Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu, perşembe akşamı Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos’ta imzalanan “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nı onayladı. Haberlere göre, 592 milletvekilinden 398’inin katıldığı oylamada teklif, 119’a karşı 279 oyla kabul edildi.
279 kabul oyunun 222’si Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi’nden (AKP), 24’ü onun faşist müttefiki Milliyetçi Hareket Partisi’nden (MHP) ve 25’i Kemal Kılıçdaroğlu liderliğindeki Kemalist Cumhuriyet Halk Partisi’nden (CHP) geldi.
119 ret oyunun 60’ı CHP’den ayrılan YENİ Parti’den, 22’si Kürt milliyetçisi Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nden (DEM Parti), 15’i İslamcı Yeni Yol’dan, 13’ü aşırı sağcı İYİ Parti’den geldi. Ayrıca Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve Emek Partisi (EMEP) birer ret oyu verirken, TİP’in iki, EMEP’in bir vekili oylamaya katılmadı. Haberlere göre, DEM Parti’nin 56 vekilinden 34’ü, YENİ Parti’nin 90 vekilinden 30’u, CHP’nin 44 vekilinden 19’u oylamada yoktu.
AKP adına konuşan eski Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, “Bu anlaşma hiçbir şekilde NATO’ya alternatif vesaire değil,” dedi. Dışişleri Komisyonu Başkanı Fuat Oktay, “Ülkemizin kendi iradesi dışında, kontrolsüz bir sürecin içine çekilmesi söz konusu değildir,” dedi. MHP’li Kamil Aydın, “Türkiye’nin dünya siyasetindeki yeri merkez” diyerek desteklerini açıkladı.
Milliyet gazetesine konuşan Kılıçdaroğlu, Suudi destekli Yemen Dışişleri Bakanı ile görüştüğünü belirterek, “Onlara da söyledim: Biz oraya savaşmak için değil, tam tersine bölgeye barışı ve huzuru getirmek istiyoruz,” dedi ve “Biz hükümete destek vermiyoruz. Biz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne destek veriyoruz,” diye ekledi.
YENİ Parti Grup Başkanvekili Murat Emir, Meclis’te, “Mehmetçiği Yemen çöllerine göndermek için bu anlaşmayı getirdiler” derken, YENİ Partili Yunus Emre, “Amerika’nın bu yükünü biz sırtlanacağımızı söylüyoruz,” diye konuştu. DEM Partili Gülcan Kaçmaz Sayyiğit ise ittifakın “hedefinin İran mı, İsrail mi, yoksa Pakistan’ın hısmı Hindistan mı olduğu açık değildir,” dedi.
YENİ Parti’nin itirazı ittifakın kendisine değil, zamanlamasına ve usulüne yöneliktir. Komisyonda “Yemen çöllerinde ne işimiz var?” diye soran YENİ Parti milletvekili Utku Çakırözer, Eylül 2025’te, o sırada CHP üyesiyken, NATO Parlamenter Asamblesi’ne Tahran’a karşı “azami baskı” stratejisini savunan, emperyalist propagandayı tekrarlayarak İran’ı bölgesel istikrarsızlığın kaynağı ilan eden ve NATO’nun Ortadoğu’ya doğru genişlemeyi değerlendirmesini öneren bir rapor sunmuştu.
Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin Türkiye şubesi olan Sosyalist Eşitlik Partisi – Dördüncü Enternasyonal, oylama öncesi bir video açıklama ile anlaşmayı koşulsuz reddettiğini vurgulamıştı. Açıklamada, anlaşmayla “savunulacak” olanın, üslerini ABD’nin İran savaşına açan ve Yemen halkını bombardıman ve açlıkla katleden Suudi rejimi ile Türk burjuvazisinin ABD emperyalizmiyle iş birliği içinde ilerletmeye çalıştığı gerici jeopolitik çıkarlar olduğu ifade edildi. Artan askeri harcamalar ile savaşın bedeli, düşen ücretler ve sosyal kesintilerle işçilere yüklenirken buna artan siyasi baskı eşlik ediyor.
