Sosyalist Eşitlik Partisi’nin Dokuzuncu Kongre kararı

SEP ve emperyalist savaşa karşı mücadele

Aşağıda, Sosyalist Eşitlik Partisi’nin (ABD) 2-7 Ağustos 2026 tarihleri arasında toplanan Dokuzuncu Ulusal Kongresi tarafından oybirliğiyle kabul edilen altı karardan ilkini, “SEP ve emperyalist savaşa karşı mücadele” başlıklı kararı yayımlıyoruz. Karar tasarısı, SEP Ulusal Başkanı David North’un açılış raporuyla sunulmuştur.

1. Sosyalist Eşitlik Partisi’nin (SEP) Dokuzuncu Ulusal Kongresi, tırmanan emperyalist savaş, derinleşen ekonomik kriz, egemen sınıfların diktatörlüğe yönelişi ve işçi sınıfının işlerine, ücretlerine ve toplumsal haklarına yönelik artan saldırı koşullarında toplanıyor. Artık bir dünya savaşı tehlikesinden söz edilemez; onun ilk aşamaları çoktan başlamıştır. Dünyanın her yerinde egemen seçkinler faşizme ve diktatörlüğe yöneliyor. Tarihte eşi görülmemiş bir servet yoğunlaşmasına, küresel bir enflasyon dalgası ve işlerin hızlanan biçimde yok edilmesi eşlik ediyor; bu da milyarlarca insanın yaşam koşullarını harap ediyor. Ne var ki aynı koşullar, uluslararası ölçekte siyasi bir radikalleşmeye ve sınıf mücadelesinin yeniden canlanmasına da yol açıyor. SEP, görevlerini bu iki eğilimin çarpışması içinde tanımlamak zorundadır.

2. Bu Kongre, ABD-İsrail’in İran’a karşı 28 Şubat’ın erken saatlerinde başlattığı saldırı savaşının beşinci ayında toplanıyor. Saldırı, Amerikan ve İran temsilcileri arasındaki müzakereler henüz sürerken başladı ve ilk ateşte İran devlet başkanı da öldürüldü. Sosyalist Eşitlik Partisi’nin 2 Mart tarihli “ABD-İsrail’in İran’a karşı suç oluşturan savaşını durdurun!” başlıklı açıklamasında ilan ettiği gibi bu saldırı, “ABD Anayasası’nı ve uluslararası hukuku açıkça çiğneyen suç niteliğinde bir savaş eylemidir.” Yani 1945–46’da Nazilerin yargılandığı Nürnberg davasında tanımlanmış olan, tam anlamıyla bir “barışa karşı suç”tu. Bu, “tüm savaş suçlarından yalnızca şu bakımdan ayrılan en büyük uluslararası suçtur: bünyesinde bütünün birikmiş kötülüğünü barındırır.”

3. Trump’ın 7 Nisan’da yaptığı, “Bu gece bütün bir medeniyet yok alacak, bir daha da asla geri getirilemeyecek” şeklindeki soykırımcı açıklama sonsuza dek lanetle anılacaktır. Trump 11 Temmuz’da ise “İran’ın bütün bölgelerini tümüyle kırıp geçirmek ve yok etmek”le tehdit etti. Bu açıklamalar, uluslararası hukuk uyarınca savaş suçudur. Beyaz Saray’dan açıkça ilan edilen imha yöntemleri, kapitalist sistemin insanlığı içine sürüklediği barbarlığı dile getirmektedir.

4. Birbirini izleyen “ateşkesler” ve mutabakat muhtıraları çöktü; her çöküşü yeni bir tırmanma turu izledi. Geçici nitelikte hangi anlaşmalara varılırsa varılsın, savaşı sürükleyen şey Amerikan emperyalizminin temel jeostratejik çıkarlarıdır: Ortadoğu’ya, onun doğal kaynaklarına ve dünya ekonomisinin bağlı olduğu stratejik ticaret yollarına egemen olmak. Bu kaynakların denetimi —ve onları rakiplerinden esirgeme gücü— yetmiş yılı aşkın süredir bölgedeki Amerikan politikasının başlıca meşguliyeti olmuştur. İran’a karşı savaş, 1979 Devrimi’nin Washington’ı kukla rejiminden yoksun bırakmasından bu yana her yönetim altında sürdürülmüş olan iki parti destekli ortak kampanyasının doruk noktasıdır.

