Eylem komiteleri kuralım! İşçileri savaşa karşı ve Fransa’daki gençlik hareketini savunmak için seferber edelim!

7 Ekim 2026 Çarşamba günü Paris'te, öğrenciler okullardaki kaynak yetersizliğine karşı protesto gösterisi düzenlerken, barikatlarla kapatılmış bir lisenin önünde slogan atıyor. [AP Photo/Thibault Camus]

Fransa’da lise protestoları üçüncü haftasına girerken, 6 Ekim’deki eylem gününde yarım milyona yakın genç ve işçi kemer sıkmaya ve militarizme karşı yürüdü. İspanya’nın 50’den fazla kentinde tahliyelere ve karşılanamaz konut kiralarına karşı düzenlenen kitlesel protestolar, Portekiz’de kamu sektöründeki grevler, Belçika ve Almanya’daki gençlik protestoları düşünüldüğünde, olayların kapsamı açıktır. Avrupa çapında bir kitle hareketi, polis devletiyle ve kapitalist oligarşinin diktasıyla çarpışıyor.

Fransa’da yüzlerce lise ablukaya alındı ya da kapatıldı. Polis buna vahşi bir şiddetle ve kitlesel gözaltılarla karşılık verdi. Ezici çoğunluğu genç ve reşit olmayan 6.600’den fazla kişi gözaltına alındı; bunların 5.000’den fazlası, yaklaşık iki haftalığına nezarete konuldu. Yüzlerce kişi yaralandı. Lens’te 15 yaşındaki bir çocuk, polisin attığı ses bombasını yerden aldıktan sonra elini kaybetti.

Polisin öğrenci protestolarını bastırmasının Fransa tarihinin en büyük genel grevini tetiklediği 1968 Mayıs-Haziran’ına gönderme yapan pankartlar Fransa’nın dört bir yanına yayılıyor. Gençlerin ve işçilerin giderek büyüyen bir kesimi, köklü bir toplumsal değişim arayışı içinde sola kayıyor.

Sorun, işçi sınıfının nasıl müdahale edeceği, gençliğe yönelik polis şiddetini durdurmak için toplumsal gücünü nasıl seferber edeceği ve Fransa’daki ve Avrupa genelindeki krize kendi çözümünü nasıl dayatacağıdır.

Sosyalist Eşitlik Partisi (Parti de l’égalité socialiste, PES), Fransa’da ve uluslararası düzeyde, bütün kritik sorunlarda tabandaki işçilerin ve gençlerin taleplerini öne çıkaran bağımsız eylem komitelerinin inşa edilmesini savunuyor. Bu, sınıf mücadelesini sendika bürokrasilerinin ve kapitalist siyasetçilerin pençesinden kurtarmak için zorunludur.

Fransa’nın başlıca sendika konfederasyonları önümüzdeki haftalar için kısmi grev ve protesto çağrıları yapıyor ama ülke çapındaki eylemi 5 Kasım’a erteledi.

İşçi sınıfı 5 Kasım’a kadar bekleyemez. Sınıf mücadelesi şimdiden başlayarak serbestçe gelişmelidir. Gençlik protestolarının patlayıcı enerjisi, Fransa’da ve Avrupa genelinde işçi sınıfını seferber etmeye yöneltilmelidir.

Sendika yönetimleri hareket üzerindeki denetimlerini korumaya, onu birbirinden yalıtılmış protesto günlerine ve sektörel eylemlere bölmeye, daha geniş bir seferberliği engellerken hükümetten sınırlı tavizler istemeye çalışıyor. 2023’te oynadıkları rol de buydu: Macron’un emeklilik kesintilerine karşı milyonların katıldığı grevler için çağrı yapmış, Macron yasayı dayattıktan sonra da mücadeleyi sona erdirmişlerdi.

Jean-Luc Mélenchon ve Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) ise hareketi farklı araçlarla mevcut siyasi düzenin sınırları içinde tutmaya çalışıyor. Mélenchon polis şiddetini kınadı ve protestoları destekledi ama açıkça hareketi 2027 cumhurbaşkanlığı seçimine yönlendirmeye çalışıyor. Mélenchon, LFI’nin “2027’ye doğru” bir perspektif açarak “bu seferberlik ve siyasi bilinçlenme dönemine eşlik etmesi” gerektiğini yazdı.

