Alman yayın kuruluşu WDR, profesyonel anti-Troçkist ve aşırı sağcı Jörg Baberowski’ye kürsü sağlıyor

Radyo ve televizyon yayıncısı Westdeutscher Rundfunk’un (WDR) her gün tarihi bir olayın anıldığı “Zeitzeichen” programının 24 Temmuz tarihli yayınında Lev Troçki’nin 90 yıl önce Fransa’ya gelişi ele alındı. Rus devrimci ve Stalin’in sosyalist muhalifi 1929 yılında Stalin tarafından Sovyetler Birliği’nden sınır dışı edilmiş ve Fransa’ya vize almayı başarana kadar dört yılını Türkiye’de Büyükada’da (Prinkipo) geçirmişti. Troçki geldikten iki yıl sonra Fransa’yı tekrar terk etmek zorunda kalmış, önce Norveç’e sonra da Meksika’ya gitmişti.

Troçki, Kasım 1932’de Kopenhag’da konuşurken

Söz konusu program, Troçki’ye yönelik kindar bir saldırıydı; hakaretler, yalanlar, yarı doğrular ve hatalı bilgiler bir araya getirilmişti. İftiralar o kadar kabaydı ki, Troçki’yi değil ama programın yazarlarını itibarsızlaştırıyordu. Troçki’nin bizzat sesinin işitildiği veya programda tarihsel gerçeklerden bahsedildiği ölçüde, Troçki, kötü niyetli yorumların aksine, olumlu ve etkileyici bir kişi olarak kendini gösterdi.

Örneğin Troçki’nin, kendisine sığınma hakkı tanıdıkları ve –Avrupa hükümetlerinin aksine– Moskova’daki göstermelik duruşmalarda atılan iftiralara karşı kendisini savunma fırsatı verdikleri için Meksika halkına teşekkür ettiği bir konuşması İngilizce orijinalinden (YouTube versiyonunu burada bulabilirsiniz) dinletildi:

Sevgili dinleyiciler, oldukça kusurlu İngilizcemle yapacağım kısa konuşmama Meksika halkına teşekkür ederek başlamamı anlayışla karşılayın. Zalimler ailemi akıl almaz bir şekilde tehdit ettiğinde, eşim ve ben artık kendimizi savunamaz hale geldiğimizde, Meksika hükümeti bize bu harika ülkenin kapılarını açtı ve burada haklarımızı ve onurumuzu özgürce savunabileceğimizi söyledi.

Troçki’nin Lenin’le birlikte önderlik ettiği 1917 Ekim Devrimi’nin meşruiyetini Almanca olarak açıkladığı 1932 tarihli ünlü Kopenhag konuşmasından da orijinal bir alıntı vardı:

Proletaryanın ilk olarak Avrupa’nın en geri kalmış ülkelerinden birinde iktidara gelmiş olması ilk bakışta oldukça şaşırtıcı görünmektedir. Ancak bu yine de yasalara tamamen uygundur. Lenin bunu özlü bir formülle açıklamıştı: “Zincir en zayıf halkasından kırılır.”

Diğer iki pasaj Troçki’nin, liderliğini yaptığı Sol Muhalefet’in ve 1938’de kurduğu Dördüncü Enternasyonal’in Sovyetler Birliği’nde ve uluslararası alanda sahip olduğu muazzam destek hakkında bir fikir veriyor.

Troçki’nin eşi Natalya Sedova’dan yapılan bir alıntı (Troçki’nin otobiyografisi Hayatım’dan), Troçki’nin Ocak 1928’de Moskova’dan sınır dışı edilip Alma Ata’ya sürgüne gönderildiği sırada Moskova tren istasyonunda yaşananları anlatmaktadır:

Göstericiler koşarak lokomotifin önünü kesmişler, vagonlara asılmışlar, treni durdurmuş ve Troçki’yi çağırıyorlarmış. ... İstasyonda tarif edilemez bir telaş varmış. Milisler ve [Stalinist gizli polis] GPU ajanlarıyla çatışmalar yaşanmış, her iki taraftan da kayıplar olmuş; tutuklamalar yapılmış. Tren bir buçuk saat boyunca hareket edememiş.