5. Bu Kongre, 2026 Uluslararası 1 Mayıs Toplantısı’na sunulan açılış raporundaki çözümlemeyi onaylar: İran’a karşı savaş “İran’a karşı savaş, uzun bir askeri operasyonlar dizisinin sadece bir başka bölümü değildir. Bu savaşın yankıları, bu çatışmaya açıkça küresel bir karakter kazandırıyor; özellikle de emperyalist güçlerin uluslararası işçi sınıfına karşı yürüttüğü küresel bir savaş niteliği taşıyor.” Savaşın sonuçları dünyanın dört bir yanındaki işçiler için felaket olmuştur. İran limanlarına uygulanan deniz ablukası dünya ticaretini ve enerji arzını altüst etti, her kıtada yeni bir enflasyon dalgasını besledi ve küresel ölçekte on milyonlarca insanı gıda güvencesizliğine ya da kıtlığa itti.

6. İran’a yönelik saldırı, dünyanın yeniden paylaşımını amaçlayan genel bir emperyalist şiddet patlamasının cephelerinden biridir. Venezuela 3 Ocak’ta saldırıya uğradı ve devlet başkanı kaçırıldı. Pentagon’un hukuka aykırı saldırılarında Karayipler’de ve Doğu Pasifik’te en az 221 balıkçı ve işçi havaya uçuruldu. Küba’nın boğazı sıkılıyor ve ada bir çıkarmayla tehdit ediliyor. İsrail, Lübnan’a karşı yeni bir savaş açtı. Gazze’deki soykırım ise üçüncü yılına giriyor: On binlerce Filistinli çocuğun katledilmesi, hastanelerin, okulların, su sistemlerinin ve konutların kasten yok edilmesi ve açlığın bir savaş silahı olarak kullanılması, bütün bir toplumu dünyanın gözleri önünde mahvetti.

7. Tırmanan küresel emperyalist savaş her şeyden önce Rusya’ya ve Çin’e yöneliktir. Amerikan egemen sınıfı içinde hangi çatışmaya öncelik verileceği konusunda bölünmeler vardır ama bunlar temel amaçta birleşmiş bir egemen sınıf içindeki taktik farklılıklardır. Bu amaca göre, Rusya’nın muazzam kaynakları —enerjisi, madenleri ve on bir saat dilimine yayılan toprakları— fethedilecek ve emperyalist sömürüye açılacaktır. Çağın merkezi çatışması ise, ekonomik yükselişini Amerikan emperyalizminin varoluşsal bir tehdit saydığı Çin’e karşı uzun süredir planlanan savaş olmayı sürdürmektedir. Hizipleri arasındaki farklılıklar ne olursa olsun, Amerikan egemen sınıfı küresel hegemonyasına yönelik hiçbir meydan okumayı kabul etmeyecektir. Trump’ın 1,5 trilyon dolarlık askeri bütçesi, en dolaysız anlamda, bir dünya savaşı bütçesidir.

8. Amerikan emperyalizmi gezegendeki en yıkıcı güçtür. Gerileyişini tersine çevirme dürtüsüyle, bir zamanlar kendi kurduğu savaş sonrası düzenin bütün ilişkilerini ve kurumlarını parçalamaktadır. ABD ismen müttefiklerine zorbalık ediyor ve şantaj yapıyor, ekonomilerine karşı gümrük savaşı yürütüyor, Grönland’ın (bir NATO üyesi olan Danimarka’nın toprağının) ilhakını talep ediyor ve Kanada’yı “elli birinci eyalet” yapmakla tehdit ediyor. Troçki’nin 1928 tarihli uyarısı şaşırtıcı bir güncellik ve keskinlik kazanıyor: “Kriz döneminde, Birleşik Devletler’in hegemonyası, yükseliş dönemine göre daha tam, daha açıkça ve daha acımasızca işleyecektir. Birleşik Devletler, bunun Asya, Kanada, Güney Amerika, Avustralya ya da bizzat Avrupa’da olup olmamasına ya da bunun barış ya da savaş yoluyla gerçekleşip gerçekleşmemesine bakmaksızın, öncelikle Avrupa’nın zararına, sıkıntı ve hastalıklarının üstesinden gelmeye ve kendini bunlardan kurtarmaya çalışacaktır.” Altı yıl sonra Troçki, tarihin insanlığı “Amerikan emperyalizminin volkanik patlamasıyla yüz yüze” getirdiğini öngörecekti.

