Sol Parti, Yeşiller ve SPD, Berlin’in yeni Senatosu için yürütülen görüşmelerde kemer sıkma önlemleri ve silahlanma konusunda anlaştı

Elf Erap, Sol Parti Berlin lideri [AP Photo/Markus Schreiber]

Pazartesi günü Sol Parti, Yeşiller ve Almanya Sosyal Demokrat Partisi’nin (SPD) parti liderlikleri Berlin’de ortak koalisyon görüşmelerine başlama kararı aldı. Buna, siyasi çevrelerde ve medyada böyle bir hükümeti şeytanlaştırmaya yönelik büyük bir kampanya eşlik etti. Şansölye Merz “radikal solculara” karşı uyarıda bulunurken, Savunma Bakanı Pistorius (SPD) “Bundeswehr’e [Alman Silahı Kuvvetleri] karşı bir işaret” olduğundan söz etti ve “kırmızı-yeşil-kırmızı” bir koalisyona karşı çıktı.

Bu kampanya ancak Avrupa genelinde patlak veren kitlesel protestolar ışığında anlaşılabilir. Fransa, Belçika, Arnavutluk ve İtalya’nın tümü büyük bir gençlik ayaklanmasıyla sarsılıyor. İspanya’da yüz binlerce insan ülkedeki konut krizini protesto etmek için sokaklara dökülüyor ve kıta genelinde işçi sınıfı arasında grevler yayılıyor. Kampanyanın gerçek hedefi, Sol Parti’nin Berlin’deki rekor kıran son seçim sonucunda da çarpık bir ifade bulan bu muazzam muhalefettir.

Sol Parti’nin kendisi, mevcut düzenin ve savaş ile kemer sıkma politikalarının kanıtlanmış bir dayanağıdır ve hatta kendi milletvekillerine karşı yürütülen kampanyaya aktif olarak katılmaktadır. Salı günü, parlamento grubunun yürütme kurulunun Neukölln bölge adayı Vanessa Emde’nin geleceğine karar vermek üzere toplanması planlanmıştı. Ancak Emde’nin hastalık iznine çıkmasının ardından karar bir hafta ertelendi.

Yürütme kurulu, Emde’yi tüm Sol Parti temsilcilerinin antisemitizme karşı ortak bildirisine uymamakla suçluyor. Geçen hafta Emde, seçim kampanyasında savunduğu ve yüzde 46,2 oyla seçilmesini sağlayan tutumdan geri adım atmayacağını açıklamıştı. O sırada İsrail’e atıfta bulunarak şöyle demişti: “Devletlerin var olma hakkı yoktur; insanların var olma hakkı vardır.” Emde, tüm insanlar için eşit haklara dayalı “demokratik tek devletli çözüm” çağrısının siyasi olarak meşru olduğunu ve suç sayılmaması gerektiğini belirtmişti.

Bu ölçülü, hümanist düşünceler Sol Parti için kabul edilemez niteliktedir ve şimdi Emde’nin ihraç edilmesine yol açabilir. Dikkat çekicidir ki tam da soykırım eleştirisi ve bir apartheid rejiminin reddi ihraç gerekçesi yapılıyor. Soykırımın meşrulaştırılmasının bir devlet politikası meselesi hâline getirilmesi tesadüf değildir; çünkü bu, Alman militarizminin geri dönüşünü özellikle açık biçimde ifade etmektedir. Alman hükümeti, Ortadoğu’daki ekonomik ve jeostratejik çıkarlarını savunmak için soykırım yöntemlerini desteklemeye hazırdır. Bu, Alman çıkarlarını askerî güç yoluyla dünya genelinde yeniden dayatmayı amaçlayan bir politikanın en keskin ifadesidir.

Sol Parti şimdi bu rotanın onaylanmasını hükümet politikasının temeli hâline getiriyor. Parti daha önce, eyaletlerin ve belediyelerin bütçelerine de büyük yük getiren korkunç silahlanma bütçesini Bundesrat’ta [Federal Konsey] onaylamıştı.

Parti komitelerinin kentin yeni Senatosu için müzakerelere girme kararı aldığı keşif belgesi, kırmızı-yeşil-kırmızı bir hükümetin bu maliyetleri halka dayatılan kesintiler yoluyla telafi edeceğini açıkça göstermektedir. Güvenli, sosyal ve aile dostu bir kent hakkındaki pembe gözlüklü söylemin arkasında gerçekte ne yattığı, belgenin bütçe konsolidasyonunu ele alan son sayfalarında ortaya çıkmaktadır.

