joseph Hansen’in Smith Yasası davasına alınmaması

Sosyalist İşçi Partisi’nin 29 üyesinin yargılanması sırasında, savcılığın dava teorisi, baş komplocu Lev Troçki ile Sosyalist İşçi Partisi arasında bir bağlantı olduğunu göstermeye dayanıyordu. Bu, Meksiko’da sürgünde yaşayan Troçki ile Sosyalist İşçi Partisi arasındaki her bir bağlantının ayrıntılı bir şekilde gösterilmesini gerektiriyordu.

Savcılık, sanıklar ile Coyoacan’daki Troçki arasındaki bağlantıyı göstermek için duruşmada günlerce uğraştı. Meksiko’daki Troçki ile SWP’li sanıklar arasındaki bağlantıyı kurmak için yüzlerce tanık ve sayısız gizli ajanın katıldığı aylarca süren soruşturmanın ardından toplanan tüm delilleri öne sürdüler. SWP’nin Troçki’nin programına verdiği siyasi desteği gösteren yüzlerce sayfalık belgenin dışında, deliller şunları içeriyordu:

  • James Bartlett, sanık Harry DeBoer ve eşlerini Meksika’da Troçki ile poz verirken gösteren Mart 1939 tarihli bir fotoğraf
  • Sanık Emil Hansen’in Troçki’den sendika savunma muhafızları kurma konusunda tavsiye almak için Meksiko’ya gittiğine dair ifade
  • Sanıklar Vincent R. Dunne ve James Cannon’ın 1939 başlarında Max Shachtman ile birlikte Troçki’yi ziyaret ettiklerine ve bu ziyaretin amacının da sendika savunma muhafızları konusunu tartışmak olduğuna dair ifadeler
  • Sanık Jake Cooper’ın Coyoacan’da Troçki için muhafız olarak görev yaptığına dair ifade
  • Sanık Carl Skoglund’un 1938’in başlarında bir grup SWP lideriyle birlikte arabayla Teksas’a gittiğine ve daha sonra Troçki’yi ziyaret ettiklerine dair deliller
  • 544. Şube’ye ait olan ve Vincent R. Dunne tarafından kullanılan Pontiac marka otomobilin Ocak 1938’de Minneapolis’ten Meksika’ya giderken bozulduğunu gösteren Teksas’taki bir oto kaporta atölyesinden alınan kayıtlar
  • Sanık Farrell Dobbs’un 1938 başlarında Minneapolis’teki SWP üyelerine Meksiko’da Troçki’yi korumak için muhafızlara ihtiyaç olduğunu söylediğine dair ifade
  • Dobbs’un Troçki’yi Meksiko’da bizzat ziyaret ettiğine dair tanıklık
  • Troçki tarafından imzalanmış ve Vincent R. Dunne’a gönderilmiş, Troçki’nin 1 Ağustos 1938 tarihli bir fotoğrafı
  • Sanık Albert Russell’ın çalışma ofisinde Troçki’nin bir fotoğrafının bulunduğuna dair ifade
  • Cannon’ın Troçki’nin öldürülmesinden sonra yaptığı anma konuşmasında, Troçki’nin muhafızlarını güçlendirmeye yardımcı olmak için Meksika’yı ziyaret ettiğini belirtmesine atıf.

Bir isim, savcılığın davası için kilit nitelikte, bariz bir delil olarak ortaya çıkıyor: Joseph Hansen. Hansen, 1937’den Troçki’nin 20 Ağustos 1940’ta bir Stalinist ajan tarafından suikasta uğramasına kadar Troçki ile birlikte onun Coyoacan’daki yerleşkesinde yaşadı ve siyasi sekreteri olarak görev yaptı. Troçki ile günlük siyasi tartışmalara katıldı ve esasen SWP ile Coyoacan arasındaki iletişimi denetlemekten sorumluydu. Troçki’nin SWP ile bu dönemde yaptığı yazışmaların çoğu, güvenlik amacıyla “J. Hansen” olarak imzalanmıştır.