Bu, işçilerin ve gençlerin siyasi bağımsızlığını geliştirmenin tam tersidir. Mélenchon, kapitalist devlete karşı gelişen patlayıcı bir hareketi, o devletin denetimini seçimler yoluyla ele geçirmeyi amaçlayan kendi kampanyasına desteğe dönüştürmeye çalışıyor.

Onun perspektifi, köklü toplumsal iyileştirmelerin Fransız kapitalizmi içinde elde edilebileceği iddiasına dayanıyor. Oysa kapitalizmin uluslararası krizinin ulusal ya da reformist bir çözümü yoktur.

Fransa’nın kamu borcu yaklaşık 3,6 trilyon avroya, yani GSYH’nin yüzde 119’una yükseldi. Finans piyasaları daha derin bir kemer sıkma talep ederken borç servisi maliyetleri hızla artıyor. Aynı zamanda Fransız devleti, silahlanmaya ve nükleer cephaneliğine on milyarlarca avro aktarıyor.

Aynı basınçlar Avrupa’nın tamamında işliyor. Hükümetler devasa borçlarla, ekonomik durgunlukla ve mali oligarşinin sosyal harcamalara saldırı yönünde artan talepleriyle karşı karşıyalar.

Aşırı sağ, daha da acımasız bir program sunarken bu krizi istismar ediyor. Ulusal Birlik lideri Marine Le Pen, toplumsal öfkeyi göçmenlere yöneltir ve daha güçlü bir polis ve devlet aygıtı talep ederken 2032’ye kadar 140 milyar avroluk bütçe kesintisi vaat ediyor.

Aşırı sağın büyümesi, nüfusun toptan sağa kaymasının bir ifadesi değildir. Aşırı sağ, işçilerin ve gençlerin yükselen sola yönelişinin ortasında gelişmektedir; bu yönelişin bağımsız siyasi ifadesinin önü, sınıf mücadelesini kapitalist devlete tabi kılan örgütlerce kesilmektedir.

Bununla bağlantılı olarak, Avrupa burjuvazisi olağanüstü bir saldırganlıkla militarizme ve Rusya’ya karşı savaşa yöneliyor.

Bu noktada, uluslararası çatışma ile içerideki sınıfsal kriz birbirini güçlendirmektedir. Avrupa’nın yeniden silahlanması için gereken yüz milyarlarca avro, ancak ücretlere, emekli maaşlarına, eğitime, sağlık hizmetlerine ve diğer sosyal harcamalara yönelik daha ağır saldırılarla sağlanabilir. Bunun doğurduğu toplumsal muhalefet, egemen sınıfın milliyetçiliğe, militarizme ve otoriter yönetime yönelişini şiddetlendirmektedir.

Birinci Dünya Savaşı’ndan önceki yıllarda Avrupa, kitle grevleriyle ve işçi sınıfının büyüyen devrimci mücadelesiyle sarsılırken, emperyalist güçler silahlanma yarışını hızlandırmış ve bir uluslararası krizden diğerine savrulmuşlardı.

1914’te savaş patlak verdiğinde, egemen sınıflar, işçilerin sınıf mücadelesini bırakmasını ve kendi burjuvazilerine boyun eğmesini talep etmek için ulusal savunmayı öne sürdüler. Fransa’da Sosyalist Parti ve sendika bürokrasisi Union sacrée’ye (Kutsal Birlik) katıldı; Almanya’da Sosyal Demokrat Parti Burgfrieden’i (iç barış) destekledi ve savaş kredilerine onay verdi.

Hükümetler yalnızca içeride huzursuzlukla karşı karşıya oldukları için savaş başlatmazlar. Emperyalist savaşın temel nedenleri, kapitalist dünya ekonomisinin çelişkilerinde yatar. Ancak büyüyen bir muhalefetle karşı karşıya olan egemen sınıflar için militarizm, “ulusal birlik” talep etmenin, büyük fedakârlıklar dayatmanın ve devlet gücünü pekiştirmenin çerçevesini sağlar.

