Ortadoğu ve Orta Asya halklarının geleneksel bahar bayramı Newroz (Nevruz), bu yıl aynı zamanda Ramazan Bayramı’nın ortasında emperyalist barbarlığın dizginlerinden boşaldığı bir ortamda kutlanıyor. ABD-İsrail’in İran’a karşı savaşı üç haftayı geride bırakırken, İsrail Lübnan’ı da istila etti ve Gazze’deki soykırımı sürdürüyor. Suriye’de Kürtler ve Aleviler ABD ve Türkiye destekli yeni cihatçı rejimin tehdidi altında olmaya devam ediyor.
Gazze’de resmi olarak 70 binden fazla Filistinlinin katledildiği (gerçek rakamın çok daha yüksek olduğu tahmin ediliyor) soykırım savaşının İran’a ve Lübnan’a doğru genişletilmesi, sadece Avrupalı emperyalist güçlerin değil, Türkiye, Azerbaycan ve bölge genelindeki Arap rejimlerinin açık veya örtülü desteğiyle mümkün oluyor. Azerbaycan İsrail’in başlıca petrol tedarikçisiyken, Siyonist devlete petrol akışı Ankara’nın izniyle, Türkiye üzerinden sağlanıyor. Türkiye’deki özellikle İncirlik ve Kürecik üsleri, ABD’ye ve İsrail’e hizmet etmeye ve dolayısıyla İran’a karşı kullanılmaya devam ediyor.
Kısa süre önce Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da düzenlenen “Arap ve İslam ülkeleri Dışişleri Bakanları İstişari Toplantısı”nın sonunda Türkiye’nin de imza attığı bildiri, 90 milyon nüfuslu İran’a tamamen hukuksuz, tahrik edilmemiş emperyalist bir saldırı savaşı başlatan ABD’nin adını bile anmazken saldırıya uğrayan İran’ı kınıyor. Bu bildiri, emperyalizme karşı mücadelenin onun işbirlikçisi burjuva rejimlere karşı mücadeleden ayrılamayacağının inkâr edilemez bir kanıtıdır.
ABD ve İsrail İran’ı bombalamayı sürdürürken Washington, Hürmüz Boğazı’nı ve İran’ın petrol ihracatının yüzde doksanının geçtiği Hark Adası’nı ele geçirmek için bir kara harekâtına hazırlanıyor. Bu, bölgede 35 yıldır süren emperyalist savaşların yeni ve daha tehlikeli bir evreye girdiğinin işaretidir. Savaşın Türkiye’yi ve başka ülkeleri de içine çekerek küresel bir boyut alması tehlikesi giderek artıyor.
Daha önce Irak, Suriye ve Libya’da öne sürülen emperyalist yalanlar tekrarlanıyor ve bu imha savaşının İran halkına “demokrasi ve özgürlük” getireceği öne sürülüyor. Sanki 1991’den beri devam eden emperyalist saldırı ve rejim değişikliği savaşları bütün bu toplumların mahvolmasına, milyonlarca insanın ölmesine, on milyonlarcasının yerinden edilmesine ve büyük bir felakete yol açmamış gibi.
ABD’de faşizan bir rejim kurmaya çalışan Başkan Donald Trump ya da Filistinlilere soykırım yapan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Kürt, Fars ya da diğer milliyetlerden İranlıların siyasi haklarıyla değil, İran’ın enerji kaynaklarıyla ve stratejik konumuyla ilgileniyorlar. Başta İran’dakiler olmak üzere Ortadoğu ve dünya genelinde işçiler, bu yalanlara şu yanıtı vermelidir: İran’dan elinizi çekin! İslam Cumhuriyeti ile hesaplaşma görevi, Persler, Kürtler, Azeriler ve diğer milliyetlerden oluşan İran işçi sınıfına aittir!
