İşçiler ve gençler, ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırı savaşına ve Ortadoğu genelinde tırmanan savaşa, Avrupa devletlerinin askeri ve diplomatik girişimlerine bel bağlayarak engel olamazlar. Bu gerçek, İspanya’daki Sosyalist Parti (PSOE)-Sumar koalisyon hükümetinin ilkesiz ve korkakça manevralarıyla bir kez daha gözler önüne serilmiştir.
Bu hafta, PSOE-Sumar hükümetinin Rota ve Moron’daki ABD-İspanya ortak askeri üslerinin İran’ı bombalamak için kullanılmasına izin vermeyi reddetmesi üzerine, ABD Başkanı Donald Trump, İspanya ile olan tüm ticari ilişkileri kesmekle tehdit etti.
Trump’ın bu tehdidi, Oval Ofis’te Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ile yaptığı görüşme sırasında geldi. Gazetecilere konuşan Trump, Madrid yönetimini hedef alarak şunları söyledi: “Bazı Avrupa ülkeleri yardımcı oldu, bazıları ise olmadı ve buna çok şaşırdım. Almanya harikaydı... Diğerleri de çok iyiydi. Ama İspanya gibi bazı Avrupalılar berbattı.” Trump daha sonra hazine bakanına İspanya ile ekonomik ilişkilerin kesilmesi talimatını verdiğini belirterek, “Scott’a (Bessent) İspanya ile tüm ticari işleri durdurmasını söyledim,” dedi.
Trump’ın bu ifadeleri, Avrupalı güçler İran’a karşı savaşta Trump ile işbirliği yaparken bile, ABD ile Avrupa emperyalizmi arasındaki ilişkilerin ne denli büyük bir çöküş içinde olduğunu kanıtlıyor.
Ertesi gün Moncloa Sarayı’ndan bir açıklama yapan İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, “İspanya hükümetinin duruşu dört kelimeyle özetlenebilir: Savaşa hayır! (No a la guerra)” dedi. Bu, 2003 yılında ABD öncülüğündeki Irak istilasına karşı İspanya genelinde patlak veren kitlesel protestoların ana sloganıydı. Sánchez, Washington’ın kendilerini Irak savaşına “sürüklediğini” ve bu savaşın Berlin Duvarı’nın yıkılışından bu yana Avrupa’daki “en büyük güvensizlik dalgasını” başlattığını söyledi. Saddam Hüseyin’in kitle imha silahlarına sahip olduğu şeklindeki yalanlarla meşrulaştırılan işgalin, “daha büyük bir güvensizlik, terörizm ve ekonomik istikrarsızlık” yarattığını belirtti.
Sánchez, kendisini Avrupa, Amerika ve uluslararası işçi sınıfı içindeki ezici savaş karşıtı çoğunluğun sesiymiş gibi göstermeye çalışarak şunları söyledi: “Yalnız değiliz; hükümet durması gereken yerde, yani Anayasa değerlerinin, AB’nin, BM Şartı’nın ve barışın yanında duruyor. Dünya çapında milyonlarca insan barış ve refahı savunuyor.”
Ne var ki dün Madrid, İspanya’nın İran’ı hedef alan askeri operasyonlara bağlı, güvenilir bir müttefik olduğu konusunda Washington’a aniden güvence verdi.
İspanya Savunma Bakanlığı’nın ifadesiyle “koruma ve hava savunması sağlamak” amacıyla Cristóbal Colón fırkateyni Doğu Akdeniz’e sevk edildi. Yaklaşık 147 metre uzunluğunda ve 6.390 ton ağırlığında olan bu savaş gemisi, İran’ın misilleme amaçlı dron ve seyir füzesi saldırılarını durdurabilecek kapasitede, 64 adet RIM-162 gelişmiş füze savunma sistemiyle donatılmış durumda. Gemi Kıbrıs açıklarında devriye gezecek; burada Kıbrıs’taki Britanya üslerini veya İsrail’i hedef alan İran füzelerini engelleyerek, ABD askeri kaynaklarının doğrudan İran’ı bombalamak için ellerinin serbest kalmasını sağlayacak.