Bu bağlantı 6 Ekim’de çarpıcı biçimde ortaya çıktı. Yüz binlerce insan Fransa’nın dört bir yanında yürürken, Fransız ordusu denizaltıdan fırlatılan en yeni balistik füzesi M51.3’ün ilk deneme atışını yaptı.

Deneme atışı, Moskova’nın NATO’nun Kaliningrad’a yönelik tehditleri nedeniyle açık bir nükleer uyarıda bulunmasından yalnızca günler sonra geldi. NATO güçleri, felaket boyutunda bir karşılığı tetiklemeden Rusya üzerindeki askeri baskıyı sürekli yoğunlaştırabilecekleri gibi pervasız bir varsayımla hareket ediyorlar.

Ancak önceki krizlerin defalarca atlatılmış olması, bir sonraki krizi güvenli kılmaz. 1914’ün gösterdiği gibi bu, askeri restleşmeyi felakete dönüştüren kayıtsızlığın ve yanlış hesabın ta kendisini yaratabilir.

Savaşın tırmandırılması ile sınıf mücadelesinin patlaması ayrı sorunlar değildir. İşçilere okullar, hastaneler, emekli maaşları ve konut için para olmadığını söyleyen hükümetler, silahlanmaya yüz milyarlar harcamaktadır. Dış güvenlik adına güçlendirilen ordu-polis aygıtı da içerideki muhalefete karşı kullanılmaktadır.

İlerici bir çözüm, sosyalist politikalar gerektirmektedir: Mali oligarşinin devasa servetini kamulaştırmak, toplumu yağmalamasına son vermek ve savaşa doğru tırmanışı durdurmak için işçi sınıfının uluslararası seferberliği şarttır.

Lise ve üniversite protestoları, böyle bir mücadelenin geliştirilmesinde güçlü bir kaldıraç olabilir. Gençlik fabrikalara, işyerlerine ve işçi mahallelerine yönelmeli; ordu-polis makinesinin ve aşırı sağın büyümesinin, bankaların toplumsal yaşam üzerindeki diktasının ve küresel savaşın tırmanmasının yarattığı tehlikeleri anlatmalıdır. İşçiler de sendika bürokrasilerinin dayattığı takvimden bağımsız olarak gençleri savunmak için seferber olmalıdır.

Yeni mücadele örgütleri ve devrimci bir siyasi perspektif gerekmektedir. PES’in Fransa, Avrupa ve uluslararası işçi sınıfı içinde eylem komiteleri inşa etme çağrısının anlamı budur. Lev Troçki, 1930’ların patlayıcı sınıf mücadelelerinin ortasında, eylem komitelerini, “mücadele eden kitlelerin devrimci temsili” yoluyla “parti ve sendika aygıtının devrim karşıtı muhalefetini” kırmanın aracı olarak tanımlamıştı.

Okullarda, üniversitelerde ve işyerlerinde, mücadeleye katılanların seçtiği ve denetlediği, sendika bürokrasilerinden ve kapitalist partilerden bağımsız eylem komiteleri kurulmalıdır. Bu komiteler; okullar, üniversiteler ve işyerleri arası bağlantıyı sağlayabilir, polis baskısına karşı muhalefeti örgütleyebilir, ortak gösteriler ve grevler hazırlayabilir ve işçi sınıfına dayatılan ulusal ve sektörel bölünmeleri aşabilir.

Böyle bir hareket Fransa sınırları içine de hapsolamaz. İspanya, Portekiz, Belçika, Almanya ve Fransa’daki mücadeleler, aynı kapitalist krizin harekete geçirdiği uluslararası bir sürecin ifadesidir. Hükümetler savaş hazırlıklarını hızlandırırken bütün kıta bir barut fıçısına dönüşmektedir.

Bugünkü görev, bu hareketleri ulusal sınırların ötesinde birleştirmek ve onlara mümkün olan en büyük gücü kazandırmaktır. İşçilerin ve gençlerin karşı karşıya olduğu seçenekler Macron, Mélenchon ve Le Pen değildir. Seçenekler şunlardır: ya kapitalizm altında kemer sıkmaya, polis devleti baskısına ve savaşa doğru derinleşen bir çöküş ya da uluslararası işçi sınıfının sosyalizm ve Avrupa Birleşik Sosyalist Devletleri uğruna bağımsız siyasi seferberliği.

Loading