Hansen, SWP ile Troçki arasındaki bağlantıyı, yani savcılığın tam da kanıtlamaya çalıştığı hukuki meselenin canlı örneğiydi. Kendisi SWP önderliği ile Troçki arasında; 1939-40 yıllarında SWP’nin Burnham-Shachtman hizbi ile yaşanan bölünme, partinin İkinci Dünya Savaşı’nda zorunlu askerlik politikasının geliştirilmesi ve sendika savunma muhafızlarının kurulması politikasının geliştirilmesi konularındaki tartışmaları yakından biliyordu. Bu konuların her biri ve özellikle de son ikisi, savcılık tarafından SWP ve Troçki’nin ABD hükümetini devirmek için komplocu bir plan içinde olduğunu göstermek amacıyla defalarca kullanıldı.

ABD savcıları Hansen’in Troçki’nin sekreteri olarak görev yaptığından haberdarlardı ve Hansen’in adı yargılama sırasında birçok kez anıldı. Savcılık açısından bakıldığında, Hansen’in ifade vermek üzere mahkemeye bile çağrılmamış olması açıklanmaya muhtaçtır.

SWP önderliği Hansen’in FBI’a yaptığı ziyaretlerden haberdar olsaydı, SWP’nin savunma avukatları duruşmada bu önemli gerçeği yoğun bir şekilde kullanırlardı.

Birincisi, hükümeti devirmek için komplo kurmaktan yargılanan bir grupla gizli toplantılar yaptığının açığa çıkması Roosevelt yönetimi için büyük bir siyasi utanç kaynağı olurdu.

İkincisi, FBI’ın yargılama öncesinde SWP önderliğine sızmış olması, davanın anti-demokratik ve kumpas niteliğine dair delil teşkil ederdi. Savunma avukatları, gizli toplantıların SWP’nin gerçek planları ile hükümet ajanları ve FBI yetkilileri tarafından yapılan telkinlerin birbirinden ayırt edilmesini imkânsız hale getirdiği gerekçesiyle davanın düşürülmesini talep edebilirlerdi. Hansen’in yaptığı görüşmelere dair kanıtlar, FBI’ın SWP’yi komplocu talepler ileri sürmesi için tuzağa düşürmeye çalıştığını göstermek üzere kullanılabilir ve tüm davayı gayrimeşru hale getirebilirdi.

Üçüncüsü, SWP, söz konusu görüşmeleri FBI’ın sızma ağını ifşa etmek için kullanabilir, hükümet tanıklarını çağırıp onlara yemin altında parti içinde faaliyet gösteren ajanlar ve muhbirler hakkında sorular sorabilirdi. SWP davayı devlet gözetiminin teşhirine dönüştürebilirdi. Hükümetin işçi hareketine sızması, 1930’ların sonu ve 1940’ların başında önemli bir konuydu. Bu mesele, Senato Eğitim ve Çalışma Komitesi’nin sivil özgürlükler alt komitesi önünde binlerce sayfalık ifadeye konu olmuştu. Alt komiteye Wisconsin Senatörü Robert LaFollette başkanlık etmişti. [63]

İddia makamının komplocu tanımı

ABD Savcısı Anderson, iddialarını dile getirirken, sanık Albert Goldman’ın “James P. Cannon, Felix Morrow, Joe Hansen -Lev Troçki’nin sekreteri- ve diğerleriyle birlikte Fourth International [Dergisi] Yayın Kurulu üyesi olduğu” [64] gerekçesiyle suçlu olduğunu iddia etti.

Savcılığın, Goldman’ın “Lev Troçki’nin Sekreteri” Hansen ile birlikte bir yayın kurulunda görev yapması nedeniyle hükümete karşı iddia edilen komploya dahil olduğunu iddia ettiği göz önüne alındığında, Hansen’in kendisinin de savcılığın komplocu tanımına uyduğu yasal olarak ortaya çıkmaktadır. Buna ek olarak, savcılık Hansen tarafından kaleme alınan ve “Wall Street’in Savaşı, Bizim Değil” başlıklı bir makaleyi de kanıt olarak sunmuştur. [65] Başka bir ifadeyle, savcılık Hansen’in yazılarının hükümeti devirmeye yönelik suç komplosunu ileriye taşıdığını düşünüyordu. Dahası, parti basınında “Joseph Hansen” olarak listelenmesine rağmen, savcılık Hansen’den tanıdık biri gibi “Joe” diye bahsediyordu. Albert Goldman, James Cannon ve Felix Morrow’dan “Al”, “Jim” ya da “Fritz” olarak bahsedilmezken, hükümet Joseph Hansen’den “Joe” diye söz ediyordu.

