Türkiye’de polis güçleri pazartesi gününün ilk saatlerinde Irak ve Şam İslam Devleti’ne (IŞİD) karşı 15 ilde 108 adrese eş zamanlı operasyon başlattı. Yalova iline bağlı Elmalık köyü yolundaki operasyon polis ile IŞİD şüphelileri arasında kapsamlı bir çatışmaya dönüştü. Sabah 02:00 civarında başlayan çatışma 09:40’a kadar devam etti.
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, içerisinde kadın ve çocukların da bulunduğu evdeki IŞİD’lilerle çıkan çatışmada 3 polisin hayatını kaybettiğini, 8 polis ve 1 bekçinin yaralandığını açıkladı. Ayrıca çatışmada, Türkiye vatandaşı olan 6 IŞİD’linin öldürüldüğü, 5 kadın ve 6 çocuğun evden sağ olarak tahliye edildiği belirtildi.
Kapsamlı çatışma nedeniyle bölgede bulunan 5 okulda eğitime ara verilirken doğal gaz ve elektrik kesintileri yaşandı. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) ise olayla ilgili yayın yasağı getirdi.
13 Aralık’ta iki ABD askerinin Suriye’deki bir saldırıda öldürülmesi ve 14 Aralık’ta Avustralya’daki Bondi saldırısı tüm dünyada IŞİD’in faaliyetlerini canlandırdığı endişelerini artırmıştı. Özellikle yılbaşı öncesi sansasyonel eylem düzenleme ihtimali Türkiye’de yürütülen operasyonlarda başlıca gerekçe olarak gösteriliyor.
Bakan Yerlikaya, pazartesi günkü açıklamasında son bir ayda IŞİD’e yönelik düzenlenen operasyonlarda 138 kişinin tutuklandığını, 97 kişi hakkında ise adli kontrol kararı uygulandığını belirtti. Salı günü 21 ilde IŞİD’e yönelik eş zamanlı olarak düzenlenen başka bir operasyonda ise 357 şüpheli gözaltına alındı.
Cumhuriyet gazetesi yazarı Mustafa Balbay, salı günü “ABD’nin Türkiye ile de paylaştığı verilere göre Türkiye’deki IŞİD’li sayısı 10 binin üzerinde” iddiasında bulundu. 2024 yılı sonunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bir yıl içinde IŞİD’e yönelik 1399 operasyon yapıldığını açıklamıştı. Gözaltılar ve bu sayılar IŞİD’in sadece Türkiye içindeki örgütlenmesinin boyutunu değil; Türkiye hükümetinin cihatçı güçlere ilişkin gerici politikalarının sonuçlarını da ortaya koymaktadır.
Afganistan’da Sovyetler Birliği’ne karşı savaşan mücahitlerden Libya’da Devlet Başkanı Muammer Kaddafi ve Suriye’de Devlet Başkanı Beşar Esad rejimlerinin devrilmesinde rol oynayan gruplara kadar cihatçı güçler başta ABD olmak üzere emperyalist güçlerin vekilleri olarak yıllarca mali, lojistik ve askeri destek gördüler. Bu güçler vekil olarak savaşmalarının yanı sıra kimi zaman emperyalist saldırılar için bir bahane olarak hizmet ettiler.
ABD’nin daha önce başına 10 milyon dolar ödül koyduğu eski El Kaide lideri Ahmed eş-Şara’nın geçtiğimiz kasım ayında “Suriye geçici devlet başkanı” sıfatıyla Beyaz Saray’da Trump tarafından ağırlanması bu politikanın çarpıcı bir sonucuydu.
Bu durum, Türkiye’nin NATO müttefiki ABD’nin Orta Asya ve Ortadoğu’ya tam egemen olma yöneliminden ayrı düşünülemez. Bu politikada, Türk egemen seçkinleri de kendi gerici çıkarlarının peşinde koştular. Emperyalistlerin rejim değişikliği savaşlarına derinlemesine bulaşmış olan Türk egemen seçkinleri cihatçı güçlerin konuşlandırılmasında ve silahlandırılmasında merkezi bir rol oynadılar. Özellikle Suriye iç savaşında CIA ile Türk istihbaratı Libya, Orta Asya, Kafkasya ve Avrupa’dan gelen cihatçıların sınırdan Suriye’ye geçişini, eğitilmesini ve silahlanmasını sağladı.