İran’a karşı savaşta söz konusu olan, 1979 devrimiyle Washington’ın denetiminden çıkan İran’a diz çöktürmek ve bölgede 35 yıldır süren savaşları hedefine ulaştırıp Ortadoğu’yu tam emperyalist hakimiyet altına almaktır. ABD’deki Sosyalist Eşitlik Partisi’nin ulusal başkanı David North’un açıkladığı gibi, bu savaşın amacı “20. yüzyılın ulusal demokratik ve sosyalist mücadelelerinin tüm sonuçlarını yok etmek, sanki bunların hepsi büyük bir hataymış gibi davranmak, sömürgeci egemenliğin yeniden tesis edilebileceğini ve emperyalizmin hükmedebileceğini öne sürmektir.”
Bu savaş aynı zamanda, Amerikan egemen sınıfının karşı karşıya olduğu çözümsüz çelişkileri savaş ve dış fetihle çözme girişimidir. Trump yönetimi, şimdi İran’ı hedef alan bu küresel saldırganlık ve hakimiyet politikasını, içeride faşizan bir yönetim kurmaya yönelik çabasıyla el ele yürütmektedir. Savaş cephesi ile cephe gerisi birbirinden ayrılamaz. Trump yönetimi, yalnızca bu yıl için 839 milyar dolarlık savunma bütçesine ek olarak 200 milyar dolarlık bir savaş ödeneği talep etmektedir. Bu para, ABD’de sağlık harcamalarından, gıda yardımlarından ve diğer sosyal programlardan yapılacak kesintilerle sağlanacak. Savaş, yalnızca Ortadoğu halklarına değil, ABD işçi sınıfına da yöneltilmiş bir saldırıdır.
Sosyalist Eşitlik Partisi — Dördüncü Enternasyonal’i önceleyen Toplumsal Eşitlik Grubu, 2013 Newroz bildirisinde şu uyarıda bulunmuştu: “Batılı emperyalistlerin Suriye’de elde edeceği bir zafer … İran’a yönelik emperyalist müdahalenin önünü açacaktır.” Bu uyarı sözcüğü sözcüğüne gerçekleşmiştir. Bugün İran’ı bombalayan ABD, Suriye’yi mahveden ve El Kaide kökenli Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) rejimini iktidara getiren başlıca güçtür.
2013’te olduğu gibi bugün de Ankara ile Kürdistan İşçi Partisi (PKK) arasında bir “barış süreci” aldatmacası önümüzde duruyor. O dönemde de Ortadoğu’da, özellikle de Suriye’de derinleşen emperyalist savaşa tabi olarak geliştirilen müzakereler, yine aynı dinamikler nedeniyle Cizre’nin bodrum katlarına, Sur’un yıkılan tarihi mahallelerine, binlerce can kaybına, yüz binlerce kişinin yerinden edilmesine ve sayısız Kürt siyasetçinin hapse atılmasına varmıştı.
2015’te müzakerelerin çökmesinin nedeni taraflardan birinin “irade eksikliği” vs. değildi. Bunun çok daha köklü nesnel nedenleri vardı. 1917 Ekim Devrimi’ne Vladimir Lenin ile beraber önderlik eden Lev Troçki’nin sürekli devrim teorisinde açıkladığı gibi, emperyalizm çağında burjuvazi temel demokratik sorunları çözmekten acizdir; bu sorunların çözümü, ezilen kitleleri arkasında birleştiren işçi sınıfına düşmektedir ve uluslararası sosyalist bir programı gerektirmektedir.
Ortadoğu’daki emperyalist savaşa derinlemesine bulaşmış olan Türk ve Kürt burjuva milliyetçi önderlikler, işçi sınıfının hoşnutsuzluğunun ve direnişinin büyüdüğü ve bölgenin yangın yerine döndüğü koşullarda bir “barış ve demokrasi” adası kuramazlar. Dahası, böyle bir amaçları da yoktur ve nesnel konumları barışın ve demokratikleşmenin yanında değil, tam karşısındadır. Onlar, müttefikleri ABD emperyalizminin “yeni Ortadoğu” emelleriyle uyumu bir şekilde, kendi gerici çıkarlarını birleştirmek için anlaşmaya çalışmaktadır.
