Ankara Valiliği’nin talimatıyla polis, pazar günü biber gazı eşliğinde Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Merkezi’ni bastı ve partinin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel’i ve milletvekilleri dahil destekçilerini binadan zorla çıkardı.
Bu hukuksuz polis operasyonu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin basıncıyla alınan siyasi bir yargı kararının ardından geldi. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin 21 Mayıs Perşembe günü “şaibe” iddiasıyla verdiği “mutlak butlan” kararıyla Özel ve tüm parti organları görevden uzaklaştırıldı; önceki genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu yargı kararıyla göreve iade edildi.
Bu karar, anayasaya göre siyasi parti kongrelerini denetlemekle ve onaylamakla yükümlü olan Yüksek Seçim Kurulu’nun yetkisini ihlal ediyordu. CHP’nin mahkemeye ve Yüksek Seçim Kurulu’na yaptığı itirazlar anında reddedildi. Kılıçdaroğlu’nun avukatının genel merkez binasının kendilerine teslim edilmesi talebiyle Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne başvurmasının ardından Ankara Valiliği, “mahkeme kararının uygulanması” gerekçesiyle polise harekât talimatı verdi.
Mahkeme kararının siyasi niteliği, kitlesel protestoları en aza indirmek amacıyla, cuma günü başlayan 9 günlük Kurban Bayramı öncesine getirilmesinde de görülmektedir. Mahkeme kararından bir gün önce Kılıçdaroğlu, gelecek olan karardan haberdar edilmiş gibi, sosyal medya hesabından bir video yayımlayarak genel başkanlığa geri döneceğini ima etti.
Bu hukuksuz mahkeme kararı ve polis operasyonuyla ortaya çıkan durum açıktır: Erdoğan hükümetinin, Mart 2024’teki yerel seçimlerden birinci çıkan ve son anketlerde de önde görünen CHP’nin seçilmiş yönetimine müdahale etmesi, NATO üyesi Türkiye’deki sınırlı anayasaya dayanan çok partili sistemin dahi sona erebileceğine işaret etmektedir. Erdoğan hükümetinin meşruiyetinin dayandığı anayasal ve yasal normlar ardı ardına çiğnenmektedir. Partisine ve belki de kendisine yönelik varoluşsal bir saldırı ile karşı karşıya olan Özel’in tepkisini ise CHP’nin burjuva karakterinin sınırları belirlemektedir.
CHP Genel Merkezi’nden çıkarılan Özel, beraberindekilerle birlikte TBMM’ye yürümeden önce şunları söyledi: “Bir baba ocağı, bir daha kimsenin eline uzatamayacağı şekilde, geri gelmek üzere çıkıyorum.” Özel önceki saatlerde ise sosyal medyadan şu mesajı vermişti: “Delegenin oturttuğu bu koltuklardan delegeden başkası bizi kaldıramaz. Bedenimizi teslim alırlar ama mücadelemizi teslim alamazlar.”
Özel, konuşmalarında Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde 1919-1922 yılları arasında verilen ulusal kurtuluş savaşına göndermeler yaparak CHP’nin kuruluşunun o süreçte atıldığını hatırlattı. Vladimir Lenin ve Lev Troçki önderliğindeki Bolşeviklerin 1917 Ekim Devrimi’nin tüm dünyada milyonlarca insana ilham verdiği koşullarda gelişen o mücadelede söz konusu olan, Britanya ve Fransa emperyalizminin ve onların vekillerinin işgaline karşı halkın silahlı direnişinin seferber edilmesiydi.
Bugün ise tablo kökten farklıdır. Hem Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hem de CHP, Türk egemen sınıfının iki ana temsilcisi olarak, o tarihsel mücadelede karşı safta yer alan emperyalist güçlerle müttefiktir ve işbirliği içindedir.
