İzmir’in sanayi ilçesi Aliağa’da, Türkiye’nin önde gelen güneş paneli üreticilerinden Smart Güneş Teknolojileri’nin fabrikasındaki işçilerin ödenmemiş alacakları ve sendika seçme hakkı için verdiği mücadelede 80’den fazla işçinin işten çıkarılmasına karşı mücadelesi ikinci haftasını tamamlıyor.
Fabrikadaki işçiler, yıllardır şirket yönetimiyle iş birliği içinde çalışan Türk-İş konfederasyonuna bağlı TES-İŞ sendikasından topluca istifa ederek DİSK’e bağlı Enerji-Sen’e üye oldular. Bu, toplu sözleşme gereği temmuz ayında ödenmesi gereken enflasyon zammının ödenmemesinin ardından geldi.
Şirket eylül ayında, açıkça şirket yanlısı sendikadan kopuşa öncülük eden yedi işçiyi “departman fazlalığı” bahanesiyle işten çıkardı. Fabrikadaki yaklaşık 570 işçi, buna 11 Eylül’de üretimi durdurarak yanıt verdi ve işçiler dört gün boyunca fabrikayı terk etmedi. Eylem, şirket yönetiminin Enerji-Sen yöneticileri ile yaptığı görüşmede birikmiş alacakları ödeyeceğini ve atılan işçiler için “bir çözüm arayacağını” söylemesi üzerine sona erdi. Ancak Smart yönetimi sözünü tutmadı, yedi işçi işe geri alınmadı ve alacaklar ödenmedi.
Bunun üzerine 7 Ekim’de fabrika önüne bir direniş çadırı kuran Enerji-Sen üyesi işçilere şirketin yanıtı toplu işten çıkarmalar oldu. Enerji-Sen’in açıklamasına göre şirket, direniş yeniden başlamadan önce, işten çıkarılmış olan yedi işçiye kıdem ve ihbar tazminatlarına ek olarak iki brüt maaş vermeyi ve onları geri almamayı, diğer işçilere temmuz ayından beri ödenmeyen enflasyon zammını ocak ayından itibaren 12 taksitle ödemeyi ve gelecek ocak ayında yapılacak enflasyon zammını bir yıl sonra ödemeyi teklif etmişti. İşçiler bu teklifi reddetti; şirket ise mücadeleyi bastırmak amacıyla üretimde 10 günlük duruş ilan etti.
19 Ekim’de üretimdeki duruşun sona ermesinin ardından işten atılanlar dışındaki işçiler işbaşı yaparken şirket, “iş sağlığı ve güvenliği” gerekçesiyle işçilerin fiili grevlerini engellemek için zorla bir taahhütname imzalatmaya çalıştı. Evrensel gazetesine konuşan bir işçi şunları söyledi: “Zorla sözleşme imzalatıyorlar. Tehlikeli iş sınıfında yer aldığımız için diye yalan söylüyorlar. Ama esas dertlerinin işten kaçınma hakkımız ve üretimi durdurmamızın önüne geçmek olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu yaptıkları bile bizden ne kadar korktuklarını yeniden gösteriyor. Mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. Ne yaparlarsa yapsınlar kararımızdan dönmeyeceğiz.” İşçiler “Tüm yasal haklarımız saklıdır” şerhini düşerek taahhütnameyi imzaladı ve çalışmaya başladı.
İşçilerin eylül ayında olduğu gibi talepleri kabul edilene kadar işbaşı yapmayı reddetmesinin yerine işten çıkarılanlar (“dışarıdakiler”) ile işbaşı yapanlar (“içeridekiler”) şeklinde bölünmesi, esasen şirket yönetiminin ekmeğine yağ sürüyor ve mücadeleyi yargı sınırlarına hapsetme işlevi görüyor. Oysa bizzat şirket yönetimi, yasal haklarını isteyen işçileri topluca işten çıkararak, alacaklarını ödemeyerek ve sendika seçme haklarını tanımayarak anayasayı ve yasaları kendi lehine çiğnemiş ve devlet de sınıfsal konumu gereği buna seyirci kalmıştır.
Buna, şirketlerin işçileri işten çıkarma “hakkına” sahip oldukları, ücretlerini ödememe “hakkına” sahip oldukları iddialarının ilkesel olarak reddedilmesiyle yanıt verilmelidir. Bu, işçilerin siyasi bir sınıf mücadelesi ile karşı karşıya olduklarını ve temel silahlarının, sınıf bilinciyle donanıp birliklerini korumak ve genişletmekten ve kolektif güçlerini kullanmaktan geçtiğini göstermektedir.
Üretimin şirket tarafından durdurulduğu günlerde, 12 Ekim’de Smart Güneş işçileri ve destekçilerinden oluşan yüzlerce kişi, Aliağa Demokrasi Meydanı’na kitlesel bir yürüyüş düzenleyerek işe geri alınma, gasp edilen alacakların ödenmesi, sendika seçme hakkına saygı gösterilmesi ve fabrikadaki baskıların sona ermesi taleplerini dile getirdiler.
