Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hükümeti, 7–8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da düzenlenecek 36. NATO Zirvesi öncesinde temel demokratik haklara savaş açtı.
Erdoğan hükümeti, başkentte fiili bir olağanüstü hâl ilan ederek yüzlerce kişiyi gözaltına aldı, tutukladı. Amaç, İran’a karşı saldırı savaşını yöneten, Gazze’deki soykırımı mümkün kılan ve Ukrayna’da Rusya’ya karşı savaşta bir nükleer çatışma riski yaratan ABD Başkanı Donald Trump liderliğindeki siyasi suçluların toplantısına yönelik yaygın muhalefeti bastırmaktır. Ankara’da yaşananlar, küresel kapitalist sistemin çözümsüz krizi karşısında egemen sınıfların dünya çapında savaşa ve diktatörlüğe yönelmesinin en keskin ifadesidir.
Ankara Valiliği, 28 Haziran–10 Temmuz arasını kapsayan 13 günlük bir gösteri ve basın açıklaması yasağı ilan etti. Hafta sonu 18 ilde düzenlenen ev baskınlarıyla yüzü aşkın kişi hukuksuzca gözaltına alındı. Pazar akşamı Ankara’daki NATO karşıtı yürüyüşe polis saldırdı ve yüzden fazla kişiyi daha gözaltına aldı. Onlarca sol yayının ve kurumun sosyal medya hesabı erişime kapatıldı. Bütün bunlar, önceki haftalardaki yüzlerce gözaltı ve 200’ü aşkın tutuklamanın ardından geldi.
Türk egemen sınıfının kendi çıkarları doğrultusunda dahil olduğu dışarıdaki emperyalist savaş ile içerideki toplumsal muhalefete karşı polis devleti baskısı, aynı madalyonun iki yüzüdür.
Türkiye’de temel demokratik haklara yönelik bu devasa saldırı, Amerikan ve Avrupalı siyaset ve medya kurumlarının onayıyla gerçekleşiyor. Asya ile Avrupa’yı, Akdeniz ile Karadeniz’i birleştiren bir noktada bulunan Türkiye, ABD başta olmak üzere emperyalist güçlerin savaş, Ortadoğu’ya egemen olma ve dünyayı şiddet yoluyla yeniden paylaşma planlarında çok önemli bir müttefik olarak görülüyor. Türkiye yalnızca Rusya ve İran’a karşı savaş açısından değil ama Çin’e karşı Kuşak ve Yol gibi projeleri bozmayı içeren savaş hazırlıkları açısından da kritik önemde görülüyor. Erdoğan ayrıca Suriye ve Afganistan’daki emperyalist savaştan kaçan sığınmacıları Avrupalı güçler için Türkiye’de tutmaya devam ediyor.
Trump’ın Ocak 2025’te Beyaz Saray’a dönmesi, Türkiye’deki siyasi muhalefete yönelik baskının tırmanmasına ivme kazandırdı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 15,5 milyon seçmenin oyuyla belirlenen cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, Mart 2025’ten beri hapiste. O zamandan beri onlarca CHP’li belediyeye polis operasyonları düzenlendi. Zirveden kısa süre önce, CHP’nin seçilmiş yönetimi mahkeme kararıyla görevden alındı ve Adalar Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat dahil birçok belediye başkanı daha tutuklandı. Erdoğan, Mart 2024 yerel seçimlerinden birinci parti olarak çıkan CHP’yi bir siyasi darbe yoluyla etkisizleştiriyor. Tüm bunlar, NATO başkentlerinde sağır edici bir sessizlikle karşılandı.
Erdoğan’ın, ABD ve Avrupa başkentlerinin onayıyla inşa ettiği başkanlık diktatörlüğü, aynı krizle boğuşan tüm bu hükümetlere örnek olmaktadır. Seçimleri tanımama ya da iptal etme ve muhaliflerini hapse doldurma sinyali veren Trump, Erdoğan’ın adımlarını takip etmektedir. Trump her fırsatta Erdoğan’ı överken, Demokratlar ve onların medya sözcüsü New York Times da Türkiye’deki bu baskıyı üstü kapalı olarak onaylıyor.
