Bu yazı ilk olarak 23 Mart 1990’da Almanya’daki Sosyalist İşçi Birliği’nin (BSA) gazetesi Neue Arbeiterpresse’de yayımlanmıştır. O dönem Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin Almanya şubesi olan BSA, Sosyalist Eşitlik Partisi’ni (SGP) önceleyen örgüttü.
Oskar Hippe yoldaş, 13 Mart 1990 Salı günü, doksanıncı doğum gününe yalnızca üç hafta kala ve eşi Gertrud’un ölümünden beş hafta sonra, Berlin’de bir hastanede hayatını kaybetti.
Dünya Troçkist hareketi, Oskar Hippe’yle yalnızca en yaşlı temsilcisini değil, Birinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Alman proletaryasının bütün büyük sınıf savaşlarına katılmış, dahası işçi sınıfı içinde Marksist bir önderliğin inşası ve dünya sosyalist devrimi programı için durmaksızın mücadele etmiş devrimci bir savaşçıyı da yitirdi.
Oskar, bugünkü Troçkist kuşak için yalnızca bu yüzyılın ilk yarısının devrimci savaşlarıyla değil, Rosa Luxemburg, Karl Liebknecht ve Lev Troçki gibi bu muharebelerin en büyük Marksist önderleriyle de canlı bir bağı temsil ediyordu. Hepsiyle şahsen görüşmüş ve onları tanımıştı.
Oskar Hippe bir devrimci olarak yaşadı ve bir devrimci olarak öldü. Ağabeyinin siyasi etkisiyle, daha 12 yaşındayken, yaklaşan emperyalist savaşa karşı bir gösteriye katıldı. 1 Mayıs 1916’da, siyasi bilinç ve bağımsızlık kazanmış olarak, Berlin’de savaşa karşı düzenlenen ve Karl Liebknecht’in 10 bin işçiye seslendiği ilk büyük gösteriye katıldı. Kısa bir süre sonra, Karl Liebknecht ve Rosa Luxemburg’un devrimci örgütü Spartaküs Birliği’ne (Spartakusbund) üye oldu. Almanya Komünist Partisi, (KPD) 1918–19 devriminin ortasında bu örgütten doğdu.
Mart 1920’de Halle ve Leuna çevresindeki Orta Almanya sanayi havzasındayken, Almanya’nın her yerinde işçi sınıfının Kapp darbesine karşı başlattığı devrimci ayaklanmanın en ön saflarında yer alanlar arasındaydı. 1923 sonbaharındaki mücadeleler sırasında Saksonya ve Anhalt’ın bütün sanayi merkezinde bir komünist önder olarak öylesine nam salmıştı ki, egemen sınıfın işçilere karşı zaferinin ardından hiçbir işveren onu işe almadı.
Alman işçi sınıfının 1923’teki yenilgisinin sorumluluğu esas olarak Stalin ve Zinovyev’e aitti. Bunlar, Komintern’in (Komünist Enternasyonal) önderleri olarak KPD’ye ve parti başkanı Brandler’e, hiçbir başarı şansı olmadığı gerekçesiyle bütün devrimci mücadeleleri durdurmalarını ve iktidarın fethi için hiçbir hazırlık yapmamalarını öğütlemişlerdi.
KPD’nin sonraki gelişimini, her şeyden önce, Sovyetler Birliği’nde Stalin önderliğindeki bürokrasinin yükselişi ve bu bürokrasinin Komünist Enternasyonal içinde giderek artan yıkıcı etkisi belirledi. Oskar Hippe ve yirmili yılların ortasında çalıştığı fabrikada KPD’ye sempati duyan militan bir işçi olarak tanıyıp partiye kazandırdığı eşi Gertrud, erken bir tarihte Troçki’nin önderlik ettiği Uluslararası Sol Muhalefet’e katıldılar. Sol Muhalefet, Sovyetler Birliği’nin ve Komintern’in bürokratik yozlaşmasına karşı mücadele ediyor; Marksizmi ve onun dünya sosyalist devrimi programını Stalinizme karşı savunuyordu.
Oskar kısa sürede Sol Muhalefet içinde önde gelen bir konuma yükseldi. Troçki ile birlikte, Hitler faşizmi tehlikesine karşı KPD ile Almanya Sosyal Demokrat Partisi’nin (SPD) birleşik cephesini yorulmak bilmeksizin savundu. Bu sırada Thälmann önderliğindeki KPD yönetimi, Stalin’in talimatları doğrultusunda böyle bir birleşik cepheyi reddediyor ve “sosyal faşizm”i, yani SPD’yi işçi sınıfının “baş düşmanı” ilan ediyordu.
Stalinist önderlik, daha önce 1923’te yenilgiye yol açmış olan oportünist çizgisini bu aşırı sol politikanın ardına gizledi. Bu çizgiye göre, Almanya’da işçi sınıfını devrimci bir program temelinde seferber etmek ve böylece işçilerin çoğunluğunu geleneksel sosyal demokrat önderliklerinden koparmak umutsuz bir çabaydı.
