Fransa’da haftalardır eğitim bütçesindeki kesintileri ve polis baskısını protesto eden lise öğrencileri, cumartesi günü düzenlenen ulusal eylem gününde akaryakıt fiyatlarındaki ve hayat pahalılığındaki artışa karşı çıkan “sarı yelekliler”le birleşti. İçişleri Bakanlığı’na göre 550 binden fazla kişi yürüdü ve kentlerin birçoğuna çevik kuvvet polisi konuşlandırıldı. Fransa’da burjuva yönetiminin krizi açıkça görünür hâle geldi.
Gençler kalabalık sınıfları, öğretmen açığını ve Parcoursup üniversite seçme sistemini protesto ediyor. İşçiler artık akaryakıt ve gıda masraflarını karşılayamıyor. Bu şikâyetlerin ardında toplumsal eşitsizliğe, baskıya, emperyalist savaşa, neofaşizme ve kapitalist oligarşiye karşı büyüyen öfke yatıyor.
Fransa’daki patlayıcı olayların yankısı Avrupa’nın dört bir yanında ve ötesinde duyuluyor. İspanya’yı konut sorunu üzerine kitlesel protestolar sarstı; Arnavutluk’ta gençlik protestoları büyüyor; İrlanda, Belçika ve Portekiz’de kamu sektörü grevleri yaşandı; İtalya genelinde savaş karşıtı protestolar polisle çatışmalara dönüştü.
Fransa’daki egemen düzen iki yönlü bir strateji izliyor. Sendika bürokrasisi ve Jean-Luc Mélenchon’un Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) partisi protestoları kapitalist devlete tabi kılmaya çalışırken, hükümetin kendisi bir diktatörlük kurmaya yöneliyor.
Pazar gecesi itibarıyla 17 Ekim protestoları nedeniyle gözaltına alınanların sayısı 2.400’e yaklaşmıştı. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, televizyondan yaptığı konuşmada şiddetten “aşırı solcu küçük gruplardan gelen isyancılar”ı sorumlu tuttu. Partilerden ve sendikalardan şiddeti “açık bir dille kınamalarını” talep etti ve öğrenci örgütlerini, protestolara son verilmesini müzakere etmek üzere işverenler, sendika yöneticileri, yerel yönetimler ve milletvekilleriyle görüşmelere çağırdı.
Pazartesi günü Başbakan Sébastien Lecornu, olağanüstü kabine toplantısının ardından yaptığı açıklamada “geniş çaplı bir cezai yanıt” sözü verdi. “Kısmi ve çok yerel sokağa çıkma yasakları” ilan etti; oysa Marsilya valiliği tüm kentte toplantı ve gösterileri yasaklamıştı bile. Demokratik hakları askıya alan ve polise yurttaşları keyfî biçimde gözaltına alma yetkisi veren bir olağanüstü hâl ilan edip etmeyeceği sorulduğunda Lecornu, “Gerekirse, açıkçası, ilan edebiliriz. Şimdilik sokağa çıkma yasakları duruma daha uygun görünüyor,” yanıtını verdi.
Lecornu, aşırı sağcı Ulusal Birlik’i (RN) hükümetin krize yanıtına ilişkin toplantılara katılmaya davet etti ve şu anda anketlerde RN’nin önde olduğu 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerini sol muhalefete karşı korumak zorunda olduğunu söyledi. “Aşırı sol bir hareketin cumhurbaşkanlığı seçimine kadar ülkede derin bir kargaşa örgütlemek istediği kanıtlanmış bir olgudur,” iddiasında bulunan Lecornu şöyle ekledi: “Cumhurbaşkanlığı seçiminin tarihini, hatta yapılıp yapılmayacağını sorgulatmak için harekete geçebilecek karışık bir ağ var.”
Lecornu, “kanıtlanmış olgusu” için hiçbir kanıt sunmadı. Gerçekte demokrasiye yönelik tehdit, onun kendi polis devleti operasyonlarından gelmektedir. 2024 seçimleri öncesinde Macron’un cumhurbaşkanlığı altında bir RN hükümeti kurulması olasılığına ilişkin görüşmelere katılmış olan Lecornu, protestoların, egemen seçkinlerin 2027’de RN’ye ya da benzer baskıcı bir sağ partiye zafer kazandırma planlarını tehdit etmesinden kaygı duymaktadır.
Lecornu bugün parlamentoya 54 milyar avroluk bir kemer sıkma bütçesi sunarken, uluslararası yatırımcılar RN’nin Fransa’nın devasa borcunu istikrara kavuşturmak için derin kemer sıkma çağrısını inceliyor. RN lideri Marine Le Pen’in 6 Ekim’de 2032’ye kadar 140 milyar avroluk kesinti önermesi, tahvil piyasalarının Fransız borcuna karşı spekülasyondan geri adım atmasına yol açtı. Kapitalist oligarşinin güçlü kesimleri, gelecek yıl bir RN cumhurbaşkanlığını, Fransız devletine verdikleri borçların faiziyle geri ödenmesini güvence altına almanın uygulanabilir, hatta arzu edilir bir yolu olarak görmeye başlıyor.