Erdoğan, nüfusun yüzde 90’dan fazlasının İran’a yönelik emperyalist savaşa karşı çıkmasına rağmen ABD’deki Trump yönetiminin Ortadoğu’daki saldırganlığıyla uyumlu hareket etmekte ve bu toplumsal muhalefeti şimdilik dizginlemektedir. Erdoğan, Ankara’nın Temmuz’daki NATO zirvesine ev sahipliği yapacağı, Rusya’ya karşı “Gönüllüler Koalisyonu” çerçevesinde Britanya ve Fransa ile askeri koordinasyon geliştirdiği ve Avrupa Birliği (AB) için sığınmacıları tutmayı sürdürdüğü bir konjonktürde emperyalist müttefiklerinden “endişe” açıklamalarının ötesine geçmelerini beklememektedir. Dahası, ABD’de bir başkanlık diktatörlüğü inşa etmekte olan Trump başta olmak üzere bu müttefikler kendi ülkelerinde de demokratik yönetim biçimlerini benzer yöntemlerle aşındırmaktadırlar.
Mahkeme kararından yalnızca bir gün önce, 20 Mayıs’ta Erdoğan ile Trump telefonda görüştüler. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP’nin anketlerde önde giden cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu Mart 2025’te tutuklanmadan önce de Erdoğan ile Trump arasında bir telefon görüşmesi olmuştu. Bu tutukluma ülke genelinde kitlesel protestolara yol açmıştı.
Trump pazar günkü polis baskınından kısa bir süre önce de Truth Social’da “Teşekkürler, Cumhurbaşkanı Erdoğan,” diye yazdı ve Erdoğan’ın ağzından kendisini öven tırnak içinde bir paylaşım yaptı: “Başkan Trump, dünyanın yüzyıllardır beklediği liderdir. O sadece güçten bahsetmiyor, o gücün ta kendisidir.” Erdoğan hükümetinin ifadeleri yalanlamak zorunda kalması üzerine Trump paylaşımı yaklaşık iki saat içinde sildi.
ABD’de olduğu gibi Türkiye’de de demokratik haklara yönelik saldırının kaynağı, serveti ve iktidarı demokrasi ile bağdaşmayan bir kapitalist oligarşinin toplum üzerindeki hakimiyetidir. Türkiye, Avrupa’nın toplumsal açıdan en eşitsiz ülkelerinden biridir. Erdoğan hükümetinin hedefinde olan CHP de dahil olmak üzere tüm siyaset kurumu bu sınıf egemenliğini korumaya kararlıdır. Bu yüzden Özel, dayanılmaz sosyal koşullara karşı giderek daha militanlaşan işçi sınıfının bağımsız bir güç olarak hareket geçmemesi için elinden geleni yapmakta ve bir uzlaşma yolu bulmaya çalışmaktadır.
CHP’ye yönelik son operasyondan önce Doruk Madencilik işçilerinin Ankara yürüyüşü ve buradaki direnişi, sınıf mücadelesini ülkenin gündemine oturmuş, madenciler şiddetli polis saldırıları ve gözaltılarla karşılaşmıştı. Bu mücadele, 2026’da daha da gelişmekte olan bağımsız bir işçi hareketinin son halkasıydı. Erdoğan’ın yıllardır inşa ettiği ve artık niteliksel bir dönüm noktasına ulaşan polis devletinin esas hedefi, işçi sınıfı ve ondan gelen toplumsal devrim tehlikesidir.
Özel, parti genel merkezi basıldıktan sonra yaptığı bir konuşmada Kılıçdaroğlu’nu kastederek, “Dost bildiğimizin ihanetinden gayrı arınacağımız hiçbir şeyimiz yoktur!” dedi. Kılıçdaroğlu’nun uzun süredir Erdoğan’ın CHP’ye yönelik yargı operasyonuyla fiilî bir işbirliği içinde olduğu ve hukuksuz bir kararla partinin başına getirilmeyi kabul edeceği ortadaydı. Buna karşın Özel yönetimi, Kılıçdaroğlu’nu partiden ihraç etmeyi, halkı bu saldırıya karşı kitlesel olarak seferber olmaya hazırlamayı reddetti ve Kılıçdaroğlu ile uzlaşma arayışını sürdürdü.
