NATO üyesi Türkiye giderek ABD-İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü emperyalist savaşın içine çekiliyor. Pazartesi günü Millî Savunma Bakanlığı yaptığı açıklamada “İran’dan ateşlenip Türk hava sahasına giren bir balistik mühimmat Doğu Akdeniz’de konuşlu NATO hava ve füze savunma unsurları tarafından etkisiz hale getirilmiştir,” dedi.
Füze parçalarının ABD’nin de kullandığı NATO İncirlik Hava Üssü’ne ev sahipliği yapan Adana’nın komşu ili Gaziantep’te boş bir araziye düştüğü ve olayda herhangi bir can kaybı veya yaralanma olmadığı belirtildi.
Bakanlık açıklamasında ayrıca “ülkemizin topraklarına ve hava sahasına yönelen her türlü tehdide karşı gerekli tüm adımların kararlılıkla ve tereddütsüz atılacağını bir kez daha vurguluyoruz. Türkiye’nin bu yöndeki uyarılarına riayet edilmesinin herkesin menfaatine olduğunu hatırlatıyoruz,” denildi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, olayın ardından akşam yaptığı açıklamada İran’a hedef alarak şunları söyledi: “Samimi uyarılarımıza rağmen Türkiye’nin dostluğunu zora sokacak, son derece yanlış ve provokatif adımlar atılmaya devam ediyor. Milletimizin kalbinde ve zihninde derin yaralar açacak bin yıllık komşuluk ve kardeşlik hukukumuza gölge düşürecek hesabın içine girilmemelidir. Türkiye’nin yeri ve tavrı da bellidir.”
İran basınına göre, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezekşiyan Pazartesi gecesi Erdoğan ile yaptığı telefon görüşmesinde, İran’ın Türkiye’ye füze saldırısı düzenlediği iddialarını reddetti. Etkinlikten kısa bir süre önce ise İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bekayi, Türkiye, Azerbaycan ve Kıbrıs’a atıfta bulunarak, “İran topraklarından bu ülkelere karşı hiçbir saldırı eylemi gerçekleştirilmedi” dedi. Bekayi, İsrail’i “sahte bayrak” operasyonları düzenlemekle suçladı.
İran tarafından doğrulanmayan füze iddiasının duyurulmasından yaklaşık bir saat önce, ABD Dışişleri Bakanlığı Adana’daki ABD Konsolosluğu’nda görev yapan zorunlu olmayan diplomatik personel ve ailelerine Türkiye’den ayrılma talimatı verdi. Washington ayrıca ABD vatandaşlarına Türkiye’nin güneydoğusunu terk etmeleri tavsiyesinde bulundu.
ABD ve İsrail’in hukuksuz saldırısına uğrayan İran, meşru müdafaa hakları kapsamında İsrail’e ve bölge genelindeki ülkelerde bulunan ABD üslerine misilleme yapıyor. Ancak ABD tarafından kullanılmakla birlikte ona ait olmayan İncirlik üssünün vurulması, hukuki statüsünden dolayı NATO’nun 5’inci maddesi uyarınca tüm ittifakı İran’a karşı savaşa sokabilir. Bu, sınırlı kapasitesiyle zaten büyük bir emperyalist saldırı altında olan İran hiç de tercih edilir bir yol değildir.
Pazartesi günkü füze olayı, çarşamba günü Türkiye hava sahasına yaklaşan başka bir füzenin düşürülmesini takip ediyor. Söz konusu olayda İran Türkiye’nin hedef alındığı iddialarını reddetmiş; İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi “Türkiye’ye saldırmak için hiçbir nedenimiz yok. Türkiye iyi bir komşumuzdur,” demişti.
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, cumartesi yaptığı açıklamada İran’a seslenerek, “Biz kolay kolay provokasyona gelen bir ülke değiliz. Kendi güvenliğimizi savunmada çok şükür hiçbir sıkıntımız yoktur. Ama diğer taraftan da provokasyona gelme, bir savaşın içine çekilme ne demek onu da gayet iyi biliyoruz,” dedi.
Fidan ardından İran’ı uyararak şunları söyledi: “Bu, eğer yolunu kaybetmiş bir füze ise başka bir konu ama bu bir defaya mahsus gelir, bunun devamı gelecekse ki bizim size tavsiyemiz aman diyeyim dikkat edin böyle bir maceraya İran’da hiç kimse atılmasın.”
Füzelerin kaynağı ne olursa olsun, Ankara’nın uyarılarına ve müzakere çağrılarına karşın Türkiye adım adım savaşa çekiliyor. İran’a karşı yürütülen savaşta Türkiye’nin nesnel ve tarihsel konumu ABD ve İsrail’in yanındadır.
Türk hükümetinin üst düzey yetkilileri 28 Şubat’tan bu yana egemen bir ülkenin liderlerine yapılan suikastlara, hastane ve okul dahil sivil altyapının tahrip edilmesine ve okul çocukları dahil sivillerin katledilmesine dayanan ABD-İsrail’in İran’a karşı imha savaşını açıkça kınamaktan kaçındılar. Ancak söz konusu ABD’nin bombalarının gölgesinde İran’ı eleştirmek olduğunda oldukça cömertlerdi. Fidan cumartesi günkü açıklamasında bir kez daha “Üçüncü ülkeleri hedef alan saldırıları da en güçlü biçimde kınadığımızı bir kez daha vurgulamak istiyorum,” dedi.