Fransa’daki kitlesel muhalefet patlaması bu planları tehdit ediyor. Aynı zamanda NATO’nun Rusya’ya karşı savaşını pervasızca tırmandırmasının da önüne set çekiyor. Avrupalı güçler geçen hafta Brüksel’deki zirvelerinde, Washington’un Moskova ile yaptığı dizel anlaşmasının ardından Ukrayna’nın savaşını finanse etmeyi sürdürme sözü verdi. “Avrupa’yı Yeniden Silahlandır” planı kapsamında 800 milyar avroya varan ek askeri harcama hazırlığı içindeler.
Bu ölçekte bir savaşın faturası toplumsal harcamaların kesilmesiyle ödenecektir ve bu da ülke içindeki muhalefetin bastırılmasını gerektirir. Lecornu’nun sokağa çıkma yasakları, Fransız ve dünya emperyalizminin bu mali ve askeri çıkarlarını savunmaktadır.
Faşist RN’nin açıklamaları, egemen sınıfın onu sol muhalefeti bastırmak için hazırladığını doğruluyor. Jordan Bardella, cumartesi günü sokaklarda “çalışan Fransa”nın değil, yalnızca “kaos profesyonelleri”nin bulunduğunu ilan etti. Marine Le Pen ise “yağmalayan, talan eden, yıkan, güvenlik güçlerine saldıran” isyancıların “aşırı solun rehin aldığı” 17 Ekim protestolarını “berbat ettiğini” yazdı. Seçilmesi hâlinde Fransız halkını “aşırı solun şiddetinden” koruyacağını söyledi.
Baskı, egemen sınıfın stratejisinin yönlerinden biridir. Diğeri ise sendika bürokrasisinin ve LFI’nin hareketi yeniden devletin denetimi altına sokma çabasıdır. Bu bakımdan Mélenchon’un 17 Ekim protestolarına verdiği tepki son derece açıklayıcıydı. Mélenchon pazar günü LCI televizyonunda Macron’un gençlere tavizler vereceğine dair yanılsamalar yaydı ve her şeyden önce hareketin sona erdirilmesi çağrısında bulundu.
Mélenchon, “Gençlerimizin bu olaylar dizisinin iyi bir sonla bitmesine ihtiyacı var. Talepleri duyulmalı,” dedi. Macron’un hareketi sona erdirmek için neler önerebileceği sorulduğunda ise şu yanıtı verdi: “Hayat pahalılığına yanıt verin, fiyatları dondurun. İkincisi, gençlere yanıt verin, onlara 10 milyar avro verin ve Parcoursup’ı kaldırın. Ve dükkânları yağmalanan talihsiz insanların sıkıntısına yanıt verin.”
Mélenchon ardından, üniversite protestolarının şiddetli bir polis baskısıyla bastırılmasının ardından patlak veren Mayıs 1968 genel grevine değindi. Ama bunu, baskıya ya da diktatörlüğe karşı bir genel grev hazırlanmasını savunmak için yapmadı. Tersine Mélenchon, o dönem grevi sönümlendirmek amacıyla Başbakan Georges Pompidou’nun Stalinist Genel Emek Konfederasyonu (CGT) bürokrasisiyle müzakere ettiği Grenelle Anlaşmalarını, neler kazanılabileceğinin bir örneği olarak öne sürdü.
Mélenchon’a göre Lecornu “tarihten ilham alabilir … Pompidou ne yaptı? Herkesi bir araya topladı; ne yapmak için? Mümkün olduğunca çok şeyden vazgeçmek için. Bir gecede asgari ücrete yüzde 30 zam, işyerlerinde sendikal çalışmanın güvenceye alınması ve daha fazlasını elde ettik.”
Mélenchon’un tarih dersi, 1968’in nasıl sona erdiğini atlıyor. CGT lideri Georges Séguy 27 Mayıs’ta Grenelle koşullarını Renault-Billancourt işçilerine sunduğunda, işçiler onu yuhalayarak susturdu ve grev sürdü. 30 Mayıs’ta de Gaulle Ulusal Meclis’i feshederek seçime gitti. Fransa Komünist Partisi (PCF) aynı akşam bu kararı destekledi ve CGT bütün enerjisini seçimden önce grevleri ve işgalleri sona erdirmeye harcadı. Genel grevi seçimlere kanalize ederek de Gaulle’ü kurtaran Stalinistlerdi.