PSOE-Sumar hükümetinin bu zikzaklarının temelinde, temsil ettiği İspanya burjuvazisinin emperyalist çıkarları yatmaktadır. Bir yandan hükümet, askerî açıdan, kendisini veya Avrupalı müttefiklerini Washington ile çatışmayı göze alacak kadar güçlü hissetmiyor ve ABD politikasına uyum sağlamaya çalışıyor. Diğer yandan ise işçi sınıfı içinde Trump’a ve emperyalist savaşa duyulan köklü öfkeden korkuyor ve sinik bir şekilde savaş karşıtıymış gibi bir poz takınıyor.
Ancak her kritik dönemeçte, bu “savaş karşıtlığı” iddialarının, İspanyol ve Avrupalı egemen sınıflar kendi yağmacı çıkarlarını kovalarken işçileri kandırmayı amaçlayan siyasi sahtekarlıklar olduğu ortaya çıkıyor.
İspanyalıların yaklaşık yüzde 63’ü Trump’ın dünya barışı için bir risk teşkil ettiğine, yüzde 66’sı ise İspanya için bir tehlike olduğuna inanıyor. Halkın yüzde 71’i Trump’ın yaptıklarının uluslararası hukuku ve BM kurallarını ihlal ettiğini söylerken, yüzde 65’i onun dış politikasını “yeniden sömürgeleştirme ve kaynak yağmacılığı” olarak tanımlıyor. Ortadoğu’da yayılan savaşa dair endişeler ise yüzde 80’in üzerinde.
Sánchez, yeni bir Ortadoğu savaşının, 2003’teki Irak işgali protestolarına benzer kontrol edilemez bir toplumsal muhalefeti tetikleme riski taşıdığının gayet farkında. O dönemde PSOE ve Stalinist Birleşik Sol (IU), savaş karşıtı protestoları 2004’te bir PSOE hükümeti kurmaya kanalize etmişti. Ancak iktidara gelir gelmez bu tutum terk edildi; İspanya birlikleri Irak’tan çekilirken Afganistan’a daha fazla asker gönderildi, Lübnan’a “barış gücü” sevk edildi ve 2011’de Libya’daki rejim değişikliği savaşına katılım sağlandı.
Bugün, iktidarda olduğu yıllar boyunca uyguladığı savaş ve kemer sıkma politikalarıyla itibar kaybına uğrayan PSOE-Sumar hükümeti, her şeyden çok, işçi sınıfının hükümetin politikalarına karşı kontrol edilemez bir patlamayla harekete geçmesinden korkuyor.
Sánchez hükümeti, İspanya ordusunun devasa boyutlarda büyümesini ve NATO savaş planlarına daha derin entegrasyonunu yönetmiştir. Buna, NATO’nun Rusya’ya karşı yürüttüğü savaşta Ukrayna’daki aşırı sağcı rejime milyarlarca avroluk silah ve tank gönderilmesi de dahildir. Sánchez göreve geldiğinde 30 milyar avro olan toplam askeri harcamalar, 2024’te 55 milyar avroya, 2025’te ise 66 milyar avroya çıkarak Franco diktatörlüğünün sona ermesinden bu yana en büyük artışı kaydetti.
Madrid, Gazze soykırımına karşı yükselen tepkilere, İsrail’e yönelik sınırlı eleştirilerle yanıt verdi. Mayıs 2024’te aslında var olmayan bir Filistin Devleti’ni resmen tanıdı. Uluslararası Adalet Divanı’ndaki soykırım davasına “müdahil” olacağını açıklasa da davanın kendisine taraf olmadığını belirterek “tarafsız” bir pozisyon benimsedi ve bu adımın “İsrail’e karşı olmadığını” özellikle vurguladı.
Soykırımın ilk bir buçuk yılı boyunca Sánchez hükümeti İsrail’den silah almaya ve ona silah satmaya devam etti; İspanya limanlarının İsrail ordusuna silah taşıyan gemilere hizmet vermesine izin verdi. Bu politika, İran savaşı patlak verince de sürdü.