Ceza hukukunda, bir komploya dahil olanlar, bir istisna dışında, diğer komplocuların bu komplonun devamı niteliğindeki tüm eylemlerinden sorumludur. Savcılığın duruşmadaki iddialarında belirttiği gibi, bir komplocu ancak “kendisini bu suç grubundan ayırmak için olumlu ve etkili bir eylemde” bulunarak suç ortaklığından kurtulabilir. [66]

Amerikan ceza hukukunda bu tür bir “olumlu eylem”in en yaygın şekli, komplonun diğer üyelerini ihbar etmektir.

Savaş sonrası FBI’ın SWP’ye sızması

SWP’nin ana önderliği hapisteyken bile, FBI partinin önemli bir devrimci güç olduğu konusunda endişelenmeyi sürdürdü. 1941’deki kovuşturma hazırlıklarıyla başlayan sızma faaliyetleri büyük ölçüde genişletildi. FBI, 1940 sonbaharında edindiği yeni bilgilere dayanarak, hükümete SWP ve Dördüncü Enternasyonal’in iç işleyişine dair net bir görüş sağlayan bir muhbir ağının temelini atmaya başladı.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Hoover, SWP’nin önemli bir siyasi güç olmaya devam ettiğine inanıyordu. Mayıs 1943’te Adalet Bakanı (Başsavcı) Yardımcısı Wendell Berge’ye gönderdiği ve SWP’nin, Stalinist propaganda filmi Mission to Moscow’un gösterimini protesto ettiğini belirttiği mektup, Hoover’ın tedirginliğini ortaya koymaktadır.

Notta, “30 Nisan 1943 akşamı, söz konusu örgütün [SWP] üyelerinin New York’taki Times Meydanı’nda bulunan Hollywood Sineması’nda gösterime giren ‘Mission to Moscow’ filminin galasını protesto ettikleri bilgisi alınmıştır,” deniyor.

Hoover, SWP’nin sloganlarının tam olarak ne anlama geldiğini bildirmekte ve eylemde dağıtılan bir bildiriden alıntı yapmaktadır. “Sosyalist İşçi Partisi Ulusal Sekreteri James P. Cannon ve Parti’nin yaklaşık yirmi diğer üyesi eylemde hazır bulunmuş ancak eyleme katılmamıştır. Yukarıda bahsedilen bildirilerin çoğu Silahlı Kuvvetler mensuplarına dağıtılmıştır.”

Hoover 1945 yılında Adalet Bakanlığı’nın SWP hakkında daha fazla soruşturma yapılmaması yönündeki emrine itaat etmedi. Görünüşe göre “Kasım 1940”tan 1941 ilkbaharına kadar elde edilen kaynaklar FBI’ın uzun vadeli casusları olarak kaldı. Hoover, casuslarını mahkemede ifşa edilmekten başarıyla korumuştur.

Haverty-Stacke, Temmuz 1945’te FBI’ın “büyük bir intikam hırsıyla SWP’nin peşine düştüğünü” belirtiyor. “[Hoover] iyi yerleştirilmiş muhbirlerle yakın işbirliği içinde çalışan ve ülkenin dört bir yanında görev yapan ajanlardan parti hakkında raporlar toplamaya devam etti.” [67] 1940’ların sonlarında Hoover, “Adalet Bakanlığı’na düzenli olarak gönderdiği ajan raporlarında yer alan, partinin ve Cannon ve Carlson gibi tekil üyelerin olası tehlikelerini ve iddia edilen suç faaliyetlerini vurgulayan muhtıraların adalet bakanına (başsavcı) düzenli akışını sürdürdü.” [68]

SWP önderliği içindeki “iyi yerleştirilmiş muhbirler” pozisyonlarında kaldılar ve yargılama sırasında ifade vererek ifşa olmadılar.

Görünüşe göre, SWP’nin New York merkezinde ve başka yerlerde bulunan muhbirlerin, genel merkez ve şube liderliklerinden geçen tüm yazışmalara erişimleri vardı. FBI raporları, her büyük parti genel kurulu (plenum) ve konferansının yanı sıra tek tek yoldaşların pozisyonlarının ayrıntılı açıklamalarını da içeriyor. Muhbirler hükümete, Doğu Bloku ve askeri diktatörlüklerle yönetilen ülkeler de dahil olmak üzere, Troçkistlerin uluslararası alandaki çalışmalarının bir listesini vermişti. [69]

Ajanlar tarafından 1946-48 yılları arasında SWP’nin ABD’deki şubeleri hakkında hazırlanan raporlar kimi zaman 60 ila 80 sayfayı buluyordu. Bu raporlar, tek tek parti üyeleri, ev adresleri, çocuklarının yaşları, çalıştıkları yerler, doğum yerleri, vatandaşlık durumları ve kişisel ilişki ve aşk ilişkilerine dair çok sayıda paragraftan oluşan ayrıntılı raporlar içeriyordu.

