Suudi destekli Yemen hükümetiyle yeniden alevlenen çatışmaların ortasında Husiler, Yemen’in Kızıldeniz kıyısı boyunca uzanan toprakları ve birkaç stratejik adayı ele geçirerek Babülmendep Boğazı’na giden yolların denetimini sağladılar.
Kızıldeniz’i Aden Körfezi’ne ve Hint Okyanusu’na bağlayan bu dar su yolu, dünya deniz ticaretinin yüzde 12’sini taşıyor. Hürmüz Boğazı kapalıyken bu durum, Suudi Arabistan’ın alternatif petrol ihraç güzergâhını tehdit ediyor ve halihazırda var olan küresel petrol krizinin derinleşmesi riski yaratıyor. Bu, ABD-İsrail bloku ile İran arasındaki daha geniş bölgesel savaşta yeni bir cephenin açılmasının habercisi olabilir.
Husilerin, uluslararası alanda tanınan ve Aden merkezli Suudi destekli Yemen hükümetine karşı 4 Eylül’de başlattığı hızlı taarruzla, günler içinde, İran çizgisindeki Şii grup (Ensarullah) Taiz ve Hudeyde vilayetlerinde altı ilçeyi, Muha ve Zubab liman kentlerini ve aralarında Perim’in de bulunduğu Kızıldeniz’deki birkaç adayı ele geçirdi. Bu, Husilere Yemen’in fiilen bütün batı kıyısının ve Babülmendep’e giden stratejik bakımdan kritik yolların denetimini verdi. Husiler, beş gün içinde Yemen genelinde düzenlenen 300’den fazla Suudi hava saldırısına yanıt olarak, güneybatı Suudi Arabistan’daki Hamis Müşayt’ta bulunan Kral Halid Hava Üssü’ne onlarca balistik füze ve insansız hava aracı fırlattı.
Babülmendep’ten geçen ticari deniz yolu Perim açıklarında yalnızca üç kilometre genişliğinde olduğu için, Husilerin denizciliği tehdit etmek için büyük bir donanmaya ihtiyacı yok: Kıyı ve adalar üzerindeki denetimleri, onlara, boğazı kullanan gemiler —özellikle de Suudi gemileri— üzerinde veto uygulama yeteneği veriyor. Husiler boğazın “Suudi gemileri dışındaki bütün şirketler için güvenli” olduğunu şimdiden ilan ettiler.
Hürmüz Boğazı’nın kapanması, Babülmendep güzergâhını Suudi Arabistan’ın Asya’ya petrol ihracatı açısından hayati hale getirdi. Suudi Arabistan şu anda Kızıldeniz limanlarından günde yalnızca 120.000 varil sevk ediyor; ağustos ayında bu rakam günde yaklaşık 3,5 milyon varil, ABD-İsrail’in İran’a karşı savaşının daha erken bir döneminde ise 5 milyon varildi. Savaş öncesindeki normal akış günde yaklaşık bir milyon varildi. Bir zamanlar dünyanın en büyük petrol ihracatçısı olan Suudi Arabistan şimdi günde yalnızca 6,2 milyon varil üretiyor — onlarca yılın en düşük düzeyi — ve ABD’nin ihraç ettiğinin yarısından azını ihraç ediyor.
Dolayısıyla Husilerin Kızıldeniz kıyısını ele geçirmesi, Suudi Arabistan’ın petrol ihraç etme kapasitesinden geriye kalanların tam kalbine vuruyor. Bu, küresel petrol krizini yoğunlaştıracaktır. Brent ham petrolü, daha önce neredeyse 110 dolara ulaşmasının ardından varil başına yaklaşık 107 dolara yükseldi.