Ayrıca programın sonuna doğru, Troçki’nin 21 Ağustos 1940’ta Stalinist bir ajanın saldırısına uğradıktan sonra hayatını kaybetmesinin ardından Meksiko’daki cenaze töreni için 300.000 kişinin toplandığından bahsediliyor.

Baberowski

Programın geri kalanı bu sahnelerle uzlaşmaz bir tezat oluşturuyor. Yazar Heiner Wember ve Verdi/WDR’nin başkan yardımcısı olan editör Gesa Rünker, Jörg Baberowski’yi Troçki’ye hakaret etme uzmanı olarak görevlendirmişler. Baberowski, 15 dakikalık programda bunu ayrıntılı biçimde yaptı. Baberowski, Berlin Humboldt Üniversitesi’nde Doğu Avrupa tarihi kürsüsünün başkanlığını yapıyor. Bir mahkeme kararına göre Baberowski, “aşırı sağcı” ve “tarih tahrifatçısı” olarak nitelendirilebilir.

Baberowski daha öğrenciyken Troçki’ye iftira atmaya başlamıştı. Maocu Batı Almanya Komünist Birliği’nin (KBW) bir üyesi olarak, 1930’ların sonunda yüz binlerce Troçkistin, sosyalistin, entelektüelin, mühendisin ve işçinin kurban gittiği göstermelik Moskova duruşmalarını ve Stalin’in Büyük Terör’ünü savunuyordu. Ayrıca Kamboçyalı kitle katili Pol Pot için para topluyordu. O zamandan bugüne siyasi bayrağını değiştirdi: Bir Stalinist iken ateşli bir antikomünist ve Hitler savunucusu oldu. Fakat Baberowski’nin Troçki’ye karşı tutumu hiç değişmedi.

2014 yılında, Britanyalı tarihçi Robert Service’i Humboldt Üniversitesi’ne davet ederek, uluslararası uzmanlar tarafından bir “ısmarlama yazar işi” olarak mahkûm edilen Troçki biyografisinin reklamını yaptı. Dünya Sosyalist Web Sitesi Yayın Kurulu Başkanı David North, Service’in çalışmasının onlarca tahrifat içerdiğini göstermiş ve kitabının bir tarih çalışması değil, kişilik katili olduğu sonucuna varmıştı. Tanınmış The American Historical Review dergisi bu değerlendirmeyi tamamen teyit etti; Bertrand M. Patenaude ise kitabın “akademik tarihçiliğin temel standartlarını” hiçe saydığını tespit etti.

Almanya, Avusturya ve İsviçre’den on dört tarihçi, siyaset bilimci ve yorumcu Service’in çalışmasının Suhrkamp Verlag tarafından yayımlanmasına karşı açık bir mektup yazdı. Komünizm ve Stalinizm araştırmalarının duayeni Profesör Dr. Hermann Weber, kitabı “bilimsel bir eleştirel polemik değil, bir ağız dalaşı” olarak nitelendirdi. Kitap, “tamamen önyargılı bir şekilde yazılmış” ve “kasıtlı yanlış beyan ve çarpıtmalarla” doluydu.

Baberowski daha sonra Service’i Berlin’e davet etti. Kendisine herhangi bir eleştirel soru sorulmasını engellemek için etkinliği gizli bir yere taşıdı ve David North ve kendi fakültesinden öğrenciler de dahil olmak üzere eleştirmenlerin salona girmesini engellemek için güvenlik görevlisi tuttu.

WDR’nin şimdi bu profesyonel anti-Troçkist ve aşırı sağcıyı “uzman” olarak davet etmeye karar vermesi tesadüf değildir. Baberowski, Troçki’ye yönelik karakter suikastını sürdürmek üzere seçilmiştir. Kendisi görevi yerine getirmek için elinden geleni –hem de en ilkel entelektüel düzeyde– yapmıştır.

Baberowski, “Troçki şiddet uygulamaktan çekinmeyen acımasız bir caniydi,” diye haykırıyor. “Duygusuzdu ve onda insanlıktan eser yoktu.” “Acımasız olduğu için iç savaşta başarılı oldu.”