Mélenchon da benzer bir rol oynuyor. Ancak 2026’da Grenelle Anlaşmaları olmayacak. Avrupa’nın dört bir yanındaki ülkeler gibi Fransız devleti de iflas etmiş durumda; kapitalist oligarşideki alacaklıları peşinde ve on milyarlarca avro savaşa aktarılıyor. Lecornu’nun sokağa çıkma yasaklarını ve olağanüstü hâli tartışmasının nedeni, devletin kayda değer tavizler için bütçede hiçbir manevra alanının bulunmamasıdır. Mélenchon hareketin satılmasını tezgâhlamayı, işçileri kapitalist devlete tabi kılmayı ve umutlarını boşa çıkarmayı başarırsa, bundan siyasi olarak kazançlı çıkacak olan aşırı sağ olacaktır.
CGT bürokrasisi de aynı rolü oynuyor. CGT yaptığı açıklamada, 17 Ekim’deki polis şiddetine ilişkin bir “soruşturma komisyonu” kurulmasını talep ederken, hükümetin “aylardır dile getirilen toplumsal taleplere” “siyasi çözümler” bulması çağrısında bulunuyor. Oysa hükümetin ne kendi polisini cezalandırmaya ne de esaslı toplumsal tavizler vermeye niyeti var. Hükümet, ülke çapındaki eylemi 5 Kasım’a erteleyen CGT’ye, işçi sınıfının daha geniş bir seferberliğini geciktirme ve engelleme konusunda güveniyor.
Bu durum, mücadelenin son kertede sendika bürokrasisi tarafından yönetilmesi gerektiğinde ısrar eden Morenocu Sürekli Devrim (Révolution permanente, RP) gibi orta sınıf grupların iflasının altını çizmektedir. RP’nin 17 Ekim tarihli, “İşçi hareketi 1968’deki gibi savaşa girmelidir” başlıklı açıklaması, “sendika yönetimlerine bir savaş planı dayatmanın, ekonomiyi felç edebilecek bir güç inşa etmenin anahtarı olduğunu” ve hükümetin kemer sıkma politikasını yenilgiye uğratmanın yolunun bundan geçtiğini ilan ediyor.
Sosyalist Eşitlik Partisi (Parti de l’égalité socialiste, PES), Macron’a, mali piyasalara ve neofaşizme karşı mücadelenin kapitalist hükümetleri geri adım atmaya zorlama perspektifiyle yürütülemeyeceğinde ısrarcıdır. Uzlaşmaz bir sınıf çatışması ortaya çıkmıştır. İşçilerin ve gençlerin karşı karşıya olduğu seçenek Macron, Mélenchon ve Le Pen arasında değil, kapitalizm ile sosyalizm arasındadır.
Protestolar, var olan derin ve patlayıcı toplumsal muhalefeti gözler önüne sermiştir. Ancak bu protestolar şimdilik esas olarak gençlik içinde temellenmektedir. PES, hareketin işçi sınıfı içine mümkün olan en geniş biçimde yayılması için mücadele ediyor. İşçi sınıfı, sendika bürokrasilerinin ve onların LFI’deki müttefiklerinin belirlediği takvimi bekleyemez.
PES, okullarda, üniversitelerde, işyerlerinde ve mahallelerde, mücadeleye katılanların seçtiği ve denetlediği, sendika bürokrasilerinden ve kapitalist partilerden bağımsız eylem komitelerinin inşa edilmesi çağrısında bulunuyor. Bu komiteler mücadelenin kontrolünü bürokrasilerin elinden almalıdır. Kemer sıkmaya, baskıya ve savaşa karşı bir genel greve hazırlanmak için, Fransa’daki işçileri ve gençleri Avrupa’da ve dünya genelinde mücadeleye atılmakta olan işçiler ve gençlerle birleştirmelidir.
Bu, devrimci bir siyasi perspektifi; faşizme, savaşa ve kapitalizme karşı işçi iktidarı ve Avrupa Sosyalist Birleşik Devletleri uğruna mücadeleyi gerektirir. PES, bu perspektifi paylaşan bütün işçileri ve gençleri partiye katılmaya ve onu Fransa’da işçi sınıfının devrimci önderliği olarak inşa etmeye çağırıyor.
Daha fazlasını okuyun
- Gençlerin ve “sarı yelekliler”in kitlesel seferberliği Fransız hükümetini sarsıyor
- Fransa: 17 Ekim’de taşradaki protesto gösterileri karşısında kolluk güçleri ve devlet yetersiz kaldı
- Eylem komiteleri kuralım! İşçileri savaşa karşı ve Fransa’daki gençlik hareketini savunmak için seferber edelim!
- Révolution Permanente, Fransa’daki lise protestoları ortasında işçi sınıfının bağımsız seferberliğini nasıl engelliyor