Suudi petrolü başka yerlerden de saldırı altında. 10 Eylül’de Irak’taki İran çizgisindeki güçler, Körfez yakınlarındaki Bukayk’ı Kızıldeniz’deki Yanbu’ya bağlayan 1.200 kilometrelik Suudi boru hattına insansız hava aracı saldırıları düzenledi. Boru hattı 1981’de Hürmüz’e alternatif sağlamak üzere inşa edilmişti. Suudi Arabistan şimdi hattı kapattı; bu, küresel petrol arzının yüzde 4’üne varan bir bölümünü potansiyel olarak tehdit ediyor. Hiçbir örgüt sorumluluğu üstlenmezken Irak hükümeti saldırıların kendi toprağından başlatıldığını doğruladı ve insansız hava araçlarının fırlatıldığı Meysan vilayetinden sorumlu komutanı görevden aldı.
Husiler; Suudi Arabistan, enerji piyasaları ve ABD’nin İran’la hesaplaşması üzerindeki daha geniş stratejik kaldıraçlarını kendi daha dar amaçlarını gerçekleştirmek için kullanabilirler. İran ve müttefikleri, Körfez’in alternatif enerji güzergâhlarının her iki tarafına da baskı uygulayabilir.
Tahran ve Husiler ayrıca, mali piyasaları sarsan ve halkın artan muhalefetiyle karşılaşan İran savaşının ortasında ABD ara seçimlerinin yarattığı siyasi kaldıracın da farkındalar.
Mevcut çatışma, BM arabuluculuğunda Yemen’i fiilen bölen 2022 tarihli kırılgan ateşkesin bozulmasının ardından geliyor. Suudi Arabistan’ın 12 Temmuz’da, Yemen hükümetinin itirazlarına rağmen bir İran uçağının Sana havaalanına inişini engellemesinin ardından çatışmalar yeniden başladı. Husiler, Kızıldeniz’de Suudi Arabistan’a deniz ablukası ilan ederek ve Suudi gemilerine saldırarak karşılık verdiler. Suudi Arabistan ardından Yemen’le olan güneybatı sınırı boyunca kuvvet konuşlandırdı ve Husilere karşı yüzlerce hava saldırısı düzenledi.
Husilerin harekâtı her şeyden önce Suudi Arabistan’dan taviz koparmayı ve Yemen’deki güçlerini genişletmeyi amaçlıyor. Talepleri arasında Suudi askeri operasyonlarının sona erdirilmesi, Husi denetimindeki limanlar ve havaalanları üzerindeki ablukanın kaldırılması, 2018’den bu yana maaşları tam olarak ödenmeyen Husi memurlarının ücretlerinin ödenmesi ve savaş sırasında mağdur olan Yemenli siviller için tazminat yer alıyor.
Yemen’deki iç savaş 2014’te, Devlet Başkanı Abdurabbu Mansur Hadi’ye karşı kitlesel protestoların ardından Husilerin Sana’yı ele geçirmesi ve Hadi’yi Aden’e kaçmaya zorlamasıyla başladı. 2015’te Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), daha geniş kapsamlı ve iç çekişmelere sahne olan bir koalisyon bünyesinde, Husileri iktidardan uzaklaştırmak ve Hadi’yi yeniden göreve getirmek üzere vahşice saldıran ama başarısız olan bir askeri müdahalede bulundu.
Husiler, ABD tarafından silahlandırılıp finanse edilen Suudi Arabistan ve müttefiklerinin acımasız saldırısına uğradılar. Birleşmiş Milletler’e göre, kitlesel açlığa ve hastalığa katkıda bulunan ablukaları içeren bu savaş sırasında 377.000 kişi öldürüldü. Obama ve birinci Trump yönetimleri döneminde ABD 54 milyar doları aşan askeri teçhizat sağladı; Britanya ve diğer emperyalist müttefikler de müdahaleyi destekledi. BM arabuluculuğundaki 2022 ateşkesi, ülkenin hükümet bölgesi ile Husi denetimindeki bölgeler arasında bölünmesini tescil etti.
