14 Haziran Pazar günü Edirne’nin Uzunköprü ilçesinde, Özşen Madencilik ocağında ödenmeyen maaşları, yan hakları için ve işten çıkarmalara karşı 26 gündür mücadele eden madencilere, kolluk güçlerinin önünde, maden sahibi Bekir Kiremitçi’nin adamları olduğu belirtilen saldırganlar tarafından silahlı saldırı düzenlendi.
Bağımsız Maden-İş Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu, saldırının ardından madenci aileleriyle beraber yaptığı açıklamada geri adım atmayacaklarını ilan etti: “Çocukların, kadınların ve işçilerin olduğu yerde iki ayrı silahtan üç kez ateş açıldı. Bu saldırı Özşen Maden işçilerine, ailelerine ve çocuklarına değil, bütün işçi sınıfına yönelmiş bir saldırıdır. İşçilerin alın terini gasp edip hak arayan ailelerin üzerine silah ve çete gönderenler bilsin ki bu direniş büyüyecek, bu arkadaşlar kazanacak, bütün Türkiye bunu görecek.”

Aksu daha önce “Üreten madenciler olarak bu madeni biz yönetiriz” sözleri nedeniyle ifadeye çağrılmıştı. Madenciler silahlı saldırıdan bir gün önce maden ocağını işgal ettiler ve yerin 1200 metre altında açlık grevine başladılar.
Şans eseri kimsenin yaralanmadığı saldırı, sınıf mücadelesinin ne ölçüde şiddetlendiğini gözler önüne sermektedir. Bu saldırıdan sadece bir gün önce Ankara’da yapılmakta olan yeni Adalet Sarayı şantiyesinde çalışan Dev Yapı-İş üyesi inşaat işçileri, ödenmeyen alacaklarını talep ettikleri için Gül Pa İnşaat adlı taşeron firmanın haydutlarının bıçaklı ve sopalı saldırısına uğradılar.
Münferit olmayan ve giderek artan bu saldırılara ancak işçi sınıfının tabandan siyasi olarak bilinçli ve örgütlü bir hareketi inşa edilerek karşı konulabilir. Taban Komitelerinin Uluslararası İşçi İttifakı (TK-Uİİ), dünya genelinde işçileri ve mücadelelerini sendikal engellemelerden kurtarıp uluslararası ölçekte birleştirmek amacıyla kuruldu. TK-Uİİ’nin inşası, işçilerin kendilerini kolektif olarak savunma önlemleri almaları için de zorunludur.
Sosyalist Eşitlik Partisi – Dördüncü Enternasyonal Genel Başkanı Ulaş Sevinç, madencilere yönelik silahlı saldırının “tüm işçi sınıfına gözdağı vermeyi amaçlayan büyük bir saldırı” olduğunu belirttiği açıklamasında şu çağrıyı yaptı:

Bu olay her işçinin, her iş yerinin ve her mahallenin ana gündemi olmalı ve saldırıya, ülkenin dört bir yanında Özşen Madencilik işçileriyle kitlesel dayanışma eylemleri ile yanıt verilmelidir. Çürümüş sendika konfederasyonları bunu yapmayacak. Kapitalist sınıfın artan sosyal ve fiziki saldırısına karşı örgütlü ve kitlesel bir işçi sınıfı direnişi ancak tabandan, bağımsız komiteler inşa ederek geliştirilebilir. Madencilerin bu mücadeledeki müttefikleri, şu ya da bu kapitalist düzen kurumu değil, Türkiye ve uluslararası işçi sınıfıdır.
Türkiye egemen sınıfı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümeti, ülkenin çevresinde emperyalist savaş tırmanırken içeride polis devleti baskısını giderek artırıyor. Onlarca yıldır Türk-İş, Hak-İş ve DİSK konfederasyonlarının yardımıyla işçilerin koşulları geriletildi, sınıf mücadelesi bastırıldı ve toplumsal öfke kapitalist düzen partileri aracılığıyla mevcut sistem sınırları içinde tutuldu. Sadece Türkiye’de değil ama dünya genelinde artık sınıfsal gerilimler bu yöntemlerle ve sınırlı anayasal normlarla bile bastırılamıyor.
Credit Suisse’in 2023 raporuna göre, Avrupa’daki servet dağılımı eşitsizliğinde Türkiye başı çekiyor. Nüfusun tepedeki yüzde 1’i servetin yüzde 40’ını, en zengin yüzde 10’u ise yüzde 70’ini kontrol ediyor. Bu eğilim 2023’ten bu yana hız kazanırken Eurostat’a göre Türkiye gelir eşitsizliğinde de Avrupa’da ilk sırada bulunuyor.
World Inequality Database verilerine göre 2023 itibarıyla nüfusun yarısını oluşturan en yoksul yüzde 50’lik kesimin payı ise yalnızca yüzde 2,6. Bu oran, kısa süre önce Elon Musk’ın dünyanın ilk dolar trilyoneri olduğu ve Başkan Donald Trump’ın mali oligarşinin servetini faşizan bir polis diktatörlüğü kurarak güvenceye almaya çalıştığı ABD’de de yüzde 2,5’tir.
