Alman Sol Parti, gençliğin radikalleşmesini nasıl dizginlemeye çalışıyor?

Sol Parti’nin (Die Linke) 19-21 Haziran tarihleri arasında Potsdam’da düzenlenen ulusal parti kongresi, esas olarak tek bir soruya odaklandı: Parti, gençliğin radikalleşmesini dizginlemeyi başarabilecek mi? Gerek parti kongresindeki tartışmalar gerekse medyadaki haberler, bu soru etrafında yoğunlaştı.

Yeni Eş Başkan Luigi Pantisano ile Federal Meclis (Bundestag) Grup Başkanı Heidi Reichinnek Potsdam’daki parti kongresinde. [Photo by Die Linke / Martin Heinlein / CC BY-NC-SA 4.0]

Almanya’daki pek çok genç radikalleşmiş durumda. Bunun nedenleri arasında aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin yükselişi, ekonomik durgunluk, işten çıkarmalar ve yapay zeka, üniversite eğitimini karşılanamaz hale getiren yüksek kiralar ve enflasyonun sonucu olarak gelecekten umutsuzluk, zorunlu askerliğin geri getirilmesi, Bundeswehr’in (Alman Ordusu) yeniden silahlandırılması, Gazze’deki soykırım ve Ortadoğu ile Ukrayna’daki savaşlar var.

Sol Parti bu gençlerin bir kısmını kendisine çekmeyi başardı. Daha bir buçuk yıl önce çöküşün eşiğinde görünen partinin üye sayısı iki kattan fazla artarak 126 bine ulaştı. Bu durum parti kongresine de yansıdı. 570 delegenin yarısına yakını üç buçuk yıldan daha az bir süredir, dörtte biri ise bir buçuk yıldan daha az bir süredir partiye üyeydi. Delegelerin yaş ortalaması ise 37 idi.

Üye artışı ağırlıklı olarak batı Almanya eyaletlerinde ve kentsel merkezlerde yoğunlaşmış durumda. Parti içi analizlere göre ana motivasyon kaynağı yüzde 78 ile faşizm karşıtlığı olurken, bunu sosyal adalet, eğitim ve barınma takip ediyor. Parti üyelerinin yüzde 17’si eğitim ve öğretim alanında; yüzde 12’sinden fazlası bilişim, medya ve iletişim sektöründe; yüzde 12’si sağlık ve bakım sektöründe ve yüzde 9’u sanat, kültür ve bilim alanında çalışıyor. Buna karşılık, beceriye dayalı mesleklerde oran yüzde 4’ün biraz altında kalıyor.

Yıllardır Sol Parti’nin içinde ya da onun daha geniş çeperinde faaliyet gösteren sahte sol gruplar da partiye yeni üyeler taşıdı. Daha önce bundan kaçınan Morenocu grup Devrimci Enternasyonalist Örgüt (RIO), bu yılın ocak ayında Sol Parti’ye katıldı.

Sol Parti’nin üye sayısındaki artış, daha geniş bir radikalleşmenin yüzeysel bir tezahürüdür. Pek çok genç ve yaşlı işçi de durumdan memnun değil ancak onlarca yıldır mevcut düzenin güvenilir bir sütunu olmuş bir partiye katılma eğilimini pek göstermiyorlar. Parti kongresinin görevi, Sol Parti’nin geçmişte defalarca yaptığı gibi, partiyi ve yeni üyelerini bu radikalleşmeyi dizginleyecek şekilde şartlandırmaktı.

1990’larda Sol Parti’nin önceli olan Demokratik Sosyalizm Partisi (PDS), kendisini, eski Stalinist Doğu Almanya’daki (DDR) endüstriyel ve sosyal kesintilere yönelik öfkenin ön saflarına yerleştirmiş ancak daha sonra Doğu Almanya eyalet yönetimlerinde ve Berlin’de bu kesintileri bizzat sürdürmüştü. 2000’li yıllarda PDS, SPD-Yeşiller federal hükümetinin sosyal kesinti paketi olan Gündem 2010’a yönelik direnişi başka yöne kanalize etmek amacıyla SPD’nin bir kanadıyla birleşerek Sol Parti’yi kurdu ve ardından bu kesintileri eyalet düzeyinde kendisi hayata geçirdi.