9. 9. Avrupalı emperyalist güçler bu olayların seyircisi değil, tam katılımcılarıdır. NATO güçleri Ukrayna’da Rusya’ya karşı de facto savaş halindeler; çatışmayı nükleer silahlara sahip devletler arasında doğrudan bir hesaplaşmaya doğru tırmandırıyor ve 1950’lerin başından bu yana en hızlı tempoyla yeniden silahlanıyorlar; yeni bir kuşağın, geçen yüzyılın iki dünya savaşındaki gibi savaşmaya ve ölmeye hazırlanmasını talep ediyorlar. Alman emperyalizmi bir kez daha bu atılımın başını çekiyor ve zorunlu askerliğin ve sivil yaşamın savaş üretimine tabi kılınmasının çerçevesini oluşturan savaş yasaları kabul ediyor; Finlandiya ise nükleer silah yasağını kaldırarak Rusya ile arasındaki 1.300 kilometrelik sınırı NATO’nun nükleer konuşlandırmasına açtı.

10. Mevcut savaşın patlak vermesi, son 35 yıldaki açıklamaları kâhince bir nitelik taşıyan Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi (DEUK) tarafından öngörülmüştü. DEUK, Birinci Körfez Savaşı’nın ardından ve Stalinist bürokrasi Sovyetler Birliği’nin dağıtılmasını tamamlarken yayımladığı 1 Mayıs 1991 tarihli “Emperyalist Savaşa ve Sömürgeciliğe Karşı Çıkın!” manifestosunda, eski sömürge ülkelerin yağmalanmasının yeniden başladığı uyarısını yapmıştı. Daha 1990 Ağustos’unda, Irak’a karşı birinci savaşın arifesinde DEUK şunu açıklamıştı: “Bu, dünyanın yeni bir emperyalist paylaşımının başlangıcına işaret etmektedir. Savaş sonrası dönemin sonu, sömürge sonrası dönemin sonu anlamına gelmektedir… Irak’a karşı vahşi saldırısıyla emperyalizm, geri kalmış ülkeler üzerinde İkinci Dünya Savaşı öncesinde var olan türden dizginsiz egemenliği yeniden kurmaya niyetli olduğunu duyurmaktadır.”

11. Bunu izleyen her şey —Irak’ta, Yugoslavya’da, Afganistan’da, Libya’da, Suriye’de, Yemen’de ve Ukrayna’da sonu gelmeyen savaşlar— bu çözümlemeyi doğrulamıştır. David North’un A Quarter Century of War (Çeyrek Yüzyıllık Savaş, 2016) kitabının önsözünde yazdığı gibi: “ABD’nin çıkardığı savaşlarla geçen son çeyrek yüzyıl, birbirine bağlı olaylar zinciri olarak incelenmelidir. ABD’nin küresel hegemonya arayışının stratejik mantığı, Ortadoğu ve Afrika’daki yeni sömürgecilik operasyonlarının ötesine uzanmaktadır. Devam eden bölgesel savaşlar, ABD’nin Rusya ve Çin ile hızla tırmanan çatışmasının bileşen unsurlarıdır.”