İşten atılan Seray İbinli, soL Haber’e şunları söyledi: “Biz sadece enflasyon zammımızı istedik. Kapıya konulduk!” Resmi verilere göre yıllık enflasyonun yüzde 29,73, bağımsız ekonomistlerden oluşan ENAG’a göre ise yüzde 46,61 olduğu Türkiye’de, toplu sözleşmeden kaynaklanan kazanılmış hakkın ödenmemesi işçiler için doğrudan yoksullaşma anlamına geliyor
Smart işçilerinin kararlılığı, Türkiye’de hayat pahalılığına, ekonomik ve sosyal hak gasplarına karşı artan işçi mücadeleleri dalgasının bir parçasıdır. Söz konusu olan sadece Smart Güneş şirketinin münferit bir saldırısı değil, Türkiye’de ve uluslararası ölçekte egemen sınıfların ve hükümetlerin bir bütün olarak işçi sınıfına karşı yoğunlaşan sosyal saldırısıdır. Bu saldırı, özellikle Türkiye’nin de üyesi olduğu NATO güçlerinin Rusya’dan Ortadoğu’ya kadar tırmandırdığı emperyalist savaş ve silahlanma harcamalarını sosyal kesintilerle finanse etmesiyle hız kazanmıştır. Savaş enerji fiyatlarını artırarak her yerde hayat pahalılığı krizini derinleştiriyor. Bunlara, kamu kaynaklarının büyük şirketlere ve mali piyasalara aktarılmasının bedelinin işçi sınıfına ödetilmesi eşlik etmektedir.
Küresel kapitalist sistemin derinleşen krizinin yön verdiği bu egemen sınıf saldırısına karşı direniş de ancak işçilerin işyerleri, sektörler ve ulusal sınırların ötesinde bağımsız bir toplumsal güç olarak birleşip harekete geçmesiyle ileriye taşınabilir. Eylül ayında işçilerin üretimi durdurması, işçilerin kolektif gücünün harekete geçirilmesinin önemli bir örneğiydi.
Dünya Sosyalist Web Sitesi (WSWS), geçtiğimiz ayki mutabakatın ardından Smart yönetiminin “geri adımının yalnızca geçici olduğu” uyarısında bulunmuş ve Smart işçileri için ileriye giden yolu şöyle ifade etmişti:
İşten atılan öncü işçilerin yasal tazminatlarının verilerek gönderilmesi değil ama işe geri alınması, ücretlerin ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi ancak işçilerin üretimi durdururken gösterdikleri kolektif birliğin korunup sağlamlaştırılmasıyla mümkün olabilir. Bu ise hem Aliağa ve Gebze fabrikaları arasında hem de diğer fabrikalardaki işçilerle taban komiteleri aracılığıyla mücadelelerin birleştirilip koordine edilmesini gerektirmektedir.
Şirket, işçilerin alacaklarının ödenmemesi ve işten çıkarmalar için ekonomik gerekçeler öne sürüyor ve “nakit sıkıntısı” çektiğini iddia ediyor. Ancak bu iddia gerçeği yansıtmıyor. Evrensel gazetesinin aktardığına göre Smart şirketi, eylül ayında kendi hisselerini geri almak için 79,1 milyon TL harcadı. İşçilerin talep ettiği yüzde 19,76’lık artışın yıl sonuna kadarki maliyeti ise 41,1 milyon TL.
Şirket geçtiğimiz ay, eylem sürerken üretimi Orta Anadolu’daki fason tesislere ve ABD’deki OEM fabrikalarına kaydırma tehdidinde bulunmuştu. Bu, Smart işçilerinin mücadelelerini ileriye taşımak için onu ülke çapında ve hatta uluslararası düzeyde işçi sınıfının diğer kesimlerinin talepleriyle birleştirmesi gerekliliğinin altını çizmektedir.
Türkiye’de bu yıl Migros depo işçilerinin, madencilerin ve öğretmenlerin mücadeleleri başta olmak üzere tabandan gelişen çok sayıda işçi mücadelesine tanık olundu. Doruk Madencilik işçileri 2026 boyunca işten atmalara, ücret ve hak gaspına karşı kararlılıkla mücadele ettiler ve Ankara’ya yürüyüp polis baskısına meydan okuyarak sınıf mücadelesini ülke gündemi yerleştirdiler.
Şimdi Fransa’dan İspanya ve İtalya’ya, Arnavutluk’tan İrlanda, Portekiz ve Belçika’ya kadar yayılan kitlesel protestolara ve grevlere tanık olunuyor. Bunlara, Hindistan’dan Tunus’a ve Latin Amerika ülkelerine kadar birçok yerde kemer sıkma önlemlerine ve siyasi baskıya karşı kitlesel mücadeleler eşlik ediyor. ABD’de yaklaşık 1 milyon Birleşik Otomotiv İşçileri (UAW) sendikası üyesinin sendika başkanlığı seçimine katılmayı reddetmesiyle birlikte alındığında, her yerde işçi ve gençlik kitlelerinin eski hâkim siyasi ve sendikal yapılara ve onların savunduğu sosyoekonomik sisteme yabancılaşması ve bir alternatif arayışı öne çıkıyor.
Giderek büyüyen işçi mücadeleleri ve sosyal mücadeleler, bunların bir uluslararası hareket halinde birleştirilmesinin hem nesnel temelini hem de gerekliliğini gösteriyor. Taban Komitelerinin Uluslararası İşçi İttifakı (TK), işçi sınıfının işyerleri, sektörler ve sınırlar ötesinde birleşme ihtiyacına yanıt veriyor.