Bu dönem boyunca FBI ajanları kilit üyelerin faaliyetleri hakkında ayrıntılı raporlar hazırladılar. Cannon, Vincent Dunne, Grace Carlson ve Farrell Dobbs ile ilgili uzun raporlar vardı; adı geçenler hapisten çıktıktan sonra da yakın takibe maruz kalanlardan sadece bazılarıydı.

FBI’ın SWP’ye sızma faaliyetlerini ne derece yoğunlaştırabildiği, J. Edgar Hoover’ın Adalet Bakanı’na gönderdiği 12 Haziran 1948 tarihli mektupla örneklendirilmiştir. Hoover şöyle yazmaktadır: “Şu anda Sosyalist İşçi Partisi hakkında kapsamlı bir soruşturma yürütülmektedir ve bu Ulusal Kongre’nin haberleştirilmesinin arzu edildiği düşünülmektedir. Bu nedenle, 1-5 Temmuz 1948 tarihleri arasında New York’ta Irving Plaza Otel’de yapılacak olan Sosyalist İşçi Partisi Ulusal Kongresi’ni gözetleme çalışmalarımızla bağlantılı olarak teknik ekipman kullanımına izin vermeniz talep edilmektedir.” [70]

FBI’ın savaş sonrasındaki sızma faaliyetlerinin yapısı şu şekildeydi: En üst düzey bilgiler, FBI yetkilileriyle düzenli olarak kişisel iletişim halinde olan en az 20 “Gizli Muhbir”den geliyordu. FBI kayıtları bu muhbirlerin siyasi toplantılar, anlaşmazlıklar ve hareketin uluslararası durumu hakkında bilgi sağladığını göstermektedir. “T-1” ile “T-4”, “T-14”, “T-19” ve “ND 452” kod adlarını taşıyan bazı ajanlar, tüm şubelerin liderleri hakkında yakından bilgi sahibiydi ve SWP yönetiminde açıkça kilit roller üstlenmişlerdi.

Bu ajanların bir kısmı o kadar değerliydi ki FBI, hükümetin başka kovuşturma açmaya karar vermesi durumunda onların “tanıklık edecek durumda olmadıklarını” belirtiyordu. FBI’ın farklı gizli muhbir kaynaklarından Siyasi Komite toplantıları ve parti genel kurulları hakkında tam raporlar almış olması, en üst düzey yönetim kademelerinin devlet ajanları tarafından ele geçirildiğini göstermektedir.

Gizli muhbirlerin bir kademe altında, yerel bölgelerde SWP üyesi olan ve yerel parti faaliyetleri, siyasi anlaşmazlıklar ve üyelerin yaşamları hakkında belirlenen yöneticilerine rapor veren alt düzey kaynaklar ve ajanlardan oluşan bir ağ vardı. FBI, partinin varlık gösterdiği tüm bölgelerde ajan ekibine sahipti.

Haverty-Stacke, 1938-41 yılları arasında SWP’ye sızılmasının onlarca yıl sürecek bir sızma programının temelini oluşturduğunu belirtmektedir. Hoover’ın gözetleme talepleri Adalet Bakanlığı tarafından “1948’e kadar ve sonrasında” kabul edildi. Dahası, “Soğuk Savaş kızıştıkça, Hoover’ın SWP’yi takibi daha da yoğunlaştı. Parti’nin soruşturulması, 1950’lerin başında İkinci Kızıl Korku’ya damgasını vuran antikomünist düşüncelerin ve bunları kolaylaştırmak için oluşturulan yeni mekanizmaların büyümesiyle genişledi.” [71]

