Geçtiğimiz hafta Evrensel gazetesinde yayımlanan bir anket, Türkiye’de genç ve çocuk işçilerin nasıl acımasız bir sömürüye tabi tutulduğuna dair önemli bir tanıklık oluşturuyor.
Emek Gençliği tarafından temmuz ve ağustos aylarında sanayi sitelerinde, tekstil atölyelerinde ve işçi semtlerinde 530 çocuk ve genç işçiyle yapılan ankete göre, uzun işgünleri, sefalet ücretleri, iş kazaları ve tükenmişlik bu gençlerin gündelik yaşamını belirliyor.
Katılımcıların yaşları 11 ile 25 arasında değişiyor. Yaş ortalaması 17 ve yüzde 55’i henüz 18 yaşına girmemiş. Otomotiv, metal işleme ve tamir-bakım atölyeleri ile kafe, restoran ve depolar başlıca çalışma yerleri arasında.
Anketteki iki Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) öğrencisi durumu şöyle özetliyor: “Biz öğrenci gibi değil normal işçiler gibi çalıştırılıyoruz. Aldığımız ücret kesinlikle buna değmez. Düşük ücretle ‘kullan at çırak’ olarak görülüyoruz.”
Bu sözler, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin “mesleki eğitim” adı altında yaygınlaştırdığı sistemin gerçek içeriğini açığa vuruyor. Lise öğrencilerinin haftanın dört gününü işyerinde, yalnızca bir gününü okulda geçirdiği MESEM, işverenlere yasal kılıf altında ucuz ve güvencesiz emek sağlayan bir mekanizmadır. “Öğrenci” ya da “çırak” statüsü, düşük ücretin gerekçesine dönüştürülüyor. Ankete katılanların 172’si MESEM öğrencisi. Geri kalanlar arasında meslek lisesi öğrencileri, mezunlar ve eğitim dışına itilmiş lise çağındaki gençler bulunuyor. Sorun MESEM’le sınırlı değil, ancak MESEM genç emeğinin sömürüsünün kurumsallaşmış biçimidir.
Çalışma koşulları, işçi sınıfının sekiz saatlik işgünü dahil büyük mücadelelerle kazandığı hakların ne ölçüde saldırıya uğradığının altını çiziyor. Katılımcıların 275’i haftada altı gün, 38’i ise yedi gün çalışıyor. Yüzde 44’ünün günlük mesaisi dokuz-on saat, yaklaşık dörtte birininki on bir-on iki saat sürüyor. Bazıları daha da uzun işgünleri bildiriyor. On altı yaşındaki bir MESEM motor mekanik bölümü öğrencisinin talebi, sabah yediden akşam beşe kadar çalışmak. On saatlik bir işgününün onun için iyileşme anlamına gelmesi, beklentilerin ne denli aşağı çekildiğini gösteriyor.
Daha uzun çalışmak daha fazla kazanmak anlamına da gelmiyor. Resmi aylık net asgari ücret 28.075 lira iken, haftada 41–50 saat çalışanların ortalama aylık ücreti 25.747 lira; 61–70 saat çalışanlarınki ise yalnızca 26.848 lira. Katılımcıların yüzde 69’u asgari ücret ya da altında ücret alıyor. Karl Marx’ın açıkladığı gibi, işgününün uzatılmasıyla elde edilen mutlak artık değer üretimi kapitalist sistemin genel temelini oluşturur.
Bunun bedeli gençlerin bedenleri ve gelecekleriyle ödeniyor. Katılımcıların yüzde 55’i en az bir kez iş kazası geçirmiş. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi’nin raporları, her yıl onlarca çocuğun iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiğini ve aralarında MESEM öğrencilerinin de bulunduğunu belgeliyor. İSİG Meclisi verilerine göre sadece bu yaz 33 çocuk işçi çalışırken hayatını kaybetti.
Ankette yorgunluk, uykusuzluk ve mutsuzluk şikayetleri belirgin biçimde öne çıkıyor. On beş yaşındaki bir öğrencinin “Keşke okuyabilseydim” sözü, anayasal eğitim hakkının azımsanmayacak sayıda işçi çocuğu için boş bir vaat olduğunu gösteriyor. Nefes gazetesinin aktardığı TÜİK verilerine göre, Türkiye’de toplam 21,3 milyon çocuğun üçte birinden fazlası ya da 7,8 milyon çocuk “yoksulluk ve sosyal dışlanma riski” altında yaşıyor. 15-17 yaş arasındaki çocuklar arasında işgücüne katılma oranı yüzde 25,5 (980 bin çocuk).
Bu koşullar, kapitalist oligarşinin işçi sınıfının sosyal koşullarına ve yaşam standartlarına artan saldırısının bir ürünüdür. Yüksek enflasyon ve sefalet düzeyinde tutulan asgari ücret, çocukların gelirini işçi aileleri için zorunlu hale getiriyor. Ucuz genç emeği ise bütün işçilerin ücretleri üzerinde aşağı yönlü baskı yaratıyor.
