İran’a karşı ABD-İsrail savaşı konusunda Türkiye’nin endişeleri artıyor

Trump yönetimi tüm Ortadoğu bölgesini ateşe veriyor ve dünyayı hayal edilemeyecek boyutlarda bir felakete sürükleme tehlikesi yaratıyor. İsrail’in Lübnan’ı istila etmesi, İran’ın ABD üslerine misilleme yapması ve Hürmüz Boğazı’nı kapatmasıyla savaş tırmanırken, Türkiye’deki siyaset kurumu içinde endişe büyüyor, ateşkes ve müzakere çağrıları öne çıkıyor.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan pazartesi günü yaptığı açıklamada İran’ı hedef alan saldırıların “gayrihukuki” olduğunu söyleyerek şunları belirtti: “Önceliğimiz, ateşkesin sağlanması ve diyalog kapısının açılmasıdır. Şayet gerekli müdahalede bulunulmazsa çatışma sürecinin bölgesel ve küresel güvenlik açısından ciddi neticeleri olacaktır. Böyle bir sürecin ortaya çıkartacağı ekonomik ve jeopolitik belirsizlikleri ise kimse taşıyamaz. Bunun için yangının daha fazla büyümeden söndürülmesi gerekiyor.”

2 Mart 2026 Pazartesi günü İran'ın Tahran kentinde bir saldırının ardından dumanlar yükseliyor. [AP Photo/Mohsen Ganji]

Erdoğan açıklamalarında özellikle “dostu” Trump liderliğindeki ABD’nin saldırganlığını kınamaktan kaçınırken asıl olarak bölgesel rakibi İsrail’i hedef alıyor ve savaştan onu sorumlu tutuyor. Erdoğan ayrıca İran’ın meşru müdafaa eylemi olarak ABD üslerini hedef almasını başka ülkelerin egemenliğe saldırı olarak tanımlıyor.

Erdoğan pazar günü İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in ABD-İsrail tarafından öldürülmesinin ardından X’te Hamaney’in “gerçekleşen saldırılar sonucunda hayatını kaybetmesinden üzüntü” duyduğunu belirtti. Erdoğan, egemen bir devletin liderlerinin öldürülmesini kınamaktan bilinçli olarak kaçındı; açıklamasında bırakın Hamaney’e saldırı emrinin “dostu” Trump tarafından onaylandığını saldırıyı düzenleyenin ABD-İsrail kuvvetleri olduğunu gerçeğine bile değinemedi.

Ankara bu emperyalist saldırı nedeniyle İran rejiminin olası bir çöküşünün İsrail’in kendi sınırında nüfuzunu artırmasına, yeni bir göçmen dalgasına ve ABD-İsrail ile bağlantılı Kürt milliyetçisi güçlerin ayrılıkçı girişimlerine yol açabileceğinden korkuyor. Dahası ABD üslerine ev sahipliği yapan NATO üyesi Türkiye hızla savaş girdabına çekilebilir. Savaşın petrol ve doğal gaz fiyatlarda şimdiden yol açtığı küresel yükseliş, Türkiye’deki hayat pahalılığı krizini daha da derinleştirerek sınıfsal gerilimleri şiddetlendirecektir.

Tüm bu tehlikelere ve endişelere karşın Ankara’nın politikasına, Türk burjuvazisinin ve devletinin ABD-NATO emperyalizmine ve uluslararası mali sermayeye binlerce ekonomik, askeri ve stratejik bağ ile bağlı olması yön veriyor. ABD emperyalizminin Ortadoğu’da tam tahakküm kurmak için tırmandırdığı savaş Türkiye dahil tüm bölgeyi bir felakete sürüklerken bile Ankara’nın politikası Trump’ın politikalarına uyum sağlayarak çıkarlarını korumaya çalışmaktadır.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) lideri Özgür Özel, pazartesi günü yaptığı konuşmada, ABD-İsrail’in İran’a saldırısına karşı çıktıklarını söyledi: “Bölgemizin Amerika ve İsrail’in uluslararası hukuku hiçe sayan, masum sivilleri hedef almaktan çekinmeyen müdahalelerine maruz bırakılmasını reddediyoruz. Bu anlayışla komşumuz İran’a yapılan saldırıya karşı çıkıyoruz.”