Kürt ve Pers mitolojisinde baskıya karşı direniş efsaneleriyle ilişkili olan Newroz, özellikle 1990’lardan itibaren Türkiye’de Kürt halkı için, devletin baskısına ve inkâr politikasına karşı ulusal bir başkaldırı ve direniş günü haline gelmiştir. Bu önemli gün, şimdi emperyalizmin İran ve Ortadoğu genelinde dayattığı sömürgeci prangalara karşı tüm ezilen halkların direniş günü haline getirilmelidir. Filistin’de soykırım devam eder, Lübnan ve İran halkları imha savaşına tabi tutulurken Kürt halkının özgürlük, barış ve demokrasi özlemleri gerçekleşemez.
Türk devletinin PKK ile yeniden masaya oturması, Washington’ın İran’a ve Ortadoğu’ya yönelik planlarından ve İsrail’in bölgedeki genişleme hedeflerinden bağımsız değildir. Sosyalist Eşitlik Partisi, Ankara ile PKK arasındaki müzakerelere açıktan ya da eleştirel destek veren, bu sürecin bir şekilde Kürt ve Türk emekçilerinin çıkarlarına hizmet edebileceğini öne süren tüm sahte sol iddiaların bir aldatmaca olduğunun altını çizer. Lenin’in 1916’da, Birinci Dünya Savaşı’nın ortasında özlü bir şekilde açıkladığı gibi:
Kim ki uluslara, sosyalist devrim propagandası yapmadan “demokratik” bir barış vaat ediyorsa ya da bu devrim için mücadeleyi reddediyorsa — ki bu mücadele şimdi, savaş sırasında yürütülmesi gereken bir mücadeledir — o, proletaryayı aldatıyor demektir.*
Türk ve Kürt emekçileri, emperyalizm yanlısı Türk ve Kürt burjuva milliyetçi önderliklerin çıkarlarına tabi olmayı reddetmeli ve tüm bu güçlere karşı Ortadoğu çapında ve uluslararası ölçekte sınıf kardeşleriyle birleşmelidirler. Hedef, soykırımcı güçlerle ve işbirlikçileriyle uzlaşmak değil, bölge genelindeki kapitalist rejimlerin işçi sınıfının kitlesel seferberliğiyle alaşağı edilmesi, emperyalist güçlerin kovulması ve bir Ortadoğu Sosyalist Federasyonu’nun kurulması olmalıdır.
Savaşın ve militarizmin yükünün işçi sınıfının sırtına yüklenmesi, her yerde sınıf mücadelesini daha da yoğunlaştıracaktır. Türkiye’de milyonlarca emekçi hayat pahalılığıyla boğuşur ve ay sonunu getirmeye çalışırken, tepedeki küçük bir azınlık, yani kapitalist oligarşi servetini katlamaya devam etmektedir. UBS’nin 2025 Küresel Servet Raporu’na göre, 2024 itibarıyla Avrupa genelindeki servet eşitsizliğinde Türkiye ikinci sıradadır. 2023 TÜİK verilerine göre 7 milyon çocuk (yüzde 31,3’ü) yoksulluk sınırının altındadır ve OECD ülkeleri arasında çocuk yoksulluğunda Avrupa’da birincidir. Silahlanmaya ve savaşa harcanacak her kuruş, emekçilerin sağlığından, eğitiminden ve geçiminden çalınacaktır.
Bu olgular, toplumdaki belirleyici bölünmenin sınıfsal olduğunun altını çizmektedir. Yalnızca işçi sınıfının uluslararası birliğinin sağlanması diğer ezilenlerin de kurtuluşunun önünü açabilir. Tam da bu yüzden hükümet, en son Gaziantep’te BİRTEK-SEN lideri Mehmet Türkmen’in tutuklanmasında görüldüğü üzere, işçi sınıfının sendikal bürokrasiden bağımsız gelişmekte olan hareketini baskı ve gözdağıyla bastırmaya çalışmaktadır. Onlarca yıldır sınıf mücadelesinin bastırılmasında devlete ve şirketlere yardımcı olan sendika konfederasyonları, bu çabalarında hükümete suç ortaklığı yapmaktadır. Taban komiteleri, işçilerin bu bürokrasiden bağımsız olarak, doğrudan kendi denetimleri altında örgütlenebilecekleri araçlardır. Bunlar, grevleri ve eylemleri sendika bürokrasisinin sabotajından koruyan, işyerlerini birbirine bağlayan ve uluslararası dayanışmayı somutlaştıran örgütlenme biçimleridir.
