Bağımsız Maden İşçileri Sendikası (Bağımsız Maden-İş) Genel Başkanı Gökay Çakır ile sendikanın Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu, 26 Ağustos Çarşamba akşamı Ankara’da çıkarıldıkları sulh ceza hâkimliği tarafından tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Çakır bir gün önce Soma’daki sendika genel merkezinde, Aksu ise aynı gün madencilerin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önündeki direnişinin 16’ncı gününde gözaltına alınmıştı. Sendikanın açıklamasına göre bu, Aksu’nun yalnızca bu direniş boyunca yedinci gözaltısıydı; Çakır ise altı kez gözaltına alınmıştı.

İki sendikacıya yöneltilen suçlama “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik”, delil olarak gösterilenler ise kendi sosyal medya hesaplarından yaptıkları paylaşımlardır. Tutuklama kararında, şüphelilerin “sendikal konumları” ile “kitleler üzerindeki sevk ve idare yetkinlikleri” gerekçe olarak sayıldı. Mahkemenin itiraf ettiği şey açıktır: suç sayılan, işçileri örgütleme ve harekete geçirme kapasitesinin ta kendisidir.
Aksu ifadesinde, yargılanmasına konu edilen paylaşımlardan birinin halkın yoksullaşmasıyla holdinglere aktarılan kaynaklar arasındaki bağı kurduğunu belirtti ve işçilerden yana konuşmak suçsa bunu ısrarla işlemeye devam edeceğini söyledi. Aksu “Asgari ücretin 28 bin lira olmasına, emekli ücretine ses çıkarmayan sarı sendikalar alkışlanacak, yatlarda katlarda ağırlanacak, işçilerle emekçilerle oturup kalkanlar cezalandırılacak; ben böyle bir şeyin parçası olduğum için onur duyarım,” dedi.
22 yıl yeraltında çalışmış bir madenci olan Çakır ise emekli aylığının 23.700 lira olduğunu hatırlatarak, madenci arkadaşlarının aynı kaderi yaşamaması için sendikayı kurduklarını söylüyor ve şunları belirtiyordu: “Yerin altında çalışan madenci kardeşlerim mağdur olmaktadır. Bunu savunmayıp neyi savunacağım. Bu sendikanın genel başkanıysam bu arkadaşlarımı savunmak zorundaydım. Paylaşımlarım işçilerin hakkını savunmak içindir. Elektriğini ödeyemeyen, yoksulluk çeken işçiler görüyorum.”
Sendikanın avukatları, ortada Türk Ceza Kanunu kapsamında bir suç bulunmadığını ve soruşturmanın asıl nedeninin işçi mücadelesi olduğunu vurguladılar.
Tutuklamalar, madencilerin 17 gündür süren direnişinde işverenle ana alacakların büyük bölümü konusunda anlaşmaya varıldığının açıklandığı gün geldi. Sendika heyeti ile holding arasında 25 Ağustos akşamı başlayan görüşme ertesi sabaha karşı sona ermiş, ödeme aşamasına gelindiği duyurulmuştu. İşçiler kazanıma yaklaşırken, mücadeleye önderlik edenler hapse atıldı. Bu, bir “hukuki süreç” değil, işçi önderlerine zulmetme ve tüm işçi sınıfına gözdağı verme operasyonudur. Her madende, fabrikada ve işyerinde işçiler bu saldırıya, Aksu ile Çakır'ın tutuklanmasına sadece seyirci kalacak olan sendika bürokrasilerinden bağımsız harekete geçerek ve onları savunarak yanıt vermelidir.

Madencilerin mücadelesi 10 Ağustos’ta başladı. Yıldızlar SSS Holding’e bağlı Elazığ’daki Eti Gümüş ve Eskişehir’deki Doruk Madencilik işçilerinin ücretlerinin bir bölümü Kasım 2024’ten beri ödenmiyordu ve işçilerin büyük kısmı Nisan 2025’ten itibaren zorunlu ücretsiz izne çıkarılmıştı. Çalışma Bakanlığı müfettişlerinin raporu bu uygulamanın yasa dışı olduğunu ve 2022’den bu yana tüm ücretlerin, kıdem ve ihbar tazminatlarının ödenmesi gerektiğini tespit etti. Rapor hiçbir şeyi değiştirmedi. Buna karşılık Ankara Valiliği özel olarak madencileri hedef alarak 15 günlük eylem yasağı ilan etti, yüzden fazla işçi dört kez gözaltına alındı, madencilerin eşleri metro istasyonunda kuşatıldı, iki işçi polis müdahalesi sonucu hastaneye kaldırıldı.
Bağımsız Maden-İş’in 24 Ağustos’ta yayımladığı inceleme, işçilerin alacaklarını “ödeyemiyoruz” diyen holdingin gerçek durumunu ortaya koyuyor: patron Sebahattin Yıldız’ın şahsı üzerinde 849 ayrı mülkiyet işlemiyle biriktirilmiş, mükerrer kayıtlar ayıklandığında 18,3 milyon metrekareyi bulan bir taşınmaz varlığı; Ankara Gölbaşı ve Bala’da kâğıt üzerinde “hayvancılık” işletmesi görünen 16 milyon metrekare; Kütahya Dulkadir’de, siyanür havuzu iki kez çöken tesisin çevresinde satın alınmış yüzlerce parsel; Çeşme’de bir motel, Ataşehir’de yedi bloklu bir apartman var. Rapora göre, fabrika binaları bile holdingin tüzel kişiliğinde değil, patronun şahsı üzerinde kayıtlıdır; böylece şirket icraya düşse bile işçinin alacaklarına karşılık gelen bir varlığa sahip olduğu görünmüyor. Gazeteci Bahadır Özgür’ün Halk TV’deki haberine göre Yıldız’ın elinde 2.364 maden ruhsatı bulunuyor.