Haverty-Stacke, Sosyalist İşçi Partisi’nin FBI’ın 1961’de Parti’ye karşı COINTELPRO operasyonları başlatmasına karşı 1973’te açtığı davaya atıfta bulunuyor. FBI’ın 1961 ile 1976 yılları arasında SWP’ye karşı 1.300 ajan kullandığını, 20.000’den fazla SWP belgesini çaldığını ve 200’den fazla yasa dışı haneye tecavüz gerçekleştirdiğini belirtiyor. 1986 yılında bir federal hâkim FBI’ın “SWP’nin ve üyelerinin anayasal haklarını ihlal etmekten suçlu olduğuna” hükmetti ve SWP’ye 264.000 dolar tazminat ödenmesine karar verdi. [72] Haverty-Stacke, Bölge Mahkemesi Hâkimi Thomas Griesa “FBI’ın dosyalarına erişim sağlayarak, büronun parti faaliyetleri ve üyeleri hakkındaki soruşturmalarının 1940 yılında başladığına dair SWP iddiasını doğruladı,” diye yazıyor. [73]

Daha SWP’nin davası sürerken, parti kendi üyelerinden biri olan Alan Gelfand’ı ihraç etti; çünkü o SWP’den 1940 yılında Hansen ile FBI arasındaki irtibatı açıklamasını istemişti. SWP Gelfand’ı kınadı, Güvenlik ve Dördüncü Enternasyonal soruşturmasını “büyük bir yalan” olarak nitelendirdi ve Sovyet gizli polisi GPU’nun bilinen ajanlarını, Stalinistlerin SWP’ye sızmasındaki rolleri konusunda ifade vermekten korumak için hükümetle işbirliği yaptı. Hansen ise Gelfand Davası başlamadan haftalar önce öldü.

Joseph Hansen’in devlet muhbiri olarak rolüne işaret eden çok sayıda dolaylı ve doğrudan kanıt bulunmaktadır. Gelfand’ın avukatı, Gelfand duruşması sırasında Hansen aleyhindeki delilleri şu şekilde açıklamıştır:

İspat, SWP’ye federal hükümet ajanları tarafından sızılması ile davacının ihraç edilmesi arasındaki bağlantıya kaçınılmaz bir şekilde sevk eden karmaşık bir dolaylı kanıtlar ağına dayanmaktadır. Bu davanın olguları büyük tarihi olayların içine gömülüdür. Giderek genişleyen sarmalları geçmişe doğru uzanmakta, Troçki’nin kendisi ve son kahramanca sürgünü sırasında ona en yakın olanlar da dahil olmak üzere giderek artan sayıda bireyi içine almaktadır. Gerçeğe giden daha doğrudan ve daha az zahmetli bir yol olsaydı, davacı memnuniyetle bu yolu seçerdi. Bununla birlikte, olgular olgulara eklendiğinde ve her biri diğeriyle uygun ilişkisi içinde değerlendirildiğinde, Sosyalist İşçi Partisi önderliğinde çok ama çok yanlış bir şeylerin var olduğu sonucu kaçınılmaz hale gelmektedir. [74]

Hansen’in FBI ile gizli ilişkisinin başladığını kanıtlayan belgesel kayıtlar mevcut olsa da bu ilişkinin sona erdiğini gösteren herhangi bir belge henüz ortaya çıkmamıştır.

Bu kanıtların hiçbiri Hansen’in savunucuları tarafından yanıtlanmamıştır.

Dipnotlar

[1] Haverty-Stacke, Donna T. Trotskyists on Trial: Free Speech and Political Persecution since the Age of FDR (New York, New York University Press, 2015), s. 11.

[2] Editörler, “The FBI-Gestapo Attack on the Socialist Workers Party,” Fourth International 2.6 (1941), s. 166. Bkz. https://www.marxists.org/history/etol/news­pape/fi/vol02/no06/v02n06-w13-jul-1941.pdf

[3] Haverty-Stacke, s 77.

[4] Age.

[5] Age., s 79.

[6] Age., s 108.

[7] Age., s 34. (Şuradan alıntı: “Başkan Roosevelt’ten Dışişleri Bakanı, Hazine Bakanı, Savaş Bakanı, Adalet Bakanı, Posta Bakanı, Donanma Bakanı ve Ticaret Bakanı’na gizli not, 26 Haziran 1939, OF 10b, box10, FDRPL”).

[8] Age., s. 41.

[9] Age., s. 30.

[10] Age., s. 62.

[11] Age., s. 61.

[12] Age., s. 60.

[13] Age., s. 61.

[14] Age., s. 73.

[15] Savcılığın Açılış Konuşması, US v. Dunne et al., ss. 26-27.