Mekke Anlaşması, Gazze soykırımı, ABD-İsrail’in İran’a karşı savaşı, Suudi krallığının Yemen’deki Husi Ensarullah hareketine karşı savaşı, NATO’nun Ukrayna üzerinden Rusya’ya karşı savaşı ve ABD’nin Çin’e karşı savaş hazırlıklarıyla bağlantılı küresel emperyalist savaşın bir ürünüdür. Pakt işçileri Doğu Akdeniz’den Güney Asya’ya uzanan bir çatışmalar zincirine bağlamak anlamına geliyor. NATO’nun 5. maddesini örnek alan anlaşmaya göre, birine yönelik silahlı saldırı üçüne birden yapılmış sayılıyor; taraflar ancak on yıl sonra anlaşmadan çekilebiliyor. Metinde nükleer silahlara dair bir hüküm bulunmasa da Pakistan’ın nükleer şemsiyesi fiilen müttefiklerinin üzerine uzatılıyor.
Paktın ABD ve NATO ile ittifaka bir alternatif ya da onlardan bağımsızlaşma adımı olduğu iddialarını tarafların kendi açıklamaları çürütmektedir. ABD Başkanı Donald Trump anlaşmayı “büyük, cesur ve önemli bir ilk adım” olarak övmüştü; Dışişleri Bakan Yardımcısı Levent Gümrükçü de ittifakın NATO için “tamamlayıcı” olduğunu söyledi. Washington’ın üç müttefikini böyle bir ittifaka yönlendiren asıl mesele, petrol zengini ve stratejik önem taşıyan Ortadoğu’nun ABD önderliğinde şiddet yoluyla yeniden biçimlendirilmesi sürecinde bölgesel güçlerin kendi gerici çıkarlarını koruma arayışıdır.
Reuters, onayın “Ankara’nın Riyad’a askeri destek göndermesinin önünü açtığını” yazdı. Al-Monitor ise bunu Suudi Arabistan için bir “destek” olarak nitelendirdi ve olası konuşlandırmanın büyük bir birlikten çok “eğitim, danışmanlık hizmetleri ve askeri teçhizat tedarikiyle sınırlı” kalacağını öne sürdü.
Reuters’a ekim ayında konuşan bir AKP’li vekile göre anlaşmanın parlamentoda onaylanmasından sonra sırada asker gönderme tezkeresi var. Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, “Husilerle herhangi bir çatışmaya girilmesini kesinlikle öngörmüyoruz” dese de, tezkere artık kolektif savunma taahhüdü zemininde oylanacak.
Anlaşmanın hedefi yalnızca Husiler değil, onların ana müttefiki olan ve ABD-İsrail’in 28 Şubat’ta savaş açtığı İran’dır. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan mart ayında ABD’nin saldırı savaşını değil, İran’ın misillemelerini kınayan Riyad bildirisini imzalamıştı.
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan 17 Ekim’de Al Jazeera’ye ittifak için “Bu ileriye doğru bir adım. Müslümanlar birleşmeli. Bu süreçte yer almaya hazırız,” dedi. Tahran’ın bu girişimi, kendisini hedef alan bir ittifakı içeriden savuşturma çabasıdır.
26 Ekim’de Suudi Savunma Bakanı Halid bin Selman, Pakistan Kara Kuvvetleri Komutanı Asım Münir ve MİT Başkanı İbrahim Kalın Tahran’a gitti. AP’ye göre amaç, “İran savaşında yeniden çatışmaları önlemeye çalışmak,” yani İran’ı ABD ve İsrail’in taleplerine boyun eğmeye ikna ederek savaşın tırmanmasını önlemek ve kendilerini korumaya çalışmaktı. ABD’nin İran’a saldırısında kullanılan Suudi Arabistan’daki üsler İran’ın meşru müdafaa kapsamındaki misillemelerinin hedefi oldu. Körfezdeki diğer rejimler de ABD ve İsrail ile iş birliği yaptıkları için hedef olduklarından ve savaşın yıkıcı ekonomik sonuçlarının toplumsal öfkeyi daha artırmasından dolayı çatışmanın yeniden tırmanmasını istemiyorlar.