Bu toplumsal eşitsizlik düzeyi, demokrasi ile bağdaşmamaktadır; tabandan gelen ve giderek daha militan bir mücadeleye yönelen işçi hareketini bastırmak artık devlet zorunu ve şirket haydutlarının kullanılmasını gerekli kılıyor. Türkiye’deki sınıf mücadelelerinin tarihi, özellikle 1960’ların ikinci yarısından itibaren uluslararası ve ulusal ölçekte yoğunlaşan sınıf mücadelelerinin ortasında, şirketlerin paralı haydutlarının ve faşistlerin işçi mücadelelerini kırmaya yönelik bu tür saldırılarıyla doludur. Saldırganları harekete geçiren şirketler, her zaman, devletin kendilerine ait olduğu bilinci ve güveniyle hareket etmiştir.
Madencilere silahlı saldırıyla aynı gün polis Ankara’da ücret ve atanma talepleri için mücadeleye giren eğitim emekçilerinin protestosuna saldırdı. 7-8 Temmuz’da Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesinde emperyalist savaş suçlusu müttefiklerine kırmızı halı sermeye hazırlanan hükümet için, başkentte eğitim emekçilerinin süresiz bir eyleme başlaması ve bunun işçi sınıfı içinde daha geniş bir hareketi tetikleme olasılığı kabul edilemez görülmektedir. Anayasal hakları gasp edilerek gözaltına alınan 41 öğretmen ve destekçileri daha sonra serbest bırakıldı.
Özşen Madencilik işçileri 20 Mayıs’ta taban sendikası Bağımsız Maden İş önderliğinde mücadeleye başladılar. Şirket, işçilerin bir yıllık mesai ücretini ve şubat ayından bu yana da maaşlarını ödemedi. Emekli olan işçilere de tazminatları verilmedi. 21 işçi tazminatsız işten çıkarılırken diğer işçilere işten çıkarma tehditleri yapıldı. İşçiler alacaklarının ödenmesi, işten çıkarılanların geri alınması ve iş güvenliği koşullarının düzeltilmesi gibi taleplerle eylemler düzenlediler.
Bu, bir dizi militan işçi mücadelesinin devamı niteliğindedir. Bu yıl içinde Migros depo işçileri ve Polyak madencilerinin fiili grevleri, Doruk Madencilik işçilerinin Eskişehir’den Ankara’ya 140 kilometrelik yürüyüşü ve protestoları düzenlendi. Nisan ayında alacaklarının ödeneceği sözü verilen Doruk Madencilik işçilerine ödemelerin yapılmaması üzerine işçiler tekrar Ankara’ya gelince tüm alacakları haziran başında ödendi. Kazanımlarla sonuçlanan bu mücadelelerin ortak özelliği sendika konfederasyonlarının kontrolü dışında gelişmesi ve işçi sınıfının diğer kesimlerini seferber olmaya çağırmasıydı.
Tüm bu mücadeleler sırasında işçiler artan bir devlet baskısıyla karşılaştılar; kitlesel olarak gözaltına alındılar ve işçi liderleri defalarca tutuklandı:
- Mart ayında Gaziantep’te Sırma Halı işçilerini destekleyen konuşması nedeniyle bağımsız sendika BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen tutuklandı.
- Muğla’daki Akbelen Ormanı’nın ve toprakların maden şirketlerine peşkeş çekilmesine karşı mücadele veren köylü önderi Esra Işık, protesto hakkını kullandığı için mart sonunda hapse atıldı.
- Nisan ayında, Doruk Madencilik işçilerinin mücadelesinin hemen öncesinde Bağımsız Maden İş Örgütlenme Uzmanı Aksu ve sendikanın hukuk biriminden Doğukan Akan hukuksuzca tutuklandı.
Tutuklamaların temelsizliğini gösterir şekilde hepsi ilk duruşmalarda serbest bırakıldı. Bununla birlikte bu keyfi tutuklamaların kendisi bizzat bir cezalandırma ve gözdağı tekniği haline geldi. Buna, işçilerin son derece sınırlı yasal haklarının bile gasp edilmesinin sistematik hale gelmesi eşlik ediyor.
Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) eski Tekirdağ İl Başkan Yardımcısı olan Bekir Kiremitçi’ye ait Özşen Madencilik şubat ayında konkordatoya başvurdu. Oysa şirket başvurudan hemen önce iki maden sahası için ruhsat başvurusu yapmıştı. Konkordato ilanı veya iflas başvurusu işçilerin yasal haklarını gasp etmek için bir kılıf işlevi görüyor. Söz konusu şirket faaliyetini sürdürürken işçiler yıllar süren ve sonucu belirsiz mahkemelere başvurmaya zorlanıyorlar.
Özşen Madencilik işçileri cuma günü Edirne’ye gelen Erdoğan’a taleplerini bizzat bildirmek istediklerinde jandarma tarafından engellendiler, coplandılar ve iki madenci gözaltına alındı. Aynı hükümet, kamu kaynaklarını, yaşam alanlarını ve doğal zenginlikleri giderek maden şirketlerinin talanına açıyor. Evrensel gazetesinin haberine göre 2025 yılında maden şirketlerine kamu bütçesinden yaklaşık 2 milyar TL (43 milyon dolar) aktarıldı. 2026 yılı için destek miktarı daha da artırıldı. İşçi başına üretimi yüzde 10 artıran maden şirketlerine asgari ücretin tamamı kadar teşvik veriliyor.