[16] US v. Dunne et al., s. 130.

[17] Proleter askeri politikanın niteliğine ilişkin ayrıntılı bir açıklama için bkz. Savunduğumuz Miras, 6. Bölüm: “Troçki’nin Proleter Askeri Politikası.” Kitabın Türkçesi Mehring Yayıncılık’tan çıkmıştır.

[18] Haverty-Stacke, s. 153. (J. Edgar Hoover’ın New York’taki Sorumlu Özel Ajan’a gönderdiği, 16 Haziran 1942 tarihli, Farrell Dobbs ile ilgili, İç Güvenlik konulu yazışma, Farrell Dobbs’un FBI dosyası 100-21226’da yer almaktadır, FOIA kapsamında, yazarın elinde bulunmaktadır; Joseph Prendergast, SDU Şef Vekili’nden Wendell Berge’ye -31 Ocak 1942- ve Wendell Berge’den J. Edgar Hoover’a -25 Nisan 1942- Farrell Dobbs’un FBI dosyası 146-7-1355, FOIA, yazarın elinde; SDU Şefi’nden J. Edgar Hoover’a, 26 Şubat 1942 tarihli, Dunne’ın FBI dosyası 100-18341’de yer alan mektup ve Edward Palmquist’in Gözaltı Kartı, Palmquist’in FBI dosyası 146-7-1213’te yer almaktadır; J. Edgar Hoover’dan SDU Şefi’ne, 31 Mart 1941 tarihli mektup, Dunne’ın FBI dosyası 100-18341’de yer almaktadır).

[19] Henry Harris’in İfadesi, US v. Dunne et al., 507.

[20] Haverty-Stacke, s. 78.

[21] Ajan Roy T. Noonan’a Yapılan Çapraz Sorgu, US v. Dunne et al., s. 371.

[22] Age., s. 372.

[23] Age., s. 371.

[24] Haverty-Stacke, s. 61.

[25] US v. Dunne et al., ss. 371–372.

[26] Haverty-Stacke, s. 50.

[27] Age., s. 155.

[28] Age., s. 154. (FBI raporu 100-413, NYC 10/20/42 ve 12/3/42, f. 7, kutu 108, SWP 146-1-10).

[29] Age., s. 63. (J. Edgar Hoover’dan Matthew McGuire’a yazılan mektup, 25 Haziran 1941, f. 2, kutu 108, SWP 146-1-10; Wendell Burge’den Henry Schweinhaut’a yazılan mektup, 25 Haziran 1941, f. 2, kutu 108, SWP 146-1-10; J. Edgar Hoover’dan Matthew McGuire’a, 25 Haziran 1941, f. 2, kutu 108, SWP 146-1-10).

[30] Age.

[31] J. Edgar Hoover’dan Matthew McGuire’e, 25 Haziran 1941, f. 2, kutu 108, SWP 146-1-10.

[32] Hansen, Joseph, Healy’s Big Lie: The Slander Campaign Against Joseph Hansen, George Novack, and the Fourth International: Statements and Articles, (New York: Ulusal Eğitim Bürosu, Sosyalist İşçi Partisi, 1976), s. 14.

[33] George Price Shaw’ın Siyasi Mezarlık Kaydı, bkz. http://politicalgraveyard.com/bio/shaw.html; ABD Dışişleri Bakanlığı Tarih Bürosu, George Price Shaw’a ait tarihçi kaydı, bkz. https://history.state.gov/departmenthistory/people/shaw-george-price?

[34] Morgan, Ted. A Covert Life: Jay Lovestone: Communist, Anti-Communist, and Spymaster, (New York, New York: Random House, 1999), s. 149.

[35] Historical G-Men: “1930s FBI Biographies and More.” H. H. Clegg’nin kaydı, bkz. http://historicalgmen.squarespace.com/agents-of-the-30s-biographie/.

[36] George P. Shaw’ın ABD Dışişleri Bakanı’na yazdığı, Robert G. McGregor ile Hansen arasındaki görüşmenin tutanağını içeren mektup, 1 Eylül 1940. (Alıntılayan: The Gelfand Case: A Legal History of the Exposure of U.S. Government Agents in the Leadership of the Socialist Workers Party. Cilt 1. Detroit, MI: Labor Publications, 1985. s. 7).

[37] Age. (The Gelfand Case, s. 8).

[38] Age.

