Türkiye ile nükleer silahlı Pakistan’ın Suudi Arabistan’ın talebi üzerine bu ülkeye asker konuşlandırma duyurusu, emperyalist saldırı altında olan İran’ı ve Yemen’deki Husi Ensarullah hareketi dahil müttefiklerini hedef alan gerici bir hamledir ve işçiler tarafından koşulsuz reddedilmelidir. Ensarullah hareketi Suudi önderliğindeki ABD destekli bir Arap koalisyonuyla savaşmanın yanı sıra İsrail’in Gazze’deki soykırımına ve ABD-İsrail’in İran’a karşı savaşına karşı çıkıyor. Bu duyuru, Fransız emperyalizminin Suudi rejimini korumak üzere asker gönderme önerisinin ardından geldi.
Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin Türkiye şubesi olan Sosyalist Eşitlik Partisi – Dördüncü Enternasyonal, Türkiye’de ve uluslararası ölçekte işçileri ve gençleri, ABD’nin Ortadoğu’ya egemen olmayı hedefleyen emperyalist saldırganlığına ve onunla iş birliği içindeki Mekke Anlaşması’na karşı çıkmaya çağırıyor.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın dışişleri ve savunma bakanları, 5 Ekim Pazartesi günü Riyad’da “Mekke Savunma İttifakı Stratejik-Siyasi ve Savunma Komitesi”nin olağanüstü toplantısında bir araya geldi. Zirve sonrası yapılan ortak açıklamada Komite’nin, kolektif savunma taahhütlerinin fiilen uygulanmasına derhal geçilmesine ve üzerinde mutabık kalınan askeri güç ve kabiliyetlerin Suudi Krallığı’nda “hızla konuşlandırılmasına” karar verdiği duyuruldu. Ortak açıklama, Husilerin adını anmaksızın, “Mekke ve Medine’nin hedef alınması girişimini” kınadı. Bir süredir dile getirilen bu iddialar, Ensarullah hareketi tarafından reddedilmişti.
Böylece 7 Ağustos’ta Mekke’de imzalanan anlaşmanın ilk kez uygulamaya konulacağı ilan edilmiş oldu. Tam metni halen açıklanmayan anlaşma, NATO’nun 5. maddesini örnek alarak üç devletten herhangi birine yönelik silahlı bir saldırının üçüne birden yapılmış sayılacağını ilan etti. Pazartesi yapılan açıklamada Suudi Arabistan’a gönderilecek güçlerin büyüklüğü ve bileşimi, konuşlandırılacak silah sistemleri ya da konuşlandırmanın takvimi hakkında hiçbir bilgi yer almadı. Mekke Anlaşması’nın, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na göre önce Meclis’te onaylanması gerekiyor.
Bu karar, Ortadoğu’daki emperyalist savaşın tırmanışının bir parçasıdır. Ankara ile İslamabad, Washington’un ve Tel Aviv’in İran’a karşı savaşında yeni bir tırmanma için askeri yığınak yaptığı koşullarda, Suudi Arabistan’a asker göndermeye hazırlanması, emperyalizm ve Siyonizm yanlısı gerici bir adımdır. Bu üç ülke daha önce de mart ayında ABD’nin İran’a karşı saldırı savaşını değil de İran’ın meşru müdafaa niteliğindeki misillemelerini kınayan Riyad bildirisini imzalamışlardı.
Suudi Savunma Bakanı Halid bin Selman’ın, ittifakın kolektif caydırıcılık tedbirlerini “saldırılara ve bunlardan sorumlu olan herkese karşı” devreye sokacağını söylemesi, hedefin sadece Husi güçleri değil ama ana müttefiki İran olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahip Türkiye ile Pakistan’ın (her ikisinin de İran’la kara sınırı bulunuyor) bu savaşa çekilmesi, tüm bölgeyi içine çekebilecek bir çatışmanın kapısını aralıyor. Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin anlaşma imzalandığında uyardığı gibi, bu pakt taraf ülkelerin işçi sınıfları için bir koruma değil, tam aksine onları Doğu Akdeniz’den Güney Asya’ya uzanan bir çatışmalar zincirine bağlama ve savaşa sürme anlamına gelmektedir.
Mekke Anlaşması’nın geliştiği koşullar
Riyad toplantısı, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a karşı başlattığı saldırı savaşının yeni bir aşamaya hazırlandığı koşullarda yapıldı. Suudi Arabistan üslerini ABD’nin İran’a karşı saldırısına açmış ve İran’ın meşru müdafaa kapsamındaki misillemesinin hedeflerinden biri olmuştu.
ABD donanması temmuzdan bu yana İran limanlarını abluka altında tutuyor; Hürmüz Boğazı kapalı kalmaya devam ediyor. Tahran’ın son önerilerini reddeden Trump, Time dergisine 3 Kasım ara seçimlerinin ardından bombardımanın yeniden başlamasının “mümkün” olduğunu söyledi. USS Theodore Roosevelt uçak gemisi ve yaklaşık 2 bin deniz piyadesini taşıyan amfibi grup bölgeye doğru yol alıyor; böylece bölgede aynı anda üç uçak gemisi saldırı grubu bulunabilecek. Trump, İran için “ya çok adil bir anlaşma imzalarlar ya da artık var olmazlar” diye tehditte bulundu.