12. Bu savaşların her biri, Amerikan emperyalizminin krizini çözmek yerine yoğunlaştırmıştır. North’un Irak işgalinin başında, Mart 2003’te yazdığı gibi: “Amerikan emperyalizminin felaketle randevusu var. O, dünyayı fethedemez. Ortadoğu’daki kitlelere sömürgeci boyunduruğu yeniden dayatamaz. Savaş aracılığıyla, kendi iç hastalıklarına uygun bir çözüm bulamayacaktır. Tersine, savaş eliyle yaratılmış olan öngörülemez zorluklar ve artan direniş, Amerikan toplumunun bütün iç çelişkilerini keskinleştirecektir.” İran da farklı olmayacaktır.

13. Otuz beş yıldır sonu gelmeyen savaş, Amerikan kapitalizminin ekonomik gerileyişini tersine çevirmeyi başaramadı. ABD dış ticaret açığı rekor düzeydedir (tek bir yılda mallarda 1,2 trilyon dolar) ve toplam ABD kamu borcu, yalnızca dünyanın dolar tutmayı sürdürmeye razı olması sayesinde ayakta durarak 40 trilyon dolara yaklaşmaktadır. ABD’nin kâğıt karşılığında gezegenin kaynaklarına hükmetmesini sağlayan doların dünya rezerv parası konumu açık bir krize girmiştir. Ne var ki Amerikan emperyalizmi dünya konumunun alçalmasını kabul etmeyecektir. Her başarısız savaşa geri çekilmeyle değil, gezegendeki insan yaşamının yok olması tehdidi yaratan nükleer savaş dahil giderek daha büyük bir tırmandırmayla yanıt vermektedir.

14. Emperyalist savaşa karşı mücadele işçi sınıfına kök salmalı ve sosyalist, enternasyonalist bir programa dayanmalıdır. Bu Kongre, DEUK’un Şubat 2016 tarihli Sosyalizm ve Savaşa Karşı Mücadele açıklamasında ortaya konan ilkeleri yeniden teyit eder: Savaşa karşı mücadele “nüfusun bütün ilerici unsurlarını kendi arkasında birleştiren, toplumdaki büyük devrimci güç işçi sınıfı üzerinde yükselmelidir”; yeni savaş karşıtı hareket “kapitalizm karşıtı ve sosyalist olmak zorundadır”, “kapitalist sınıfın bütün siyasi partilerinden ve örgütlerinden bütünüyle ve tartışmasız biçimde bağımsız ve onlara düşman olmalıdır” ve “her şeyden önce uluslararası olmalı, işçi sınıfının muazzam gücünü emperyalizme karşı birleşik küresel bir mücadelede harekete geçirmelidir.”

15. Emperyalist savaş, kökeninde, bizzat kapitalist sistemin iki temel nesnel çelişkisinin sonucu ve ifadesidir: birincisi, üretim araçlarının özel mülkiyeti ile üretimin toplumsal niteliği arasındaki çelişki; ikincisi, ekonomik üretimin küresel niteliği ile siyasi iktidarın ve sermaye birikiminin örgütlenmeyi sürdürdüğü ulus devlet sistemi arasındaki çelişki. Emperyalist savaşın patlak vermesi ile uluslararası sınıf mücadelesinin patlak vermesi tek bir krizin ürünleridir ve şu anda süren savaş devrimci patlamaları hazırlamaktadır.

16. SEP, her emperyalist saldırganlık eylemine karşı çıkar ve bunu mevcut devletlerden bağımsız olarak ve onlara karşı yapar. İran halkının ve saldırganlığın diğer hedeflerinin emperyalist saldırıya karşı kendilerini savunma hakkını savunur. Rusya’nın ve Çin’in emperyalist güçler olarak nitelendirilmesini reddeder. Bu niteleme, sahte sol siyasi eğilimler tarafından, ABD savaş planlarının başlıca hedeflerine yönelik dış politika amaçlarını meşrulaştırmak için kullanılmaktadır. Bununla birlikte, SEP’in ilkeli tutumlarının, Moskova ve Pekin rejimlerine destek vermekle ya da onlara ilerici bir nitelik atfetmekle hiçbir ortak yanı yoktur.