Bu iddia, Adolf Hitler’in “kötü biri olmadığını” ve “yaptıklarının kanlı sonuçlarını bilmek istemeyen bir Schreibtischtäter [masa başı adamı]” olduğunu açıkça ifade etmiş biri tarafından dile getirilmektedir. Bu kişi, “teröristlerin yaptığı gibi rehin almaya, köyleri yakmaya, insanları asmaya ve korku ve terör yaymaya” hazır değilse teröristlerle savaşmaktan uzak durması gerektiğini açıkça beyan ediyor. Bu kişi; Humboldt Üniversitesi öğrenci meclisinin Troçkist bir üyesine fiziksel saldırıda bulunan, seçim afişlerini kendi elleriyle yırtan ve bu nedenle mahkeme tarafından yaralama ve mala zarar verme davasının düşürülmesi için 4.000 avro ödemeye mahkûm edilen, aşırı sağcı çevrelerde faaliyet gösteren ve Nazilerin suçlarını önemsizleştiren biridir.

Baberowski, devrime veya –Rus iç savaşında olduğu gibi– karşıdevrimle mücadeleye hizmet ediyorsa şiddete karşıdır. Öte yandan, söz konusu olan faşist şiddet ya da devlet terörü ise, Baberowski tamamen farklı bir görüşe sahiptir. O zaman “rehin almak, köyleri yakmak ve insanları asmak” meşrudur.

Troçki’nin komutası altındaki Kızıl Ordu, azılı katiller ve antisemitler tarafından komuta edilen birçok istilacı emperyalist orduyu ve Beyaz birlikleri yenerek Rusya’nın devrim öncesi despotizme ve barbarlığa geri dönmesini engellemiştir.

Bizzat Troçki, iç savaşın zorluklar gerektirdiği gerçeğini asla gizlememiştir. “Misilleme olmadan bir ordu kuramazsınız. Ölüm cezasını elinizin altında bulundurmadan kitleleri ölüme yollayamazsınız,” diye yazmıştı Hayatım’da. Baberowski’nin WDR yayınında iddia ettiği gibi, rehinelerin vurulması emrini verdiği ve infazlarına bizzat tanıklık ettiği ise çirkin bir iftiradır.

Troçki, devrimin hareket tarzı ile gericiliğin hareket tarzını aynı soyut ahlaki standartlarla ölçen “ahlakçı cahiller” için sadece küçümseme duyuyordu. 1938’de Onların Ahlakı ve Bizim Ahlakımız’da şöyle yazıyordu: “Aşağılık haremağaları, kölesini hile ve şiddetle zincire vuran köle sahibi ile hile ve şiddetle zincirleri kıran kölenin ahlak mahkemesi önünde eşit olduğunu bize söylemesin.”

Baberowski’nin Troçki’ye karşı atıp tutmaları bazen tuhaf bir hal almaktadır. Örneğin Baberowski, Troçki’nin bu uçsuz bucaksız ülkedeki cepheler arasında mobil bir komuta merkezi olarak kullandığı zırhlı trenin aslında “güç gösterisine” hizmet ettiğini ve “şiddet ve güç” saçtığını iddia ediyor. “Başkomutanın başka türlü değil de böyle görünmesi önemliydi.” Ya da Lev Davidoviç Bronştayn’ın “kaçabilmek, ortadan kaybolabilmek için” –sanki çarlık esaretinden kaçmak kınanacak bir eylemmiş gibi– Troçki adını aldığını söylüyor.

Baberowski, Stalinizm ile Troçkizm arasındaki çatışmayı “tüm iktidarı kendileri için isteyen” iki birey arasındaki bir mücadele olarak sunmaktadır. Bu, her türlü bilimsel tarih görüşüyle alay etmek demektir. Sanki onlarca yıl süren, yüz binlerce insanı kapsayan, sayısız hayata mal olan ve Çin, Almanya, Fransa ve İspanya gibi ülkelerde işçi sınıfının kaderini belirleyen bir siyasi mücadele, iki kişinin kişisel hırslarıyla açıklanabilirmiş gibi!