Özel, Erdoğan hükümetinin tavrını da eleştirerek “Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının sanki tüm varlığını ona bağlamış gibi, her koşulda Trump yönetiminin safında durmasını, Amerika ve İsrail’in saldırganlığına dayanan yeni dünya düzeni arzularına karşı utangaç ve ürkek bir tutum göstermesini asla kabul etmiyoruz,” dedi.

Özel, Trump önderliğinde uluslararası hukukun ortadan kaldırılmasını eleştirerek şöyle devam etti: “Amerika ve İsrail’in; Filistin, Venezuela, Suriye, Grönland, İran örneklerinde olduğu gibi istediği her ülkeye müdahale edebileceği, kuvvet kullanarak rejim değiştirebileceği ve toprak elde edebileceği bir sistem kurmaya çalıştıklarını görmek durumundayız.”

Ancak Erdoğan ile aynı egemen sınıfın çıkarlarını savunan ve aynı endişeleri dile getiren CHP, bu muhalefetini kendi iktidarında Türkiye’nin emperyalizme ve NATO’ya tabi olmasına son verecek adımlar atma vaadine kadar götüremedi. Özel bunun yerine “Avrupa Birliği’ne tam üyelik için tüm adımları hızlı ve etkili şekilde atacağız,” diyerek partisinin AB ve NATO yanlısı çizgisinin değişmeyeceğini teminatını verdi.

CHP’nin hapisteki İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve olası cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu yaptığı açıklamada “Türkiye, tarihsel ve coğrafi sorumluluğu gereği asla bu çatışmanın tarafı olmamalıdır… Ulusal çıkarlarımız ABD’yle kurulan kişisel ilişkilerle değil, bölgesel istikrar hedefiyle yürütülen akılcı diplomasi ile korunur,” dedi.

CHP’nin Trump yönetimine eleştirisi, halkın ezici çoğunluğunun ABD ve İsrail’e yönelik muhalefetini kendi arkasına almayı hedefleyen pragmatik bir manevradır. Asal Araştırma’nın 26 ilde yaptığı kamuoyu yoklamasına katılanların sadece yüzde 4’ü savaşta İsrail’i destekliyor. Katılımcıların ezici çoğunluğu (yüzde 72,5) savaştan duydukları endişeyi yansıtacak şekilde Türkiye’nin arabuluculuk yapmasını tercih ederken yüzde 16’sı İran’ın desteklenmesi gerektiğini belirtti. Bu tablo, emperyalist-Siyonist saldırganlığa yönelik ezici halk muhalefetini göstermektedir.

CHP’nin eylül ayında NATO’ya sunduğu bir rapor, partinin gerçek çizgisini göstermektedir. Raporda ABD ve İsrail’in propagandası tekrarlanarak İran bölgesel istikrarsızlığın kaynağı ilan ediliyor ve NATO’nun Ortadoğu ülkelerine doğru genişlemesi öneriliyordu.

Türkiye’deki ABD ve NATO üslerinin İran’a karşı saldırılarda doğrudan kullanıldığına dair doğrulanmış bir bilgi bulunmazken, Kürecik’teki radar üssünün ve Konya’dan kalkan AWACS gözetleme uçaklarının ABD-İsrail kuvvetleri için istihbarat sağladığı belirtiliyor.

ABD’nin kullandığı Adana, İncirlik’teki hava üssünün durumu özellikle dikkat çekiyor. Hafta sonu ANKA Haber Ajansı Genel Yayın Yönetmeni Kenan Şener, Koza TV Genel Müdürü Mehlika Bilen ve iki muhabir, ANKA Haber Ajansı’nın sosyal medya hesabından “İncirlik Hava Üssü’nde operasyon hareketliliği” başlığıyla canlı yayın yaptıkları için gözaltına alındılar. Gazeteciler ifadeleri alındıktan sonra yurt dışı çıkış yasağı ve adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı.

Bu arada Türkiye ile İran arasındaki Ağrı-Gürbulak, Van-Kapıköy ve Hakkâri-Esendere sınır kapılarından yolcu geçişlerine kısıtlama getirildiği açıklandı. Buna göre İran’dan sadece ticari yüklerin ve Türkiye vatandaşlarının geçişine izin verilecek.