Bu aldatıcı politikanın sonucu AfD’nin yükselişi oldu. Pek çok seçmen, solcu bir retorikle sağcı politikalar uygulayan Sol Parti’ye tiksintiyle sırtını döndü. AfD’nin sağcı demagogları kendilerini düzen karşıtı bir parti olarak sunmayı başardılar. Şimdi, yeni bir radikalleşme dalgası karşısında Sol Parti bu eski manevrayı bir kez daha tekrarlamaya çalışıyor.

Parti yönetimi kongreye, birkaç değişikten sonra büyük bir çoğunlukla kabul edilen bir ana karar önergesi sundu. WSWS’de yazdığımız gibi bu önerge, sosyal koşullara yönelik eleştirileri Merz hükümetinin ve bazı açılardan AfD’nin politikalarıyla birleştiriyor. Sol retorik perdesi aralandığında, ana önergenin egemen seçkinlerin çıkarlarını savunan kapitalizm yanlısı, milliyetçi bir belge olduğu açıkça görülüyor.

AfD’nin eylül ayında yapılması planlanan Saksonya-Anhalt ve Mecklenburg-Vorpommern eyalet seçimlerini kazanması bekleniyor. Sol Parti buna, Şansölye Merz’in CDU’su, SPD ve diğer burjuva partileriyle daha da yakınlaşarak tepki veriyor. Bunlar sosyal hizmetlerdeki kesintiler, göçmen karşıtı retorik ve militarizm yoluyla gerçekte AfD’nin önünü açan partilerdir. Sol Parti, Saksonya ve Türingiya’da CDU liderliğindeki azınlık yönetimlerini halihazırda destekliyor. Şimdi de kendisi bu eyalet yönetimlerine katılmak istiyor ve bunu bir “anti-faşist ittifak” politikası olarak nitelendiriyor.

Parti kongresinde önde gelen üyeler, genç delegelerin radikal duyguları ile bu sağcı yönelimi uzlaştırmak için adeta bir cambazlık sergiledi. Medya ise bir denetçi gibi kenarda bekleyerek, ne zaman bir kırmızı çizgi aşılsa “faul” diye bağırdı.

Partinin Federal Meclis grubu lideri Heidi Reichinnek, bu ip cambazlığında usta olduğunu bir kez daha kanıtladı. İlk gün, stakato tarzındaki (kesik ve vurgulu) konuşmalarından biriyle delegelerin ayaklarını yerden keserek büyük bir coşku dalgası yarattı. Şansölye Merz’e, Ekonomi Bakanı Reiche’ye, sosyal hizmet kesintilerine, kısıtlayıcı sığınmacı politikalarına ve diğer “hükümet dolaplarına” öfke kusarak şunları ilan etti: “Biz bir kültür savaşı yürütmüyoruz. Biz bir sınıf savaşı yürütüyoruz. Bölüşüm ve mülkiyet meselesini gündeme getiriyoruz.” Reichinnek milyarderlere ateş püskürdü, “Zenginleri vergilendirin” talebinde bulundu ve Sol’u “faşizme karşı bir barikat” olarak ilan etti.

Ancak pazar günü iş ciddiye bindiğinde, CDU ile işbirliğini savunan kişi yine Reichinnek oldu. CDU ile her türlü işbirliğini dışlayan bir önergenin çoğunluk tarafından desteklendiği anlaşıldığında, yaptığı bir başka ateşli konuşmayla bu önergenin reddedilmesini sağladı. CDU ile işbirliğini meşrulaştırarak, “Biz faşizme karşı barikatız ve bu da hoşumuza gitmeyen kararlar almak anlamına geliyor,” dedi. Parti kongresinde kabul edilen “Lex Sachsen-Anhalt” (Saksonya-Anhalt Kaidesi) artık her bölge teşkilatının CDU ile işbirliği yapıp yapmama konusunda kendi kararını vermesini sağlıyor.

Bu davranış Reichinnek için tipiktir. Geçen yılki şansölye seçiminde Merz’i zor bir durumdan kurtarmıştı. Merz ilk turda sürpriz bir şekilde çoğunluğu sağlayamayınca, seçimin aynı gün içinde tekrarlanabilmesini sağlamıştı. Bundan kısa bir süre önce ise Federal Meclis’te yaptığı ve sosyal medyada viral olan bir konuşmasında Merz’e AfD ile işbirliği yaptığı için şiddetle saldırmıştı.