Pazartesi günü New York Times gazetesi, “Tehditlerle Karşı Karşıya Kalan NATO, Türkiye’de Yeni Bir Değer Keşfediyor” başlıklı bir makale yayımladı. Makalede, “Ukrayna ve İran’daki savaşlar ile Başkan Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşü de dahil olmak üzere küresel gelişmeler, Türkiye’ye yeni bir fırsat sunarak ülkenin NATO müttefiklerinin gözündeki değerini artırdı,” deniliyordu.
Gazete, gerçekte neler olup bittiğini örtbas ederken, “Erdoğan’ın siyasi muhaliflerine yönelik kapsamlı baskı”dan laf arasında bahsediyordu. ABD’deki Demokrat Parti’nin bu gayri resmî gazetesi, herhangi bir protestoda bulunmadı ve Ukrayna savaşının “otokrasi”ye karşı “demokrasi”yi savunmak için yürütülen bir savaş olduğu yönündeki iddialarını, Ukrayna’yı silahlandırma çabalarının ön saflarında yer alan hükümetin aktif olarak bir polis devleti kurmasıyla bağdaştırmak için hiçbir çaba göstermedi.
Zirvenin resmî gündemi, bunun silahlanmayı ve emperyalist savaşı genişletmeyi amaçlayan bir zirve olacağını ortaya koymaktadır. 7 Temmuz’daki Savunma Sanayii Forumu’na Ukrayna’nın yanı sıra NATO’nun Asya-Pasifik ortakları (Avustralya, Japonya, Yeni Zelanda, Güney Kore) ve Körfez devletleri de katılıyor. Yani gündem, NATO’nun 2022’den beri bir vekil savaşı yürüttüğü Rusya’nın ötesinde, İran’a karşı devam saldırganlığa ve Çin’e karşı savaş hazırlıklarına kadar uzanıyor.
Zirve, geçen yıl kabul edilen 2035’e kadar GSYİH’nin yüzde 5’ini askeri harcamaya ayırma hedefini hayata geçirmeye kilitlenmiş durumda. Trump yönetimi, NATO müttefiklerinin bu taahhüde uyma yönünde gerekli adımları atmamaları halinde sonuçlarına katlanacakları tehdidini savurdu. Britanya’da yayımlanan The Telegraph’ın aktardığına göre, “ABD’li üst düzey yetkililer pazar günü, yüzde 5’lik hedefin gerçekleştirilememesinin uzun vadede ‘kapasitesi azalmış bir Avrupa ve Kanada’ya yol açacağını yinelediler.”
Zirve öncesindeki tartışmalara, Trump’ın askeri harcamaların hızla artırılması talebinin yanı sıra NATO’nun Rusya’ya karşı savaşının geleceği üzerine anlaşmazlık damgasını vurdu. ABD’li yetkililer Ukrayna’da savaş cephesinin “donduğunu” öne sürdüler. Avrupalı güçler Rusya topraklarının derinliklerine saldırılarla savaşı tırmandırmaya çalışırken, Trump 8 Temmuz’da Ankara’da Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile görüşüp Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le telefon diplomasisi yürüterek ABD için kârlı, ayrı bir anlaşma peşinde koşuyor. Bu emperyalistler arası çekişme militarizmi azaltmak şöyle dursun daha da hızlandırıyor.
Silahlanmaya akıtılan trilyonlar, sağlık eğitim, emekli aylıkları ve ücretlerde büyük kesintiler yoluyla işçi sınıfından çıkarılıyor. NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip olan Türkiye, askeri harcamalarını bir önceki yıla göre yüzde 7,2; son on yılda ise yüzde 94 artırdı. Bu artış, devasa bir hayat pahalılığı krizinin, reel ücretlerde ve emekli aylıklarında önemli bir gerilemenin, işçi sınıfının sırtına yüklenen vergilerdeki artışın ve büyük sermayeye vergi indirimlerinin ve teşviklerin ortasında geldi.
