Geçtiğimiz hafta boyunca Fransa genelindeki liselerde kemer sıkmaya ve polis baskısına karşı yapılan protestolar, devletle doğrudan bir karşı karşıya gelişe dönüştü. İşgaller 21 Eylül’de Paris yakınlarındaki Créteil’de bir lisede başladı, 29 Eylül’deki kamu sektörü grevi sırasında ülke geneline yayıldı ve bu bir günlük grevin ardından tırmandı.
Fransa’daki yaklaşık 3.000 lisenin dörtte biri, ya öğrenciler tarafından abluka altına alındı ya da gençlerin toplanmasını önlemek için hükümet tarafından kapatıldı.
Görev süresinin sonuna yaklaşan Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un başlattığı acımasız polis operasyonuna duyulan öfke büyüyor. Pazartesiden bu yana çoğu reşit olmayan 5.000’den fazla kişi gözaltına alındı ve birçoğu apar topar göstermelik mahkemelerin önüne çıkarıldı. Polisin gençlere saldırdığı videolar milyonlarca kişi tarafından izlendi. Bu videolar, polisin Saint-Ouen-l’Aumône’da 14 yaşındaki bir erkek çocuğun yüzüne yakın mesafeden gaz bombası atarla ateş ettiğini, Alençon’da 14 yaşındaki bir kız çocuğunu boğazından yakaladığını ve Tours’daki Balzac Lisesi yakınlarında bir genci gözünü kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya bıraktığını gösteriyor.
Perşembe günü hareket üniversitelere yayıldı. O sabah, aralarında Paris, Lyon, Marsilya, Lille, Toulouse, Montpellier, Rennes, Rouen, Reims, Poitiers, Dijon ve Brest’teki kampüslerin de bulunduğu 29 üniversitede abluka vardı. Cuma günü CGT, CFDT, FO, FSU, UNSA ve SUD’dan oluşan sendikalar arası ittifak, 6 Ekim Salı günü ulusal bir eğitim grevi için ortak çağrı yaptı.
Egemen sınıf, Sorbonne Üniversitesi’ndeki öğrencilerin kitlesel olarak gözaltına alınmasına karşı protestoların Fransa tarihinin en büyük genel grevinin patlak vermesine yol açtığı Mayıs 1968’dekine benzer bir sonuçtan açıkça korkuyor.
Fransız yetkililer büyük kentlerde toplu taşımayı acil olarak durduruyor. Marsilya ve Grenoble’da ulaşım idareleri ve sendikalar, güya ulaşım işçilerini protestocuların saldırısından korumak için tüm sistemi birlikte kapattı ve çok sayıda yolcuyu yolda bıraktı. Toulouse’da üniversite bölgesine giden ulaşım hizmeti kesildi, Strazburg ve Mulhouse’da tramvaylar durduruldu.
Macron hükümeti ve neo-faşist Ulusal Birlik (RN), protestoları Jean-Luc Mélenchon’un popülist Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) partisinin komünist bir komplosu olarak kınadı. Olağanüstü bakanlar kurulu toplantısında Başbakan Sébastien Lecornu’nün bir yardımcısı, Fransız istihbaratının protestoları LFI’nin “ve onun aşırı sol vekillerinin bir manevrası” olarak nitelediğini bildirdi. RN lideri Marine Le Pen ise protestolardan, “profesyoneller tarafından örgütlenen ve Boyun Eğmeyen Fransa milletvekilleri tarafından yönetilen ayaklanmalar” olarak söz etti.
Ancak sendikalar arası ittifak, tıpkı Mélenchon ve onun siyasi uyduları gibi, protestolara önderlik etmeye değil, onları kanalize etmeye çalışıyor. Sendikalar arası ittifak, Macron’un hiç desteklenmeyen emeklilik kesintilerine karşı 2023’teki kitlesel grevleri sattığı için işçilerin ve gençlerin önemli kesimleri arasında itibarını yitirmiş durumda. İttifak, Fransa’da 1968’den beri görülen o en büyük grev hareketini yıpratıp sonunda bitirdi; bundan önce üst düzey sendika yöneticileri grevin doruk noktasında televizyona çıkıp Macron’a yönelik toplumsal öfkeden dehşete düştüklerini açıklamıştı.
Mélenchon, perşembe günü yayımlanan bir videoda seçmenleri gelecek yılki cumhurbaşkanlığı seçiminde kendisini desteklemeye çağırdı ve 1980’lerin ve 1990’ların Sosyalist Parti (PS) hükümetlerinin politikalarına dönüş sözü verdi. PS’li Bakan Lionel Jospin’in 1986’da ve 1990’da protestocu liselilerle görüştüğünü “ve iki üç gün sonra 4,5 milyar verildiğini” belirten Mélenchon, “Haydi, milyarları çıkarın. Bunun nasıl yapıldığını bilirim,” diye ekledi.
Ne var ki ortaya çıkan şey, kapitalist hükümetlerin baskı altında yaptığı reformlarla çözülecek ulusal bir protesto hareketi değildir. Bu, bir yanda kapitalist oligarşi ve polis devleti, diğer yanda kemer sıkmaya, neo-faşizme ve savaşa karşı çıkan işçiler ve gençler arasındaki uzlaşmaz bir sınıf çatışmasıdır. Üstelik bu çatışma uluslararası ölçekte gelişmektedir.
İspanya’da, bir hafta önce 87 yaşındaki Maricarmen’in tahliye edilmesinin ardından, yüksek kiralara ve gayrimenkul yatırımcılarının talep ettiği tahliyelere karşı kitlesel protestolar büyüyor. Parlamentonun tahliyelere kısmi yasak getirilmesi önerisini reddetmesinden sonra protesto kampları Madrid’den Barselona, Sevilla, Pamplona ve Bilbao’ya yayıldı. Madrid’deki kiracılar sendikası dün, bugün bu kentlerde ve Valensiya, Granada, Murcia ve Cádiz’de yapılacak protestolar öncesinde konut sorunu için genel grev çağrısı yaptı.