Nitekim “mutlak butlan” kararının hemen ardından Özel önce Kılıçdaroğlu’yla görüşmeyi reddetti, ardından telefon görüşmesi yaptı. Kılıçdaroğlu bu görüşmede Özel’e “partiyi en uygun zamanda kurultaya götüreceğini” söyledi. Özel’in de çağrısını yaptığı “yeni kurultay” beklentisi, genel merkezin el değiştirmesini de dayatan hukuksuz kararın fiilen kabul edilmesidir.
Özel cumartesi günü yapılan meclis grup toplantısına katılan 96 milletvekilinden 95’inin oyunu alarak partinin meclis grup başkanı seçildi. Toplantıya 15 milletvekili mazeret bildirerek, 27 milletvekili ise mazeret bildirmeden katılmadı. Bu, yargı operasyonuyla beraber fiilen bölünmüş bir CHP’nin varlığına işaret ediyor. Özel bununla ilgili olarak “Cumhuriyet Halk Partisini sarayın seçtikleri yönetiyorsa Cumhuriyet Halk Partisi kapanmıştır!” dedi ve hem Kılıçdaroğlu’na hem de Erdoğan’a seçim çağrısı yaptı.
Sosyalist Eşitlik Partisi – Dördüncü Enternasyonal, 2023 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde NATO yanlısı ve göçmen karşıtı kampanyasına rağmen Kılıçdaroğlu’nun arkasına dizildikleri gibi bugün de eleştirisiz bir şekilde Özel’i destekleyen Stalinist, Pablocu ve sahte sol eğilimlerle arasına aşılmaz bir siyasi sınır çekmektedir. Aynısı, CHP’ye yönelik operasyonu kınarken Erdoğan hükümetinin Kürt sorununu “barış ve demokratikleşme” yoluyla çözebileceği yanılsamasını yayan DEM Parti’nin iflas etmiş siyasi perspektifi için de geçerlidir.
Sosyalist Eşitlik Partisi, CHP Genel Merkezi’ne polis baskısını sırasında sosyal medyada yaptığı açıklamada saldırıyı kınayarak işçi sınıfının bağımsız siyasi seferberliğini inşa etme çağrısı yaptı:

CHP Genel Merkezi’ne Kemal Kılıçdaroğlu’nun başvurusu üzerine yapılan polis baskınını kınıyor ve saldırının derhal durdurulmasını talep ediyoruz. Bu operasyon, CHP’nin Özgür Özel başkanlığındaki seçilmiş yönetiminin görevden alınması ve eski parti genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun göreve geri getirilmesi yönündeki mahkeme kararı gibi hukuksal temelden yoksundur, anayasaya ve yasalara aykırıdır.
CHP Genel Başkanı Özel’in siyasi bir yargı kararıyla partiye kayyım olarak atanan Kılıçdaroğlu ile uzlaşmacı tutumunun baskının tırmandırılmasına zemin hazırladığı açıktır. Daha önceki açıklamamızda belirttiğimiz gibi CHP, sınıfsal doğası gereği, demokratik hakları tutarlı bir şekilde savunmaktan acizdir. Çünkü bu mücadele, işçi sınıfını ve gençliği, bir otoriter rejim inşasının arkasındaki asıl sınıfsal güce, egemen sınıfın iktidarına karşı demokrasi, toplumsal eşitlik ve anti-emperyalizm temelinde seferber etmeyi gerektirmektedir.
Bu mücadele, demokrasiden geriye kalanların ortadan kaldırılması da dahil tüm temel toplumsal sorunların kaynağı olan kapitalist sistemi savunan düzen partileri tarafından verilemez. Bu mücadele, devrimci bir önderliği gerektirmektedir.
Bu, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin Türkiye şubesi olarak Sosyalist Eşitlik Partisi’nin inşası uğruna mücadele demektir. Bu perspektifle hemfikir olan herkesi partinin inşasına katılmaya, işçi sınıfının sosyal ve demokratik haklarını savunma mücadelesini emperyalist savaşa karşı mücadele ile birleştirmek için her işyerinde, okulda ve mahallede taban komiteleri kurmaya çağırıyoruz.
