Aşırı sağ ve Almanya’daki militarizme dönüş

9 Aralık 2017

Aşırı sağın yabancı düşmanı, göçmen karşıtı partisi Almanya İçin Alternatif’in (AfD) geçtiğimiz haftaki parti kongresi, Almanya’da faşizan politikanın meşrulaştırılmasında yeni bir aşamaya işaret etmektedir. Hitler’in diktatörlüğünün çöküşünden yetmiş yıl sonra, Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier AfD’nin iki önderini koalisyon görüşmeleri için resmi konutuna davet ederek gösteriş yaparken, Alman medyası faşistlerin kongresine büyük ve meşru bir siyasi etkinlik muamelesi yaptı.

Kongre’ye Björn Höcke önderliğindeki aşırı sağcı ve ırkçı milliyetçi kanat hakim olmasına rağmen, düzen medyası ve politikacılar, AfD’yi, aşırı militarizmi ve yabancı düşmanlığından dolayı değil ama birlikten yoksun olmakla eleştirdi.

Alman gazetesi Süddeutsche Zeitung’un Pazartesi günü yakındığı gibi, AfD, “utandırıcı bir kaos” sergilemişti ve bu, onun parlamento grubunun kendisini “birleşik ve siyasi olarak yetenekli” olarak sunmasının ardından oluyordu. “Sadece ılımlılar değil, ama aynı zamanda radikaller de yalnızca önderliksiz bir partinin gözlemcileriydi” diye yakınan Frankfurter Allgemeine Zeitung da benzer bir görüş dile getirdi. Haber kanalı Phoenix, kongreyi televizyonda canlı olarak yayınladı ve çeşitli parti hizipleri arasındaki tartışmaları bir spor karşılaşmasıymış gibi yorumladı.

AfD kongresi, azami siyasi ciddiyetle ele alınmalıdır. AfD, Almanya’da uzun süredir geçmişte kaldığı düşünülen ırkçılık, ırkçı milliyetçilik ve militarizm pisliğini savunan aşırı sağcı güçlerin bir aracıdır. Federal seçim kampanyası sırasında “Alman askerlerinin iki dünya savaşındaki başarıları”nı öven ve Türk kökenli bir Alman olan federal bütünleşme denetçisi Aydan Özoğuz’un Türkiye’ye “atılması” gerektiğini savunan Alexander Gauland, partinin yeni eş başkanı seçildi. Ekonomi Profesörü Jörg Meuthen’in partinin önderi konumu onaylandı.

Dolayısıyla, AfD’ye, parti içindeki aşırı sağcı “kanat” ile sıkı bağları bulunan bu iki kişi önderlik edecek. Onlar, bu yıl, Höcke’nin Kyffhäuser’de düzenlediği bir toplantıya katılmıştı. Kyffhäuser, 1920’lerde ırkçı milliyetçilerin ve sonradan Nazilerin toplanma yeri haline gelen, imparatorluk döneminden kalma bir anıt. 2016’da, Höcke, burada, Gauland ile Meuthen’in huzurunda, “Töton öfkesi” ve Alman halkı için “yeni bir mitoloji”nin oluşması hakkında atıp tutmuştu.

Gauland’ın seçilmesi, Höcke hizibinin müdahalesi ile doğrudan bağlantılıdır. Höcke hizibi, “ılımlı” aday, AfD’nin Berlin eyaleti önderi Georg Pazderski’nin seçilmesini engellemek için, Doris Sayn-Wittgenstein’ı yarışa soktu. AfD’nin Schleswig-Holstein’daki sözcüsü, provokatif bir konuşma yaptı, faşizm karşıtlarına karşı kışkırtmalarda bulundu ve neo-Nazi Kimlik Hareketi’ni savundu. O, Gualand’ın önünü açmakla kalmadı; kendi sınıfının (Alman yüksek soyluları) geleneklerini de temsil etti. Onun atalarından biri olan Heinrich Prinz zu Sayn-Wittgenstein, Wehrmacht’ta [Nazi dönemindeki Alman silahlı kuvvetleri] çok sayıda madalyası olan bir subaydı ve diğerler şeylerin yanı sıra, Sovyetler Birliği’ne karşı imha savaşına katılmıştı.