Türk, Kürt, Arap işçileri amansızca sömüren, yaşam koşullarını gerileten, temel demokratik haklarını çiğneyen ve Türkiye’yi ABD-NATO emperyalizmine tabi bir şekilde savaşa sürükleyen egemen sınıfın ve onun siyasi temsilcilerinin emekçilerin özlemini duyduğu barışı ve demokratikleşmeyi sağlayabileceği iddiası apaçık bir yalandır.
Türkiye ve Ortadoğu genelinde bu acil görevlerin yerine getirilmesi, her milliyetten işçilerin sosyalist bir program temelinde birleştirilmesini ve egemen sınıfların servetine ve iktidarına cepheden bir saldırıya geçmesini gerektirmektedir. Bu, işçi sınıfının emperyalizm yanlısı tüm düzen partilerinden siyasi bağımsızlığının sağlanması ve yeni bir devrimci önderliğin inşası uğruna mücadele demektir. Bu önderlik, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi ve ona bağlı Sosyalist Eşitlik Partileridir.
Sosyalist Eşitlik Partisi, 2026 Newroz’unda tüm işçileri emperyalist-Siyonist saldırganlığa karşı birleşmeye, tarihsel olarak ezilen ülkeler olan İran’ı, Lübnan’ı ve Filistin’i sınıf mücadelesi yöntemleriyle savunmaya çağırıyor. İşçi sınıfını emperyalist savaşa, otoriter rejime ve toplumsal karşıdevrime karşı işçi iktidarı ve sosyalizm uğruna mücadelede bağımsız bir siyasi güç olarak seferber etmek için fabrikalarda, limanlarda, madenlerde, hastanelerde ve okullarda taban komiteleri inşa edelim ve şu talepler uğruna mücadeleyi geliştirelim:
- ABD ve İsrail’in İran’a karşı savaşı, Lübnan’daki istila ve Gazze’deki soykırım derhal ve koşulsuz olarak durdurulsun.
- ABD’nin Ortadoğu’daki tüm silahlı kuvvetleri geri çekilsin ve Türkiye’dekiler dahil emperyalist egemenliğin altyapısını oluşturan askeri üsler kapatılsın.
- Temmuz’da Ankara’da yapılacak NATO zirvesi iptal edilsin, Türkiye NATO’dan çıksın, NATO dağıtılsın ve militarizme ve savaşa harcanan tüm kaynaklar toplumun ihtiyaçları doğrultusunda yeniden tahsis edilsin.
- İran’a ve diğer tüm ülkelere karşı uygulanan her türlü yaptırım ve ekonomik savaş sona erdirilsin.
- Tüm savaş suçlularından hesap sorulsun.
- Tüm siyasi mahpuslar serbest bırakılsın.
- Anadilinde eğitim ve Kürtçenin anayasal güvenceye kavuşturulması başta olmak üzere Kürt halkının temel demokratik hakları derhal tanınsın.
Dipnot
* V. İ. Lenin, “‘Barış Programı’ Üzerine”, Sosyalizm ve Savaş içinde (İstanbul: Evrensel Basım Yayın, 2003), s. 95. Çeviren: Evrensel Basım Yayın Çeviri Grubu.
Daha fazlasını okuyun
- WSWS’nin acil durum toplantısı, ABD-İsrail’in İran’a karşı savaşını durdurmaya yönelik sosyalist bir strateji ortaya koydu
- İkinci füze olayı: İran’a karşı savaş Türkiye ve NATO’yu içine çekme tehdidi oluşturuyor
- İran’a yönelik emperyalist-Siyonist saldırıya hayır!
- İran’daki emperyalizm yanlısı Kürt milliyetçisi koalisyona sosyalist yanıt