Troçki ve Sol Muhalefet uluslararası işçi sınıfının tarihsel çıkarlarını temsil ediyordu; onlar, Ekim Devrimi’ni zafere taşıyan ve Komünist Enternasyonal’in temelini oluşturan dünya sosyalist devrimi programını savunuyorlardı. Stalin ise Sovyetler Birliği’nde iktidarı ele geçirmiş olan asalak bürokrasinin çıkarlarını temsil ediyor, emperyalizmin yalıtılmış işçi devleti üzerindeki baskısını somutlaştırıyor ve uluslararası alanda karşıdevrimci bir rol oynuyordu. Stalin’in milliyetçi “tek ülkede sosyalizm” programı, Troçki’nin “sürekli devrim” programıyla taban tabana zıttı.

Baberowski bu mücadelede, Troçki’ye karşı sürekli olarak olumlu bir ışık tuttuğu diktatör ve kitle katili Stalin’e sempati duymaktadır:

Stalin Bolşevikler arasında pragmatist olanıydı çünkü imparatorluğu bir temele oturtması gerektiğini anlamıştı. Ütopik fikirlerle hareket edemeyeceği onun için kesinlikle netti. Bunun sonucu olarak tek ülkede sosyalizm ve dünya devriminin terk edilmesi.

Baberowski, Troçki’nin insanlara ilham verebildiğini ancak “bir takım oyuncusu olmadığını” iddia ediyor. “Stalin bir takım oyuncusuydu. İnsanları manipüle edebilir, onları kullanabilir ve onlara saygı duyduğu ve eşit davrandığı hissini verebilirdi. Troçki bunu yapamıyordu çünkü her zaman kendisinin en büyük olduğunu düşünürdü.”

Gerçekle ne kadar da alay ediliyor! İktidarını entrikalar, gizli servis ve terör yoluyla güvence altına alan Stalin, hayatının sonlarına doğru paranoyak özellikler kazanan başına buyruk kararlarıyla ün salmıştı. Öte yandan, partiden ihraç edildikten sonra artık devlet iktidarının hiçbir aracına sahip olmayan Troçki, dünya çapında binlerce sadık yoldaşı etrafında toplamayı bildi.

Baberowski antisemitik motifleri de devreye sokuyor. Troçki’ye şu sinik ifadeyi yüklüyor: “Devrimi Troçki’ler yapar, bedelini Bronştayn’lar öder.” Gerçekte Troçki asla böyle bir şey söylememiştir. Bolşeviklerin antisemitizmle eldeki tüm araçlarla mücadele etmelerine rağmen, dindar olmayan Yahudilerin (Troçki) devrimci faaliyetlerini Yahudi nüfusa (Bronştayn) yönelik karşıdevrimci pogromlardan sorumlu tutan bu ifade, o dönemde dindar Yahudi çevrelerde dillendiriliyordu.

WDR yayını Boris Pasternak’ın Doktor Jivago adlı romanından bir sahne ile sona eriyor; bu sahnede (WDR’nin Troçki ile bir tuttuğu) savaş lordu Strelnikov şair Jivago’ya şiirlerine artık hayran olamayacağını, çünkü bunların “saçma bir şekilde kişisel” olduğunu ve tarihin Rusya’da özel hayatı öldürdüğünü söylüyor. “[Bunlar] devrimci Lev Troçki tarafından da öldürülmüştür,” diye ekliyor WDR.

Tarihin nasıl da iğrenç bir şekilde tahrif ediliyor! Troçki sadece seçkin bir Marksist teorisyen, devrimci lider ve yazar olmakla kalmamış, aynı zamanda Edebiyat ve Devrim ile Marksist sanat anlayışına önemli bir katkıda bulunmuştur. Diğer şeylerin yanı sıra, daha sonra Stalin döneminin “sosyalist gerçekçiliğine” dönüşecek olan “proleter sanat” doktrinini acımasız bir eleştiriye tabi tutmuştur. 1938’de sürrealist yazar André Breton ve Meksikalı ressam Diego Rivera ile birlikte Bağımsız Devrimci Sanat İçin başlıklı bir manifesto yayımlamıştır.