Aynı dönemde Suudi Arabistan ile Husiler arasındaki savaş yeniden alevlendi. Riyad’ın temmuz ayında Sana Havalimanı’nı vurmasının ardından Husiler, 2022’den bu yana ilk kez Suudi topraklarını hedef aldı. Eylül ortasında Muha liman kentini ve Babülmendep Boğazı çevresindeki bölgeleri ele geçiren Husiler, Hürmüz’den sonra ikinci büyük petrol geçiş yolunu da tıkadı. Husiler o tarihten bu yana Riyad, Yanbu ve Rabigh’deki Aramco tesislerine saldırılar düzenlediklerini açıkladı.
Yemen’deki Suudi destekli Başkanlık Liderlik Konseyi’nin başkanı Reşad el-Alimi, 4 Ekim’de Husilerin elindeki tüm toprakları geri almak için kapsamlı bir saldırı başlatıldığını duyurdu. Ertesi gün, Mekke Anlaşması’nın tarafları Riyad’da toplanırken, hükümet güçleri Muha’yı ve Babülmendep yakınlarındaki mevzileri geri aldıklarını ileri sürdü; Suudi önderliğindeki koalisyon ise 100 savaş uçağının hava desteği sağladığını açıkladı. Husiler ise Muha’nın düştüğünü yalanlıyor. Mekke Anlaşması, işte bu arka planda hayata geçiriliyor.
Ortak açıklama, konuşlandırmanın “tarafların ulusal mevzuatına uygun olarak” gerçekleştirileceğini belirtti. Bu kayıt özellikle Türkiye’yi ilgilendirmektedir. Anayasa’nın 90. maddesine göre bu tür bir uluslararası antlaşmanın Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından onaylanması gerekiyor. Oksijen’in haberine göre anlaşmanın bu hafta oylanmak üzere TBMM’ye gelmesi bekleniyor.
Riyad’da alınan karar ne olursa olsun, Mekke Anlaşması Türkiye açısından resmi olarak yürürlükte değildir. Üstelik Anayasa’nın 92. maddesi, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yurt dışına gönderilmesini de Meclis iznine bağlıyor.
İran’a ve Yemen’e yönelik savaşa karşı muhalefet
Türkiye’de ABD’nin Ortadoğu’daki saldırganlığına ve İran’a karşı savaşına yönelik halk muhalefeti devasa boyuttadır. Areda Survey'in Mart 2026'da yayımladığı ankete göre katılımcıların yüzde 93,2'si ABD ve İsrail'in İran'a saldırısına karşıydı. Aynı milyonlar, İsrail’in Gazze’deki soykırımına ve İran’a yönelik emperyalist saldırıya muhalefeti nedeniyle Husilere sempatiyle bakmaktadır. Gazeteci Cemal Kaşıkçı’yı İstanbul Konsolosluğu’nda yok eden, ülke içinde şiddetli bir baskı uygulayan ve yoksul Yemen halkını bombardımanla ve açlıkla katleden Suudi rejimine ise hiçbir sempati söz konusu değildir.
Suudi rejiminin ve hükümet yanlısı basının, Husi misillemelerinin Müslümanlar için kutsal Mekke ve Medine şehirlerini hedef aldığına dair doğrulanmamış iddialara sarılmasının nedeni budur. Husiler bu iddiaları kesin bir dille reddederek saldırılarının askeri tesisleri ve petrol altyapısını hedef aldığını belirtiyor ve Riyad’ı askeri müdahaleyi ve deniz ablukasını meşrulaştırmak için “kutsal mekanlar saldırı altında” söylemine başvurmakla suçluyorlar.
Mekke Anlaşması’nın ve Suudi Arabistan’a asker konuşlandırmanın reddedilmesi, ABD’nin Ortadoğu’daki emperyalist saldırı savaşına ve onun bir parçası olan Gazze soykırımına karşı mücadelenin bir parçasıdır. Bu, işçi sınıfının Erdoğan rejimi gibi emperyalizm yanlısı olan tüm siyaset kurumundan bağımsızlığının tesis edilmesini ve Ortadoğu Sosyalist Federasyonu uğruna mücadelede harekete geçirilmesini gerektirmektedir.
Sosyalist Eşitlik Partisi; Türkiye’deki işçileri ve gençleri, Mekke Anlaşması’nın ve Suudi Arabistan’a asker konuşlandırma kararının iptal edilmesini, ABD ve İsrail yararına kullanılan İncirlik ve Kürecik üslerinin kapatılmasını, İsrail’e Türkiye’den geçen petrol sevkiyatının durdurulmasını ve Türkiye’nin ABD önderliğindeki emperyalist savaş makinesine entegrasyonuna son verilmesini talep etmeye çağırıyor.