[39] George P. Shaw’ın ABD Dışişleri Bakanı’na yazdığı, Robert G. McGregor’un dosyası için bir not içeren mektup, 4 Eylül 1940 (The Gelfand Case, s. 10).

[40] Age. ss. 10-11.

[41] Robert G. McGregor’un Joseph Hansen ile Yaptığı Görüşmeye İlişkin Not, 14 Eylül 1940 (The Gelfand Case, s. 13).

[42] Age. (The Gelfand Case, s. 14).

[43] George P. Shaw’dan ABD Dışişleri Bakanı’na Mektup, 25 Eylül 1940 (The Gelfand Case, s. 19).

[44] George P. Shaw’dan ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan Raymond Murphy’ye Mektup, 25 Eylül 1940 (The Gelfand Case, s. 21).

[45] Age.

[46] Raymond E. Murphy’den Federal Soruşturma Bürosu’ndan Bay J.B. Little’a Mektup, 28 Eylül 1940 (The Gelfand Case, s. 23).

[47] Raymond E. Murphy’den George P. Shaw’a Mektup, 28 Eylül 1940 (The Gelfand Case, ss. 24-25).

[48] George P. Shaw’dan Joseph Hansen’e Mektup, 30 Eylül 1940 (The Gelfand Case, s. 26).

[49] J. Edgar Hoover’dan Sorumlu Özel Ajan B.E. Sackett’e Mektup, 1 Ekim 1940 (The Gelfand Case, s. 29).

[50] Age. (The Gelfand Case, ss. 29-30).

[51] Joseph Hansen’dan George P. Shaw’a Mektup, 23 Ekim 1940 (The Gelfand Case, s. 31).

[52] David North’un Felix Morrow ile yaptığı röportaj, 2 Haziran 1977.

[53] Gelfand Davası, Hansen’ın FBI ve GPU ile olan irtibatı hakkında sorular yönelttiği için SWP’den ihraç edilen SWP üyesi Alan Gelfand tarafından açılan bir hukuk davasıydı. Gelfand, ABD hükümetinin SWP içindeki ajanlarını kullanarak kendisini bir siyasi örgütten ihraç etmesiyle Anayasa’daki Birinci Değişiklik’te güvence altına alınan haklarını ihlal ettiğini iddia ederek dava açtı.

[54] Farrell Dobbs’un İfadesi, Gelfand v. Smith et al., ss. 178, 182.

[55] Morris Lewit’in İfadesi, Gelfand v. Smith et al., s. 144.

[56] Özel Ajan M.R. Griffin’in Raporu, 9 Aralık 1940, 62-6870, s. 8.

[57] Haverty-Stacke, s. 100 (Şuradan alıntı: Ajan Roy T. Noonan’a Yönelik Çapraz Sorgu, US v. Dunne et al., ss. 371-372).

[58] Age., s. 155.

[59] Age., s. 154.

[60] Black’s Law Dictionary (9. Basım), s. 826.

[61] J. Edgar Hoover’dan Sorumlu Özel Ajan B.E. Sackett’e Mektup, 1 Ekim 1940 (The Gelfand Case, ss. 29-30).

[62] Dewar, Hugo, “Chapter 7: The Lady Vanishes.” Assassins at Large, Being a Fully Documented and Hitherto Unpublished Account of the Executions Outside Russia Ordered by the GPU, (Boston: Beacon, 1952).

[63] Daha fazla ayrıntı için bkz. The Labor Spy Racket, Leo Huberman, ABD Kongresi Senato Eğitim ve Çalışma Komitesi, Modern Age Books, NY, 1937.

[64] James Bartlett’in İfadesi, US v. Dunne et al., s. 228.

[65] Age.

[66] ABD Savcısı Anderson’ın Kapanış Konuşması, US v. Dunne et al., s. 2457.

[67] Haverty-Stacke, s. 204.

[68] Age.

[69] SWP 146-1-10 numaralı dosyadaki 109 ve 110 numaralı kutulara bakınız; bunlara örneğin New York’taki FBI Raporu 100-4013 de dahildir.

[70] Başsavcıya Yönelik Not, 12 Haziran 1948. Konu: Sosyalist İşçi Partisi — İç Güvenlik — SWP, Kutu 110 SWP 146-1-10.

[71] Haverty-Stacke, s. 204.

[72] Age., s. 220.

[73] Age.

[74] The Gelfand Case, s. 175.

Loading