Ernest Mandel Stalinizmi savunuyor

4 Kasım 1989’da Doğu Berlin’de bir milyonu aşkın işçi ve genç, Stalinist bürokrasiye karşı gösteri yaptı. Birkaç gün içinde Doğu Alman hükümeti, iktidardaki Stalinist Almanya Sosyalist Birlik Partisi’nin (SED) Politbürosu’nun büyük bölümüyle birlikte istifa etti. Mitingde Sosyalist İşçi Birliği (BSA), Berlin Duvarı’nın öte yanına gizlice geçirdiği “Stalinist Bürokrasiyi Devirin! İşçi Konseyleri Kurun!” başlıklı Merkez Komitesi açıklamasının birkaç bin kopyasını dağıttı. Kitlesel mitingden birkaç gün sonra, revizyonist Birleşik Sekreterlik’in lideri Ernest Mandel Doğu Berlin’e davet edildi ve SED’in gençlik örgütünün günlük gazetesine röportaj verdi. Mandel bu röportajda BSA’nın açıklamasına karşı SED bürokrasisini destekleyerek BSA’yı kınadı.

Bu makale ilk olarak 1 Aralık 1989’da BSA’nın gazetesi Neue Arbeiterpresse’de yayımlanmıştır.

Sosyalist İşçi Birliği’nin “SED Bürokrasisini Devirin! İşçi Konseyleri Kurun!” başlıklı açıklamasının binlerce kopyasını dağıttığı kasım ayındaki Doğu Berlin kitlesel mitinginden yalnızca birkaç gün sonra, Doğu Alman Stalinist partisi, revizyonist Birleşik Sekreterlik’in lideri Ernest Mandel’i Troçkizme karşı mücadelede bir uzman olarak Alman Demokratik Cumhuriyeti’ne (DDR) getirdi.

Mandel, Doğu Berlin’deki Humboldt Üniversitesi tarafından resmî olarak davet edilmişti. Mandel, SED’in gençlik örgütü Özgür Alman Gençliği’nin (FDJ) geniş dağıtımlı günlük gazetesi Junge Welt’e (Genç Dünya) 15 Kasım’da verdiği röportajda, BSA’nın açıklamasına karşı SED bürokrasisini destekledi.

Mandel’le yapılan yarım sayfalık röportajda şu bölüm yer alıyordu:

Junge Welt: 4 Kasım’daki Berlin gösterisinde BRD’den [Batı Almanya] Troçkistler de sokaklardaydı ve 28 sayfalık bir açıklama dağıttılar. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Mandel: DDR’deki o devasa kitle hareketine dışarıdan güçlerin müdahale etmesi bir patavatsızlıktır ve siyasi kavrayış eksikliğini ortaya koymaktadır. Asıl kaygı, DDR yurttaşlarına dışarıdan herhangi bir müdahale olmaksızın egemen bir biçimde kendi kaderlerini tayin etme olanağını vermek olmalıdır.

Junge Welt, Mandel’i “Troçkist IV. Enternasyonal’in önde gelen teorisyeni, Belçikalı Profesör Ernest Mandel” olarak dalkavukça bir girişle tanıttı. Ancak Mandel’in BSA’nın müdahalesini “dışarıdan müdahale” olarak damgalaması, onun bir küçük burjuva milliyetçi ve Dördüncü Enternasyonal’in perspektiflerinin uzlaşmaz bir düşmanı olduğunu ifşa etmektedir.

Her şeyden önce Marksistler, Marx ve Engels’in 1847’de “Bütün ülkelerin işçileri, birleşin!” bayrağı altında Komünist Manifesto’yu yayımlamasından bu yana enternasyonalisttir. İşçi sınıfını uluslararası bir sınıf olarak temel alırlar ve dünyanın her ülkesinde onu devrimci bir programla donatmayı başlıca görevleri sayarlar. Marx’ın Birinci Enternasyonal’i, o zamanlar Marksist olan sosyal demokrasinin İkinci Enternasyonal’i, Lenin’in Üçüncü Enternasyonal’i ve Troçki’nin Dördüncü Enternasyonal’i kurmakla amaçladığı başka ne olabilirdi? Troçki’nin Stalinizme karşı mücadelesinin merkezinde, uluslararası sosyalist devrim programının “tek ülkede sosyalizm” ulusalcı teorisine karşı savunulması yer alıyordu.

Mandel’in görüşü, Marksistleri durmaksızın “yabancı ajan” ve “vatan haini” diye damgalayarak karalayan, onlara zulmeden ve Rosa Luxemburg ile Karl Liebknecht örneğinde olduğu gibi onları katleden burjuvazinin ve onun Stalinist ve sosyal demokrat destekçilerinin görüşüdür.