Bu, Erdoğan’ın “kardeş İran halkının yanında” olduklarını söylemesine rağmen, İran’daki emperyalist saldırının tırmanması halinde Türkiye’ye kaçmak isteyecek sivilleri engellemeye yönelik bir adımdır. Geçtiğimiz günlerde Ankara’da böylesi bir göç dalgasını önlemek için Türk Silahlı Kuvvetleri’nin İran’a girip bir tampon bölge kurma planını tartıştıkları öne sürülmüştü. Bu iddia Millî Savunma Bakanlığı tarafından yalanlandı.

Bu arada İran’daki Kürt milliyetçisi güçlerin oluşturduğu “İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu”nun ABD-İsrail saldırısının ardından yaptığı açıklama, Sosyalist Eşitlik Partisi’nin bu oluşumun emperyalizm yanlısı ve gerici karakterine ilişkin analizinin doğruluğunu kanıtladı.

ABD-İsrail’in ezilen bir egemen ülke olan İran’ı sömürgeleştirmeyi amaçlayan bu emperyalist saldırıya karşı çıkmayı reddeden koalisyon, açıklamasında “bu savaşın İran toplumu ve halkları ile ABD, İsrail ve uluslararası toplum arasında bir savaş olmadığı”nı ilan etti ve Kürdistan’daki İran silahlı kuvvetlerine “İran İslam Cumhuriyeti’nin kalıntılarından ayrılın” çağrısı yaparak “düşmana [İran rejimine] sırtlarını dönüp kendi uluslarının tarafını seçmek için bu son fırsatı kaçırmamalarını tavsiye ediyoruz,” denildi.

Alhurra, dört İranlı Kürt partisinin Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi topraklarında bulunan karargahlarının pazar günü İran’a ait dronların saldırısına uğradığını belirtti.

İsrail merkezli Siyonist JFEED’de pazartesi günü yayımlanan bir analizine göre “İsrail jetleri Irak-İran sınırındaki İran Devrim Muhafızları sınır birliklerinin mevzilerine saldırılar düzenledi. Bu saldırılar … Irak’ın Kürdistan Bölgesi’nde konuşlanmış silahlı İranlı Kürt muhalif grupların geri dönüşünü kolaylaştırabilir.”

Kürt halkının ve Ortadoğu halklarının yirminci yüzyılın başından bu yana deneyimleri, emperyalist saldırganlığın özgürlük ve demokrasiye değil, katliama, yağmaya ve daha fazla baskıya yol açtığının sayısız örneğiyle doludur. İran’daki burjuva-dinî rejime karşı mücadele görevi, her milliyetten İran’daki işçi sınıfına düşmektedir. Bu, rejimin gerici karakterine bakılmaksızın, tüm İran ve Ortadoğu halklarını hedef alan emperyalist saldırganlığa karşı ilkeli bir mücadeleyi gerektirir. Bu mücadele, Ortadoğu Sosyalist Federasyonu mücadelesine ayrılmaz bir şekilde bağlıdır.

Sosyalist Eşitlik Partisi, ABD, Avrupa ve dünyanın dört bir yanında Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’ne (DEUK) bağlı kardeş partileriyle birlikte işçi sınıfına dayanan uluslararası bir savaş karşıtı hareketin inşası için mücadele etmekte ve şu talepleri öne sürmektedir:

  • ABD ve İsrail’in İran’a karşı savaşı derhal ve koşulsuz olarak durdurulmalıdır
  • ABD’nin Ortadoğu’daki tüm silahlı kuvvetleri geri çekilmeli ve Türkiye’dekiler dahil emperyalist egemenliğin altyapısını oluşturan askeri üsler kapatılmalıdır
  • Temmuz’da Ankara’da yapılacak NATO zirvesi iptal edilmeli, Türkiye NATO’dan çıkmalı, NATO dağıtılmalı ve militarizme ve savaşa harcanan tüm kaynaklar toplumun ihtiyaçları doğrultusunda yeniden tahsis edilmelidir
  • İran’a ve diğer tüm ülkelere karşı uygulanan her türlü yaptırım ve ekonomik savaş sona erdirilmelidir
  • Tüm savaş suçluları hesap vermelidir
Loading