IŞİD’in Irak’ta ve Suriye’de giderek kontrolden çıkması ve kullanışlı bir vekil olmaktan çıkması, Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile bağlantılı Kürt güçlerinin Suriye’deki başlıca vekil güç haline gelmesini ve ABD önderliğinde bir “IŞİD’e karşı savaş”ın başlatılmasını beraberinde getirdi. Bu, güney sınırında bir Kürt oluşumunun Türkiye içinde de benzer eğilimleri teşvik edeceğinden korkan Ankara’nın başka cihatçı güçlerle birlikte Suriye’nin kuzeyinde askeri bir varlık oluşturmasına yol açtı.
Cihatçı güçler Türkiye’yi sadece Suriye’ye geçiş için bir durak olarak görmediler. Türkiye içinde faaliyetlerini artırmak için de elverişli bir ortama sahiplerdi. IŞİD’liler Türkiye’de başta Kürt hareketine ve sol güçlere yönelik bombalı terör saldırıları olmak üzere çok sayıda katliam yaptılar:
- 5 Haziran 2015’te, genel seçimlerden iki gün önce, Diyarbakır’daki Halkların Demokratik Partisi (HDP) mitingi sırasında bir bombalı saldırı düzenlendi. IŞİD’in üstlendiği saldırıda beş kişi hayatını kaybetti, 400’den fazla kişi yaralandı.
- 20 Temmuz 2015’te Suriye sınırına yakın Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde, IŞİD kuşatması sonrası Kobani’ye yardım götürmek üzere toplanan Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyelerinin basın açıklaması sırasında düzenlenen intihar saldırısında 33 kişi öldürüldü, 150’den fazla kişi yaralandı.
- 10 Ekim 2015’teki Ankara Garı Katliamı, modern Türkiye tarihinin en kanlı terör saldırısıydı. Ankara’da sendika konfederasyonları ve meslek örgütlerinin çağrısı ve HDP ile çok sayıda sol örgütün katılımıyla “Savaşa İnat, Barış Hemen Şimdi, Barış Emek Demokrasi” mitingi düzenlenecekti. IŞİD üyesi iki intihar bombacısının miting öncesi Ankara Tren Garı kavşağında toplanan kalabalık arasında kendilerini patlatması sonucu en az 104 kişi öldü ve 400’e yakın kişi yaralandı.
- 12 Ocak 2016’da İstanbul’daki Sultanahmet Meydanı’nda intihar saldırısında 12 kişi hayatını kaybetti, 16 kişi yaralandı.
- 28 Haziran 2016’da Atatürk Havalimanı Dış Hatlar Terminali’nde düzenlenen silahlı saldırıda 45 kişi öldürüldü, yaklaşık 250 kişi yaralandı.
- 20 Ağustos 2016’da Gaziantep’te HDP üyelerinin düğününde düzenlenen ve IŞİD’in üstlendiği bombalı saldırıda 59 kişi yaşamını yitirdi, 90’dan fazla kişi yaralandı.
- 2016 yılının son gününde, İstanbul’daki gece kulübü Reina’da düzenlenen saldırıda çoğu turist 39 kişi öldürüldü.
Bu saldırganların birçoğu, Türk istihbaratının takibinde olan kişilerdi. İstihbarat raporlarına göre, IŞİD’in “uzman bombacısı” diye anılan Tuncay Kaya’nın 10 Ekim 2015 Ankara katliamından 11 gün önce serbest bırakıldığı ve patlamadan saatler sonra ise “muhtemel eylem” şüphelisi olarak aranmaya başladığı ortaya çıktı.
Kısa Dalga’nın haberine göre, pazartesi günü Yalova’da polisle girdikleri çatışmada öldürülen 2 IŞİD’linin geçen yıl önemli suçlamalarla tutuklandıkları ancak sadece 7 ay tutuklu kaldıktan sonra tahliye edildikleri ortaya çıktı. IŞİD ve benzeri cihatçı örgütlerle bağlantılı kişilere bu resmi hoşgörü gösterilirken, binlerce Kürt ve solcu siyasi mahpusun keyfi olarak hapiste tutulması, açık bir devlet politikasının ürünüdür.