Lenin 1917’de Menşevikler tarafından “Alman Kayzeri’nin ajanı” olduğu iddiasıyla aylarca arandı. Troçki’nin kendisi de Stalinistler tarafından, Stalin’in o sırada hangi emperyalist güçle iş birliği yaptığına bağlı olarak, Fransa, Britanya ya da Almanya emperyalizminin ajanı olma iftirasına uğradı.

Belli ki Profesör Mandel, Troçki’nin dünyanın neredeyse her ülkesinde Stalinizme karşı verdiği amansız mücadeleyi —1929–33’te Almanya’da Stalinist “sosyal faşizm” politikasına karşı birleşik cephe için yürüttüğü kesintisiz kampanyayı, İspanya İç Savaşı sırasında halk cephesinin felaket getirecek sonuçlarına ilişkin uyarılarını— “devasa bir kitle hareketine dışarıdan patavatsızca müdahale” olarak görüyor olmalı.

Dördüncü Enternasyonal, Yalta ve Potsdam anlaşmalarının sonuçlarını hiçbir zaman kabul etmemiştir. Stalinizm ile emperyalizm arasındaki bu anlaşmaların tek bir amacı vardı: Sosyalist bir devrimi önlemek için Avrupa’da ve özellikle Almanya’da işçi sınıfını bölmek. BSA’nın Dördüncü Enternasyonal’in bir şubesi olarak hem Batı’da (BDR) hem de Doğu’da (DDR) mücadele etmesinin nedeni budur. DDR’deki siyasi devrim, yani Stalinist bürokrasinin devrilmesi ile BDR’deki sosyalist devrim, yani kapitalizmin devrilmesi birbirine ayrılmaz biçimde bağlıdır.

Mandel BSA’nın müdahalesini “dışarıdan müdahale” olarak nitelendiriyorsa, yalnızca SED bürokrasisinin tutumunu tekrarlıyor demektir. SED bürokrasisi bir yandan Batı Alman emperyalizminin temsilcileriyle yakın ilişkiler sürdürürken, öte yandan DDR’deki işçi sınıfının Batı Alman işçi sınıfının devrimci temsilcileriyle temas kurabileceğinden ölesiye korkmaktadır.

Mandel’in, Dördüncü Enternasyonal’in “DDR’deki kitle hareketine karışmaması” gerektiği yönündeki talebi, [SED liderleri] Modrow ile Krenz’in en derin kaygılarını dile getiriyor. Onlar, işçi sınıfının SED bürokrasisinden ve küçük burjuva “demokratik” muhalefetten bağımsız olarak örgütlenmesini ve kendi sınıf çıkarlarını formüle etmesini, Stalinist bürokrasiye karşı kendiliğinden gelişen kitle hareketinin Dördüncü Enternasyonal’in programıyla birleşmesini ne pahasına olursa olsun engellemek istiyorlar.

Mandel, “işçi sınıfı” ifadesinden özenle kaçınıp onun yerine “DDR yurttaşları”ndan söz edecek kadar ileri gidiyor. DDR’de Demokratik Sosyalistler adıyla örgütlenen destekçileriyle birlikte, işçilerin bürokrasiyi devirmesini engellemek için onun reforme edilebileceğine dair hayaller yaymaya çalışıyor. Kısa süre önce Demokratik Sosyalistlerin bir temsilcisi, Batı Berlin gazetesi Prowo’ya verdiği röportajda, SED ile birlikte, “fabrikalardan gelen delegelerden ve SED’in ‘reform kanadı’nın yetkin temsilcilerinden” oluşan ortak bir hükümeti savundu.

Mandel, Dördüncü Enternasyonal’in perspektiflerine karşı Stalinist bürokrasiyi ilk kez savunmuyor. Yeni olan tek şey, bunu, onu SED bürokrasisinin resmî “örnek Troçkisti” mertebesine yükselten resmî bir hükümet yayın organının sütunlarında yapmış olmasıdır.

Mandel, 1940’ların sonunda, o sırada Dördüncü Enternasyonal’in sekreteri olan Pablo ile birlikte, Troçki’nin Stalinizmi baştan aşağı karşıdevrimci bir emperyalizm aracı olarak çözümlemesinin artık doğru olmadığı kanısına vardı. Onlara göre Soğuk Savaş’ın basıncı altında Stalinist partiler ilerici bir rol oynayacaktı ve dolayısıyla işçi sınıfının Dördüncü Enternasyonal’in bayrağı altında bağımsız bir müdahalesine yer kalmayacaktı.