ABD ateşkesin ardından da Husilere saldırmayı sürdürdü. Brown Üniversitesi’ne bağlı Savaşın Maliyetleri Projesi’nin araştırmasına göre, 2023 sonundan 2025 ortasına kadar Yemen’e yönelik ABD hava saldırıları 213 sivili öldürdü. Başkan Biden, Husilerin ABD’nin İsrail’in Filistinlilere karşı soykırım savaşına verdiği desteğe misilleme olarak bir ABD Donanması destroyerine saldırmasının ardından Ekim 2023’te hava saldırıları başlattı. Bu saldırılar, deniz taşımacılığını Afrika’nın güneyinden dolaşan çok daha uzun güzergâhı kullanmaya zorladı. ABD hava saldırıları, Husilerin ticari denizciliğe yönelik saldırılarına karşılık olarak Mart 2025’te Trump döneminde yeniden başladı; ancak 1 milyar doları aşan bu maliyetli harekât bir yıl sonra çok az başarıyla sona erdi.
Ağustos 2025’te İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Sana’daki Husi sivil önderlerine yönelik hava saldırılarına izin verdi; bu saldırılarda Başbakan Ahmed Galib er-Rahavi de olmak üzere Husi yönetimindeki 16 bakandan 12’si öldürüldü.
Suudi destekli Yemen hükümetinin halk desteği çok az. Güçleri zayıf ve bölünmüş durumda. Ordusu yolsuzluğuyla nam salmış; askerlerin maaşları —eğer ödenirse— nadiren tam ödeniyor. Önceki Suudi-BAE koalisyonu artık BAE’nin daha etkili güçlerinden yoksun; bu güçler, Suudi destekli hükümetin rakibi olan güney Yemen ayrılıkçı gruplarını destekliyordu. BAE, ilişkilerin bozulmasının ardından ocak ayında Suudilerin isteğiyle Yemen’den ayrıldı.
Husilerin Kızıldeniz boyunca uzanan dağlık yaylaların denetimine sahip olmak gibi büyük bir avantajı daha var. Suudi Arabistan ve Yemenli müttefikleri operasyonlarını genişletmeye ve Husileri güçlerini birkaç cepheye dağıtmaya zorlamaya çalışabilir. Ne var ki bu da Husileri yenilgiye uğratmaktan çok çatışmayı yoğunlaştırma riski taşıyor.
Daha geniş bir savaş tehlikesi
Suudi Arabistan’ın fiilî hükümdarı Muhammed bin Selman, ABD tarafından terörist olarak tanımlanan Husilere karşı saldırı başlatması için Trump’a çoktan çağrıda bulundu ancak Washington, geçen kasım ayında Beyaz Saray’da imzalanan bir savunma anlaşmasına rağmen bunu reddetti. Trump yönetiminden üst düzey bir yetkili, ABD’nin “bölgesel ortaklarının önderliği üstlenmesini” istediğini söyledi. Bununla birlikte, CNN, 100’den fazla ABD askeri danışmanının, yeni kurulan bir müşterek kuvvetler komutanlığı aracılığıyla Suudi askerî harekâtına istihbarat ve hedefleme desteği sağladığını bildirdi.
Suudi Arabistan hâlâ müttefiklerinden askeri yardım isteyebilir. Pakistan’la bir yıl önce kurduğu ittifak, bir ülkeye yapılan saldırının her iki ülkeye yapılmış sayılacağını belirten bir madde içeriyor. Türkiye ve Pakistan’la yapılan daha yakın tarihli Mekke Anlaşması da karşılıklı savunmaya dayanıyor. Ancak bu anlaşma henüz bu ülkelerin yasama organları tarafından onaylanmadı ve işleyişine ilişkin ayrıntılar hâlâ oluşturuluyor.
Geçen ay Riyad, bir düzineden fazla ülkenin Kızıldeniz’den yapılan denizcilik faaliyetlerini korumak üzere bir deniz koalisyonuna katıldığını açıkladı. Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan Al Suud, Husileri “başa çıkamayacakları bir işe giriştikleri” konusunda uyardı. Suudi Arabistan’ın Husileri geri püskürtme girişimi, Mekke Anlaşması tarafları da dahil olmak üzere ABD’yi ve diğer bölgesel güçleri de içine çekebilir.
15 Eylül 2026