Rusya’ya karşı doğrudan bir NATO savaşını kışkırtmaya çalışan Avrupalı güçler de yeniden silahlanma programlarını büyük sosyal kesintilerle finanse etmeye çalışıyorlar. Buna, zorunlu askerliğin geri getirilmesine yönelik adımlar eşlik ediyor. İşçiler ve gençler arasında hiç desteklenmeyen bu önlemler büyüyen bir direnişe yol açtığı için, egemen sınıflar her yerde polis devleti önlemlerine sarılıyorlar. Ankara’nın 70 bin dolayında güvenlik personeliyle bir kaleye çevrilmesi ve önleyici tutuklama dalgası, bu mantığın yoğunlaşmış bir ifadesidir.
Bu yönelim dünya emperyalizminin merkezinde daha da açıktır. Trump, 3 Temmuz’da Mount Rushmore’da, WSWS’nin “antikomünist histeri ve diktatörlük komplosu” olarak nitelediği faşist bir söylev vererek sosyalizme savaş ilan etti ve muhalefeti bir iç düşman olarak damgaladı. Bu antikomünizm, mali oligarşinin işçi sınıfından yükselen tehdit karşısında duyduğu korkunun dışavurumudur.
Egemen sınıfların toplumsal devrim korkusu boşuna değildir. Aynı militarizm ve sosyal kesinti sarmalı, dünya çapında giderek büyüyen bir sınıf mücadelesi dalgasını besliyor. Türkiye’de bu yıl bağımsız bir işçi hareketinin önemli işaretlerine tanık olundu; depo işçilerinden madencilere, tersane işçilerinden öğretmenlere, işçi sınıfının çeşitli kesimleri resmi sendika konfederasyonlarından bağımsız önemli mücadelelere giriştiler. ABD’de enerji, demiryolu ve hastane grevleri; İtalya’da genel grevler ve Ukrayna’da kitlesel askeri firarlar bu yükselişin uluslararası işaretleridir.
Savaşa karşı muhalefetin suç sayılması, NATO geneline yayılan bir olgudur. NATO destekli Zelenskiy rejimi, Ukraynalı Troçkist Bogdan Syrotiuk’u iki yılı aşkın süredir, savaşa karşı Rus ve Ukraynalı işçilerin birliğini savunduğu ve hem Zelenskiy hem Putin rejimlerine karşı çıktığı için “vatana ihanet” iddiasıyla hapiste tutuyor; üç ayrı bilirkişi raporu suçlamaları çürüttüğü hâlde tutukluluğu uzatılıyor. Bogdan’ı ve sayısız muhalifini hapseden Zelenskiy rejimi ile Türkiye’deki savaş karşıtlarını ve siyasi muhalifleri hapse atan Erdoğan rejiminin arkasında aynı emperyalist güçler var.
Bu olaylar, artan baskının ortasında “demokrasi” ve “toplumsal barış” için aynı NATO güçlerine seslenen ve kendisinin Erdoğan’dan daha iyi bir müttefik olacağını taahhüt eden CHP gibi burjuva muhalefet partilerinin iflasını da sergilemektedir. Türkiye’de ve dünya genelinde burjuvazinin hiçbir kesimi, tutarlı bir şekilde emperyalist savaşa karşı çıkamaz ve demokratik hakları savunamaz. Bu, egemen sınıfın servetine ve iktidarına cepheden bir saldırıyı gerektirmektedir.
Emperyalist savaşı ve diktatörlüğü durdurmanın yolu, uluslararası işçi sınıfının sosyalist bir program temelinde birleştirilip seferber edilmesinden geçmektedir. Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi ve onun Türkiye ve diğer ülkelerdeki şubeleri olan Sosyalist Eşitlik Partilerinin uğruna mücadele ettiği perspektif budur.
Daha fazlasını okuyun
- NATO’nun savaş suçluları için yapılan gözaltılara ve sansüre karşı çıkın! Tüm siyasi tutsaklar serbest bırakılsın!
- NATO zirvesine doğru: İsrail ile gerilimler artarken Türkiye emperyalist savaş makinesi için “vazgeçilmezliğini” ilan ediyor
- NATO zirvesi öncesi polis operasyonları: Savaş, diktatörlük ve sürekli devrim
- Ankara’daki NATO zirvesi öncesi siyasi tutuklamalara karşı çıkın!