Pablo ve Mandel’in Dördüncü Enternasyonal’in perspektiflerini bu şekilde revize etmesi, burjuva katmanlara uyarlanmayı temsil ediyordu. Söz konusu katmanlar, işçi sınıfının devrimci hareketinin Stalinizm ve emperyalizm tarafından bastırılması ve savaş sonrası gelişmekte olan hızlı ekonomik büyüme temelinde güçlenmiş ve işçi hareketine hâkim olmuş durumdaydı.

Pablocu revizyonizme karşı mücadele sürecinde, Dördüncü Enternasyonal’in programını savunmak amacıyla 1953 yılında Uluslararası Komite [DEUK] kuruldu. BSA, DEUK’un Almanya şubesidir.  

O zamandan bu yana Mandel, Stalinist ve sosyal demokrat bürokrasinin ya da küçük burjuva milliyetçilerinin işçi sınıfı üzerindeki hâkimiyeti tehdit altına girdiğinde, her seferinde siyasi sahnede boy göstermiştir.

1956’da Polonya’da bir işçi ayaklanması baş gösterdiğinde Mandel, 13 yıl sonra tersane işçilerinin tanklarla taranması emrini verecek olan Gomulka’yı “Polonya proletaryasının yeni devrimci Marksist önderliğinin” temsilcisi olarak övüp göklere çıkararak Stalinistlerin işçi sınıfını silahsızlandırmasına yardım etti. Yirmi yılı aşkın bir süre sonra Mandel, bugün Polonyalı işçileri dünyanın dört bir yanındaki önde gelen emperyalistlerin serbestçe sömürmesine sunmakta olan Walesa’yı yüceltti. Mandel, Jacek Kuron’la, onun Polonya hükümetine katıldığı güne kadar yakın iş birliği içinde çalıştı. Şimdi çalışma bakanı olan Kuron, iş temposunun yoğunlaştırılmasını dayatmaktan sorumludur. Mandel onu yıllarca bir “Troçkist” diyerek övmüştür.

Birleşik Sekreterlik başka ülkelerde de bir o kadar suçlu bir rol oynamıştır; Dördüncü Enternasyonal’in şubelerini denetimine aldığı her yerde, onları Stalinistler, sosyal demokratlar, küçük burjuva milliyetçiler ya da protestocu üniversite gençliği gibi hâkim siyasi eğilimlere tabi kılmıştır.

1964’te Sri Lanka’daki Pablocu Lanka Sama Samaja Partisi (LSSP), bir burjuva koalisyon hükümetinin parçası oldu ve 15 bin köylü gencinin katledilmesine ortak oldu. Latin Amerika’da binlerce işçi, Mandel’in tavsiyesine uyarak işçi sınıfı içindeki siyasi mücadelenin yerine maceracı ve umutsuz gerilla mücadelesini koyarak hayatlarını kaybetti. Bu arada Mandel, Brüksel’de oturmuş, bir profesör ve başarılı bir yazar olarak rahat hayatının tadını çıkarıyordu.

Son dönemde Mandel, bilhassa Gorbaçov’un ve onun Sovyetler Birliği’ndeki kapitalist restorasyon politikalarının savunucusu olarak ortaya çıktı. Junge Welt röportajında Mandel, Gorbaçov’u —ve dolayısıyla bir gecede yüzde 150 Gorbaçov destekçisi kesilen Modrow ve Krenz’i de— BSA’nın eleştirilerine karşı açıkça savundu:

Junge Welt: Gorbaçov bile “Moskova’daki Stalinist bürokrasinin lideri” olarak saldırıya uğradı. Bu Troçkistler hâlâ gerçeklere göre hareket ediyorlar mı?

Mandel: Elbette —onların [BSA’lı Troçkistlerin] küçük kitapçıklarında yaptıkları gibi— Mihail Gorbaçov’un politikalarını eleştirebilirsiniz. Ben de onun ekonomi politikalarının bir kısmına katılmıyorum. Ama bu dünyada temel bir sağduyuya sahip herkes, Marksist bir muhakemeye sahip olanlardan söz etmeye bile gerek yok, Gorbaçov’un devrilmesinin, Brejnev’in eski günlerine geri dönülmesinin dünya-tarihsel boyutlarda bir felaket anlamına geleceğini açıkça anlar. “Glasnost”un kazanımlarının özünü, Sovyet işçi sınıfı, Sovyet halkı, uluslararası işçi sınıfı ve dünyadaki bütün demokratik güçler için ileriye doğru atılmış muazzam bir adım olarak, bütün düşmanlarına karşı savunmak zorunda olduğumuzu görmemek, bana tehlikeli bir siyasi körlük, sanrı ya da saplantı gibi geliyor.