17. Putin rejimi, Stalinist bürokrasinin SSCB’yi dağıtmasından ve devlet mülkiyetini yağmalamasından doğan kapitalist oligarşinin siyasi aletidir; 2026 1 Mayıs açılış raporunun belirttiği gibi, “Ekim Devrimi’nin mezar kazıcıları olarak işe başlayan Stalinist bürokrasi, bugün Putin’in önderliğindeki yeni Rus oligarşisinin en yoz ve açgözlü fraksiyonu haline geldi.” Rejim, askeri tırmandırmayı emperyalist güçlerle uzlaşma çağrılarıyla birleştirirken, Büyük Rus milliyetçiliğiyle Rus işçi sınıfı ile Ukraynalı işçi sınıfını bölmektedir. Pekin rejimi ise, “sosyalizm” adı altında kapitalizmin restorasyonu ve dünyanın en büyük işçi sınıfının sömürülmesi sürecini yönetmekte, emperyalizmden çok işçi sınıfından korkmaktadır.

18. SEP aynı şekilde, akademisyenler ve sahte sol teorisyenler tarafından öne sürülen ve Amerikan emperyalizminin “tek kutuplu” hegemonyasının yerini, küresel kaynakların daha barışçıl bir şekilde paylaşımını uyum içinde yönetecek bir kapitalist devletler konsorsiyumunun alabileceğini savunan “çok kutupluluk” teorisini de reddeder. Küresel ekonomi ile kapitalist ulus devlet sistemi arasındaki çelişki, müzakere yoluyla sağlanacak bir dengeye değil, savaşa götürür. “Çok kutupluluk” teorisinin temelinde, kapitalizme karşı mücadeleye muhalefet, yani işçi sınıfını bütün kapitalist devletlere karşı seferber etmek yerine çatışan kapitalist devletler arasında denge kurma girişimi yatmaktadır.

19. Bu nedenle emperyalist savaşa karşı mücadele, uluslararası ve sınıfsal bir stratejiye bağlı olmalıdır. Troçki’nin Savaş ve Dördüncü Enternasyonal’de yazdığı gibi, biz “savaş haritasını değil, sınıf mücadelesinin haritasını” takip ederiz. Bu açıdan bakıldığında savaşın en önemli sonucu, ABD’deki ve her emperyalist ülkedeki toplumsal gerilimlerin yoğunlaşmasıdır. Partinin 2003’te öngördüğü gibi savaş, Amerikan toplumunun bütün iç çelişkilerini yoğunlaştırıyor ve savaşı durdurabilecek güç tam da bu çelişkilerden ortaya çıkıyor.

20. Emperyalist savaş aynı zamanda işçi sınıfına karşı bir savaştır. Dünya savaşının gerektirdiği kaynaklar, halk fiilen köleleştirilmeden toplumdan çıkarılamaz. Bu, sosyal programların yok edilmesi, ücretlerin aşağı çekilmesi, emeğin askerileştirilmesi ve bu önlemlerin kışkırttığı direnişi bastırmak için diktatörlük kurulması demektir. Savaş, oligarşinin dış politikasıdır ve oligarşi bunun bedelini, düşürülen yaşam standartlarıyla, demokratik hakların içinin boşaltılmasıyla ve kanla, işçi sınıfına ödetir. Diktatörlüğe karşı mücadele ile savaşa karşı mücadele, tek bir düşmana karşı tek bir mücadeledir.

21. Sosyalist Eşitlik Partisi, kapitalist sisteme karşı mücadeleden ayrı ve bağımsız bir “savaş karşıtı politika” öne sürmez. Stratejisinin, emperyalist hükümetlerin vicdanına seslenen protesto hareketleriyle ya da işçi sınıfını burjuvazinin şu ya da bu hizbine tabi kılan halk cepheleriyle hiçbir ortak yanı yoktur. Savaşa karşı mücadele, işçi sınıfının siyasi bağımsızlığı için verilen bir mücadeledir. Bu, partinin işçi sınıfının devrimci hareketini inşa etme mücadelesinin en yoğunlaşmış ifadesidir.