Troçki’nin Hitler’e karşı mücadelesi

WDR programı Troçki’nin devrimdeki ve iç savaştaki rolünü kınıyor ama Fransa’ya gelişinin siyasi koşullarını gizliyor. Troçki’nin gelişinden altı aydan kısa bir süre önce Hitler Almanya’da iktidarı ele geçirmişti. Troçki Fransa’ya vardığında, toplama kampları komünistler, sendikacılar, sosyal demokratlar ve çok geçmeden Yahudilerle dolmaya başlamıştı.

Troçki, Türkiye’de sürgündeyken, yaklaşmakta olan felakete karşı herkesten daha fazla uyarıda bulunmuş ve Almanya Komünist Partisi (KPD) ile Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) işçi sınıfını bölen ve savaşmadan Hitler’in iktidarı ele geçirmesine izin veren feci politikalarına karşı yorulmadan mücadele etmişti. Bu dönemde Almanya üzerine yazdığı ve iki kalın cildi dolduran yazıları on binlerce kişi tarafından okunmuş ve Kurt Tucholsky ve Bertold Brecht gibi çeşitli kişilerin hayranlığını uyandırmıştır.

Troçki’nin Fransa’ya gelişi Nazi Almanya’sında alarm zillerinin çalmasına yol açtı. Hitler de Goebbels kadar iyi biliyordu ki, Nazi terörünün hedef aldığı dünya sosyalist devrimini Stalin değil Troçki temsil ediyordu. Fransız Büyükelçi Coulondre altı yıl sonra, yani dünya savaşı başlamadan kısa bir süre önce Hitler’i, savaş durumunda gerçek galibin Troçki olacağı konusunda uyardığında, Führer şu yanıtı vermişti “Biliyorum.” Troçki bu diyaloğu şöyle yorumladı: “Bu beyefendiler devrim hayaletini bir kişinin ismiyle adlandırmaktan hoşlanıyorlar.”

Baberowski’nin Troçki’ye yönelik hakaretleri, 1933’te Nazi gazetesi Völkischer Beobachter’de veya Goebbels’in başka bir propaganda organında bu biçimde yer alabilirdi. Bu bir tesadüf değildir. Baberowski’nin dokuz yıl önce Der Spiegel’de Hitler’in “kötü biri olmadığını” ilan etmesinden bu yana, Nazi suçlarının aklanması konusunda uzun bir yol kat edildi.

O zaman bile medya Baberowski’yi değil, Baberowski’yi eleştiren Sosyalist Eşitlik Partisi’ni (Sozialistische Gleichheitspartei, SGP) ve onun gençlik örgütü IYSSE’yi hedef almıştı. Çok sayıda öğrenci ve öğrenci örgütü Toplumsal Eşitlik İçin Uluslararası Gençlik ve Öğrenciler’i (IYSSE) desteklerken, profesörler neredeyse hep birlikte Baberowski’ye arka çıktılar. Bu arada, aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif Partisi (AfD) Federal Meclis’te ve eyalet parlamentolarında yer almakta, federal hükümet Ukrayna ve Baltık devletlerinde Nazi işbirlikçilerinin anıtlarını diken hükümetlerle işbirliği yapmakta, İtalya, Finlandiya, İsveç ve Macaristan’da aşırı sağcılar hükümette yer almaktadır.

Nazilerin itibarının iade edilmesi ve Troçki’nin karalanması aynı madalyonun iki yüzüdür. On yıllardır süren sosyal kemer sıkma politikaları ve artan toplumsal eşitsizlik, şiddetli sınıf mücadelelerini gündeme getirmektedir. İktidar çevreleri buna 90 yıl önce olduğu gibi faşizm ve savaşla yanıt veriyor. Onlar, Troçki’nin 20. yüzyılda eşi görülmemiş bir şekilde somutlaştırdığı dünya sosyalist devrimi perspektifinin işçiler ve gençler arasında yeniden destek bulmasından korkuyorlar. Bu beyefendiler de devrim hayaletini bir kişinin ismiyle adlandırmaktan hoşlanıyorlar.

Loading