Ama mevcut Eş Başkan Ines Schwerdtner ile birlikte Sol Parti’nin başına geçecek olan Luigi Pantisano, ip üzerinde dengede kalmakta zorlandı. Her ne kadar rakip aday olmasa da —önceki başkan van Aken sağlık nedenleriyle yeniden aday olmamıştı— Pantisano, delegelerin oylarının yalnızca yüzde 53’ünü aldı.

Parti kariyerine eski parti lideri Bernd Riexinger döneminde başlayan bu mimar ve şehir plancısı, Bild gazetesine verdiği demeçte, “Şu anda faşizan politikalar izleyen CDU ile AfD ya da faşistler arasında kesinlikle hiçbir fark yok,” demişti.

Bu, kırmızı çizginin aşılması demekti. Pantisano kongreden önce ve sonra CDU ile işbirliği yapılmasından yana olduğunu belirtmiş olsa da, bu açıklaması doğu Almanya eyalet teşkilatlarında büyük bir tepkiye yol açtı ve parti kongresine dair medya haberlerine damgasını vurdu.

Die Zeit gazetesi, “Her şeyden önce insan, sözlerinin ne kadar büyük bir hasara yol açtığının farkında olup olmadığını merak ediyor. Zira Sol Parti ile CDU arasında gelecekte yapılacak herhangi bir yakınlaşma girişiminin, onun bu sözlerine atıfta bulunularak torpillenmesi muhtemeldir,” diyerek onu azarladı. Haftalık Der Spiegel dergisi ise şu eleştiride bulundu: “Doğu eyaletlerinde eylül ayında yapılacak seçimlerde AfD iktidarı ele geçirmekle tehdit ediyor. Ancak bu sefer gidişatın kendisine bağlı olduğu düşünülen Sol Parti, diğer partilerle çalışılmayı imkansız hale getirme tehlikesiyle karşı karşıya.” Bazı CDU’lu politikacılar Pantisano’nun istifasını talep ettiler.

Pantisano hemen geri adım attı ve kamuoyu önünde özür diledi. Deutsche Presse-Agentur’a (Almanya’nın ana haber ajansı) verdiği demeçte, CDU ile AfD politikaları arasında şu anda hiçbir fark görmediği yönündeki ifadesinin “aşırı basitleştirilmiş ve bu haliyle yanlış” olduğunu söyledi. Pantisano, “Özellikle CDU içinde, AfD’ye karşı net bir güvenlik duvarı ihtiyacını defalarca vurgulayanlardan bu nedenle özür dilerim,” dedi.

Parti kongresindeki bir karar önergesinde İsrail ordusunun Gazze’deki eylemlerinin ilk kez “soykırım” olarak nitelendirilmesi de büyük bir çalkantıya neden oldu. Parti kongresinde bu konuda hararetli tartışmalar yaşandı. Yönetim kurulunun ana önergesine yönelik 128 değişiklik önerisi sunuldu. Ancak büyük bir çoğunlukla kabul edilen nihai metin; “Hamas’ın vahşi suçlarını” ve İsrail’in “soykırımını” eşit ölçüde kınayan, “İsrail’in var olma hakkı”ndan ve “Filistin’in var olma hakkı”ndan söz eden ve –tıpkı federal hükümet gibi– hayali bir iki devletli çözümü savunan bir uzlaşı metni olarak kaldı.

Potsdam parti kongresinin bir kez daha gösterdiği gibi Sol Parti, kapitalist düzenin bir kalesidir ve öyle kalmaya devam edecektir. Faşizm, savaş ve sosyal kesintiler ancak tüm düzen partilerinden bağımsızlaşan ve sosyalist bir perspektif için mücadele eden bir uluslararası işçi sınıfı hareketi tarafından durdurulabilir. Sosyalist Eşitlik Partisi’nin ve onun gençlik hareketi olan Toplumsal Eşitlik için Uluslararası Gençlik ve Öğrenciler’in (IYSSE) politikası budur.

Loading