Sendikanın açıklamasına göre, Yıldızlar SSS Holding, birçok il ve sektördeki işçilerin alacaklarını ödememeyi kendi finansman aracına çevirmiş durumda; Nesko, Doruk, Yunus Emre Termik, Eti Gümüş, Yıldız Bakır, KMK Madencilik, Söğüt Seramik, OEDAŞ ve Kay Süt işletmelerinde aynı yöntem uygulanırken, başta Enerji Bakanlığı olmak üzere tüm bakanlıklar da buna göz yumuyor.
Yıldızlar SSS Holding’in açıklamalarında “yetkili sendika” olarak muhatap gösterdiği Türk-İş’e bağlı Türkiye Maden-İş ise yıllardır işçilere karşı şirketle aktif bir iş birliği içindedir. Yalnızca Türk-İş konfederasyonu değil ama “muhalif” DİSK yönetimi de 17 gün boyunca başkentin göbeğinde polis tarafından kuşatılan ve defalarca gözaltına alınan madencilere hiçbir destek vermedi. Bu suskunluk tarafsızlık değil, suç ortaklığıdır. Türk-İş (1,2 milyon) ve DİSK (260 bin) yönetimleri, üyelerini harekete geçirme değil, onların harekete geçmesini engelleme işlevi görmektedir.
Bu tutuklamalar münferit değildir ve gelişmekte olan bağımsız işçi hareketini büyümeden bastırmayı amaçlamaktadır. Mart ayında BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen, Gaziantep’te Sırma Halı işçilerini desteklediği için; Akbelen mücadelesinin önderi Esra Işık protesto hakkını kullandığı için hapse atılmıştı. Nisan ayında Başaran Aksu da Esra Işık’ı savunan sosyal medya paylaşımı gerekçe gösterilerek tutuklanmıştı.
Haziranda Edirne Uzunköprü’de Özşen Madencilik işçilerine, kolluk güçlerinin gözü önünde silahlı saldırı düzenlendi; kimsenin şans eseri yaralanmadığı o saldırı, yalnızca o Özşen Madencilik işçilerine değil bütün işçi sınıfına yönelik şiddetli bir gözdağıydı. Aynı hafta Ankara’da yeni Adalet Sarayı şantiyesinde alacaklarını isteyen inşaat işçileri taşeron şirketin haydutlarınca bıçaklı saldırıya uğradı. İşçilerin yasal alacaklarını ödemeyen şirket sahipleri ya da işçilere saldıran haydutlar, aynı güvenle hareket ediyor: bu devlet, tarafsız bir arabulucu değil, onların devletidir.
Bu saldırı dalgası ve demokratik hakların ortadan kaldırılması, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin ABD ile NATO’nun bölge genelinde Rusya’ya ve İran’a karşı tırmandırdığı emperyalist savaşa giderek daha fazla eklemlenmesinden bağımsız değildir. Temmuz başında Ankara’da düzenlenen NATO zirvesi öncesinde başkentte fiili bir olağanüstü hâl ilan edilmiş, yüzlerce kişi gözaltına alınmış, 200’ü aşkın kişi tutuklanmıştı.
Halen devam eden siyasi güdümlü bir yargı operasyonuyla Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) otuzdan fazla seçilmiş belediye başkanı tutuklandı, partinin seçilmiş genel başkanı görevden alındı ve parti bölündü.
Artan siyasi baskı aynı zamanda Avrupa’nın en eşitsiz ülkelerinden birinde işçi sınıfına karşı şiddetli bir kemer sıkma programı dayatmanın bir parçasıdır. Türkiye askeri harcamalarını son on yılda yüzde 94 artırırken, bunun faturası ücretlere, emekli aylıklarına ve sosyal harcamalara kesiliyor.
Sosyalist Eşitlik Partisi – Dördüncü Enternasyonal, Çakır ile Aksu’nun ve tüm işçi sınıfı tutsaklarının derhal serbest bırakılmasını, madencilerin ve benzer durumdaki tüm işçilerin alacaklarının ödenmesini talep ediyor.
Bunun için işçiler her işyerinde, sendika bürokrasilerinden bağımsız taban komiteleri kurmalı ve bu komiteleri Taban Komitelerinin Uluslararası İşçi İttifakı (TK-Uİİ) çatısı altında uluslararası ölçekte birleştirmelidir. Bu mücadelenin, yasal alacakların elde edilmesi hedefinin ötesinde, toplumsal eşitsizliğin, baskının ve savaşın asıl kaynağı olan kapitalist kâr sistemini ortadan kaldırmayı amaçlayan uluslararası sosyalist bir programa dayandırılması gerekiyor.