Bu uluslararası bir olgudur. ILO ve UNICEF’e göre 2024’te dünyada yaklaşık 138 milyon çocuk işçi vardı ve bunların 54 milyonu tehlikeli işlerde çalışıyordu. Aynı anda, SIPRI’ye göre küresel askerî harcamalar 2025’te 2,887 trilyon dolara ulaştı. Türkiye’nin askerî harcamaları yüzde 7,2 artışla 30 milyar dolara çıktı ve 2016’dan bu yana reel artış yüzde 94’ü buldu. Çocukların çalışmasını engelleyecek ve düzgün bir beslenmeyi de içeren nitelikli bir kamusal eğitim almasını sağlayacak sosyal kaynaklar, egemen sınıfın gerici çıkarlarını korumaya yönelik savaş hazırlıklarına heba ediliyor.
NATO’nun Rusya’ya karşı Ukrayna’da yürüttüğü savaştan ABD destekli İsrail’in Gazze’deki soykırımına ve ABD-İsrail’in İran’a karşı saldırı savaşına kadar uzanan bir emperyalist saldırganlık tırmanışının ortasında, kapitalist hükümetler işçilerden fedakârlık talep ediyor. Gençler hem ucuz işgücü hem de top yemi olarak bu politikaların hedefindeler.
Anketin çocuk ve genç işçilerin durumuna ışık tutması önemli ancak Emek Gençliği’nin bağlı olduğu Emek Partisi’nin (EMEP) programı ve politikaları, kapitalist kâr sisteminden kaynaklanan bu koşullara son verecek bir yol sunmuyor. Tam aksine, Stalinist bir parti olan EMEP, “demokratik halk iktidarı” denilen ve sosyalist devrimi reddeden kapitalizm yanlısı programıyla, işçi sınıfı içindeki öfkeyi egemen sınıfın farklı hiziplerine yönlendiren bir perspektifi savunuyor.
EMEP, 2023 parlamento seçimlerinde Emek ve Özgürlük İttifakı içinde Kürt milliyetçisi Yeşil Sol Parti (sonra Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi, DEM Parti adını aldı) listelerinden seçimlere katıldı ve iki milletvekilliği elde etti. Aynı yıl yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminde ise NATO yanlısı, işçi ve göçmen karşıtı sağcı bir kampanya yürüten Kemalist Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekledi.
DEM Parti bugün hapisteki Kürdistan İşçi Partisi (PKK) lideri Abdullah Öcalan ile beraber, temel demokratik hakları giderek ortadan kaldıran ve işçi sınıfına karşı kapitalist oligarşi adına şiddetli bir sosyal saldırı programını uygulayan Erdoğan hükümetiyle Kürt sorununda “barış” ve “demokratikleşme” sağlama iddiasıyla iş birliği yapıyor.
EMEP de bunun bir parçası olarak kurulan meclis komisyonunda yer aldı ve çıkarılan yasaya “rehine siyaseti” ürettiğini söylemesine rağmen evet oyu verdi. EMEP Milletvekili İskender Bayhan, “Kanun teklifinde ne yok? Demokratikleşme yok. Kürt sorununun demokratik çözümü yok... En temel demokratik haklar, kalıcı barış için atılacak adımlar yok… Ancak uyarılarımızı, eleştirilerimizi, itirazlarımızı da yaparak bu desteği veriyoruz,” diyordu.
EMEP’in ittifak kurduğu veya desteklediği bu partilerin hiçbiri, çocuklar da dahil işçi sınıfının amansızca sömürülmesine ve savaşta ölüme gönderilmesine yol açan kapitalist sisteme karşı değildir. İşçileri Türk ya da Kürt milliyetçisi burjuva politikacıları desteklemeye yönlendirmek, eleştirdiklerini söyledikleri kapitalist sömürü düzenine “sol”dan destek olmak ve işçi sınıfı içinde bağımsız bir devrimci hareketin gelişmesini engellemek anlamına gelmektedir.
Sosyalist Eşitlik Partisi – Dördüncü Enternasyonal’e bağlı Toplumsal Eşitlik için Uluslararası Gençlik ve Öğrenciler (IYSSE), bu kapitalizm yanlısı milliyetçi perspektifi reddediyor ve öğrencileri ve genç işçileri, diğer ülkelerdeki sınıf kardeşleriyle birleşmeye ve uluslararası sosyalizm uğruna mücadele etmeye çağırıyor.
Bu mücadelenin ayrılmaz talepleri olarak, çocukların geçim zorunluluğuyla işe sürüklenmesine son verilmeli ve çocuk işçiliği yasaklanmalı; eğitim, beslenme, ulaşım ve barınma hakları kamusal olarak güvence altına alınmalıdır. MESEM kaldırılmalı ve mesleki eğitim, şirketlere ucuz emek sağlama aracı olmaktan çıkarılarak tam kamusal okul eğitimi içinde verilmelidir. Bu talepler uğruna mücadele genç işçilerin, öğrencilerin, öğretmenlerin ve diğer emekçilerin sendika bürokrasilerinden ve düzen partilerinden bağımsız, taban komiteleri aracılığıyla ulusal ve uluslararası düzeyde birleşmesini gerektirmektedir.