Doğrusu Ankara, Türk burjuvazisinin çıkarları açısından en iyi olasılığın, İran’ın bir rejim değişikliği savaşı ve ülkenin parçalanması gündeme gelmeden ABD’ye teslim olması olduğunu düşünüyordu. Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin daha önce açıkladığı gibi “Ankara bu emperyalist saldırı nedeniyle İran rejiminin olası bir çöküşünün İsrail’in kendi sınırında nüfuzunu artırmasına, yeni bir göçmen dalgasına ve ABD-İsrail ile bağlantılı Kürt milliyetçisi güçlerin ayrılıkçı girişimlerine yol açabileceğinden korkuyor.”
Ankara’nın Washington’ın hedeflerine müzakere yoluyla ulaşması için oynadığı “iyi polis” rolü sonuçsuz kaldı. Fidan’ın 3 Mart’taki şu sözleri, müzakere ederken saldırıya uğrayan İran’ın gönüllü olarak teslim olmaması karşısında Ankara’nın hayal kırıklığını ifade ediyordu:
İranlılar bir şeyleri verme karşısında birtakım şeyleri istiyorlar. … Amerikalılar da burada askeri yığınaktan dolayı da bir zaman baskısı altında. Bir taraftan da İsrail’in muazzam bir baskısı var. Ben şuna inanıyorum, yani İranlılar aslında Başkan Trump’ın karşı karşıya bulunduğu karar baskısını iyi okuyup, onun eline daha önceden bir şey verselerdi, İsrail’in baskısı bu kadar işe yaramayabilirdi.
Fidan aynı açıklamada İran önderliğinin imha edilmesinin olumlu olabileceğini ima ederek yeni liderliğe teslimiyet tavsiyesi verdi: “[İran liderliğinin öldürülmesi] Burada bir fırsat penceresi olabilir diye düşünüyorum, iyi değerlendirilirse. Tabii İranlıların hani çok aşağılanmayacağı ama başkalarının da endişelerinin bir noktada karşılanacağı bir denkleme gidilmesi lazım.”
Fidan ABD’ye teslimiyet dışında bir seçenek görmediğini “savaşın en erken [İran’daki] temel askeri kabiliyetlerin yok edilmesi veya etkisiz hale getirilmesiyle, en geç ise İran’da bir rejim değişikliğiyle sona erebileceğini” söyleyerek belirtmişti. Fidan’ın öngörülerinin isabetliliği için 9 Şubat’ta yaptığı “Şu anda en azından ani bir savaş tehdidi yok gibi duruyor,” açıklamasını hatırlamak yeterlidir.
Bu sözler, Ankara’nın iddia ettiği gibi “dünyaya meydan okuyan” bir ülkenin önderliğini değil, zorba bir emperyalist güce boyun eğmiş bir rejimi gözler önüne sermektedir. Bu rejim, zorbalığa uğrayan komşusuna da aynısını tavsiye etmeyi “bağımsız” dış politika olarak sunmaktadır.
Ankara’yı kaygılandıran, İran halkının karşı karşıya olduğu katliam ve yıkım değil, savaşın Türk burjuvazisi açısından doğurabileceği olumsuz sonuçlardır. Bölgede dengeleyici bir rol oynayan İran rejiminin çökmesi, ABD’nin ve İsrail’in açıktan desteklediği İran Kürdistanı’ndaki emperyalizm yanlısı güçler önderliğinde İran’ın parçalanmasına yol açabilir. Dahası, Türkiye ve İran dahil dört ülkeye yayılmış Kürtleri “doğal müttefiki” ilan eden İsrail, etkisini Türkiye sınırına kadar genişletebilir.
1948’den beri müttefik olan Türkiye ile İsrail’in jeopolitik çıkar çatışmasında karşı karşıya gelmesi, temelsiz bir spekülasyon değil, Ankara, Tel Aviv ve Washington’da giderek daha çok tartışılan bir olasılıktır.
4 Mart’ta Wall Street Journal’da “Türkiye’yi Kontrol Altına Almak Acil Bir İhtiyaç - İran rejimi düşerse, Ankara’nın bölgesel etkisine dikkat edin” başlıklı bir makale yayımlandı. Makalenin yazarı Bradley Martin, Deniz Kuvvetleri’nde 30 yıl görev almış emekli bir askerdir ve Washington, D.C.’de Pentagon’a bağlı Yakın Doğu Stratejik Çalışmalar Merkezi’nin (NESA) genel müdürüdür.
Martin yazısında “NATO, Türkiye ile ilişkisini sürdürmeli mi? İran rejimi düştükten sonra Ortadoğu’daki rolü ne olmalı? Bu soruları değerlendirirken, ABD, Türkiye’nin ABD dış politikasına karşı olduğunu ve müttefikleri için bir baş ağrısı olduğunu unutmamalıdır,” diye yazdı.
Bu arada Britanya, Fransa, İtalya, İspanya, Hollanda ve Yunanistan dahil Avrupalı NATO güçleri 2 Mart’ta Kıbrıs’taki Britanya üssüne kaynağı henüz belirlenememiş olan bir dron saldırısını bahane ederek İran’a karşı Doğu Akdeniz’e askeri yığınak yapmaya devam ediyorlar.
Ankara da bu fırsatı değerlendirerek yalnızca Türkiye tarafından tanınan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne (KKTC) 6 adet F-16 savaş uçağı konuşlandırdı. Geçtiğimiz yıl sonunda İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs arasında Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarıyla bağlantılı bir “stratejik ittifak” kurulmuştu.