Hatta Sánchez, İspanya topraklarının, İran’a yönelik ilk ABD saldırıları için bir sıçrama tahtası olarak kullanılmasına izin verdi. Saldırılara katılan ABD uçakları uzun süredir Irak, Afganistan ve Libya’ya karşı savaşlarda ve İsrail’in Gazze saldırısını desteklemek için kullanılan Rota ve Morón üslerinden havalandılar. El País gazetesi, Rota’da konuşlanmış iki ABD destroyerinin, İran’ın misillemesine karşı İsrail’in hava savunmasını güçlendirmek için Doğu Akdeniz’e hareket ettikten sonra operasyona katıldığını yazdı. İspanya’daki üslerden kalkan ABD yakıt ikmal uçaklarının da uzun menzilli saldırı görevlerini desteklediği bildirildi.
İran savaşına kapitalist düzen içinden karşı çıkma girişimlerinin iflası, sahte solcu Podemos partisinin milliyetçi tepkisinde de görülüyor. Podemos, Sánchez ve İspanya burjuvazisine daha saldırgan ve “bağımsız” bir askeri politika izlemesi için baskı yapmaya çalışıyor.
Eski Podemos lideri Pablo Iglesias, Trump’ın tehdidine şu cevabın verilmesi gerektiğini savundu: “NATO’dan çıkıyoruz; 8.000 askerinizi ve tüm askeri teçhizatınızı yanınıza alıp gidin. Avrupa kendi savunma sistemine ve kendi nükleer caydırıcılık sistemine sahip olmalıdır. Fransa’nın Birlik [AB] içindeki rolü bu olmalıdır.”
Iglesias’ın Fransa liderliğinde bir Avrupa nükleer gücü çağrısı, Emmanuel Macron’un Fransa’nın nükleer cephaneliğini genişletme ve bunu Almanya ile koordine etme çabalarıyla örtüşüyor. Bu yaklaşımın İran’daki savaşı durdurmakla hiçbir ilgisi yoktur; zira Macron’un İran politikasını Trump ile koordine etmeye çalıştığı ve halihazırda bölgeye bir uçak gemisi gönderdiği biliniyor.
“Stratejik özerklik” adı verilen bu politika, yani Washington’a rakip devasa bir askeri makine inşa etmek, özünde işçi sınıfına karşı bir iç savaş ilanıdır. Bu, devasa kaynakların sosyal bütçelerden, askeri bütçelere aktarılmasını gerektirir. Güçlendirilen polis-ordu aygıtı işçi muhalefetini ezmek için kullanılacaktır.
Podemos’un 2020-2023 yılları arasındaki hükümet sicili bu gerçeği yansıtmaktadır. PSOE ile koalisyon hükümetine katılan Podemos, kemer sıkma politikaları uyguladı ve Avrupa Birliği’nin COVID fonlarından milyarlarca avroyu bankalara ve büyük şirketlere aktardı. İşçiler, artan enflasyon nedeniyle yaşam standartlarının düştüğünü görürken, hükümet NATO’nun Ukrayna’da Rusya’ya karşı savaşına arka çıktı ve İsrail’in Gazze’de yaptığı soykırımı destekledi.
Podemos yurt içinde de işçilerin mücadelelerine düşmanca bir tavır sergiledi, Cádiz’de grev yapan metal işçilerinin üzerine çevik kuvvet polisi gönderdi ve 2022’de ülke çapında yapılan kamyon şoförleri grevine karşı on binlerce polisi seferber etti.
Madrid, Paris veya Berlin fark etmeksizin, Avrupa emperyalizmine yönelen her türlü siyasi hat gericidir. Tek ilerici alternatif; İran savaşına karşı işçi sınıfının bağımsız, uluslararası ve sosyalist hareketini inşa etmektir.
Bu, işçi sınıf içinde NATO ve Avrupa güçlerinin yeniden silahlanma ve Ortadoğu’ya müdahele etme planlarına karşı sistematik bir muhalefetin geliştirilmesini ve emperyalist savaşa karşı toplantılar, protestolar ve grevler örgütlenmesini gerektirmektedir.