22. Emperyalist sistem içinde müzakereyle ulaşılabilecek bir barış yoktur ve savaşa karşı çağrı yapılabilecek hiçbir egemen sınıf hizbi —Demokrat ya da Cumhuriyetçi, Avrupalı ya da Amerikalı—söz konusu değildir. Savaşı emperyalizmin diplomatları değil, onu durduracak kuvvete ve nesnel çıkara sahip tek toplumsal güç olan uluslararası işçi sınıfı sona erdirecektir.

23. SEP şu talepleri öne sürer: ABD’nin ve İsrail’in İran’a karşı bütün askeri operasyonları derhal ve koşulsuz durdurulsun ve deniz ablukası kaldırılsın; Gazze’deki soykırım sona erdirilsin; bütün ABD kuvvetleri Ortadoğu’dan ve Latin Amerika’dan çekilsin ve Nicolás Maduro serbest bırakılsın; Küba’ya uygulanan abluka sona erdirilsin; Rusya’ya karşı savaş sona erdirilsin ve Çin’e karşı oluşturulmakta olan dünya savaşı makinesinin dağıtılsın. Parti, zorunlu askerliğin yeniden getirilmesine, “Askere Alma” için otomatik kayıt uygulamasına ve Amerikan gençliğinin Amerikan emperyalizminin savaşlarında öldürmeye ve öldürülmeye gönderilmesine yönelik bütün hamlelere karşı çıkar.

24. Sosyalist Eşitlik Partisi ayrıca, Ukrayna’da Bogdan Syrotiuk’un derhal ve koşulsuz serbest bırakılması talebini yineler. Nisan 2024’te Ukrayna gizli servisi tarafından gözaltına alınan Syrotiuk, sosyalist ve savaş karşıtı faaliyeti nedeniyle, on beş yıl ile ömür boyu arasında ceza getirebilecek “vatana ihanet” suçlamalarıyla karşı karşıyadır. Zelenskiy rejimi, önde gelen bir Ukraynalı kriminologun hazırladığı adli rapor davanın siyasi bir kumpas olduğunu ortaya koyduktan sonra bile onu serbest bırakmayı reddetmiştir. Bogdan’a yönelik zulüm, rejimin gerçek niteliğini çıplak biçimde gözler önüne sermektedir: Emperyalist güçlerin ilan ettiği gibi bir demokrasi savunucusu değil, savaşa yönelik bütün sosyalist ve enternasyonalist muhalefeti yasa dışı ilan eden bir polis devleti.

25. Bu taleplerin hiçbiri mevcut hükümetlere yapılacak çağrılarla gerçekleştirilemez. Bunlar bir mücadele programı oluşturur; bu program uğruna verilecek mücadele, işçi sınıfını kapitalist devletle doğrudan çatışmaya götürür ve iktidar sorununu gündeme getirir.

26. Bu Kongre; bütün ülkelerin işçilerinin emperyalizme karşı birliği için mücadele etmeyi; savaşa karşı mücadeleyi uluslararası işçi sınıfının gelişmekte olan grev hareketiyle ve onun siyasi bağımsızlığı mücadelesiyle birleştirmeyi ve işçi sınıfının uluslararası savaş karşıtı hareketini dünya sosyalist devrimi programı temelinde inşa etmeyi karar altına alır. Bir asırdan fazla bir süre önce, Birinci Dünya Savaşı’nın kıyımı ortasında Rosa Luxemburg, insanlığın şu seçenekle karşı karşıya olduğu uyarısını yapmıştı: ya sosyalizm ya barbarlık. Barbarlık artık bir uyarı değil, günümüzün gerçeğidir. Medeniyeti yutacak mı yoksa uluslararası işçi sınıfı tarafından devrilecek mi? Bu, devrimci önderlik krizinin nasıl çözüleceğine bağlıdır. Bu nedenle bu Kongre, her şeyden önce, Sosyalist Eşitlik Partisi’ni ve Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’ni işçi sınıfının devrimci önderliği olarak inşa etmeyi karar altına alır. Emperyalist savaşa karşı mücadele bu parti aracılığıyla dünya sosyalist devrimine dönüşecektir.

Loading