Oskar Hippe, bir Troçkist olarak, Marksistlerin işçi sınıfının devrimci kapasitesine ve görevlerine ilişkin bilimsel kanaatinden hiçbir zaman vazgeçmedi. 1932’de Kopenhag’da düzenlenen Uluslararası Sol Muhalefet konferansına katıldı ve orada Lev Troçki ile birkaç kez yüz yüze görüştü. Hem KPD’nin hem de SPD’nin önderliğinin yarattığı felç ve bölünmenin sonucunda Naziler 1933’te iktidara geldiğinde, Oskar, Nazilere karşı direniş de dahil olmak üzere Troçkist hareketin devrimci çalışmasını yeraltında sürdürmek için Almanya’da kaldı. Görevini, zorlu koşullar altında Marksist bir kadroyu bir araya getirmek ve bu kadroyu 1938’de kurulacak olan Dördüncü Enternasyonal’in üyeleri olarak yetiştirmek olarak görüyordu.
Naziler tarafından tutuklandı, hapse atıldı ve işkence gördü. Troçkist direniş hareketinin baş kuryesi olan eşi Gertrud da işkenceden geçirilip sakat bırakıldı. Ancak ikisi de hiçbir zaman tek bir isim bile vermedi.
Faşizmin çöküşünün hemen ardından Oskar, hem Batı bölgesinde hem de bugünkü Alman Demokratik Cumhuriyeti (DDR) olan Doğu bölgesinde, Almanya’da Troçkist partiyi yeniden inşa etmeye başladı. Bu nedenle 1948’de Halle’de Sovyet gizli polisi tarafından gözaltına alındı ve DDR’deki Stalinist bürokrasi tarafından sekiz yıl boyunca Bautzen’de hapsedildi.
Hippe, sonunda, Kruşçev’in 1956’da Stalin’in suçlarını açığa vurmasının ardından serbest bırakıldı. Ancak bu arada Troçkist partinin önderliği, Almanya’da Georg Jungclas, uluslararası alanda ise M. Pablo ve E. Mandel tarafından yönetilen oportünist bir eğilimin eline geçmişti. Önderinin adıyla Pabloculuk olarak anılan bu eğilim, elli yılların başında Troçkizmden kopmuş ve Stalinist bürokrasiyi ilerici bir güç ilan etmişti. Bu eğilimin, Oskar Hippe ve DDR’de Stalinist bürokrasi tarafından hapsedilen diğer Troçkistler için kılını bile kıpırdatmayı reddetmesinin nedeni buydu.
Bugün Almanya’daki Sosyalist İşçi Birliği’nin (BSA) üyesi olduğu Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi (DEUK), Troçkizmi ve Dördüncü Enternasyonal’i Pabloculuğa karşı savunmak üzere 1953’te kuruldu. Oskar Hippe, Pablocuların ve DEUK’un belgelerini inceledikten sonra 1956’da Uluslararası Komite’ye katıldı ve birkaç yıl boyunca onun içinde etkin bir şekilde yer aldı.
Hippe, Doğu Avrupa’daki Stalinist bürokrasilere karşı devrimci ayaklanmaların başlamasını memnuniyetle karşıladı ancak burjuvazinin Stalinizmin krizini kendi çıkarına kullanabileceği tehlikesine karşı en başından uyarıda bulundu. Hippe, ağır hasta olduğu ve hayat arkadaşı ve yoldaşı Gertrud’un ölümüyle derinden sarsıldığı dönemde bile, kelimenin tam anlamıyla yaşamının son gününe kadar bütün dünyadaki siyasi gelişmeleri, özellikle de DDR işçi sınıfının karşı karşıya olduğu görevleri ve sorunları dikkatle takip etti.
Sosyalist İşçi Birliği’nin DDR’deki faaliyetlerini coşkuyla destekledi ve son derece zengin deneyimlerle dolu uzun bir devrimci yaşama dayanan öğütler verdi. BSA’nın DDR’deki işçi sınıfını kapitalist restorasyona karşı mücadeleye seferber etme ve Dördüncü Enternasyonal’in programıyla donatma çalışmasını, kendisinin 1948’e kadar yürüttüğü ve Bautzen’de hapsedilmesiyle kesintiye uğrayan çalışmanın bir devamı olarak görüyordu.
Tartışmalarında durmaksızın şunu vurgulardı: “En önemli görev, bir devrimci parti inşa etmek ve işçi sınıfı içinde sosyalist bilinç yaratabilecek ve yaklaşan sınıf savaşlarında zaferin temelini atabilecek, Marksizmle eğitilmiş bir kadro yetiştirmektir.”
Şöyle diyordu, Oskar: “Bu devrimci sınıf savaşları, kapitalizmin krizine kaçınılmaz olarak eşlik eder! Ama işçi sınıfı ancak Marksist, Troçkist bir partiyle, Dördüncü Enternasyonal’le zafer kazanabilir!”