Mandel, “temel sağduyusuyla” en seçkin çevrelerde dolaşıyor. Daha geçenlerde ABD Başkanı Bush, “Perestroykanın Amerika Birleşik Devletleri Başkanı’ndan daha güçlü bir destekçisi yoktur,” diye ilan etti. ABD emperyalizminin bu en yüksek temsilcisi bile perestroykanın merkezinde kapitalizmin restorasyonunun yer aldığını kavramıştır ve bu nedenle Sovyet işçi sınıfının direnişini bastırmak için Gorbaçov’a mümkün olan her desteği vermeye hazırdır.

Mandel’in bu kadar övdüğü glasnostun amacı, her şeyden önce küçük burjuva katmanları bürokrasiye bağlamaktır. Glasnost, grevlere karşı baskıcı yasalarla ve diktatoryal gücün tek bir adamın —Gorbaçov’un— elinde toplanmasıyla hiçbir şekilde çelişmemektedir.

Mandel’in BSA’nın açıklamasına açık düşmanlığı, onun Stalinist bürokrasinin avukatlığını yaptığını teşhir etmektedir. BSA’nın programıyla kendi başına baş edemeyen ve kitlelerin gözünde bunu yapamayacak kadar itibarını yitirmiş olan SED bürokrasisi, Troçkist siyasi devrim programını karalamak için bir sözde “Troçkist”in otoritesine ihtiyaç duymaktadır.

Mandel’in Dördüncü Enternasyonal’in programına karşı karalama kampanyası, 40 yıl boyunca Troçki’nin yazılarını yasaklamış ve kendini Troçkist ilan eden herkesi hapse atmış bir partinin [SED] gençlik örgütünün merkezî yayın organında yayımlanmıştır.

Örneğin, Almanya’daki birkaç Troçkistten biri olarak Gestapo’nun pençesinden kurtulmayı başaran, Dördüncü Enternasyonal’in Almanya şubesinin önde gelen üyelerinden Oskar Hippe, sekiz yıl boyunca bir DDR hapishanesine atılmıştı. Mandel ve onun Alman müttefiki Jungclas, Hippe’yi kurtarmak için, hatta Gestapo’nun ağır işkencesine maruz kalmış olan eşine yardım etmek için kıllarını bile kıpırdatmadılar.

Mandel’in SED bürokrasisinin en derin krizi anında onun avukatı olarak açıktan boy göstermesi, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin Pabloculuğa karşı başlattığı 35 yıllık mücadelenin tarihsel haklılığını ortaya koymaktadır.

Uzun süre yalnızca birkaç bin kişi tarafından savunulup anlaşılan, her türden merkezcinin Dördüncü Enternasyonal’in sözde “sekterliği”nin kanıtı olarak sunduğu bu mücadelenin, milyonlarca işçinin devrimci mücadeleleri için belirleyici öneme sahip olduğu artık giderek netleşiyor.

Uluslararası Komite’nin Pabloculuğa karşı mücadelesi, yirminci yüzyılın sonunda uluslararası işçi sınıfının devrimci gelişimi açısından, Luxemburg’un Bernstein’a karşı ve Lenin’in Menşeviklere karşı verdiği, sonunda bu yüzyılın başında Rusya’daki Ekim Devrimi’nin zaferiyle doruğa ulaşan mücadeleyle aynı tarihsel öneme sahiptir.

Bu mücadele, Uluslararası Komite’nin bugünkü şubelerinin 1982’den bu yana Britanya’daki İşçilerin Devrimci Partisi’nin (WRP) Pablocu yozlaşmasına karşı verdiği mücadeleyle belirleyici biçimde güçlenmiştir. 1985–86’da WRP ile yaşanan kopuş, DEUK şubelerinin Stalinizme karşı yeni bir hücum başlatmasını mümkün kılmıştır.

Mandel’in geçmişte yaptığı gibi sağcı politikalarını artık “sol” sahte radikal lafların ardına gizleyememesi, binlerce işçinin gözü önünde SED bürokrasisinin avukatı ve Troçkizmin düşmanı olarak ifşa olması, uluslararası işçi sınıfı için önemli bir kazanım ve BSA’nın Doğu Almanya’daki etkin müdahalesinin doğrudan bir sonucudur.

1 Aralık 1989

Loading