20. yüzyılda dünyayı iki kez felakete sürüklemiş olan aşırı sağcı ve militarist gelenekler ile klikler, devlet aygıtından destek aldıkları için bu kadar saldıgan bir şekilde başlarını kaldırabiliyorlar. AfD’nin parti kongresi, AfD delegeleri onları alkışlarken göstericilere basınçlı su sıkan ağır silahlı polislerce korundu. AfD üyesi Dresdenli yargıç Jens Maier, Twitter’da, hayranlığını, “Sıkı durun. Bu şevkle, bırakalım su aksın! O her zaman hedefi bulur.” diye yazarak dile getirdi.

Geçtiğimiz hafta, devletin başı, Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier’in şahsında, Hannover’deki sağcı gösteriye onay verdi. AfD’nin parlamento grubunun önderi Alice Weidel, Steinmeier ile Bellevue Sarayı’ndaki bir toplantının ardından, Twitter’da şunları yazdı: “Alexander Gauland ve ben, dün, Alman Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier’ın konuklarıydık. Konu, bir hükümetin kurulması üzerine ön görüşmelerin yanı sıra, Hannover’de federal yürütme organımızın seçimiydi.”

Steinmeier’ın sağcı bir hükümet kurma girişiminde AfD’nin gururunu okşaması hiç de rastlantı değildir. Steinmeier, 2014’te, dışişleri bakanı iken, “askeri kısıtlamanın sonu”nu ilan etmiş ve Ukrayna’daki sağcı darbeye derinlemesine bulaşmıştı. Dışişleri Bakanlığı, onun yönetimi altında, militarizme ve savaşa yönelik köklü halk muhalefetinin üstesinden gelmek için bir sözde inceleme süreci başlattı. Steinmeier, Avrupa’nın Almanya önderliğinde askerileştirilmesini savunan strateji belgelerini kaleme aldı ve bir dizi konuşmada ve makalede “Almanya’nın yeni küresel rolü” hakkında atıp tuttu.

AfD’nin militarist görüşleri devlet ve ordu içindeki önde gelen kişilerin görüşleri ile örtüşmekte ve parlamentodaki tüm partiler tarafından büyük ölçüde paylaşılmaktadır. AfD, programında, “Avrupa’nın karşı karşıya olduğu mevcut tehditleri ve ABD’nin yeni jeopolitik yönelimini göz önünde bulundurarak… silahlı kuvvetleri yeniden savaşa hazırlıklı hale getirme” talebinde bulunuyor. Silahlı kuvvetler, “savaşa hazırlığı en üst yoğunlukta konuşlanmaları da garanti edecek bir şekilde iyileştirilmeli. Bunun için, kapsamlı yapısal, personel ve maddi değişiklikler gerekiyor.” Alman silahlı kuvvetlerinin askeri hizmetler genel müfettişi, AfD’nin parti kongresinden birkaç gün önce düzenlenen bir panelde, hemen hemen aynı ifadeleri kullanmıştı.

Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin Almanya şubesi olan Sosyalist Eşitlik Partisi (Sozialistische Gleichheitspartei, SGP), daha Eylül 2014’te alınan bir kararda Alman militarizminin dönüşünün arkasındaki nesnel itici güçleri çözümlemişti. O kararda, şu uyarıda bulunmuştuk:

Savaş sonrası dönemin, Almanya’nın Nazilerin berbat suçlarından dersler çıkarmış, “Batı’ya katılmış”, barışçı bir dış politika benimsemiş ve istikrarlı bir demokrasi geliştirmiş olduğu biçimindeki propagandasının yalan olduğu ortaya çıkmış durumda. Alman emperyalizmi, tarihsel olarak biçimlenmiş gerçek yüzünü, hem içeride hem de dışarıda, tüm saldırganlığıyla bir kez daha gösteriyor.

Bu öngörü, şimdi, SGP’nin inşasının aciliyetini vurgulayacak şekilde, doğrulanıyor. Başta Sol Parti olmak üzere, diğer tüm partiler, aşırı sağın yükselişinden çok işçi sınıfı içinde sosyalist bir oluşumdan korktukları için, yeni seçimlere karşı çıkıyorlar. SGP, bu cinnete karşı çıkan tek partidir. Biz, kapitalizme, faşizme ve savaşa karşı sosyalist bir alternatif inşa etmek için yeni seçim çağrısı yapıyoruz.

Johannes Stern