Avrupa genelinde grevler ve toplumsal protestolar patlak veriyor. Portekiz’de kamu idaresi çalışanları yüzde 15 ücret artışı için bir günlük ulusal grev yaptı; bu, ekim ve kasım ayları için planlanan işyeri eylemleri dalgasının başlangıcıydı. Perşembe günü Liège’deki liseliler Fransa’daki hareketi Belçika’ya taşıdı. Almanya’da gençler yeniden silahlanmaya ve zorunlu askerliğe karşı protestolarını sürdürüyor.
Aşırı kalabalık sınıflardan ve karşılanamayan kiralardan düşük ücretlere ve zorunlu askerliğe kadar protestoları harekete geçiren sorunlar, tırmanan ekonomik krizle, savaşın genişlemesiyle ve bütün toplumun kapitalist oligarşinin çıkarlarına tabi kılınmasıyla doğrudan bağlantılıdır.
Avrupa’nın büyük bölümü gibi Fransa da ABD gümrük tarifelerinin, İran’a karşı savaşın ortasında ABD’nin Basra Körfezi enerjisine uyguladığı ablukanın, Çin pazarlarının kaybının, Rusya ile savaş için fırlayan askerî harcamaların ve sürdürülemez devlet borcunun birleşik etkisi altında sendeliyor. 1996’dan bu yana Fransa’daki milyarderlerin serveti on dört kat artarak 1,1 trilyon avronun üzerine çıktı; kamu borcu ise beş kat artarak 3,5 trilyon avroyu geçti. Lecornu’nün 54 milyar avroluk kemer sıkma bütçesi ve neo-faşist RN’nin 125 milyar avroluk kesinti çağrısı, oligarşinin kayda değer hiçbir reforma tahammülünün olmadığını gösteriyor.
Avrupa kapitalizminin krizi en keskin ifadesini Rusya ile savaşın pervasızca tırmandırılmasında buluyor. Avrupalı güçler, Moskova nükleer silahlarla karşılık vereceği uyarısında bulunmuş olmasına rağmen Kaliningrad’ı ablukaya almaya hazırlanıyor. Fransa’da ve Avrupa genelinde orduya aktarılan on milyarlarca avro, yurt dışında yağma savaşlarına hazırlanmayı ve aynı zamanda ülke içinde baskı güçlerini büyütmeyi amaçlıyor. Bugün kıta genelinde patlak veren protestolar, bu güçlerin bastırmaya hazırlandığı sınıf çatışmasını gösteriyor.
Belirleyici mesele, kemer sıkmaya, neo-faşizme ve savaşa karşı sınıf mücadelesinin birleştirilmesi ve en geniş biçimde geliştirilmesidir. Eğitim, konut, insanca yaşamaya yetecek bir ücret ve emperyalist savaşa son verilmesi gibi talepler kapitalizm altında kazanılamaz. Bunlar için kapitalist oligarşinin servetine ve siyasi yaşam üzerindeki boğucu hakimiyetine doğrudan saldırı yoluyla mücadele edilmelidir. Bu, Avrupa işçi sınıfının birleşik, uluslararası devrimci bir hareketini inşa etmek demektir.
Protestolar ve grevler gereklidir ancak bunlar 6 Ekim için çağrısı yapılan türden bir günlük eylemlerle sınırlı kalamaz. Sosyalist Eşitlik Partisi (Parti de l’égalité socialiste, PES), işçilere ve gençlere sesleniyor: bir genel greve hazırlanmak ve iktidarı kapitalist oligarşinin elinden almak üzere mücadele etmek için, işçi sınıfının sendika bürokrasilerinden bağımsız, sürekli bir hareketini geliştirip inşa edelim.
Mayıs 1968’in dersleri öğrenilmelidir. Genel grev, CGT’nin Sorbonne öğrencilerinin kitlesel olarak gözaltına alınmasından 10 gün sonra, 13 Mayıs için yaptığı bir günlük grev çağrısının ürünü değildi. Genel grev, tabandaki bir işçi kesiminin fiilî grevler ve fabrika işgalleri yoluyla bu grevi uzatmak için mücadele etmesiyle gelişti. Genel grev satıldı ve Fransız kapitalizmi, Stalinist Fransız Komünist Partisi’nin (PCF), grevin gündeme getirdiği mücadeleyi, işçi sınıfının devlet iktidarı için vermesi gereken mücadeleyi engellemesi sayesinde kurtuldu.
Bugün yeniden belirleyici mücadelelere hazırlanılması gerekiyor. Sınıf mücadelesi, ulusal sendika bürokrasilerinin ve 2023’teki emeklilik mücadelesinin satılmasında suç ortağı olan Mélenchon gibi kapitalizm yanlısı siyasetçilerin deli gömleğinden kurtarılmalıdır. Bu, işçileri taban düzeyinde bağımsız olarak örgütlemek ve Fransa’da ve Avrupa genelinde Taban Komitelerinin Uluslararası İşçi İttifakı’nı (TK-Uİİ) inşa etmek anlamına gelir.
En önemlisi, devrimci enternasyonalist bir stratejiyi destekleyenler, Avrupa’da ve uluslararası ölçekte iktidarın bir sosyalist devrimle işçi sınıfına geçmesi için mücadele eden bir siyasi önderlik inşa etmelidir. Bu, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin (DEUK) Fransa şubesi olan Sosyalist Eşitlik Partisi’ni ve Avrupa genelinde DEUK şubelerini işçi sınıfının Troçkist öncüsü olarak inşa etmek demektir.