Orada partiler, bütçe için diğer şeylerin yanı sıra bir “harcama tavanı” ve “harcama önceliklendirmesi” içeren bir “konsolidasyon yolu” ilan etmektedir. Ardından şöyle denmektedir: “Ek harcama gerektiren ortak projelerin kapsamı konsolidasyon yoluna bağlıdır ve kesin biçimde sınırlandırılacaktır. Ayrıca, koalisyonun talep ettiği her türlü ek finansman yeniden tahsisler yoluyla finanse edilmelidir.” Belge daha sonra sosyal hizmet sağlayıcılarını “harcama artışını sınırlamaya” çağırmaktadır. Bunların tümü, bütçedeki delikleri kapatmayı amaçlayan sosyal hizmetlere yönelik ciddi kesintiler için kullanılan örtmece ifadelerdir.

Ancak devletin silahlanması alanında hiçbir kesinti olmayacak; yalnızca daha fazla kaynak aktarılacak. Gazze’deki soykırımı protesto eden göstericileri düzenli olarak darp eden Berlin polisi, bir “modernizasyon ve yatırım planı” yoluyla güçlendirilecek. Ayrıca polisin etkinliği artırılacak. Eyalet Kriminal Polis Dairesi’nin kilit odak noktalarından biri “aşırıcılıkla mücadele” olacak.

Sol Parti’nin seçimi kazanmasının ana dayanağı olan, Berlin’in sömürücü mülk sahiplerinin mülklerine el konulması talebi ise zamanla sulandırılarak “hafif” bir toplumsallaştırma biçimine dönüştürüldü. Berlinliler bir referandumda yüzde 57,6 destekle başlıca gayrimenkul şirketlerinin toplumsallaştırılması yönünde oy kullanmış olsa da, halkın bu kararı kırmızı-yeşil-kırmızı bir Senato tarafından uygulanmayacaktır.

Taslak metne göre, Berlinlilerin talep ettiği gibi 3.000’den fazla konuta sahip şirketlerin tamamının kamulaştırılması söz konusu olmayacak. Bunun yerine, yalnızca 10.000’den fazla konuta sahip şirketler varlıklarının bir kısmını —yani 10.000 eşiğini aşan konutları— kaybedecek. Sonuç olarak, 230.000’den fazla konut yerine yalnızca 150.000–160.000 daire kamulaştırılmış olacak.

Konut sayısı böylece çok daha düşük olmakla birlikte, ödenecek tazminat miktarının yine de daha yüksek olması beklenmektedir. Referandum girişimini başlatan taraf tazminatı 7,3 ila 13,7 milyar avro olarak tahmin ederken, yeni Senato 16 milyar avroya kadar ödeme yapmayı amaçlamaktadır.

2004 yılında, o zamanki Sosyal Demokrat-Sol Parti Senatosu devlete ait 65.700 konutu 405 milyon avroya —yani daire başına yaklaşık 6.200 avroya, üstlenilen krediler dâhil edilirse kabaca 30.000 avroya— satmıştı. Şimdi büyük şirketlerin sahip olduğu konutlar 100.000 avronun üzerinde bir bedelle satın alınacak; üstelik buna kamulaştırma demeye cüret ediyorlar! Kira vurguncuları yirmi yıl boyunca kiracıların sırtından zenginleştikten sonra, şimdi bunun için bir de para alacaklar!

Ayrıca, 2021 referandumunun en erken üç yıl içinde uygulanmasına karar verildi. Etkilenen şirketlerin böylece portföylerini yeni yasal duruma uyarlamak için fazlasıyla zamanı olacaktır. Ön görüşme metninin diğer bölümleri arasında, müzakerecilerin “İsrail’in var olma hakkını” teyit ettikleri, Berlin üniversitelerinde Filistin yanlısı aktivistlere yönelik yasaklar getireceklerini duyurdukları ve “polis ile Anayasayı Koruma Ofisi’nin Berlin’deki Yahudi yaşamını koruma görevlerini” güçlendirme taahhüdünde bulundukları ortak bir bildiri de yer alıyor.

Metin, Yeşiller ve SPD’nin, metne bağlı kalmayan üyelerini meclis grubundan ihraç etmesi için Sol Parti’ye (Die Linke) baskı yapmalarını sağlayacak mekanizmalar içeriyor. Basında yer alan haberlere göre Yeşiller, Emde’nin geçen salı günkü kurucu toplantıda Sol’un parlamento grubuna dahi kabul edilmeyeceğini zaten varsaymıştı. Emde’nin ihracına ilişkin karar ise önümüzdeki hafta verilecek.

Partinin sözde “sol” kanadı, bu kapsamlı saldırılara kendini hükümet politikasına tabi kılarak yanıt vermektedir. Vanessa Emde dâhil olmak üzere Berlin eyalet parlamentosundaki Sol Parti üyelerinin her biri, açıklığı hiçbir şüpheye yer bırakmayan bir bildiriyi imzalamıştır. Federal ve eyalet düzeyindeki parti kararlarına dayanan bu metin, “İsrail’in var olma hakkını ve İsrail’deki tüm insanlar için eşit hakları” teyit etmektedir. Devamında şöyle denmektedir: “Aynı şekilde, Filistin’in var olma hakkını ve Filistin’deki tüm insanlar için eşit hakları savunuyoruz.” İsrail hükümeti Gazze Şeridi’ni yerle bir ederken ve Batı Şeria’yı kademeli olarak ilhak ederken, Sol iki devletli çözüm hakkında hayaller savurmakta ve nihayetinde İsrail’in var olma hakkına başvurmaktadır.