Mekke ittifakının genişlemesi de gündemde. Suriye’deki El Kaide kökenli yeni rejimin Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, 31 Ekim’de Manama’da “Suriye’nin Mekke İttifakı’na katılımını değerlendirmek üzere görüşmeler devam ediyor,” dedi ve “Basra Körfezi’nin güvenliği, Suriye’nin bölgesel güvenliğinin ayrılmaz bir parçasıdır” diye ekledi. Al Jazeera’nın aktardığına göre Şeybani, Yemen’de Suudi destekli hükümeti desteklediklerini belirtti. Reuters, Şam’ın Husilere karşı savaşa destek vermeyi değerlendirdiğini bildirmişti. Jerusalem Post’a göre, oylamadan bir gün önce, Suriye’nin yeni “cumhurbaşkanı” Ahmed eş-Şara’nın Riyad ziyareti sırasında Suudi ve Suriye savunma bakanlıkları içeriği açıklanmayan bir askeri iş birliği anlaşması imzaladı.
Anlaşma, ABD’nin iki müttefiki Türkiye ile İsrail arasındaki rekabeti de keskinleştiriyor. Üst düzey bir İsrailli yetkili ağustostaki imzadan üç gün sonra Ynet’e “Bu, İsrail’e yönelik bir ittifak” demiş ve şunları eklemişti: “Şii ekseni zayıfladı ve uzun zamandır Sünni ekseninin güçlendiğini görüyoruz… İsrail’in, özellikle Helen ekseniyle, Yunanistan ve Kıbrıs’la, Hindistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile birlikte alternatif ittifaklar kurması gerekiyor.”
İsrail, 18 Ağustos’ta Türkiye sınırına 70 kilometre mesafedeki Ebu ed-Duhur hava üssünü vurdu; Netanyahu’nun ofisi, Şam’ın üste Türk askeri konuşlanmasına izin vererek İsrail’in güvenliğini tehdit ettiğini öne sürdü. Suriye Mekke ittifakına katılırsa, İsrail’in bu ülkeye her saldırısı tüm taraflara yapılmış sayılabilir ve NATO üyesi Türkiye ile nükleer silahlı Pakistan’ı İsrail’le doğrudan karşı karşıya getirebilir. Bu “savunma” iddialı Mekke Anlaşması’nın gerçekte çok daha büyük savaşlara bir hazırlık olduğunun altını çiziyor.
Savaş politikası Türkiye’de ezici bir halk muhalefetiyle karşı karşıya: Areda Survey’in mart anketinde katılımcıların yüzde 93,2’si ABD ve İsrail’in İran’a saldırısına karşı olduğunu belirtmişti. Siyaset kurumu ve sendika konfederasyonları ise bu muhalefeti harekete geçirmek için hiçbir şey yapmıyor. Onların asıl rolü, hayat pahalılığına ve artan siyasi baskıya duyulan öfkeyle birleşen bu toplumsal muhalefeti kontrol altında tutmak.
Meclis’teki oylama, savaşa karşı mücadelenin düzen partileri üzerinden yürütülemeyeceğini doğrulamıştır. Sosyalist Eşitlik Partisi, Türkiye ve uluslararası işçi sınıfının emperyalist savaşa karşı ve bir Ortadoğu Sosyalist Federasyonu için bağımsız bir toplumsal güç olarak harekete geçirilmesine dayanan sosyalist bir program öne sürüyor. İşçileri ve gençleri işyerlerinde ve okullarda bağımsız taban komiteleri kurmaya, Mekke Anlaşması’nın iptalini, Türkiye’nin NATO’dan çıkmasını, ABD-NATO üslerinin kapatılmasını ve İsrail’e Türkiye üzerinden petrol sevkiyatının durdurulmasını talep etmeye çağırıyoruz.