Belgede İsrail’in işlediği suçlardan ve soykırımdan hiçbir yerde söz edilmemektedir. Bunun yerine bildiri, Filistinlilerin on yıllardır süren işgale ve acımasız baskıya karşı direnişini “uluslararası hukuka ve insan haklarına aykırı şiddet” ve “terörizm” olarak karalamakta ve bunun desteklenmesinin engellenmesi gerektiğini belirtmektedir. Belgeye göre polis, yalnızca insanlar “bir savaş bölgesindeki nüfusa sempati ve endişe ifade etmek ve barış için gösteri yapmak üzere” toplandığında bu tür toplantıları kolaylaştırmalı ve korumalıdır.

Emde, bir videoda, bizzat imzaladığı bildirinin Sol Parti’nin kendi karar metninden seçici alıntılar yaptığını ve Filistinlilere yönelik soykırıma dair eleştirileri dışarıda bıraktığını doğrulamaktadır. Tek devletli çözüme ilişkin temkinli açıklamalarını geri almayacağını da belirtiyor. Aynı zamanda, parti yönetimine boyun eğmesi sayesinde nihayetinde parlamento grubuna kabul edilmiş olmasını bir başarı olarak kutluyor; bunu “devlet çıkarına (raison d’état) karşı kazanılmış küçük bir mevzi” olarak nitelendiriyor.

Sol Parti içindeki “sol” kanadın rolü bundan daha keskin biçimde tanımlanamazdı. Emde, Alman devletinin çıkarının tam merkezinde yer alan “İsrail’in var olma hakkı”na bağlılık bildirgesini imzalamış, tüm parti kararlarını uygulamayı taahhüt etmiş ve ardından bunu bir zafer ilan edecek kadar ileri gitmiştir. Aslında bu, “sol” kanadın, Sol Parti’nin sağcı politikaları için bir kılıftan başka bir şey olmadığını göstermektedir.

Seçim kampanyası sırasında Emde “Muhalefette haklı olmak, iktidarda haksız olmaktan iyidir. Omurgalı bir Sol için.” demişti. Bu duruşu —ve İsrail soykırımına yönelik eleştirisi— nedeniyle yüzde 46,2 oy almıştı. Şimdi, yalnızca birkaç hafta sonra, soykırımın üstünü örten ve devlet iktidarının mantığını savunan bir belgeyi imzalıyor; hem de tüm bunları Yeşiller ve SPD ile koalisyon müzakerelerini tehlikeye atmamak için yapıyor!

Bir partinin devletin rolü ve militarizm konusundaki tutumunun mantığı bir turnusol testidir. Savaş politikasını destekleyen herkes, beraberinde gerekli toplumsal saldırıları ve devletin yeniden silahlanmasını da dayatacaktır. Bu bakımdan, tüm milletvekillerinin imzaları, hükümete başka hiçbir konuda da meydan okumayacaklarını; bunun yerine Sol Parti’nin sağcı politikalarının izlerini örtmek için sol tınılı sesler çıkaracaklarını açıkça ortaya koymaktadır.

Bu, yalnızca söz konusu kişilerin yozlaşmışlığıyla değil, partinin temel yönelimiyle ilgilidir. Sol Parti hiçbir zaman sosyalist bir parti olmamıştır. Demokratik Alman Cumhuriyeti’nde (DAC) işçileri acımasızca ezen ve ardından kapitalizmin restorasyonunda başrolü oynayan eski egemen Stalinist partiden doğan Sol Parti, kuruluşundan bu yana buna eşlik eden toplumsal kesintileri savunmuştur.

Berlin’deki olaylar, “solcu” milletvekillerinin partinin temel çizgisine bir alternatif temsil etmediğini, bunun yerine solcu söylemlerini sağcı rotayı örtbas etmek için kullandıklarını göstermektedir; nihayetinde parlamento grubundan ihraç edilseler de edilmeseler de.

İhtiyaç duyulan şey bu tür sahtekârlar değildir. İhtiyaç duyulan şey bu partiden kopuştur. Resmî savaş politikasını ve toplumsal kesintileri durdurmanın tek yolu, işçi sınıfının bu politikaların kökeni olan kapitalizme karşı uluslararası düzeyde harekete geçmesidir. Sosyalist Eşitlik Partisi (SGP) bu sosyalist program uğruna mücadele etmektedir. SGP’nin aktif bir destekçisi ve üyesi olun.

Loading